Finansal Futbol-1
150 yılı aşkın profesyonel Futbolu endüstriyelleştirmenin, futbolu daha ileriye gitmesine, gelişmesi anlamına gelmediğini Dünya’da tüm futbol severler çoktan anladı. Futbol manen ve madden sömürü haline geldi! 30 yılı aşkın “endüstriyel futbol” finansal futbola evirildi. Buradaki amaç futbolun içine bir yandan daha çok para pompalayıp teknoloji sokarak ilerletmek değil. Esas amaç kulüpleri ve taraftarlarını sömürerek büyük paralar kazanmak ve kara para aklamak!
Örneğin, Manchester City'nin neden bu sistemin bir parçası olduğu aşikâr. Peki FC Twente, Mainz 05 ya da Bursa Spor vb. orta sınıf kulüpler zirveye çıkma şanslarının yok denecek kadar az olduğunu bildiği ve hayallerinin sürekli yıkıldığı bir futbolun parçası olmaya devam ediyor?
Bir de diğer tarafta Galatasaray, Porto, Dortmund, PSV Eindhoven vb. basamak kulüpler var. (Basamak kulüpler açılımı, üst seviyeye çıkmaya hazır altlarında kalan orta sınıf kulüpler arasında olan kulüpler.) Basamak ve orta sınıf kulüpler bu iç karartıcı galibiyet-mağlubiyet sistemine katlanabilmeleri için bir hileye başvuruyorlar. Hepsi de taraftarları ile yakında kendilerinin zirveye çıkacağına kesin olarak inanıyor, aşağılanmaya ancak bu şekilde katlanabiliyorlar. Bu hayal için giderek daha fazla yatırım yapmaları gerekir ve böylece futbol, aslında çok ucuza finanse edilebilecek olmasına rağmen, giderek daha pahalı hale geliyor.
İşin aslına bakarsak bu kulüpler mevcut sistem içinde kalması daha uygun. Başka yerlerde kulüpler bu kadar seyirci, ilgi ve para bulamıyor. Alternatif müsabakalar federasyonlar tarafından hoş görülmediği için genellikle başka seçenek de yok. Bir ümitte, kulüpler bu sistemde her zaman Avrupa kupalarında kısıtlı başarılı olmaları onlara büyük prestij kazandırıyor. Bazıları bu başarıları sürdürebilir hale getirdi örneğin Dortmund, Porto. Bazıları da tıkandı kaldı Galatasaray, PSV Eindhoven gibi.
Sürprizler pek çok kişinin düşündüğünden daha sık yaşanabilir. Bilim adamları ve Kadınları, 2012/13 Premier Lig sezonunda daha pahalı olan takımın yüzde 50'den fazla kazanamadığını hesapladı. Böyle bir şans pek çok kişiyi tatmin etmeye yeter. Bazen romantik bir sürpriz olursa eşitsizliğe katlanılabilir baskı sadece onun aracılığıyla yaşar. Ve güçlüleri güçsüzleştirmek isteyenler onların kurallarına göre oynamamalıdır. Bugün her yerde, küçüklerin "bir şansı" olması gerektiği, uçurumların "daha fazla büyümemesi" gerektiği konuşuluyor. Bunların hepsi güzel olabilir, ancak pek çok ilkeyi değiştirmez maalesef.
Çünkü rekabet koşulsuz dışlamaya değil, iş birliğine dayalı rekabete dayanır. Mercedes, Siemens gibi bazı mega şirketler tüm rakiplerini pazarın dışına itmek gibi bir çıkarları var ama Bayern Münihin yok. Bayern her oyunu kazanmak istiyor, ancak hegemonyasını sürdürmesi için bazı rakiplerini mutlu etmek zorunda. Ya da eşit şartlarda yeni rakipler bulabileceği bir yere, örneğin bir süper lige taşınmak zorunda. *Bu açıdan bakılınca üst seviye futbol kulüplerinin yeterli ve eşit güçte rakipleri olmadan sade sportif değil ticari olarak rekabeti sürdürmesi mümkün değil. Bu nedenle futbol (marjinal) bir ekonomik engele sahiptir. Çünkü en değerli ürünü rekabet tarafından ortaklaşa yaratılır o da oyunun kendisi.*
Yukarda yıldızla işaretlediğim bölümde yazdıklarımın en çarpıcı örneğini 25 Mart 2023 Galatasaray Mali Kurulunda Başkan yardımcısı Erden Timur’un ileriye yönelik GS’yın endüstriyel futbolun içinde kalması ve rekabetini sürdürmesi için yaptığı sunumu. Galatasaray bu yoldan gitmeye mecbur çünkü sistem ona başka seçenek sunmuyor!
/https%3A%2F%2Fi.ytimg.com%2Fvi%2FQaLZq9yA_yw%2Fhqdefault.jpg)
Erden Timur: Hepimiz şampiyon olmak istiyoruz ama...
Galatasaray Sportif AŞ. Başkan Vekili Erden Timur, Roma'dan kadrolarına kattıkları İtalyan futbolcu Nicolo Zaniolo'nun transferiyle ilgili yaptığı açıklamada, "Biz almadan 6 gün önce 3...
/https%3A%2F%2Fi.ytimg.com%2Fvi%2FVtaHBKYuLpM%2Fhqdefault.jpg)
Erden Timur'dan flaş Zaniolo açıklaması: Biz almadan 6 gün önce 30milyon Euro'ya...
Galatasaray Sportif AŞ. Başkan Vekili Erden Timur, Roma'dan kadrolarına kattıkları İtalyan futbolcu Nicolo Zaniolo'nun transferiyle ilgili yaptığı açıklamada, "Biz almadan 6 gün önce 3...
Yanlış anlaşılmasın Galatasaray’ı yüceltmek rakiplerini aşağılama gibi bir amacım yok. Erden Timur’un sunumu bize günümüzde tüm Dünya'da uygulanan finansal futbolu açıkça ortaya koyuyor. TR’nin diğer lokomotif SK ve FK'lerin de FB, BJK, TS’da benzer sunumlara rastlamadım şayet böyle bir sunum varsa birisi çıksın açıklasın memnun olurum.
Türkiye’de durum çok farklı daha açık konuşursak futbol endüstrisi vahim durumda! Erden Timur sunumunda önemli noktaya değiniyor. Galatasaray’ın tüm planı ve projeleri tam anlamda gelir sağlaması için TR ekonomisi Dünya’da 10 büyük ekonomi arasına girmesi halinde başarılı oluyor!
Diğer lokomotif kulüplere bakarsak GS ile FB, BJK ve TS borçlarından dolayı Bankalar Birliği kıskacında ve bu kıskaçtan çıkmaları yakın zamanda mümkün gözükmüyor. Rekabet içinde kalmak için hepsi de borçlanmaya devam edecek çünkü TR’de genel ekonomi ve spor ekonomisi berbat durumda. Söylenenlerin aslı varsa FB son 5 sene içinde 130 futbolcu transfer etmiş. Futbolculara, menajerlere, vergisi vs. harcanan paraları toplarsak Euro bazından 500 milyonu aşıyor! Bu paralar sade rekabette kalmak için harcandı kazanılan başarı SIFIR! Velev ki başarılı olsalardı yine zararla kapatacaklardı! Diğer kulüpler de durum farklı değil, GS son MK'de Erden Timur'un sunduğu proje ileriye yönelik kurtuluş olarak kağıt üzerinde hoş dursa da başarılı olması ülke ekonomisi ve ligin marka değerini ele alırsak biraz zor gözüküyor!
Spor ekonomisinden ilerlediğimizde Avrupa ile karşılaştırdık mı durum içler acısı! Yukarda bahsettiğim gibi “futbol aslında daha ucuza finanse edileceği yerine daha pahalı hale geliyor” mu yoksa bilerek mi pahalı hale getirildi? Almanya spor piyasasını TR ile karşılaştırırsak Almanya nüfusu aynı TR gibi 85 milyon ama Almanya’da yaklaşık 50 milyon insan sporla uğraşıyor! TR’nin böyle büyük bir pazarı yok üstelik Süperligin yayın gelirleri azaldı. Avrupa kupalarına katılımlardan gelen paralar düştü. Böyle bir ekonomi içinde TR’de Süperlig kulüplerin uluslararası rekabet içinde kalması pek yakında imkânsız hale gelecek!
