Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör
Neueste Posts

Ultralar, Dün Ve Bugün-13

12. Januar 2023 , Geschrieben von Erdal Güngör

Bu bölümde İtalya’da kurulan ve kendine ilk “Ultras” adını veren grupları tanıyoruz, aralarında ilk Kadın Ultra grubu da var.

 

                                            Doriani ve Granata Ultras

 

Inter Boys SAN ile aynı yıl, aynı ölçüde olaylı 1969'da Sampdoria Ultras ve Torino Granata Ultras doğdu. Sampdoria'lılar İtalya'da 'Ultras' kelimesini ilk kullananlardır. Sestri Ponente'li gençler 1969 yılında Blucerchiato taraftarlarının ilk nüvesi olan Ultras 'Sant'Alberto'yu kurdular. 1960'larda Sampdoria'nın zaferlerine katkıda bulunan Arjantinli futbolcunun onuruna Ultras 'Tito Cucchiaroni' adını aldılar.

Ultralar, Dün Ve Bugün-13

Cenova'da, Piazza della Vittoria'da ve Montaldo merdivenlerinde ilk duvar yazıları 'Ultralar birleşerek tüm kırmızı-mavileri kana bulayacağız' şeklinde ortaya çıktı. Davullar ve büyük bayraklar Dorianların tezahüratlarını hemen karakterize ediyordu. Dorianlar aynı zamanda sadece kadınlardan oluşan bir Ultra grubu ve 1979-80 sezonunda kuruldu.

Ultralar, Dün Ve Bugün-13

Diğer ilk gruplar arasında Hell's Angels, Gunners ve Bulldogs yer almaktadır. 1982'de Marassi stadyumunun Güney tribünün tamamını kaplayan büyük bir koreografi yaptılar. 1983-84'te Ultras 'Tito Cucchiaroni' gruptaki çocuklar tarafından bağımsız olarak yapılan iki binden fazla büyük bez bayrakla yaptıkları koreografi İtalya ve Avrupa tribünlerinde bir ilktir.

 

Daha önce de belirtildiği gibi, ilk İtalyan futbol taraftar grupları arasında 1951 yılına dayanan Fedelissimi Granata yer almaktadır. 1969'da Fedelissimi'nin daha genç ve coşkulu çocukları, Torino'nun ilk ultras grubunu oluşturmak amacıyla Komandolar adlı alt gruplar kurdu. Ancak, Ultras Granata ismi 1971 yılında Vicenza ile oynanan maçta çıkan olayların ardından, grubun Maraton tribününü işgal etmesiyle benimsenmiştir ve sembolleri çapraz kaval kemikli kafatasıdır.

 

Ultras Girl pankartı ilk kadın Ultra grubunu temsil etmektedir. Onların da sembolü çapraz kaval kemikli kafatasıdır. “Ultras” Girl, Avrupa ve İtalya tribünlerinde ilk kadın Ultra gruplarından birini temsil etmektedir.

 

Daha sonra Maratona Lions (1977), Granata Youth (1978), Eagles (1980) ve kısa süre içinde Maratona'nın ikinci büyük grubu haline gelecek olan Granata Korps (1981) gibi başka gruplar da doğacaktı. Diğer gruplar arasında Viking ve Mods (Piazza Statuto'nun mods çevrelerinde doğmuştur ve 'ska' müzik grubu Statuto ile bağlantılıdır) bulunmaktadır. Bugün bile Torino'nun yeni Olimpiyat stadyumunda Ultras Granata pankartı tribünün tam göbeğinde boyunca yer almaktadır.

 

                                                    1970’li Yıllar

 

1970'ler yine Riva ve Rivera gibi futbolun mutlak şampiyonlarına sahne olacaktı. 1970-71 Scudetto'yu (İtalya’da her sezon Şampiyon olan kulübe verilen ve formada kulüp arması altına koyulan İtalya bayrağı) Corso ve Mazzola önderliğinde bir geri dönüşle Inter kazandı. Kısa bir süre sonra, 1971'de, Boniperti'nin Juventus'u üst üste iki şampiyonluğun ilkini kazanmak üzereyken, Toro'nun en ateşli taraftarları (Commandos Fedelissimi) 'Ultras Granata Club Maratona' adını aldı ve Verona'da İtalya’nın en çok korkulan ve saygı duyulan Ultra oluşumu Brigate Gialloblù kuruldu.

Ultralar, Dün Ve Bugün-13

Silvio Cametti'nin “I guerrieri di Verona”(Veronanın savaşçıları) adlı kitabında anlattığına göre, Hellas Verona'nın Ultraları 1971 yılında, 16 yaşındaki iki genç tarafından kurulan Brigate Gialloblù (BG) ile sahneye çıktı. Bu “militanlar” 60'lar sonrası öğrenci bölgelerinde, Borgo Venezia'daki Olimpia stadının müdavimleriydi. Grup, farklı davullar ve bas davullarla Bentegodi stadyumunun güney tribününde duruyordu. BG, özellikle İngiliz taraftar efsanesiyle büyüyen yeni İtalyan ultras hareketi için bir referans noktası haline geldi. Aslında sarı-mavi bayrakların yanı sıra, grup İngiliz bayrağı olan Union Jack'i de sergiliyordu. Görsellikleri ve sloganlardaki Anglosakson yaklaşımı o kadar çoktu ki Verona'nın adı kısa süre sonra 'İtalya'nın Liverpool'u' olarak değiştirilecekti. Bentegodi'deki güney tribününe, İtalya'nın en çalkantılı köşelerinden biri haline gelen Bergamo ve Brescia ile 'şiddet üçgeni' adı verildi.

 

 

1970'lerin ikinci yarısında, Londra’lı Chelsea Headhunters holiganları ile olan dostlukları nedeniyle, grubun ilk çekirdeğinin esas olarak solcu militanlardan oluşmasına rağmen, alt gruplar arasında aşırı sağcı yönelimler ortaya çıkmaya başladı. Veronese alt grubu, Milanisti (İnter) ile birkaç yıl süren (kabaca 1971'den 1973'e kadar) bir dostluğun ardından Viola (Fiorentina Ultraları) ve Sampdoria'nın Ultraları ile olduğu gibi tarihe geçen ilk tribün dostluklar kuruldu. 1970'lerin sonunda, Hellas'ın iç saha ve deplasmanda oynadığı neredeyse her maçta olay çıkarırlardı.

 

Hellas Brigatte Giallo Blu grubu üzerine bir yazı kaleme almıştım (link)…..devam edecek

Weiterlesen

Ultralar, Dün Ve Bugün-12

8. Januar 2023 , Geschrieben von Erdal Güngör

İtalya’da futbol üzerinden alevlenen şiddet on yıllardır süren mesele tarihsel siyasi olaylara dayanıyor. Güney-Kuzey bölgesel çekişme, kan davası benzer şehirler arası husumetler. Buna 80’li yıllarda Hristiyan Demokrat Andreotti’nin despot politikaları eklenince ülkede gerginlik hat safhaya ulaştı.

 

Günümüzde İtalyan tribünlerinde eski gruplar çok az kaldı ve maalesef kalanların çoğu kirli yasa dışı işlere bulaştı organize suç örgütlerinin ayak işleri ile uğraşıyorlar. Şimdi yazacağım hikâye 2014 yılında kupa finalinde çıkan olaylara şahit olan AS Roma ve Lazio tribünlerinden tanıştığım eski Ultraların ağzından birebir anlatımları;

 

Kupa finali Napoli vs. Fiorentina, her zamanki gibi Roma Olimpiyat Stadyumu'nda. Gelen Napoli taraftarları, güvenlik güçlerinin planladığı gibi Tor di Quinto'daki park yerlerine yönlendirildi. Ve geldikten sonra, Ultrà mantığının gerektirdiği gibi "kendilerini göstermeleri" gerekiyor. Yaklaşık 20 kişilik bir Napoli Ultra grubu yola ateş yaktı, polisle birkaç çatışma yaşadı ve yol kenarındaki büfeler, dükkanları yağmaladı. Çöp kutularını tekmelemek, sandalyeleri fırlatmak, her zamanki klasik işler.

Ultralar, Dün Ve Bugün-12

Büfelerden biri Tor di Quinto'da iyi tanınan eski bir Romalı Ultra Daniele de Santis tarafından işletiliyor. Nam-ı diğer "Gastone", 48 yaşında, 2004 derbisi olan "ölü çocuk derbisini" *(alt linkte) bozan Ultralardan biri olarak sabıka kaydı var. Daha 1996 yılında, o ve sarı-kırmızı "Curva Sud’un” (Güney Tribün) diğer elebaşları, dönemin Roma başkanı Franco Sensi'yi tehdit etmekten hüküm giymişlerdi.

 

Ultralar, Dün Ve Bugün-12
Ultralar, Dün Ve Bugün-12

Bundan sonrası biraz bulanık. De Santis dönene kadar hala çok tedirgindi. Napoliler onu takip etti, ona ulaştı ve hareketsiz kalana kadar dövdüler. Bulunduğunda diz kapağı kırıktı. Birkaç dakika sonra başka olay yerinde polis, altı mermi ve üç yaralı buldu. Biri kolundan, biri elinden ve biri de, adı Ciro Esposito, omurgasına saplanmış bir mermi yarası vardı. Esposito hastaneye kaldırılır ve acil ameliyata alınır, durumu "çok kötüdür". Napoliler etrafı tehdit eder "Kardeşimiz ölürse, geri döneriz!"

 

Haber alev gibi yayılır ortalık yangın yeri. Olay yerinde muhabiri olmayan medya kamuoyuna uydurma haberlerle algı teorilerini pompalamaya başlar: “Romalılar Napolilere ateş etti”, “Camorra'ya bağlı olan bir Napolili polis tarafından vuruldu” yayılan haberlerin doğruluğu muamma. Medyanın her zamanki tutumu “at yalanı mutlaka biri inanır”. De Sanctis kendisi ateş ettiği suçlamasını yalanlasa da "Ultralar ve şiddet" konusu 2007'den bu yana olmadığı kadar kamuoyuna tekrar hâkim.

 

Maç, bu tür durumlarda her zaman olduğu gibi "kamu düzeni nedeniyle" 45 dakika geç başladı. Güvenlik güçleri bütün gece Roma sokaklarında çatışacak öfkeli kalabalığı önlemek amacıyla böyle karar vermesi mantıklı. Maçtan önce olayı protesto eden iki tarafın tribüncüleri sahaya onlarca meşale atar ve bu yüzden başlama vuruşu 40 dakika gecikir. Sonunda polis güçleri ve Ultra grupları arasında yapılan müzakereler olumlu geçer ve başlama vuruşu konusunda anlaşılır. Güney İtalyanlardan sorumlu tribün lideri ve müzakerecisi "Genny a' Carogna "nın İtalyan oturma odalarında "Speziale Libero" t-shirt’ü ile görüntülerinin yansıtılması. TV Spikerinin onu Camorra klanının mensubu olarak tanıtması, yaşanan vahim olaylara yardımcı olmuyor.

Ultralar, Dün Ve Bugün-12

İtalya futbol tarihin en anlamsız kupa finallerinden biri oynandı ve 3:1 Napoli lehine sonuçlandı. Napolililer takımlarına tribün desteği vermez. Fiorentinalı Ultralara’nın bir kısmı onlara katılır. Bilanço vahim, toplam on yaralı. Aralarında silahla yaralananlar, bıçakla yaralananlar, havai fişekle elinden yaralanan bir polis memuru. Olaya karışmamış yoldan geçen, Napoli taraftarları tarafından dövülen, kırık bacak ve beyin travması ile hastaneye kaldırılan masum bir kişi. Stadyumda havai fişekle vurulan ağır yaralanan ve meslektaşları tarafından taşınan bir itfaiyeci.

 

Şimdi soruyorsunuz o masum kişi neden Napolililer tarafından linç edildi. Yukarıda bahsettiğim konu. İtalya’da şehirler, bölgeler arası yaşanan kan davası benzeri husumet, çekememezlik Avrupa’nın hiçbir ülkesinde bu boyutta değil. Milanolular Torinolulara, Cenovalılar Veronalılara, Bergomo Brescia, Pisa Fiorentina, Romalılar Napoliler, Napoliler Salernitanolulara, Catanialılar Palermolulara, Livorno Lazio vs. uzar gider. 70/80’li yıllarında her hafta sonu futbol maçları öncesi ve sonrasında taraftarlar arasında çıkan çatışmalar gerilla savaşlarını andırıyordu hatta bazı şehirlere “Filistin Gazze” adı verilmişti.

 

Bu olayların tribün kültürü ile tabikî alakası yok futbol ve tribün olay çıkarmak için bir gerekçe. Yukarda geçen Napolili tribün liderinin t-shirt de yazan “Speziale Libero” yazısının da bir hikayesi var. Antonio Speziale ve 2007 Catania-Palermo derbisinde ölen polis Filippo Raciti mevzusu, 2011 yılında yazmıştım;

Weiterlesen

Alman Futbolunda 50+1 Kuralı Nedir?

5. Januar 2023 , Geschrieben von Erdal Güngör

Alman 1. Ve 2. profesyonel futbol liglerinde uygulanan 50+1 kuralı üzerine çok yazıldı bir tane de benden olsun. Kuralın açıklaması DFL (Alman kulüpler birliği) sitesinden alıntıdır. Elimden geldiği kadar, kendi yorumumu da katarak, Türkçeye çevirdim;

Alman Futbolunda 50+1 Kuralı Nedir?

50+1 kuralı (bazen 50+1 düzenlemesi olarak da adlandırılır) Alman Futbol Ligi tüzüğünde yer alan bir hükümdür. Bu kurala göre, futbol kulüplerinin profesyonel takımlarını devrettikleri şirketlerde sermaye yatırımcılarının oy çoğunluğunu ele geçirmeleri mümkün değildir.

 

Ancak, sermayenin çoğunluğunun özel yatırımcılara ait olmasına izin verilmektedir. Örneğin, Borussia 09 e. V. Dortmund (Dernek), borsada işlem gören Borussia Dortmund GmbH & Co. Şirketinin sadece yüzde 5,53'üne sahiptir. Ancak kulübü yönetme yetkisine sahip genel ortak Borussia Dortmund A.Ş. tamamına sahiptir.

 

Taraftar grupları sürekli olarak 50+1 kuralının yumuşatılmasını ve hatta kaldırılmasını ve Alman profesyonel futbolunun ticarileştirilmesini protesto ediyor ve bu konuda haklılar!

 

50+1 kuralının esas amacı futbol kulüplerini kısa vade yatırımcılardan uzak tutmak. Bu gibi yatırımcılar kulüplere büyük zarar verdi. Geçmişte ülkemizde örnekler var, Bursa, Sakarya, Kocaeli, Eskişehir gibi. Bu kulüpler, yanlış yönetim ve kısa vade yatırımcıların vur kaç kurbanı oldular! Almanya benzeri 50+1 kuralı yürürlükte olsaydı bu kulüpler kötü duruma düşmeyecekti.

 

Almanya’da uygulanan 50+1 kuralını açıklamasına devam;

 

Alman futbol liglerinin profesyonel bölümlerinde rekabeti korumak amacıyla DFB, tüzüğünün 16c (3) maddesinde bir şirkete lisans verilebilmesi için "ana kulübün" en az "yüzde 50 artı hissedarlar meclisinde oy hakkına sahip olması" şartını getirmiştir. Hisselerle sınırlı bir ortaklık söz konusu olduğunda, ana kulüp veya yüzde 100 kontrol ettiği bir yan kuruluş genel ortak konumunda olmalıdır. Bu yönetmelik Lig Birliği tüzüğüne aynen alınmıştır (§ 8 alt bölüm 2).