Durum böyleyken kulüplerin gittikçe yaptıkları zarardan en çok mağdur olan taraftarları. Türkiye’de futbol taraftarları gelecek sezon kombine fiyatlarına beklenen zam gönül verdikleri kulüplere tribünden verecekleri destek çok ağırlaşacak. Bu gidişle futbol halkın oyunundan çıkarak tamamen zenginlerin eğlencesi olacak. Peki, bu gidişe dur diyecek bir alternatif sistem yok mu? Var, o da gelecek yazıya kalsın….devam edecek
Ultralar, Dün Ve Bugün-18
İtalya’da, o yıllarda tüm Dünya’yı çalkalayan “68 Gençlik” direnişi içinde doğan ve tribünlere taşınan ULTRA hareketinin bazı önemli gruplarını tanıdık. Şimdi, yazının bu noktasından sonra ULTRA hareketinin Mantalitesini bir diğer deyimle zihniyeti, temel yapısı ve amacını anlatmaya çalışacağım.
"Mentalita ULTRAS"
Daha bu tarihsel aşamada, esas olarak destekledikleri takımın oyuncularının cesaretlendirilmesinde somutlaşan tezahürat ve Ultras 'mantalitesi', basit bir Pazar eğlencesi statüsünden sıyrılmış ve o dönemi karakterize eden siyasi bağlılığın yanı sıra güçlü değerleri, açık kimlikleri teyit etmenin bir yolu haline gelmiştir. Ultra gruplarının doğuşu, siyasi şiddetin damgasını vurduğu yıllarda, taraftarlar yeni bir 'antagonistik' boyutunu gerçekleştirdi ve tanımladı.
Üstünlük, cesaret ve hatta gösterişli bir maçoluk fikrine atıfta bulunan pankart ve sloganların tribünlerde görülebileceği gibi, belirli bir muhalefet, yüzleşme, güç ve erkeklik kültürü hemen göze çarpmaya başladı. Floransalı taraftarların Lario nehri kıyısında açtığı ünlü 'Voi comaschi, noi con le femmine' pankartı, muhtemelen stadyum tarihinin en ünlü ironik pankartıdır ya da 'Bergamaschi? Hayır, bergatrans' pankartı ya da Bolognesi'nin Atalantini'ye hitabı, stadyumların dilinde cinsiyetçiliğin arttığı iddialarına kolaylıkla kanıt olarak kullanılabilir. Roma Ultra’lanın bir keresinde Milan’lılara gönderme yaptıkları pankartında içerikte fena değil.
Romalı ultras, dazlak, sosyolog, yazar ve gençlik alt kültürlerinin büyük âlimi Valerio Marchi, “La sindrome di Andy Capp” adlı kitabında şöyle yazmıştır;
“ULTRA hareketi, büyük sosyal, kültürel ve ekonomik çalkantıların, artan bir ivmeyle hızlanan teknolojik dönüşümün ve işgücü piyasasının görece kısıtlanmasının damgasını vurduğu bir dönemde doğdu ve gelişti. Büyük belirsizliklerin yaşandığı, özellikle gençler arasında siyasi pratiğin hayal kırıklığına uğradığı, olası her türlü illüzyonun ipliğini pazara çıkaran bir refah, ticari markaların, yaygın ve totalleştirici hale topluma karşı duran ve gençlerin ellerinde kalan son çaredir ULTRA hareketi.”
1970'ler boyunca ultras grupları büyüdü. İlk kök saldıkları bölgelerde, giderek artan sayıda taraftarı örgütleyerek bir araya getirdiler ve yeni taraftarlar toplamaya devam etmişlerdir. Kısa süre içinde daha küçük diğer spor branşlarında bile bir model ve referans kaynağı haline geldiler. Ultra hareketi diğer takım sporlarında da gelişti yavaş yavaş, özellikle basketbol, buz hokeyi ve hatta voleybolda. Balestri ve Viganò çalışmalarında, "1980'lerde bu fenomen fiilen ulusal ve kitlesel bir boyut kazandı, alt kategorilerdeki takımların taraftarlarına da sıçradı ve her Pazar binlerce kişiyi içine alabildiğini gösterdi" diyor.
'Ultras Mantalitesi', ortaya çıktığı yıllar bu dört noktada özetlenebilecek olan işleyiş tarzını tanımlayan belirgin hatlar üzerinden ilerlemeye başlar ve günümüze kadar kısmen devam etmektedir
- Aktif ve radikal bir şekilde takımını desteklemek;
- Takımla, şehirle ve ait oldukları grupla güçlü bir özdeşleşme. Dolayısıyla diğer takımlara ve taraftarlara karşı düşmanlık beslemek.
- Dost/düşman ikilemine ve sosyolojide 'Bedevi sendromu' olarak adlandırılan, 1974 yılında Harrison tarafından formüle edilen bir ilişki vizyonu: dostumun dostu benim de dostum olabilir, dostumun düşmanı benim de düşmanımdır, düşmanımın dostu benim de düşmanımdır, düşmanımın düşmanı benim de dostum olabilir. Dostlukların, ikiliklerin ve rekabetlerin temelini oluşturacak bir felsefe.
- Düzene, futbolun üst kademelerine, endüstriyel futbol gücünün yarattığı sömürüye karşı antagonizma daha sonra, kanun ve düzen güçlerine karşı nefret ve medya dünyasına güvensizlik ön plana çıkmıştır.
Her alt kültür gibi, fakat güçlü antagonisttik karakteri nedeniyle neredeyse bir 'karşı kültür' olarak adlandırabileceğimiz ultraların dünyası, kendi yazılı olmayan kuralları ve kodlarıyla yaşar. Valerio Marchi Ultrà adlı makalesinin son bölümünde "ultrà hareketi en başından beri kendi döneminin ve her şeyden önce gençlik ve maduniyet durumunun çelişkilerini, kaygılarını ve belirsizliklerini, çatışma duygusunu sembolik düzeyde yeniden işleyen özgül bir alt kültür olarak ortaya çıkmaktadır" diye yazmaktadır.
Ultraların dünyasını inceleyen bir başka sosyolog olan Alessandro Dal Lago da futbol taraftarlarının etrafında, grup üyelerinin davranışlarını belirleyebilen bir semboller, ritüeller, diller ve kurallar sistemine sahip bir alt kültürün işaretlerini bulmuştur. “Şu anda 1970'lerin kalbindeyiz ve İtalya'da futbol stadyumlarının zaten kırılgan olan dengesini bozan bir hayalet dolaşıyor. Bu hayalet Ultra öcüsüydü: renkli, tutkulu, huzursuz, bazen de şiddet yanlısı.”…devam edecek
İspanya Futbolunda Revizyon! Ya biz?
Geçen sene Nisan 2022 de İspanya La Liga, futbol akademilerinin İyileştirilmesi ve geliştirilmesi için iddialı bir Ulusal plan sundu. Ulusal altyapı futbolu, halihazırda küresel bir ölçüt olan İspanyol gençlik akademilerini teşvik etmek için ilk kez kolektif bir plan başlattı. Plan, geçtiğimiz 2022 yılının Nisan ayında CA Osasuna'nın ev sahipliğinde Pamplona'da düzenlenen 6. Akademi Toplantısında sunuldu.
Bu proje SoccerX haber sitesinde “ilk kez” olarak duyuruldu ama İspanya bundan 30 yıl önce tüm Spor dallarında böyle bir Ulusal proje başlatmıştı. Son 25 yıla geriye dönüp baktığımızda Basketbol, Atletizm, Futbol, Tenis vb. spor dallarında meyvesini topladı ve İspanya bugün Dünya sporunda ilk beş sırada yer alan ülkeler arasında!