 

Bu düzenlemenin arka planında, İngiltere'de Premier Lig ve Futbol Ligi'nde sıklıkla uygulandığı gibi, büyük şirketlerin veya diğer sermaye sağlayıcıların kulüplerin profesyonel takımlarının kontrolünü tamamen ele geçirmesini önlemek yatmaktadır. Bu şekilde, kulüplerin sportif çıkarları, yatırımcıların ekonomik çıkarlarından önce korunacaktır. Bununla birlikte, Almanya'daki düzenlemeyle ilgili birçok rekabet hukuku endişesi vardır ve Almanya'da bile Lig Birliği tüzüğünde istisnalara izin vermektedir:

 

"Lig birliği yönetim kurulu, ana kulübün çoğunluk hissesine sahip olma zorunluluğunun istisnalarına, yalnızca başka bir tüzel kişiliğin ana kulübün futbol sporunu 20 yıldan fazla bir süredir sürekli ve önemli ölçüde teşvik ettiği durumlarda karar verir. Bunun için söz konusu tüzel kişinin gelecekte de amatör futbolu aynı ölçüde desteklemeye devam etmesi ve şirketteki hisselerini satmaması ya da sadece bedelsiz olarak ana kulübe geri devretmesi gerekmektedir. Tüzükteki yasağa aykırı bir şekilde yeniden satış yapılması veya hisselerin bedelsiz olarak geri devredilmesinin reddedilmesi halinde, bu durum şirket lisansının geri alınmasıyla sonuçlanacaktır."

Bu hüküm, 1999 yılındaki orijinal haliyle sadece Bayer 04 Leverkusen'e uygulanmış, bu nedenle "Lex Leverkusen" olarak da anılmıştır. İki yıl sonra Volkswagen böyle bir istisnanın VfL Wolfsburg'a da uygulanmasına izin verilmesini talep etmiş ve buna izin verilmiştir. 2015 yılında bu kural, Dietmar Hopp'un Futbol A.Ş'nin çoğunluk hissesini aldığı TSG 1899 Hoffenheim'a da uygulandı. Başlangıçta öngörülen 1 Ocak 1999 son tarihi, Hannover 96 başkanı Martin Kind'in talebi üzerine Ağustos 2011 sonunda kaldırıldı. Benzer uygulama RB (Rasenball Sport) Leipzig için uygulanıyor, malum RB dünyaca meşhur enerji içecek markası ismi açık kullanılması müsaade edilmiyor.

 

26 Mart 2015 tarihinde, DFL'nin genel kurulu çoklu hisse sahipliğinin kısıtlanmasına karar vermiştir. Bir yatırımcı, ikisi yüzde 10'u geçmeyecek şekilde en fazla üç işletme şirketine iştirak edebilir. Volkswagen AG'nin hisseleri korunuyor. Yüzde 49,9% hisse sahibi yatırımcılar yatırım paylarını

 

50+1 kuralı bir yandan futbol kültürünü ve ruhunu koruyor. Bunun böyle kalması için Alman tribüncüler geçmişte büyük mücadele verdiler. Mücadele yönetici boyutunda da görülmekte Borussia Dortmund CEO’su Hans-Joachim Watzke bir röportajda “Alman seyircisinin takımıyla yakın bağları var. Taraftar olarak değil de müşteri olarak görüldüğünü hissederse büyük bir sorunumuz olur.” demişti.

 

Almanya’da futbol sporun parçası olarak görülüyor. Yetkililer Futbolun/Sporun öz ruhunu, topluma verdiği faydaları korunması için büyük gayret gösteriyor. Futbol severler, futbola sade ticaret olarak bakmıyor her şeyden önce futbol taraftara oynanan oyun olarak kabul ediliyor.

 

50+1 kuralına uymayan 1. Ve 2. lig kulüplerine lisans verilmiyor!

 

Yatırımcılar kulübe yüzde %49,9 dan fazla para yatırsa da altın hisse yüzde %1 ve söz sahibi daima dernek oluyor!

 

50+1 kuralının bir diğer önemli yanı kulüplerin gelecek sezon için gerekli likiditeye sahip olmaları! Almanya’da üst seviye profesyonel liglerde futbol kulüpleri Futbol Federasyonuna belirlenmiş bir bütçe sunmaları gerek. Her lig için belirlenmiş bütçe kulüp tarafından karşılanmıyorsa Futbol Federasyonu profesyonel lisans vermiyor! Almanya’da bu kural yaklaşık 50 yıldır yürürlükte, günümüzde uefa’nın FFP kuralının büyük kısmı Alman modelinden alıntıdır!

 

Yönetmeliğin AB hukukunu ihlal ettiği yönünde yaygın eleştiriler var. Benzer şekilde, bazı Alman kulüp yöneticileri Bundesliga'nın diğer profesyonel liglere kıyasla mali açıdan geride kaldığından ve uluslararası düzeyde rekabet edemediğinden yakınıyor. Sonuç olarak, 2007'den bu yana Almanya'daki bazı profesyonel futbol takımlarının yöneticileri daha fazla yatırımcının ilgisini çekmek için bu düzenlemenin kaldırılması yönünde talepler gelmiştir. Düzenleme şu ana kadar korunuyor, ancak hala tartışılmaktadır! Hannover 96, 10 Kasım 2009 tarihinde Lig Birliği'nin genel kurulunda 50+1 kuralının değiştirilmesi için bir önerge sundu, ancak bu önerge büyük bir çoğunlukla reddedildi.

Weiterlesen

Ultralar, Dün Ve Bugün-11

3. Januar 2023 , Geschrieben von Erdal Güngör

Dini toplantılarda olduğu gibi maçlarda çok sayıda yerel halkı bir grupta bir araya getirmekle kalmaz, aynı zamanda bir inançla da birleştirir! Bunun tanımı bir tanrıya değil, bir takıma olan inançtır. Birçoğu fabrikalarda ve dükkanlarda monoton ve birbirini tekrar eden hayatlar yaşayan genç taraftarlar için maç, 'kronik' bir haftanın 'akut' bir anıdır.

 

                      İlk Ultra Oluşumları

 

Daha önce de belirtiğim gibi 1968 yılı, Club Vieusseux ve Club Settebello'nun (1965) desteğine dayanan en büyüklerden biri olan hareketin doğuşuyla ilk İtalyan Ultra grubunun kurulduğu yıldır. Bu gruplar bugün hala San Siro stadyumunun tribünlerinde ve Floransa'daki Artemio Franchi stadyumunda, kökenleriyle aynı yazıyı taşıyan pankartlarla yer almaktadır.

 

1960'ların başında, Madonnina'nın altına taşınmasının ve Nerazzurri (Siyah Lacivert, İnter taraftarlarının takımlarına verdiği isim) kulübüne gelişinin ardından, Inter teknik direktörü Helenio Herrera Milano futbolunun ihtişamını değiştirmeye çalıştı. Lakabı “Sihirbaz” olan Hoca sık sık “Inter taraftarlarına aittir, taraftarlar Inter'dir” sözünü tekrarlamayı severdi. İspanya'da, Barcelona'dan yakın zaman dönen ve Barça taraftar grubu palau blaugrana'yı (mavi-koyu kırmızı saray) deplasmanlara geldiğini gören Herrera, Başkan Angelo Moratti'ye hedefi koordine edecek ve 26 Nisan 2016'da feshedilene kadar Milan'ı her yerde destekleyecek bir taraftar grubunun kurulmasını önerdi.

Ultralar, Dün Ve Bugün-11

Milan’ın güney tribününde “Rossoneri'deki” (koyu kırmızılar) bir diğer tarihi grup ise 1975 yılında doğan Brigate Rossonere'dir. Nanni Balestrini'nin “I furiosi” adlı romanında onlardan açıkça bahsedilmektedir. Kulübün bulunduğu şehrin dışında bir şube açan ilk İtalyan Ultra grubuydu. Brigate Rossonere Roma şubesi 1976 gibi bir tarihte kurulmuştu. "Sud'un (güneyin) altın yılları 73'ten 78'e ve 1987'den 1994'e kadardı. “O zamanlar dünya üzerinde bizimkiyle kıyaslanabilecek bir tribün yoktu" diyor Sud'un tarihsel temsilcisi ve Rossoneri taraftarlarıyla ilgili bir serginin küratörü olan Alessandro 'Peso' Pozzoli, 9 Nisan 2010 tarihli Corriere della Sera'nın Milano sayfalarında yer alan röportajında.

Ultralar, Dün Ve Bugün-11

Fossa dei Leoni'den kısa bir süre sonra, 1969'un ilk günlerinde, San Siro stadyumunun Nerazzurri tarafında, Boys - The Nerazzurri Furies of Inter doğdu (1981'den itibaren daha belirgin bir 'sağcı' siyasi çağrışımla Boys San, Nerazzurri Action Squads oldular).

Ultralar, Dün Ve Bugün-11

Güney İtalya ve Veneto bölgesinden gelen göçmen Halk'la güçlenen, ağırlıklı olarak işçi sınıfı kökenleri nedeniyle tornacılar olarak adlandırılan Rossoneri kuzenlerinin aksine, Nerazzurri taraftarları genellikle şehrin ve Brianza'nın daha burjuva ve varlıklı bölgelerinden geliyor ve yıllardır kendilerine övünenler, fanatikler için sevgi dolu bir eşanlamlı olan baùscia (ameleler) pankartı arkasında dururlar.

 

İlk Inter Boys Fossa dei Leoni'nin doğuşundan birkaç ay sonra, Ocak 1969'da '11 Aces' grubu. Inter'den "Boys-Le furie nerazzurre" hepsi de 1964'te kurulan Inter Club Fossati'den çıkan çocuklardı ve Curva Nord tribününe yakın bir blokta konuşlanmışlardı. 'Boys-Le Furie Nerazzurre' yazılı pankartları. Beneamata adı verilen dikey çizgili siyah ve mavi zemin üzerine altın rengiyle yazılmış formaları. Curva Nord'a taşınmadan önce ilk kez 22 Mart 1970 tarihinde Lazio-Inter maçında görüntülenmiştir.

 

Bu isim sadece İngilizce terimden değil, aynı zamanda o yıllarda Nerazzurri kulübünün resmi dergisinde yayınlanan çizgi romanın kahramanı olan 'Boy' karakterinden de gelmektedir.

 

Beş yıl sonra, 1975'te, Inter'i doğu kale arkası tribünden destekleyen Ultra grubu ortaya çıktı. Sonra 1979'da kuzey tribününe taşındı. 1984'te Viking, 1986'da ise açık bir dazlak tarzı ve aşırı sağcı politikalara sahip bir grup olan Skins doğdu. 1989, 1990'daki dağılmanın ardından birçok eski Skins'in birleşeceği Irriducibili'nin doğuşuna tanıklık etti. Bu arada Verona Ultraları ile 2001'deki ayrılığa kadar sürecek güçlü bir ilişki vardı.

 

Inter'in örgütlü taraftarları 1960'larda, Arjantinli teknik direktör Helenio Herrera kulüplerin taraftar grupları kurulması fikrini ortaya atmasıyla oluştu. San Siro'ya taraftar gruplarının fikir babası Helenio Herrera olması usta hocanın oynattığı eksantrik futbolun yanı sıra İtalya futboluna bir diğer değerli kazancıdır!

 

Nerazzurri taraftarlarının tarihsel temsilcisi Ivan Luraschi, Corriere della Sera'nın Milano baskısında 9 Nisan 2010'da yayınlanan ve o sırada devam etmekte olan ve tam da Madonnina'nın altındaki taraftarların iki ruhuna adanmış olan 'Milano siamo noi' sergisini değerlendirdiği makalesinde, 'Kuzey Tribünü 1964'te Inter Club Fossati ile doğdu ve 1969'da bir grup çocuk bu kulüpten ayrılarak Boys'u kurdu,' diye hatırlıyor. İki Milan kale arkaları için 1983 yılı barış anlaşmasının yapıldığı yıl dönüm noktası olarak kabul edilebilir. O ana kadar stadyumun içinde ve dışında iki tribün arasında sürekli bir çatışma vardı. Bu barış antlaşması ile geçmişe net bir çizgi çekildi. O zamandan beri milanisti ve interisti arasında hiçbir çatışma olmadı, iki takımın Ultraları hala o makaleyi hatırlıyor….devam edecek

Weiterlesen

Ultralar, Dün Ve Bugün-10

26. Dezember 2022 , Geschrieben von Erdal Güngör

Önceden bahsettiğim gibi Ultra hareketi 60’lı yılların sonlarında ortaya çıktı ve bu hareketi, alt Kültürü daha yakından anlamanız, tanımanız için derin araştırmalar yaptım ve İtalyan tribünlerini kovalayan arkadaşların anlattıkları ve kaynaklarına başvurdum. Hikâyenin bu bölümünde İtalya tribüncülerin ağzından, yaşadıklarından ve İtalya futbol tarihinden alıntılardır!

 

Ultralar ya da “ultra” terimi, on yıllardır halk dilinde ve medyada, bir futbol takımının ya da başka bir spor branşının, gruplar halinde örgütlenmiş, güçlü bir aidiyet duygusu ve diğer takımlarla yapılan spor müsabakaları sırasında doruğa ulaşan takım tutkusu ve desteğini günlük olarak yaşama bağlılığıyla karakterize edilen en ateşli taraftarını ifade etmektedir. Atıfta bulunulan grup genellikle stadyumun kale arkası (İtalyanca Curva) veya Kapalı/Maraton olarak bilinen bölümünde yer alır. Ancak son yıllarda endüstriyel futbolun yaygınlaşması ile müşteri olarak tanımladığımız kişiler stadyumun mesafeli olarak bilinen ve genellikle daha varlıklı bir kitleye yönelik olan bölümünde yer almaktadır.

Ultralar, Dün Ve Bugün-10

Kriminolog Stefano D'Auria'nın “Gli ultras: analisi globale del fenomeno” adlı çalışmasında yazdığı gibi. Cenova'da, 1960'ların sonlarında, ilk Sampdoria taraftarları şehrin duvarlarına 'ultras' kelimesini yazmaya başladılar ve bunu Cenovalı rakiplerine açık bir tehditti “Birleşerek tüm kırmızı-mavileri kana bulayacağız” anlamına gelen bir kısaltma olarak duyurdular.

 

Treccani sözlüğü ise 'taraftar' terimini (Yunanca typhos, 'duman, fantezi, uyuşuklukla birlikte ateş') özellikle bir müsabaka sırasında bir takımın veya sporcunun yanında tezahürat, ıslık, alkış vb. ile ifade edilen bir heyecan durumunda olduğu gibi ateşli ve coşkulu bir spor tutkusu geliştiren kişi olarak açıklamaktadır. Bir takıma veya karaktere yönelik coşkulu ve hatta agresif bir tutku.

 

 

İtalyan stadyumlarında kesinlikle sadece ultralar yok. Futbolu takip edenlerin heterojen sosyal bloğu, katılım ve duygusal bağlılık düzeylerine göre dört kategoriye ayrılabilir: basit taraftarlar, zengin seyirciler, yandaşlar ve Ultralar. Yaklaşık 20-25 milyon İtalyan bu dört kategoriye girmektedir. Demoskopik araştırmalara göre, ülkede bir futbol takımının etkinliklerini ve oynadığı şampiyonayı az ya da çok tutkulu bir şekilde takip eden çok sayıda insan her üç kişiden biri olarak ortaya çıkıyor.

 

Bisiklet sporunun ardından İtalya, on yıllar boyunca Learco Guerra, Alfredo Binda ve Costante Girardengo'yu bağrına bastı, ardından Fausto Coppi ve Gino Bartali arasında bölündü, Francesco Moser ve Giuseppe Saronni'ye âşık oldu, ardından Marco Pantani, sadece iki tekerlek tarihinin en ünlü şampiyonlarını saymak gerekirse. İlk boks yıldızları Erminio Spalla ve Primo Carnera'nın yumrukları ve çürükleriyle titreşmişti. Ferrari'deki son olayları takip etmek için kırmızı giymeden önce, Tazio Nuvolari ve Alberto Ascari ile yarış arabalarında vızıldayarak motor yarışları için parlamıştı. Ayrıca Brezilyalı Ayrton Senna gibi cavallino'dan olmayan sürücülere de âşık oldu. İtalyanların son yüzyıldaki spor tutkuları çoktur.

 

Şimdiye kadar hiçbir siyasi, gösterişli kültürel ya da dini olay, hiçbir tarihi ya da kurumsal geçiş, İtalyanların dikkatini en önemli futbol maçları, örneğin İtalya milli takımının sahada olduğu bir Dünya Kupası finali kadar çekmeyi başaramadı ve gelecekte de başaramayacak. Berlin 2006'nın son perdesi olan 9 Temmuz'daki İtalya-Fransa karşılaşmasında, en çarpıcı örneği vurgulamak gerekirse, ortalama izleyici sayısı 22 milyonun üzerindeydi, en yüksek izleyici sayısı 28 milyondu ve Lippi'nin İtalya'sının dördüncü Dünya Kupası'nı kaldırmasını sağlayan penaltı vuruşu aşamasında yüzde 90'lık bir paya ulaşıldı.