Haberin Kaynağı;
Beni İspanyolların spora verdikleri önemi etkilemiştir hele Bask bölgesinin simgesi ve milli takımı olan Athletic Bilbao kulübü. Athletic, 1912 yılından bugüne kadar sade Bask bölgesinden (güney Fransa Bask bölgesi dahil) oyunculara yer veriyor. Geçen “Power Players” kitabında sloganları tekrar karşıma çıktı “Yerli kaynaklar ve yerli destek ile ithalata ihtiyacımız kalmaz”. 1898 senesinde İngiliz göçmenlerinin kurduğu kulüp, “Athletic” isimlerini de oradan almışlar, bugüne kadar bu muhafazakâr tutumundan büyük başarılara ulaşamasalar da bir adım geri atmadı!
Athletic Bilbao örneği Dünya’da nadir görülen bir fenomen ve bazı otoriteler bu modele “faşizan” olarak adlandırıyor. Türkiye’de Trabzon Spor ’un Şampiyonluklar kazandığı ilk dönemlerde kadrosunda Karadeniz yöresi ağırlıklı oyuncalar vardı ama aralarında Mehmet Ekşi gibi Elazığlı oyuncuda bulunuyordu. Günümüzde Athletic modeli ne Türkiye’de ne de Avrupa’nın hatta Dünya’nın başka ülkelerinde uygulamak mümkün değil. Bizim ülkede yerli futbolculara tahammül edemeyen bir kitle oluştu benzer modelin oluşması abeste iştigal.
Tekrar haberin özetine dönelim;
“LaLiga, ilk kez LaLiga Santander ve LaLiga SmartBank kulüplerinin ortak çabalarından doğan yapılandırılmış bir planla, ulusal taban futbolunu yeni bir seviyeye taşımak için stratejik konuları ve iyileştirme alanlarını özetleyen bir plan olan Gençlik Akademilerinin Optimizasyonu ve İyileştirilmesi için Ulusal Planı kulüplerine sundu. Gençlik Akademilerinin Optimizasyonu ve Geliştirilmesi Ulusal Planı, İspanyol futbolunun büyümesini hızlandırmayı amaçlayan ve aynı zamanda gençlik akademileri için iki temel unsur olan teknoloji ve altyapıya yatırım gibi hususları vurgulayan Boost LaLiga Planı ile bağlantılıdır. Bu bağlamda, birçok kulüp Boost LaLiga sayesinde altyapı takımları için planladıkları bazı girişimleri ve eylemleri hızlandırabilecek, hedeflerine çok daha erken ulaşabilecek ve hatta başka türlü mümkün olmayacak projeleri başlatabilecek.”
İspanyol futbol akademilerinin önemli bir dönüm noktasını oluşturacak 5 noktalı plana bir göz atalım.
- Altyapılar ve kaynaklar “Boost LaLiga” Planının kilit alanlarından biri, özellikle gençlik akademileri ile ilgilidir: Eğitim merkezlerinin iyileştirilmesi gibi yeterli altyapıya ve LaLiga'nın teknolojik yan kuruluşu LaLiga Tech tarafından oluşturulan LaLiga Academy Manager yazılımı gibi LaLiga'nın kulüplere çeşitli kaynaklar sunacağı bir alan olan teknolojik araçlara yatırım yapılması tavsiye edilmektedir. Buna ek olarak, altyapı takımları arasında teknoloji ve büyük veri kullanımı teşvik edilecek.
- Oyuncu için kapsamlı bakım: Oyuncu eğitimine sadece sportif açıdan değil, bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğine işaret eden Plan'ın farklı bir alanı. Özellikle akademik ve kişisel gelişimlerinin yanı sıra psiko-sosyal ve ruh sağlığı bakımlarına da dikkat edilecektir. Bu alanda her kulüple birlikte, örneğin üniversitede veya lisede okuyan genç oyuncular açısından hedefler belirlenecektir. LaLiga böylece, altyapı akademilerinde akademik eğitime olan bağlılığını yineliyor ve 2019'da altyapı akademisi oyuncularına sporla ABD'deki üniversitelerde eğitimi birleştirmeleri için burslar sunan LaLiga ProPlayer programını başlatarak bu taahhüdünü pekiştirdi.
- >>Gelişim ve profesyonel futbola geçiş: Girişimin başarısını yansıtacak ve kulüplerin profesyonel takımlarının gençlik akademileri aracılığıyla daha sürdürülebilir bir şekilde büyümesi, İspanya'daki yeteneklerin belirlenmesi ve elde tutulması ve transfer piyasasında daha fazla mali ihtiyatlılık taahhüdünü temsil eden bir alan.<< Plan, uzun vadeli başarının göstergeleri olarak, A takımın bir parçası olan gençlik akademisi oyuncularını, milli takımlara çağrılan oyuncuları veya Avrupa'nın beş büyük ligindeki kulüplerde oynayan oyuncuları içermektedir.
- Antrenman modeli ve yarışmaya geçiş: Felsefe ve eğitim planına metodolojik bir bakış açısıyla yaklaşılır. Kulüpler, gençlik akademisinin faaliyetlerine ve gelişimine rehberlik edecek kendi yerleşik felsefelerine ve eğitim yaklaşımlarına sahip olmalıdır.
- Yapı ve profesyonel gelişim: Gençlik akademilerinin profesyonelleştirilmesine odaklanılmakta olup, bunun temel bir unsuru vardır: teknik personelin eğitimi, uzmanlaşması ve istikrarı açısından daha da zorlu gereklilikler, daha profesyonel ve yüksek kaliteli bir yapı sağlanması. LaLiga son yıllarda bu doğrultuda, organizasyon tarafından kolektif zekanın kullanılması ve 42 LaLiga Santander ve LaLiga SmartBank kulübü arasında etkileşim için bir alan yaratılması yoluyla teşvik edilen gençlik akademisi profesyonelleri için bir eğitim alanı olan LaLiga Eğitim Merkezi aracılığıyla çalışmaktadır.
La Liga projesinin başında bulunan Juan Florit yaptığı açıklamada planın önemini vurguluyor;
"LaLiga olarak, bu projeyi oluşturarak kulüplerin hedeflerine ulaşmalarında rol oynamaya kararlı ve sorumluyuz. Gençlik akademilerinin çalışmaları üzerinde doğrudan etkisi olan çeşitli stratejik alanlar için bir dizi gösterge belirledik ve farklı koşullarına, güçlü ve zayıf yönlerine göre nihai hedefleri tanımlamak ve her biri için iyileştirme fırsatlarını belirlemek üzere her kulüple birlikte çalışacağız. Planı oluşturan alanlar ve göstergeler, LaLiga tarafından hem bireysel hem de kolektif olarak yürütülen birkaç yıllık çalışma ve analizin sonucudur ve hedeflere ulaşılması, niceliksel unsurlardan ziyade niteliksel unsurlara vurgu yapan uzun vadeli bir tekliftir: İddialı ama gerçekçi bir vizyonla kaliteli ve sürdürülebilir büyümeye kararlıyız."
Benim planda gözüme çarpan 3. Noktanın ilk satırları ve Juan Florit’ in vurguladığı cümle
“Gelişim ve profesyonel futbola geçiş: Girişimin başarısını yansıtacak ve kulüplerin profesyonel takımlarının gençlik akademileri aracılığıyla daha sürdürülebilir bir şekilde büyümesi, İspanya'daki yeteneklerin belirlenmesi ve elde tutulması ve transfer piyasasında daha fazla mali ihtiyatlılık taahhüdünü temsil eden bir alan”
Juan Florit’ in "LaLiga olarak, bu projeyi oluşturarak kulüplerin hedeflerine ulaşmalarında rol oynamaya kararlı ve sorumluyuz” cümlesi İspanyol futbolunu yönetenlerin Dünya sporunda ileri ülkeler arasında olmalarına rağmen hala büyük sorumluk üstlenerek işlerini ciddiye almaları!
İspanyolların amacı sade altyapıdan oyuncu yetiştirip ihraç etmek değil! Önce oyuncuyu yetiştiği kulüpte bir süre oynatmak ve sonra transfer etmek. Bizim ülkede öyle zihniyet oluştu ki meyve, sebze gibi altyapıdan oyuncu yetiştir sonra yurtdışına sat. Bunun çok nadir istisnalar dışında mümkün olamayacağını geçmişte gördük. 25 Mart 2023 tarihinde yapılan GS mali kongresinde Erden Timur bunu dile getirdi. Daha A takımda süre alamayan altyapı oyuncuları hemen yurtdışına transfer etmek uzun vadede kulüplere getirisi olmadığını vurguladı.