 

Sanki her iki İtalyan vatandaşından biri maçın en azından bir bölümünü izlemek için televizyonun karşısına geçti. Zidane'ın Materazzi'ye kafa atmasından Grosso'nun attığı belirleyici penaltıya kadar, televizyon başında olan on İtalyan'dan dokuzu maça çivilenmiş gibiydi.

 

İtalyanlar için futbol çok güçlü bir tutku, onurlandırılması gereken bir ritüel, neredeyse bir din. Antropolog Marc Augé'nin Futbol adlı kitabında gezegenin futbol tutkusu üzerine düşünürken sorduğu sorudur. Futbol yeni bir Dini fenomen midir?

 

Marc Auge’nin bu soruya cevabı şöyle;

 

“Özellikle İtalya'da, stadyuma gitmek bir işlev, kutsal bir yerde döngüsel olarak tekrarlanan dini bir ritüeldir, tıpkı stadyumun periyodik olarak onu dolduran taraftarlara göründüğü gibi.

 

DİNİ BİR TOPLANTIDA OLDUĞU GİBİ, maç sadece birçok yerel halkı görünür bir grupta bir araya getirmekle kalmaz, aynı zamanda bir inançla da birleştirir. Artık bir tanrıya değil, bir takıma olan. Birçoğu fabrikalarda ve dükkanlarda monoton ve birbirini tekrar eden hayatlar yaşayan genç taraftarlar için maç, kronik bir hafta içinde akut bir andır. Onlara renklerle, sembollerle, bağırış ve tezahüratlarla toplumdaki varlıklarına ve ortak bir davaya olan inançlarına tanıklık etme fırsatı veren temel bir deneyimdir. Bu amacın daha asil ve yüce bir siyasi ya da dini idealden ziyade yerel takımın zaferinden başka bir şey olmaması, olayın psikolojik önemini hiçbir şekilde azaltmaz."

 

Benzeri hatta tıpa tıp aynısı Türkiye için geçerli. Danny Dyer “The Real Football Factorys International” belgeselinin Türkiye bölümünde bunu çok güzel ifade ediyor “Türkiye’de resmi din İslam ama gerçek din FUTBOL!”….Devam edecek.

 

Weiterlesen

Almanya’nın En Genç Amigosu

20. Dezember 2022 , Geschrieben von Erdal Güngör

Jonathan Peters, Almanya bölgesel lig takımı Viktoria Berlin'in küçük amigosu, yani tribün setinde tezahüratları önden söyleyen ve davulla ritmi ayarlayan, Jonathan daha 13 yaşında.

Almanya’nın En Genç Amigosu

Jonathan durumundan memnun tribünden çok zevk alıyor ve kendini tarif ediyor; “muhtemelen Almanya'daki en genç amigoyum. Ama başka ne yapabilirim ki? Seyircilerin takım için tezahürat yapmasını sağlayabilecek benden başka kimse yok. Şunu bilmek zorundasın bizim tribüne gelenler ya yaşlı erkekler, neredeyse hepsi 55 ila 65 yaşlarında, bira göbekli. Ya da futbolu seven ama Viktoria taraftarı olmayanlar. Esas onları motive etmek zor. Bu yüzden onları havaya sokmak için bağıracak birine ihtiyacınız var. Sesim cılız çıksa da elimden gelen her şeyi yapıyorum”

Almanya’nın En Genç Amigosu

Viktoria Berlin taraftar oluşumu yedi yıl önce kuruldu adı "Echte Ultris" ve büyük rekabetle mücadele ediyor. Grup adı “Ultri” yanıltmasın gerçek “Mentalita Ultra” geleneklerine sadıklar küçük olduklarından dolayı kendilerine “Ultri” diyorlar. Grup üyelerinden Gerhard Reiner'e göre sorun öncelikle Bundesliga kulüpleri. "Berlin'de, kimse futbolun alt liglerine pek rağbet etmez önemli olan sadece tepesidir."

Dostu Harald Sielaff içinse her şey kulübe olan yürekten sevgi ile ilgili. "Bu kulüpte çok sevimli bir atmosfer var ve bu yüzden kalbimi Viktoria'ya kaptırdım."

 

Biz kocaman yürekli küçük kahraman Jonathan ile devam edelim. Seni kim ilk kez maça getirdi sorusunu şöyle cevaplıyor; Babam beni ilk kez 2014 yılında maça götürdü. Altıncı yaş günümden hemen önceydi. Viktoria Meuselwitz'e karşı, o zamanlar hala Viktoria'nın Jahnsportpark'a taşınmadan önce oynadığı Lichterfelde stadyumundaydı. On yaşındayken Ultris'e katıldım, besteler yapmaya ve onları söylemeye başladım.”

 

Patlat bakalım bir beste; “Gök mavisi çocuklar, gök mavisi çocuklar, hepimiz gök mavisi çocuklarız”

 

Maçtan sonra boğazın ağrımıyor mu? “Bazen devre arasında sesim kısılıyor. Devam edebilmem için genellikle bir kola ve patates kızartmasına ihtiyacım oluyor. Bu yüzden Viktoria kadın takımı bana bir megafon hediye etti onların maçlarında da amigoluk yapıyorum.”

 

Deplasman yapıyor musun? “Tabii ki! Örneğin geçen sezon 1860 Münih maçına gittim ve Magdeburg'daydım. Ancak taraftar dünyasında hâlâ yapılacak çok şey var. Keşke havaya girmek isteyen daha fazla insan stadyuma gelse, ayrıca bu yıl bir koreyografi düzenlemek istiyorum.”

 

Bizim “çocukluk aşkımsın” bestesine tam uyuyor küçük Jonathan. Taraftar dediğin kulübünü olduğu gibi sever, hiçbir şart koşmadan, karşılıksız ne kupa ne proje ne de transfer, salt sevgi.

 

Dünya’nın en güzel yerleri Tribün, deplasman otobüsü bir de ana kucağıdır.

 

Cıgara dumanından kırılan deplasman otobüsü radyoda hafif Müslim baba, takıma kavuşmanın verdiği heyecan…Tribün bir yaşam biçimidir yaşamasını bilene!

 

               sade Tribünde değil hayattada ULTRA...!

Weiterlesen

Ultralar, Dün Ve Bugün-9

15. Dezember 2022 , Geschrieben von Erdal Güngör

Dönemin gazeteleri, stadyum holiganizminin ilk fenomenlerine atıfta bulunarak “İşte sporun Teddy Boys'u” manşetini attılar. Olaylar durmaksızın devam ediyordu, 13 Nisan 1959'da Bari - Fiorentina maçından sonra yoğun taş yağmuru ve hakeme şişe, ayakkabı ve şemsiye fırlatılması. 4 Ekim 1959'da Napoli-Cenova müsabakasında göz yaşartıcı gaz kapsülleri de kullanmak zorunda kalan polisin tazyikli su müdahalesi. Sahanın dışında polis araçları öfkeli taraftarları dağıtmak için defalarca müdahale etti. 

1950'lerden kalma bir filmde olduğu gibi siyah beyaz olarak hayal ettiğimiz, ancak bugün İtalya ve diğer Avrupa stadyumlarında hala gördüğümüze çok benzeyen sahneler. "Maçtan sonra soyunma odaları taraftarlar tarafından uzun süre kuşatıldı ve çok sayıda taş atılarak camlar kırıldı," diye anlatıyor 25 Mart 1962 tarihli Juventus - Sampdoria maçının kayıtları.

Dönemin Corriere dello Sport'un sayfalarında genç Giordano Guarisco'nun ölümü şöyle anlatılıyor;

Giuseppe Plaitano'nun Salerno'daki ölümü, daha önce de gördüğümüz gibi futbol stadyumunda bir taraftarın ilk ölümü değildir, ancak İtalyan futbol severlerin hafızasına kazınan ilk ölümdür. Tarih 28 Nisan 1963, Salernitana ile Potenza arasında Serie B'ye yükselmeyi garantileyecek bir maç oynanıyordu. Stadyum tıklım tıklımdı, tribünlerde neredeyse on beş bin kişi vardı, ayrıca yakınlardaki Basilicata'dan gelen bir grup deplasman taraftarı da vardı. Genel bir gerilim atmosferinde oynanan maçın son yirmi dakikasında, zaten bir gol geride olan Salernitana'nın, halk ve Granata oyuncuları tarafından mutlak olarak kabul edilen bir penaltı vuruşunun reddedilmesiyle dram ortaya çıktı.

Bazı Campania taraftarları birkaç girişimde bulunarak sahayı bastı. Kendilerine göre Salernitana'ya zarar vermekten suçlu olan Alessandria'lı hakem Gandiolo'ya saldırmak istediler. Polis ve jandarma sahaya konuşlanmak zorunda kaldı, hatta göz yaşartıcı gaz kullanarak ev sahibi taraftarları dağıttı. İşte bu heyecan dolu dakikalarda bir polis, öfkeli taraftarları uzaklaştırmak için havaya birkaç el ateş etti. Bu kurşunlardan biri Giuseppe Plaitano'ya isabet etti ve oğlu Umberto ile birlikte tribünde bulunduğu sırada şakağından vuruldu.


“Babam buradaydı, yanımdaydı. Sonra yere yığıldığını gördüm," diye anlatacaktı oğlu yıllar sonra, eski Vestuti stadyumunun merdivenlerinde, futbol ve hikayeler üzerine başarılı bir RAI programı olan Sfide'nin kameraları önünde. 48 yaşındaki Salernitana taraftarı kurtarılacak ve Salerno hastanesine kaldırılacak, ancak birkaç dakika sonra hayatını kaybedecektir. O gün, stadyumun ciddi hasar görmesi, hakem Gandiolo'nun saatlerce aranması ve şehrin sokaklarında taraftarlar ile polis arasında yaşanan çatışmalarla sona erecek. Plaitano'ya yapılan otopsinin sonucu yoğun bir gizemle çevrili. Polis versiyonu sorumluluğu reddediyor ve ölümü bir hastalık ya da kalabalıkta düşme sonucu olarak bildiriyor.

Plaitano'nun öldüğü aynı korkunç pazar günü, Napoli-Modena maçının saha kenarında da ciddi ayaklanmalar meydana gelmiş, yaklaşık 200 kişi yaralanmış ve stadyumda 120 milyon liralık hasar meydana gelmiştir. İtalyan futbolu, Salerno trajedisiyle birlikte, bir futbol maçı sırasında başka bir masum kurbanın acısını tattı. Ve tüm bu şiddet, kötü şöhret sahibi ultras gruplarının sahneye çıkmasından birkaç yıl önce meydana geldi.

Futbol etrafında tırmanan şiddet, 68 gençlik protestolarının fırtınasıyla sarsılan İtalya'da bile durmayacak. Aksine, ağırlaşacak ve yöntemlerini ve görünümünü değiştirecektir. Bu arada, 16 Mart 1969'da hakem Sbardella, Napoli'ye kaybedilen iç saha maçında Palermo taraftarlarının sahayı işgal etmesinin ardından helikopter müdahalesiyle kurtarıldı. 1960'ların sonunda İtalyan futbolu holiganizm olaylarıyla anılmaya devam etti ve ilk Ultra gruplarının doğuşu ufukta görünmüştü.

İtalyan dilinin Treccani sözlüğü 'ultras' terimine siyasette 'aşırılık yanlısı, aşırı' anlamını vermektedir. Ve futbolda genellikle organize gruplara ait olan bir futbol takımının fanatik taraftarı anlamında kullanıldığını belirtmektedir. Ancak her şey çok daha eskilere dayanıyor. 'Ultralar' terimi (genellikle bireysel radikal taraftar veya grubu belirtmek için 'ultrà' şeklinde de kullanılır) Fransızların dilinden ve tarihlerinden ödünç alınmıştır.

Ultralar, Dün Ve Bugün-9

Treccani sözlüğü, "Devrim Fransa'sında, başlangıçta (ultrarévolutionnaire, ultrapatriote'nin kısaltması olarak) ideolojilerini ve siyasi pratiklerini aşırılığa itenleri gösteriyordu" diyor. "Daha sonra, Restorasyon sırasında, (bu durumda ultraroyaliste'nin kısaltması olarak) mutlak monarşinin uzlaşmaz taraftarlarını, Louis XVIII tarafından 1814'te verilen Anayasal Şart'ın muhaliflerini ifade ediyor". Treccani ansiklopedisi, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, 1950'den itibaren Fransa'da 'uzlaşmaz, aşırı milliyetçi' anlamını kazandığını açıklıyor….devam edecek

Weiterlesen

Ultralar, Dün ve Bugün-8

18. November 2022 , Geschrieben von Erdal Güngör

Ultra Hareketinin başlangıcına bakarsak 1968 döneminin tribün uzantısı olarak karşımıza çıkıyor. O dönem Kuzey İtalya’nın Torino, Milano, Verona, Livorno gibi endüstrinin yoğun olduğu kentlerde İşçiler ve Üniversite talebelerinden oluşan parlamento dışı siyasi oluşumunun “Lotta Continua (Mücadele devam ediyor) başlattığı doğrudan Demokrasi hareketini tribünlere taşıması. Ve ikinci dünya savaşı sonrasında sinsice kök salmaya başlayan neo liberalizme karşı bir direniştir Ultra hareketi!

Ultralar, Dün ve Bugün-8

Taraftar kültürü ise spor müsabakaları ortaya çıktıktan bu yana hep vardı. Antik Yunan döneminde başlayan ilk olimpiyatlardan tutun Romalıların gladyatör gösterileri, orta Avrupa’nın şövalye turnuvalarına kadar uzanır. “Ultras” tribüne farklı bir boyut getirdi. Megafonla başlayan organize tezahüratlar, pankartlar, dövizler, koreografiler (tifo), meşaleler.

 

Güney Amerika tribünlerinin de katkısını unutmamalıyız! Şili’de düzenlenen 1962 DK ilk kez Brezilyalılar tribünde davul çalmıştır. Konfetiler, galip gelinen maç sonrasında şehir içinde araba turları Arjantin 1978 DK’ da ortaya çıktı. Meksika DK 1986 Meksika dalgası. Arjantin, Şili, Brezilya, Peru tribünlerinde bandolar.

 

 

Tekrar Ultra hareketinin orijin Ülkesinden devam edelim;

 

6 Kasım 1955'te Napoli'de bir başka saha işgali daha yaşandı. Maçın son dakikasında hakemin Bologna lehine verdiği penaltı, Campania taraftarlarının şiddetli tepkisini tetikledi, öyle ki Corriere della Sera'nın manşetinde şu ifadeler yer aldı: Napoli-Bologna maçında yüz yaralı taraftar, biri hastanede olmak üzere on bir yaralı polis, karşılıklı silah sesleri”. O yıllarda günün en sıcak anlarının görüntülerini yayacak televizyon, internet ve sosyal ağlar henüz yoktu ama Walter Molino'nun Domenica del Corriere'deki çizimleri İtalyanları Napoli-Bologna maçındaki isyanların ciddiyetinin farkına vardırdı.

 

Ve yine 16 Kasım 1958'de Verona-Sambenedettese maçını takip eden gazeteler, stadyum dışında polisin birkaç yüz ateşli taraftarı uzaklaştırmak için ciplerle atlıkarıncalarla sert müdahale etmek zorunda kaldığını yazdı. Belki de bu tarihsel evredeki olayların ve saldırganlığın doruk noktalarının çoğunlukla sahadaki sonuçlardan, oyuncuların davranışlarından veya hakem kararlarından kaynaklandığını belirtmek gerekir. Hakem kararlarına tepki vermeyen, şiddet olaylarına bizzat karışmayan, kimseye zarar vermeyen. Ya da polisin tepkisine maruz kalmadığı sürece, stadyumdaki bir taraftarın kendi güvenliği için korkması gereken pek bir şey yoktu.