Biz de sporun ve lokomotif olan futbolun durumu içler acısı. İspanyollar bilmem kaçıncı kez futbolda yeniden yapılanmaya giderken biz daha yolun başında değiliz! 1992 yılında milli takıma yardımcı antrenör olarak getirilen Fatih Terim ve Rasim Kara hocaların başlattıkları altyapı projelerinden bir süre sonra maalesef vazgeçildi. Kendimiz üretmek yerine yurtdışında yetişen “Gurbetçi oyunculara” yöneldik ve hala bu devam ediyor. Galatasaray’a Haziran 2022 yılında seçilen yeni yönetimin başlattığı altyapı projesi belki bir umut. Ama GS kulübü bu projeyi tek başına başarması biraz zor olacak!
Bu projeyi İspanya, Almanya, Hollanda vb. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Futbol Federasyonu ve Kulüpler Birliği sahiplenerek birlikte yürütmeli! Ben bunun üzerine bir yazı yazmıştım ve yazının sonunda bir öneri attım ortaya, aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz….
Çalınan Hayallerimiz - Blog von Erdal Güngör
"Ütopyalar dünyası öldü," demişti 1978 Dünya Kupası'nı kazanan Arjantin milli takımının teknik direktörü César Luis Menotti bir keresinde. " Çıkarcı bir toplum içinde yaşıyoruz...
https://ultras-istanbul.over-blog.de/2023/01/calinan-hayallerimiz.html
Ultralar, Dün Ve Bugün-17
On yıllar boyunca birçok İtalyan için stadyuma gitmek basit bir Pazar eğlencesi, fabrikada ya da ofiste, okulda ya da üniversitede çalışma haftasının rutinini değiştirecek bir ritüeldi.
1970'lerden bu yana, futbol tutkusu ve Rita Pavone'nin on yıldır söylediği gibi „maça gitme“alışkanlığı, birçokları için çok daha önemli bir şey haline geldi. Antonio Roversi, İtalya'da Futbol ve Şiddet başlıklı bölümünde, "Kroniklerin bahsettiği kalabalıklar aslında çoğunlukla, futbol maçının uyandırdığı heyecanı güçlü bir yerel kimlik duygusuyla ilişkilendirerek yaşayan yetişkin erkeklerden oluşuyor" diyor ve ekliyor "Futbol ve tezahürat, taraftarların her pazar takımlarına verdiği destek giderek kolektif bir ritüel haline geldi."
1975 yılında Vicenza'da da ilk ultralar ortaya çıktı: öncü gruplar Ultralar, Denizciler ve Komandolardı. Ancak en ünlü grup Eylül 1978'de Paolo 'Pancho' ve Luca, Roberto ve Donato tarafından Lazio tribününde bulunan küçük bir gruptan esinlenerek kurulan Vigilantes idi. Sembol, Tex Willer çizgi romanlarından alınan kukuletalı bir cellattı (daha sonra iki çapraz balta eklendi), burada kanunsuzlar yüzsüz haydutlardı. Vigilantes Eylül 2012'de dağıldı.
Önce Fossa Lariana, sonra Panthers. Bunlar, yetmişli yılların ortalarında patlak veren Como'daki ultras hareketinin en önemli iki gerçeğiydi ve o dönemde Serie B ve A arasında istikrarlı bir şekilde seyreden takımın aldığı sonuçlar sayesinde de ortaya çıkmıştı. 1976'da Cremona'daki La Pergola adlı mekânda, 1981'de Kırmızı Gri adını alan ilk örgütlü Cremonalı taraftar grubu olan Boys doğdu; 1983'te hepsi Curva Sud'a (Güney Tribün) taşındı ve burayı kendi bölgeleri haline getirdi. Aynı yıl Commando Ultras Curva Sud doğdu. Daha sonra sıra 1999 yılında dağılan Sanitarium'a geldi. Onların deneyimlerinden Ultras Cremona doğacaktı.
70’li yılların ortasında, 1976’da, Atalanta’nın Brigate Neroazzurre'si ve ilk Ultras del Bari de ortaya çıktı; Maratona tribününden, 'distinti'den tezahürat yapmaya başladıktan sonra, Della Vittoria stadyumunun Kuzey Tribününü tartışmasız hükümdarlıkları haline getireceklerdi. 1985'ten itibaren Alcool ve 1988'den itibaren Incorreggibili de onlara katıldı (diğer gruplar Gioventù Biancorossa, Brigate ve Viking idi). Bari Ultras'ın ilk pankartlarının ortasında bir kafatası ve İngiliz bayrağı yer alıyordu. 1980'lerde Kuzey tribünün üst kısmı çok uzun bir pankartla renklendirilmişti “Come l’alba siamo risorti.” (Şafak gibi doğduk)
1981-82 sezonundan bu yana, Bari Ultras'ın koyu kırmızı kauçuk kanvas üzerine beyaz renkteki Ultras pankartında yer alan kanatlı kafatası, grubun 2012 yazında dağılmasına kadar kullanıldı (bugün gruplar çoğunlukla Seguaci della Nord ve Bulldog'dur). Bu kafatası UCN'nin kurucusu Franco Marvulli'ye daha iyi bilinen adıyla Florio'ya âşık olmuştu; bu lakap o dönemde kırmızı beyazlı taraftarların idolü olan bir futbolcudan ödünç alınmıştı. Marvulli bu resmi okuldaki fen bilgisi kitabında bulmuş ve Ultras biancorossi'nin sembolü olarak seçmişti.
"Dün, bugün ve yarın... Bari ebedi hastalık", "Forza vecchia stella del Sud" ve "Del Bari seguaci" en ünlü pankartlardan bazılarıdır. Eski Della Vittoria stadyumundan Italia '90 için inşa edilen San Nicola'ya geçişte güçlü bir evrim noktası yaşayan kırmızı beyazlı taraftarları davullar, bayraklar ve ünlü bir pankartta da belirtildiği gibi 'İtalyan kalıbına' uygun bir tezahürat şekli karakterize ediyor.
Empoli, Livorno, Parma ve taraftarların memleket aşkı
1976 yılında kurulan, Ağustos 2012'de dağılana kadar Castellani stadyumunda yer alan ve mavi kumaşın ortasında Che Guevara'nın resminin yer aldığı pankartıyla dikkat çeken Empoli Rangers da doğdu. Yine Toskana'da 1976 yılında Ultras Livorno doğarken, Ultras Fossa ertesi yıl ortaya çıktı. Kökenlerin diğer gerçekleri Fedayn, Sbandati ve Gruppo Autonomo'dur. Tüm bu kısaltmalar 1999 yılında, 2006-2007 sezonuna kadar Livorno'nun kale arkasını yöneten bir gerçeklik olan BAL, Brigate Autonome Livornesi'de birleşecekti. Amaranth taraftarlarının politik, solcu çağrışımları çok güçlüydü.
Brigate Autonome Livornesi - Blog von Erdal Güngör
Donnerstag,8.januar 2009 Siyasetin Futbolla ne alakası olabilir? Roberto`ya soru biraz garip geliyor "bunu berlisconi daha iyi cevaplar,nede olsa başkanlık seçimlerini futbolu malzeme yaparak ...
https://ultras-istanbul.over-blog.de/pages/Brigate_Autonome_Livornesi-1035743.html
Frosinone'de ultras hareketi 1970'lerin ilk yarısında Fedayn ile doğdu. Daha sonra 1979'da Kahramanlar ortaya çıktı ve 1982'de Kahramanlar Korpsu adını alan bu grup, Frosinone taraftarlarının ana grubuydu ve bu aşamada Güney virajından Matusa stadyumunun Kuzeyine taşındı.