 

Bu arada futbol dünyasına bir başka trajedi daha damgasını vurdu “Kalabalığın ezdiği çocuk” olarak tarihe girdi. Olay San Siro'da, 30 Kasım 1958'de Milan-Fiorentina maçında yaşandı. Milan stadyumunun kapasitesini çok aşan sayıda biletsiz giren yoğun kalabalık nedeniyle meydana geldi. Dönemin bir gazetesinde olay şöyle anlatılıyor;

 

“Rossoneri taraftarı olan 17 yaşındaki bir çocuk hayatını kaybetti. Adı Giordano Guarisco. Bileti olmamasına rağmen stadyum kapılarından içeri girmeyi başaranların meydana getirdiği kalabalığın yarattığı şiddetli kıskacın altında ezildi. Bunun için Başkan Andrea Rizzoli'nin kulübü, yargılama komisyonunun kararıyla 18.000 liret bir para cezası ödeyecek. Curva Sud'da çıkan kargaşada yaşadığı travma ve aldığı yaralar sonucunda genç Guarisco, takımının elde ettiği zaferin ertesi günü yani 1 Aralık 1958'de hayata veda etti.”...devam edecek

 

 

 

Weiterlesen

Acılardan Arta Kalan, Katar DK 2022

14. November 2022 , Geschrieben von Erdal Güngör

Katar'daki turnuva FIFA tarihinin en düşük noktasına işaret ederken aynı zamanda yeni bir başlangıç için de fırsat sunuyor. Çünkü dünyanın en büyük futbol organı bir daha asla bu Dünya Kupası öncesinde olduğu kadar yüzsüz olamayacaktır.

 

Son birkaç ayda kiminle konuşursanız konuşun ister futbol yetkilileri ister taraftarlar ister reklamcılar ya da medya temsilcileri olsun, hepsinin ortak bir dileği vardı bu Dünya Kupası'nın mümkün olduğunca çabuk geçip gitmesi. Her ne kadar birçok eski profesyonel Katar'da düzenlenen Dünya Kupası'na destek verse ve Dünya Kupası sponsorları büyük bir titizlikle bunun tamamen normal bir turnuva olduğunu iddia etmeye çalışsa da bu etkinliğin bir hata olduğunun artık herkes tarafından kabul edildiği açıktır. Artık Dünya Kupası'nın imajına ve kültürel mirasına zarar verdiği düşünülüyor; birçok büyük futbol ülkesinde kitlesel ve süregelen eleştiriler iz bıraktı.

 

Bu, özellikle FIFA’nın avranışlarında bir andan diğerine herhangi bir şeyin değişeceği anlamına gelmez. FIFA Başkanı Gianni Infantino'nun egomanyayla dolu son konuşmasını izleyen herkes, gücünün zirvesinde olduğuna inanan ve Dünya Kupası'nı dünya federasyonunun merkezi etkinliği olarak daha da büyük bir ticari mükemmelliğe nasıl taşıyabileceğine dair net bir planı olan bir görevli gördü. Kültürel ve sosyal faktörler, işi engellemeyecek şekilde yerleştirilmektedir. Acımasız bir sömürü zihniyetinin hâkim olduğu turnuvada, dört yıl sonra ilk kez 48 takım toplam 80 maç oynayacak. Karşılaştırma yapmak gerekirse, 1994 yılında ABD'de 24 takım vardı.

 

Ve dünyanın büyük futbol federasyon yetkilileri hala FIFA patronuna karşı durabilmekten çok uzak. Başkan ile bir araya gelme girişiminde bulunduklarında her zaman kaybetmişlerdir. Örneğin, Avrupalı UEFA ve Güney Amerikalı CONMEBOL, Kadınlar Dünya Kupası'nın ev sahibi olarak Kolombiya'yı desteklediklerini açıkladıklarında, Yeni Zelanda-Avustralya çifte teklifi onaylandı, Infantino diğer kıta birliklerini başarılı bir şekilde arkasına almıştı.

 

               Tutuklamalar Fifa’nın mafya vari yapısına ışık tutuyor!

 

Bununla birlikte, son birkaç yılda çok şey oldu. Dünya federasyonunun iç reformları yoluyla değil, ABD'li müfettiş ve savcıların azmi yoluyla. Görkemli tutuklamalar ve yargılamalar, iyi bir toplum olarak özenle beslenen imajı yerle bir etti ve üst düzey yetkililerin zenginleşmesini en üst düzeye çıkarmak için tasarlanan ve kurucularının kendilerini her türlü devlet kontrolünün ötesinde gördükleri mafya benzeri yapıların üzerine sert bir ışık tuttu. Bu yanılgı, güçlü federasyon yetkililerinin Zürih'in lüks oteli Baur au Lac'tan alelacele gerilmiş yatak çarşaflarının arkasında sürüklenerek çıkarıldığı ana kadar sürdü. Daha kısa bir süre önce süitlerinde hüküm veriyorlardı, şimdi ise gerçekte kim oldukları ortaya çıkmıştı, hepsi hükğm yiyecek adi birer suçluydular.

 

Dünya futbolu için bu tutuklamaların yarattığı etki, birkaç yetkilinin hapse girmesinden çok daha sert oldu. Sponsorlara, dünya futbolunun en geç 1990'lardan bu yana mutlu bir şekilde karanlık işlerini yürüttüğü kanunsuz alanın en azından kısmen kapanacağını gösterdiler. Başta yolsuzluğun merkez üssü olan FIFA İcra Komitesi olmak üzere, organize dolandırıcılığın birçok ayağı çöktü. FIFA ile gelecekte yapılacak sponsorluk sözleşmelerinin mafya benzeri bir örgüte destek olarak değerlendirilebileceği ihtimali bile Adidas'tan Coca-Cola'ya kadar bazı uzun süreli büyük sponsorların tedirgin olmasına neden oldu.

 

Bununla birlikte, gerçek reformlar hala beklemede olup, bu da yetkililer üzerindeki acı baskısının henüz yeterince büyük olmamasından kaynaklanmaktadır. Bunun için iş modelinde bir değişikliğe gidilmesi gerekiyor; daha fazla futbol, daha fazla Dünya Kupası katılımcısı, daha fazla maç otomatik olarak daha fazla para getirmiyor. Infantino ve çevresinin dağıtacak daha fazla parası olduğu sürece, Avrupa veya Güney Amerika'dan gelen inatçı aktivistlere bakmaksızın federasyonların çoğunun desteğine sahip olacaktır. Sepp Blatter geçmişte böyle yapmıştı, Infantino da bugün FIFA'yı böyle yönetiyor. Katar'daki Dünya Kupası'nı da uluslararası anlayışın yüksek bir kitlesi olarak bu şekilde kutlayacak. Bu turnuvada hala sahip olduğu tüm gücü maksimum ticari başarıya ulaşmak için kullanacaktır. Top ne olursa olsun çizgiyi geçmeli iğrençlik sade bir formalite.

 

Baskı görünmez kılındı ve bunun bu kadar fark edilmemesi için, aksi takdirde bu kadar tahammül edilemez olan tüm şeyler elbette Dünya Kupası sırasında Katar'da bir rol oynamayacak. Hiçbir yabancı futbol taraftarının bira şişesi açtığı için azarlanmaktan korkmasına gerek yok. Ve şantiyeler kapalı olduğu için göçmen işçilerin çektiği sefaletin hiçbir önemi kalmayacak. Turistlerin evlerine elçi olarak döneceklerine ve bunu duyuracaklarına dair kesin ve haksız olmayan bir inançla, bu tür etkinlikler sırasında baskıyı görünmez kılmak her otokratik sistemin el çabukluğunun bir parçasıdır, sanki her şey o kadar da kötü değil gibi duruyor. İronisi bile iğrenç!

 

Ama yine de çok kötü! Katar, gerçek bir suç olmaya devam etmekte ve futbol tarihine kara leke olarak girecek. Bu arada, tıpkı Emirlik'in şu anda yaptığı gibi turnuvayı hoş bir halkla ilişkiler fırsatı olarak gören 2018'deki Rusya gibi, bu ülkeye asla sözleşme verilmemeliydi. İlk Dünya Kupası maçı için televizyonu açan herkes tüm bunları aklında tutmalıdır. Bir şey çok açık kimse maçları izlemekten, Almanya'nın ileri oyununu, Brezilya’nın Joga Bonitosunu ve Hollanda'nın düzenini arkadaşlarıyla tartışmaktan suçlu değildir.