1977'de Parma'nın Boys grubu kurulduı. Bazı gençlerin ultras hareketine hayat vermek için kulüp koordinasyon merkezinden ayrılmasından şehrin güney eteklerindeki 'Parma Rotta' tavernasında doğdu. Böylece Curva Sud'da, üzerinde iki yan yıldız bulunan sarı mavi Boys pankartı ortaya çıktı. Nisan 1979'dan beri tribünlerde başka bir pankart daha vardı: Crusaders Ultras, daha sonra Crusaders Supporters oldu. Ocak 1980'de gruplar, Tardini stadyumunun yenilenmesinin ardından yeni Kuzey Tribününe taşındı. 2017 yılında Boys grubu faaliyetlerinin kırkıncı yılını kutlayarak İtalyan ultras sahnesindeki en eski ve en uzun ömürlü gruplardan biri haline geldi. 1977'de Panterler grubu Salerno'da ortaya çıkarak ultras hareketini doğurdu. Curva Sud'un tüm gerçekleri daha sonra 1982'de birleşerek Granata Güney Gücü'nü meydana getirecekti….devam edecek
Fifa Bataklığı
Bir söz eskilerden kalan “Paranın girdiği yere kahpelikte girer” der, tamda bu dosyamıza cuk diye oturuyor. Ünlü bir dizi platformu belgeselini yaptı Fifa ve rüşvet mevzusu konusuydu ben tekrar kısa bir özet yazdım söz gider yazı kalır derler gelecek nesil için arşiv de dursun.
Son 30 yılda dünya futbol federasyonu Fifa'nın yıldızı çoğunlukla yolsuzluk iddialarıyla parladı. Vakaların büyük çoğunluğunda rüşvet, oy satın alma ve ekstra kazanç iddiaları söz konusuydu. Aşağıdaki aktörler belirleyici bir rol oynadı.
Joao Havelange ve Ricardo Teixeira:
Eski FIFA Başkanı João Havelange ve eski damadı Ricardo Teixeira, FIFA'da aktif olarak çalıştıkları dönemde milyonlarca rüşvet toplamakla suçlanıyor. Her iki eski Fifa yetkilisi hakkında soruşturma yürüten İsviçre'nin Zug kenti savcılığının belgeleri, Havelange'ın Mart 1997'de şu anda iflas etmiş olan medya ve pazarlama şirketi ISMM/ISL ile yaptığı iş anlaşmalarından 1,5 milyon İsviçre Frangı aldığını gösteriyor.
Dönemin Brezilya federasyonu başkanı Ricardo Teixeira'nın ise Ağustos 1992 ile Kasım 1997 arasında en az 12,7 milyon İsviçre Frangı aldığı iddia ediliyor.
İkili özellikle yayın ve kullanım haklarıyla ilgili anlaşmalarda kendilerini yasadışı bir şekilde zenginleştirmekle ve komisyonları Fifa'ya açıklamamakla suçlanıyor. Havelange daha sonra Fifa'nın onursal başkanı unvanından feragat etti. Ricardo Teixeira Fifa yönetiminden istifa etti. Fifa bir kurum olarak "işlerini kötü organize ettiği için" yaklaşık iki milyon Euro para cezası ödemek zorunda kaldı.
Sepp Blatter ve Michel Platini:
Sepp Blatter'in FIFA Başkanı olarak seçilmesi bile tartışmalıydı. Blatter 8 Haziran 1998'deki seçimde Uefa patronu Lennart Johansson'a karşı yarıştı ve 80'e karşı 111 oyla kazandı. İsveçli Johansson daha sonra, daha önce kendisine destek sözü veren tüm seçmenlerin aniden İsviçreli Sepp Blatter'e oy vermesine şaşırdı. Daily Mail'den araştırmacı gazeteci Andrew Jennings'e göre, Blatter'in 1998'de seçilmeden önce Afrikalı seçmenlere rüşvet verdiği iddia ediliyor.
2002 yılında dönemin Genel Sekreteri Michel Zen-Ruffinen FIFA'ya, Sepp Blatter'in gücünü kötüye kullandığını ve yolsuzluk entrikalarına karıştığını kanıtlaması gereken bir rapor sundu. Ancak Zen-Ruffinen FIFA tarafından dinlenmedi. Dosya onun işine bile mal oldu. Belgeleri hiçbir zaman kamuoyuna açıklanmadı. Fesih sözleşmesinde de gizlilik yemini etmişti. Sepp Blatter bu olayın olumsuz haberlerinden zarar görmedi. Seul'de yapılan bir sonraki FIFA başkanlığı seçiminde dört yıl daha görevde kalması onaylandı.
Son olarak 2010 yılında, 2018 ve 2022 Dünya Kupalarına ev sahipliği yapacak ülkeler için seçimler yapıldı. 2018 için Rusya'nın ve 2022 için Katar'ın ihaleyi kazandığının açıklanmasının ardından Fifa'ya yönelik rüşvet iddiaları ortaya atıldı. Birçok yetkilinin rüşvet aldığı söyleniyor. Avustralya'nın Dünya Kupası teklifinden sorumlu olan Bonita Mersiades, daha sonra Alman futbol dergisi 11Freunde'ye verdiği bir röportajda Avustralyalıların da en azından dolaylı olarak oylar için para ödediğini açıkladı. Ancak Mersiades "en çok parayı Katar'ın aldığını" söyledi. Blatter ise yolsuzluk hakkında hiçbir şey bilmediğini iddia ediyor.
Blatter 2015 yılında yeniden FIFA başkanı seçildikten dört gün sonra görevinden istifa etti. Uluslararası medya, özellikle bazı Fifa yetkililerinin tutuklanmasının ardından, Amerikalı ve İsviçreli yetkililerin baskısının Blatter için çok fazla olduğunu söylüyor. Ayrıca Blatter, Fifa Etik Komisyonu tarafından sekiz yıl menedilmiş ve eski Fifa patronu hakkında soruşturma açılmıştır.
Bir yandan Karayipler'e televizyon haklarını piyasa değerinin altında sattığı iddia ediliyor. Öte yandan Blatter, 2011 yılında Michel Platini'ye 2 milyon İsviçre Frangı ödemekle suçlanıyor. Bu paranın Platini'nin 1998-2002 yılları arasında FIFA'ya verdiği danışmanlık hizmetleri karşılığında ödendiği söyleniyor. İsviçre Başsavcılığı "sadakatsiz yönetim" şüphesiyle soruşturma başlattı. Bu bağlamda Platini ve Blatter daha sonra (2022) dolandırıcılık ve evrakta sahtecilik suçlarından yargılanmak zorunda kaldı. Her ikisi de beraat etti.
Fifa'nın avukatlarına göre Blatter ve arkadaşları Jerome Valcke ve Markus Kattner, 2010-2015 yılları arasında yıllık maaş artışları, ikramiyeler ve primler yoluyla 71 milyon avro tutarında zenginleşmişlerdi. Bu vakanın bir diğer ilginç yanı Platini’nin 2011 yılında aldığı 2 Milyon İsviçre Frangı aldığı dönem UEFA Başkanı ve Fifa da Platini’ye bu paradan ötürü dava açıyor! Bir ilginç olan yanı ise 2011 yılında bazı ülkelerde patlak veren şike olayları!
Franz Beckenbauer ve Mohamed bin Hammam:
Kaiser'in 2002 yılında eski Fifa yetkilisi Mohamed bin Hammam'a, Almanya Dünya Kupası organizasyon komitesine 250 milyon İsviçre Frangı hibe alabilmesi için 6.7 milyon Euro rüşvet verdiğinden şüpheleniliyor. Bin Hammam o dönemde Fifa Finans Komitesi'nde bu tür hibelerden sorumluydu.
Baş etik müfettişi Maria Claudia Rojas'ın deyimiyle "rüşvet parası" Beckenbauer tarafından eski Adidas patronu Robert Louis-Dreyfus'tan ödünç alınmış ve 2005 yılında Dünya Kupası organizasyon komitesinden geri alınmıştı. Daha sonra (2018) Bin Hammam sessizliğini bozdu ve 6,7 milyon avronun kendi hesabına geçtiğini itiraf etti. Ancak paranın ne için kullanıldığını açık bıraktı. Bugüne kadar bu olay kesin olarak aydınlatılamadı.
Bu arada Beckenbauer, Dünya Kupası organizatörlerinin ödemeyle birlikte dünya yönetim kurulundan bir organizasyon maliyeti ek ücreti almak istediklerini açıkladı. Sepp Blatter 2018 yılında İsviçre Başsavcılığı önünde bu açıklamayı yalanladı. Bu doğru değildi. Bu saçmalık, dedi Blatter. Karşılığında Fifa'dan para almak için önce bir şey ödemeniz gerektiği saçmalıktır, dedi.