 

Ancak geçmiş tarihi, rüşveti, öldürülen göçmen işçileri ve ayrımcılığı unutmamak da önemlidir. Her ikisi de bu turnuvanın bir parçası ve muhtemelen aralarında harika bir futbol sergilenecek ve neredeyse kesinlikle mükemmel bir şekilde organize edilecek. Ve yine de son düdükten sonra, çoğu taraftar şöyle diyecektir “Bittiği iyi oldu.”

Weiterlesen

Ultralar, Dün ve Bugün-7

13. November 2022 , Geschrieben von Erdal Güngör

                                          Futbol, Tribün, Şiddet

Tribün denince kamuoyu algısındaki temel sorunlardan biri şiddettir. Bu ister topluca sahaya atlamalar ya da meşale kullanımı örneğinde olduğu gibi temsili ya da algılanan şiddet olsun. İsterse de futbolu sosyal aktivite olarak gören hafta sonu ailece neşeli maça gidenler. Ya da Avrupa Şampiyonası vb. turnuvaların örneğinde olduğu gibi taraftarlar arasında çıkan şiddet olsun, futbol taraftarları hakkındaki tartışmalarda artık pek bir rol oynamıyor.

Ultralar, Dün ve Bugün-7

Kamuoyunun algısında "şiddet" artık tribünlerin bütün diğer yönlerinin önüne geçmiş durumda. Gözetleme kameraları, üst aramaları, stadyum yasakları, kişisel biletler, stadyumdaki özel mahkemeler. Kanun ve düzen savunucularının hayal gücünün bulabileceği diğer her şey her zaman şiddetle gerekçelendiriliyor. Öte yandan, istatistikler yıllardır stadyum şiddetinde yani futbol etkinliklerinin çevresindeki şiddet eylemlerinde herhangi bir artış göstermemiştir ve sürekli olarak ortaya atılan şiddetin "yeni niteliği" olgusal olarak kanıtlanamamaktadır. Ayrıca, şu an için bir futbol maçına gitmenin konserler, panayırlar gibi büyük etkinliklere gitmekten istatistiksel olarak çok daha güvenli olduğu toplumda yayılmış olmalıdır.

Ultralar, Dün ve Bugün-7

Eski tribüncüler 70'li ve 80'li yıllarda stadyumlardaki şiddet olaylarının çok daha ciddi boyutlarda olduğunu, her şeye karşı tribünü savunduklarını unutmazlar. Değişen şey medyanın sunumu ve dolayısıyla toplumun algıladığı şiddettir. 90'lı yıllarda stadyumda kopan fırtına "coşkulu bir sevincin ifadesi" ve yanan meşaleler "nefes kesici, Akdeniz atmosferiydi", bugün ise her ikisi de tek bir şey ifade ediyor: ŞİDDET!

 

Ancak milyonlarca futbol taraftarının bir sezon boyunca stadyumda yapabileceği çok çeşitli şeyleri tanımlamak için tek bir kelimenin yeterli olması benim bakış açımdan cahilliktir. Her şeyi tanımlayan bir kelime sonuçta tam olarak hiçbir şey ifade etmez. Rahmetli Uğur Mumcunun dediği gibi “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.”

Ultralar, Dün ve Bugün-7

Maalesef bununla birlikte, futbol maçlarında, deplasman yolculuklarında, otoyol dinlenme tesislerinde elbette şiddet görülüyor. Almanya’da otobüslere saldıran Köln Ultra oluşumu "Wilde Horde". Nürnberg otobüsüne şişe fırlatarak bir yolcunun gözünü kaybetmesine neden olmakla suçlanan Bayern Münih Ultra oluşumu "Schickeria", burada ele alınmaya değer bir konu olduğunu açıkça ortaya koyan sadece iki şiddet olayıdır.

 

Bu haberlerin ne kadarının doğru olduğu konusunda ayrıntıya girmek istemiyorum, ancak yine de Ultra gruplar arasında kısmen ritüel haline gelmiş şiddet olduğu ve bunun Ultranın öz imajının bir parçası olduğu veya birçok kişi tarafından böyle yorumlandığı inkâr edilemez.

 

Ben Galatasaraylıyım ve aynı zamanda bir Ultrayım. Geçmişte çok tribün olayları içinde bulundum ve hepsini sonucunu bilerek yaptım kimse beni zorlamadı. Bu olaylardan fiziksel, maddi ve manevi zarar gördüm. Hele 2009 yılında karıştığım bir tribün olayı ardından ağır ceza aldım ve uluslararası spor müsabakalarına girme yasağı verildi hala kalkmadı. Bu yüzden genç arkadaşlara önerim böyle olaylardan uzak durun! Bir kere böyle olaylara karışırsanız sonucu çok ağır olduğunu bilin hayatınızı karartıyorlar.

 

Ve bu tür olaylar ile övünenlerden uzak durun çünkü övünülecek hiçbir güzel yanı yok! Tribüne gidin takımınızı destekleyin, deplasman kovalayın, pankart boyayın, gırtlağınız patlayana kadar tezahürat söyleyin. Malum, velev ki birileri sizin üzerinize gelir etrafta sizi koruyacak devlet güvenlik güçleri yoktur o zaman nefsi müdafaa kaçınılmazdır!

 

Türkiye’de son 20 yıla bakarsak ciddiye alınacak iki tribün olayı karşımıza çıkıyor. İlki 2007 GS-FB sulu derbi diğeri BJK-Bursaspor olayları.

 

Bir Galatasaraylı olarak kısaca 2007 “sulu derbi” olarak adlandırılan mevzuyu ele alacağım.

 

Sulu derbi bir öfke patlamasıdır! 2004-2007 arası GS tribüncüleri sade dışardan değil camianın içinden de büyük bir baskıya maruz kaldı. Hayatını armaya adamış 24/7/365 gününü GS’ya ayırmış, çocuklarının ailesinin rızkından keserek arma peşinden koşan bu insanlara yapılan eziyeti anlatmak satırlar yetmez. Dışardan gelen saldırılara savunmasız kalan GS tribünü bunlar yetmezmiş gibi camia içinden ve medya baskısı ile mücadele etmek zorunda kalmıştır!

Olaylara sebep veren bardağı taşıran son damla 2006 yılında FB stadında oynan derbidir. O gün maçtaydım, devre arası tuvaletin içine giren 2 güvenlik durduk yerde olay çıkartarak tuvaletin içine biber gazı sıktı. Hatırlıyorum içerde 30 kişiydik ölümden döndük sanki birileri toplu katliam yapmak istedi, insanın aklına her türlü şey geliyor. Oradan kurtulmamız bir mucizeydi. Tribünde güvenlik güçlerinin Kadınlara yaptığı provokatif tacizlere değinsem yazıdan roman çıkar.

 

Bu olaydan sonra camia içinden GS taraftarına kimse sahip çıkmadı. Birçok taraftar kişisel davalar açtı ama sonuç alamadılar. İnsanları köşeye sıkıştırır sürekli eziyet eder baskı uygularsan bir gün o insanların eline geçecek ilk fırsatta karşı müdafaaya geçeceğini bilmelisin ve oradan çıkacak sonuçları göze alacaksın!

 

Çıkan sonuçlar felaketti. Kulübün ve Taraftarın aldığı maddi ve manevi zarar çok büyüktü inşallah bir daha böyle olaylar yaşanmaz. Her şeye rağmen bugünlere bakarsak GS tribün oluşumu ultrAslan dimdik ayakta. Alpaslan Dikmenin vefatı sonrası oluşan şok ve ortaya çıkan boşluk kısa sürede giderildi. Şimdi uA daha güçlü şekilde yoluna devam ediyor ve Galatasaray’ın kuşkusuz en büyük destekçisi.

 

Şunu da belirtmek zorundayım, Türkiye’de Tribünleri ve Tribün kültürünü bitirme operasyonu 2000’li yıllarının başında başladı. Sorumlular yayıncı kuruluş ve o dönemin FB, GS, BJK ve kulüpler birliği içinde bulunan kulüp başkanlarıdır….devam edecek

Weiterlesen
<< < 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 20 30 40 50 60 70 80 90 100 > >>