Haziran 2014'te FIFA, etik kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla Franz Beckenbauer'e de 90 gün men cezası verdi. Beckenbauer'in Fifa baş müfettişi Michael Garcia'ya 2018'de Rusya'ya ve 2022'de Katar'a verilen tartışmalı Dünya Kupası ödüllerine ışık tutabilecek bir ifade vermeyi reddettiği iddia ediliyor. Fifa'ya göre, Beckenbauer ile bilgi vermesi için birkaç kez şahsen ve yazılı olarak Almanca ve İngilizce olarak temasa geçildi. Bu yasak süresince Beckenbauer'in futbolla ilgili faaliyetlere katılmasına izin verilmedi. Kaiser Franz ve dönemin Alman Futbol Federasyon başkanına karşı açılan davalar 2021 yılında zamanaşımından dolayı durduruldu.
Jack Warner:
Dönemin Fifa Başkan Yardımcısı Jack Warner, 2006 Dünya Kupası için kendi ülkesi Trinidad & Tobago'da bilet pazarlama işini üstlendi. Kendi aile şirketinin 900.000 dolar komisyon aldığı iddia ediliyor. Ancak olay ortaya çıktığında Fifa Jack Warner'ın değil oğlunun peşine düştü.
2010 yılında Warner'a karşı yine iddialar ortaya atıldı. İddialar, 2010 Dünya Kupası'nın Güney Afrika'ya verilmesinde oy satın alınmasıyla ilgiliydi. Ancak 2011 yılında 2018 ve 2022 Dünya Kupalarının verilmesinin ardından Warner hakkında da yolsuzluk iddiaları ortaya atılınca, Fifa'daki tüm görevlerinden istifa etti.
Warner 2015 yılında New York'ta bir federal mahkemede suçlandı. Diğer suçlamaların yanı sıra dolandırıcılık ve kara para aklama ile de suçlandı. ABD ile Trinidad & Tobago arasında ikili bir anlaşma olduğu için Warner'ın ABD'ye iadesi sadece bir formalite. Kendi ülkesinde buna defalarca itiraz etti ve 2022'ye kadar hükümetin yanı sıra farklı mahkemelere başvurdu. Ayrıca Fifa tarafından ömür boyu men edildi.
2019 yılında Warner, TV haklarıyla bağlantılı olarak komisyon kabul ettiği için New York federal yargıcı tarafından 79 milyon ABD Doları (yaklaşık 70 milyon Avro) para cezasına çarptırıldı.
Kasım 2022 ortasında, İngiltere'nin en yüksek temyiz mahkemesi olan Londra Privy Council, Warner'ın ABD'ye iade edilebileceğine karar verdi. Karar nihaidir. Trinidad & Tobago 1976 yılından bu yana İngiliz Milletler Topluluğu bünyesinde bir cumhuriyettir.
Hans-Joachim Eckert ve Michael García:
Alman hukukçu ve eski yargıç Hans-Joachim Eckert 2011 yılında Fifa Etik Komisyonu'na seçildi ve 2012 yılında yargılama dairesi başkanlığına getirildi. Eckert'in yardımcısı Amerikalı hukukçu ve yıldız Avukat Michael García aynı zamanda Fifa tarafından 2018 ve 2022 Dünya Kupalarının verilmesiyle ilgili olası usulsüzlükler hakkında bir rapor hazırlamak üzere başmüfettiş olarak görevlendirildi. Garcia'nın 430 sayfalık raporunu Fifa'ya sunmasının ardından Hans-Joachim Eckert, iddiaya göre kişisel mahremiyet nedeniyle kamuoyuna sadece 42 sayfalık bir özet sundu.
Sonuç: Dünya Kupası'nın satın alındığına dair bir kanıt yoktu, ancak bazı tutarsızlıklar vardı. Neticede Eckert, başmüfettiş Michael García tarafından da olmak üzere dünya çapında ağır eleştirilere maruz kaldı. García, Eckert'in vardığı sonuçları "kusurlu ve eksik" olarak nitelendirdi ve yayına itiraz etti. Ancak Fifa García'nın itirazını reddederek Amerikalı avukatı Fifa Etik Komisyonu'nun bağımsız başmüfettişliğinden istifa etmeye sevk etti. García, yargılama makamına olan güvenini kaybettiğini söyledi.
Eckert ise ilerleyen aylarda FIFA'nın soruşturma dairesi başkan yardımcısı Cornel Borbély ve Amerikan FBI'ı ile yakın iş birliği içinde çalıştı. Birlikte, takip eden aylarda çok sayıda yolsuzluğa bulaşmış yetkiliyi alaşağı etmeyi başardılar. Bunların arasında "Blattini" davasının ana oyuncuları da vardı. Tam da dünya Eckert'in hala bir Blatter-anlayışı olduğunu düşünürken, 2015 yılında Sepp Blatter ve Michel Platini'yi sekiz yıl boyunca tüm ulusal ve uluslararası futbol faaliyetlerinden meneden tam da bu Fifa etik yargıcıydı.
Eckert ve İsviçreli meslektaşı Borbély sonraki aylarda Sepp Blatter'in halefi Gianni Infantino'yu da soruşturmaya başlayınca Fifa tarafından görevden alındılar. Etik Komitesi başkanları 2017'de yeniden seçildiğinde, Eckert ve Borbély'nin görevlerinin teyit edilmesi gerekiyordu. Bunun yerine, yeniden atanmalarından kısa bir süre önce, kısa mesaj yoluyla pozisyonlarının doldurulacağı haberini aldılar. Bunu takip eden basın toplantısında, her iki oyuncu da Fifa hizmetinde son kez konuştu. Eckert, "Diğer insanlara saygı duyuyorum ama bana da saygı gösterilmesini bekliyorum" dedi. Borbély ise "Bu Fifa için iyi bir gün değil" dedi.
Kaynaklar:
www.rp-online.de
www.zeit.de
www.faz.net
www.11freunde.de
www.spiegel.de
www.sueddeutsche.de
Ultralar, Dün Ve Bugün-16
1970’lerin başından itibaren İtalya’da Ultra grupları tüm ülkede yayılmaya başladı. Neredeyse her kasabanın en alt liglerinde oynayan kulüplerin bile bir Ultra oluşumu vardı. Dünya’da 1968 gençlik hareketinin düzene karşı koyduğu isyanın içinde doğan Ultra hareketi tribüne ve taraftar kültürüne yeni bir tarz getirdi. Gruplar daha çok organize, kolektif hareket ediyordu. Ultralar takımlarına, sahada oyunun gidişatına göre değil 90 dakika susmadan destek veriyorlardı ve bu bir ilkti. Diğer yandan ülkenin güncel siyasi konjonktürüne yönelik büyük dövizler, sopalı pankartlar ve tezahüratlarla tepkilerini ortaya koyuyorlardı.
İlk grupların ortaya çıkışı
1973-74 şampiyonasında Scudetto, Serie A'ya geri dönüşlerinden iki yıl sonra ilk kez Chinaglia ve Kral Cecconi'nin Lazio'su tarafından kazanıldı. 1974'te Bologna ve Spezia Ultraları, 1975'te Juventus Panterleri, 1976'da Atalanta Brigate Neroazzurre, Bari'nin ilk Ultras'ı ve Pescara Rangers'ı İtalyan sahnesindeki en önemli oluşumlardan sadece birkaçıdır. 1977'de Roma'da daha önceden var olan birçok grup sarı kırmızı tribün oluşumu Commando Ultrà Curva Sud'da birleşirken, Lazio tarafında Kartalların Taraftarları doğdu. Juventus yine şampiyonluğu kazandı ama sürpriz olan Paolo Rossi'nin Vicenza'sının ikinci olmasıydı. Ertesi sezon (1978-79) Rivera'nın Milan'ı, Rossoneri'nin formasına yıldızı dikerek üç kupayı aldı.
Bologna Ultra oluşumu 1970'lerin başında şehrin sembolü olan iki Kule altında bulunan 'I Magnifici' birahanesinde kuruldu. İsim olarak Forever Ultras'ı seçtiler ve Dall'Ara stadyumunun Andrea Costa kale arkasını yerlerini aldılar. Daha o yıllarda, 45 metre uzunluğunda çelik bir kabloyla bağlı tüm setin üzerini kapsayan 'Gücünüz inancımızdır' pankartı yapıldı. 1984 yılında “çapraz çekiçler” ilk kez Forever Ultras Sezione Crevalcore pankartında yer aldı ve 1988 yılından itibaren Ultras Rossoblù'nun (URB) resmi sembolü haline geldi.
1982 yılında Mods grubu kuruldu, neredeyse tamamı Forever Ultras ve Supporters'dan gelen kişilerdi. Kendilerini Mods olarak adlandırmayı Franc Roddam'ın 1979 yapımı Quadrophenia (The Who'nun 1973 tarihli aynı adlı albümünden uyarlanmıştır) filmiyle ünlenen İngiliz alt kültürüyle özdeşleştirmeyi seçtiler ve İtalyan ultralar sahnesinde çok tanımlanabilir bir gerçeklik haline geldiler. Mods 2012 yılında dağıldı.
Onların tarzını örnek alan aynı yıl, şu anda Maraton tribünün göbeğinde duran gruplar arasında yer alan The Blessed Youth (Kutsanmış Gençlik) ve aşağı yukarı aynı zamanda doğan, tarzları ve dünya görüşü açısından The Blessed Youth'a oldukça benzeyen bir grup olan The Hostile Sector (Düşman Sektör) doğdu.
Bologna tribünlerinin bir diğer önemli grubu 1986'da ortaya çıkan ve pankartlarındaki marihuana yaprağı ile karakterize olan Freak Boys ve 2001'de Forever Ultras URB'den ayrılarak oluşan Vecchia Guardia'dır. Yakındaki Modena'da ilk grup 1972 yılında Boys adıyla kurulmuştur. Fedelissimi ve Komandolar Modena'nın ilk tribün gruplarıdır.
1984’te Juventus tribününde Viking amblemi ortaya çıktı. 1976-77 şampiyonasından itibaren Commando Ultras Curva Sud doğdu. 1977'de Reggio Emilia'da, Mirabello'daki Curva Sud'un önde gelen taraftar grubu olan Ultras Ghetto doğdu ve çok uzun Forever Ultras Ghetto pankartı (sembolü bir yarasa olan) tribünü üzerinde yükseldi. 1987'de tekrar Viking pankartı ortaya çıktı, ancak o aşamadaki ana grup Gothic Legion'du. Carpi'de ilk ultras, Panterler, 1979 yılıPiacenza'da ultras hareketi 1974 yılında, Lele barının müdavimleri olan bir grup gencin Commando Ultrà'yı kurmasıyla başladı. 1981'de, kırmızı ve beyaz taraftarların çeşitli gerçeklikleri Kuzey Tribününe taşınmayı seçti ve 1983-'84'te Ragazzi della Nord doğdu. Şubatnda doğdu ve Cabassi stadyumunun Kuzey Tribününde yerini aldı….devam edecek
Ultralar, Dün Ve Bugün-15
Bu hikayeyi 2018 senesinde yazmıştım arşivde duruyordu yazı dizisine aldım.
26 Aralık akşamı Inter Napoli ile oynadı. İkinci ile üçüncü, kuzey ile güney, lig yetkililerinin Noel günü akşamı için planladıkları heyecan verici bir düello. Varese ve Nice'den arkadaşlarının desteğini alan Inter'den yaklaşık 120 Ultra, mümkün olduğunca dikkat çekmeden Via Novara'ya doğru yola çıkmıştı. Milano'nun San Siro'ya giden şehir çevre yolunun "Tangenziale Ovest" bölümü kullanılır genelde bu yol tercih edilir. Örneğin, Napoli'den geliyorsanız. Inter Ultraların amacı da Napoli’den gelen deplasman tayfaya sürpriz bir tuzak kurmaktı.
Yer her türlü çatışmaya uygun. Çok sayıda açık alan, otoparklar, bir benzin istasyonu, iki atıştırmalık büfesi ve atkı ve koltuk minderleri satan birkaç tezgâh. Buradan sadece iki kilometre ötedeki Milano'nun “San Siro/Giuseppe Meazza” futbol mabedinin etkileyici çatısını görebilirsiniz. Mekânı bilenler arabalarını buraya park eder çünkü stat sadece on dakikalık bir yürüyüş mesafesinde ve maçtan sonra hızlı bir şekilde otoyola geri dönüyorsunuz. Burada, Piazza St Elena'da misafir taraftarlar beklenir. Çünkü orada hiç polis yok!
İlk arabalar ve minibüsler onlar da polis eskortu olmadan Napoli'den gelen ve stadyum yönüne doğru geçerken, Milano polis şefinin daha sonra bir basın toplantısında " militanca planlanmış bir eylem" olarak tanımlayacağı olaylar başlar. Eylem üç dakika sürer ve sonunda "Blood & Honour Varese "nin önde gelen isimlerinden bir Ultra, Daniele Belardelli, siyah renkli bir minibüs tarafından vahşice ezilerek yerde serili yatmaktadır.
Inter'de koreografilerden sorumlu Marco Piovella onu hastaneye giden bir arabaya bindirdiğinde bilinci yerindedir. Orada, acil ameliyata rağmen, "Dede" olarak bilinen Belardelli ağır iç yaralanmalarından dolayı ölür. Bu arada şüpheli iki minibüs Napoli'de ortaya çıkar ve sürücülerinin izi bulunur. Bend'de daha çok "Il Rosso" olarak bilinen Piovella, bir Ultra Boys üyesi olan Luca da Ros'un polise çatışmaların organizatörü olarak adını vermesinin ardından tutuklanır. Şimdi, tribünler bir kişinin emrettiği ve herkesin takip etmesi gerektiği şekilde çalışmaz. Ancak Piovella en azından Curva Nord liderlerinden bir üyesi ve en azından kuzey tribününün bütünü temsil ediyor.
Başlangıçta her şey alışılmış gibi. Gazeteler ve haber kanalları, üniversiteden mezun olduğundan beri son derece başarılı bir aydınlatma mimarlığı şirketi yöneten Piovella'nın hayat hikayesini inceler. Takım elbiseli ve kravatlı fotoğrafı kısa sürede tüm İtalya’ya yayılır. Milano Emniyet Müdürü Marcello Cardona, Inter kuzey tribününün 31 Mart'a kadar kapatılmasını ve sezonun geri kalanında deplasmanların yasaklanmasını talep ettiği vurgulanır. Ama gazeteler Milano polisinin, Napoli'den gelen 120 Curva A Ultranın, genişletilmiş stadyum alanında toplanmasını nasıl gözden kaçırdığı hakkında hiçbir şey bahsetmez! Devlet Müsteşarı Giancarlo Giorgetti, yüksek riskli maçların sadece öğle saatlerinde oynanması ve genel olarak "daha sert cezalar" verilmesi çağrısında bulunduğu belirtilir.
/https%3A%2F%2Fi.ytimg.com%2Fvi%2FQ4KUcZfx-7E%2Fhqdefault.jpg)
Inter Napoli , Muore un Tifoso Interista di 35 anni
Durante la partita Inter Napoli a San Siro un tifoso Interista di 35 anni muore in seguito agli scontri avvenuti prima del calcio d'inizio
Ancak daha sonra tüm hikâye Gabriele Sandri, Ciro Esposito veya Filippo Raciti'nin ölümünden sonraki durumla kıyaslanamayacak beklenmedik bir hal alır.
İçişleri Bakanı Matteo Salvini, stadyumların ve tribünlerin kapatılmasına karşı çıkarak "Renklerin ve tezahüratların olmadığı bir stadyum, stadyum değildir" açıklaması yapar. Olaylardan birkaç gün sonra Georgetti ve İtalyan polis şefi Franco Gabriellico ile bir araya gelen Georgetti, pankart, davul, megafon ve bayrakların şiddetle hiçbir ilgisi olmadığını ve örgütlü taraftarların bu malzemelerden mahrum bırakılmaması gerektiğini bir kez daha vurgular. Megafon ve davullara on yıl aradan sonra yeniden izin verilir. Aynı durum, şimdiye kadar polise kaydettirilmesi gereken koreografiler için de geçerlidir. Salvini bu noktada taraftarlar için daha fazla özgürlük istiyor, yeter ki tribüncüler sorumluluklarını yerine getirsin.
Arkadaşlar, kitabın ortasından konuşalım İtalya İçişleri bakanı haklı! Tribünde her şeyi yasaklayarak insanların özgürce kendilerini ifade edecek alanlara bu kısıtlamaları getirerek bugüne kadar ne değişti? Yasaklar yerine kolluk kuvvetlerin daha dikkatli tedbirler almasını sağlamak. Tribüncülerle diyaloğa girerek iki tarafı da memnun kılan bir ortak yol bulup uzlaşmak daha doğru olmaz mı? Bir şeyleri yok etmek yerine güzellikleri koruyarak sürdürebilir hale getirmek topluma daha faydası olacağını düşünüyorum! Neyse hikayemize devam edelim.
Tabii ki İçişleri Bakanı da stadyum ve çevresindeki şiddet eylemleri için güvenli cezalar olması ve bunların etkili olabilmesi için daha hızlı bir şekilde uygulanması gerektiğinden bahsetmekte. Bununla birlikte, taraftar temsilcisinin örgütlü taraftarlar ile kurumlar arasındaki arabulucu rolünün öneminden ve tribünlerin güçlendirilmesi gereken kişisel sorumluluğundan da bahsetmektedir. Ayrıca, onlarca yıldır yasaklanmış olan deplasman seferleri için özel trenlerin yeniden kullanılmaya başlandığını görmek istiyor. Tribünlerin sosyal sorumluluklarını daha iyi yerine getirmeleri gerekecektir, ancak sorunlar tribünlerle sınırlı değil, çünkü "kötü aile terbiyesi“ toplumun diğer tüm kesimlerinde de mevcut.
Son olarak Bakan histeriye karşı uyarıyor ve futbolun 12 milyon insanı harekete geçirdiğini, ancak bunların arasında şiddet eğilimli en fazla 6.000 kişi olduğunu ve hepsini aynı kefeye koymamak gerektiğini vurguluyor. Popülizm eleştirmeninin el kitabından bir cümle.
Bakanın söyledikleri bazılarına popülist gelebilir ama günümüzde bir futbol maçı için can vermek kabul edilemez! Bakanın devamında dedikleri önemli; “Rakamlar futbolun daha sağlıklı hale geldiğini gösteriyor. Yaralanan taraftarların sayısı yüzde %60, polis memurlarının sayısı %50 oranında azaldı. Özel güvenlikten hiçbir kişi yaralanmadı. Stadyumdan menedilen ve hapsedilen kişilerin sayısı da düşmüştür. Bugün yaklaşık 6.500 stadyum yasağımız var. Burada 12 milyon insanı ve 6.000 holiganı harekete geçiren bir olgudan bahsediyoruz. Futbol suç değil, tutku, spor ve destektir.”
Ve İçişleri Bakanı bir bomba açıklamayla konuşmasını bitiriyor “Ben de 15 yaşından beri sık sık tribünlere gidiyorum, yani en azından ne hakkında konuştuğumu biliyorum.” Diyor. Milan'ın Curva Sud partisine 16 Aralık'ta yaptığı ziyaretin fotoğrafları sosyal medyada dolaşıyordu. Tüm bunları istediğiniz gibi değerlendirebilirsiniz, ancak bu ifadeler bence popülizm değil yıllardır bir resmi yetkiliden özlemle beklediğimiz empatidir!
Ancak Gianluigi Buffon Vanity Fair'de ultralar konusunda bir röportaj verdiğinde durum daha da acayip bir hal alıyor.
“Ben bir Ultraydım, Commando Ultrà Indian Tips'ten, Carrarese'yi takip eden bir grup taraftarın adıydı, hala eldivenlerimin üzerinde yazılıdır. Haklarında hiçbir şey bilmeden çok konuşulan insanlarla tanıştım. Sıradan erkekler ve kızlar, hayalperestler, idealistler. Bazı ilginç insanlar ve birkaç aptal. Gençken her şeye muktedir olma ve yenilmezlik hissine sahiptim. Yıkılmaz olduğumu, abartabileceğimi, istediğim her şeyi yapabileceğimi düşünüyordum. 20'li yaşlarımın sağlıklı çılgınlığını kaçırmak istemiyorum. Elimden geleni yaptım ve bir şekilde hiçbirini unutmadığım için memnunum asla pişman değilim.”
Doğru okudunuz, bu sözler Gianluigi Buffon nam-ı diğer “Gigi Nazionale” ağzından çıktı, inanmayan aşağıda linkten gerçeklere ulaşabilir;
/https%3A%2F%2Fimages2.gazzettaobjects.it%2Fmethode_image%2F2019%2F01%2F08%2FCalcio%2FFoto%20Calcio%20-%20Trattate%2F73c472cd2eb48b56a813ee4ad6e0d122_169_xl.jpg)
Buffon: "Io, giovane ultrà che faceva cazz... di ogni tipo. E quella canna..."
Gigi Buffon esulta coi tifosi del Psg. Ap Come sempre, quando Gigi Buffon, rilascia un'intervista, è difficile trovare il titolo. Difficile perché se vuole racconta aneddoti d'ogni tipo e se cred...
Buffon devam ediyor
“Bu 20 yıl önce yaşanmış bir hikâye. Maçtan sonra bir Parma taraftarını arabamla bıraktım. Gişelerde bir polis barikatı vardı. Mavi ışıkları görünce ortadan kayboldu beni ortada dımdızlak bıraktı polislerle karşı karşıya geldim.”
Buffon anlatırken çok rahat;
“Uyuşturucu ve alkolden her zaman uzak durdum, en fazla arada bir esrar içtim. Ama Casertana'nın taraftarlarını saran duman bulutunu hatırlıyorum. Duman potlarıyla ilgisi olmayan ama aynı anda orada tüttürülen 200 torbadan gelen bir sis. Güzel günlerdi gözümün önünde canlandı şu an önümde görebiliyorum.”
Ve sonra da Milano'daki ölü Ultra hakkındaki soruya genel bir cevap veriyor:
“Milano'da yaşananları doğru bir bağlama oturtmak zor. Nefret sadece stadyumlarda değil, nerede eserse essin iğrenç bir rüzgârdır, çünkü futbolun tüm bunlar için sadece bir bahane olduğuna dair güçlü şüphelerim var.”
Bu olaydan yaklaşık dört yıl geçti ve bugün bir durum değerlendirmesi yapınca Buffon’a hak veriyorum!
Son günlerde o kadar çok garip, irrasyonel olaylara şahit oldum ki hiçbirine anlam veremiyorum. Ve hiçbiri tribün kültürü ile uzaktan yakından alakası yok. Göztepe-Altay maçında atılan fişek, Roma-Napoli maçı öncesi Napoli Ultraların otoyolu kapatıp yol ortasında lastik yakmaları. ADS – Ankaragücü maçı sonrası yaşanan trajik komedi ve bu olayın sosyal medyaya taşınması ki tamamen tribün kültürüne aykırı mevzu! Bir diğer olay Paganese – Casertana Ultraları arasında geçen mevzu, otobüs yakmak!
Futbol üzerinden kasıtlı şiddet ve olay çıkarmak bir noktadan sonra tribün kültürü ile alakası kalmıyor. Bu olayları “şehri-i müdafaa, arma, renk, takım/kulüp aşkı ile açıklayamayız! Evet, endüstriyel futbola karşı ortak mücadele veriyoruz ama biz bunu daha akıllıca sürdürmeliyiz! Böyle saçma boş olaylar çıkararak davamız samimiyetini kaybediyor.
Rekabet ve husumeti ölçülü şekilde ve tribün kültürü geleneklerine uyarak dışarda devam etsin buna sözüm yok. Ancak, biz tribün kültürü sürmesi için birlikte hareket etmeliyiz…..! (Devam edecek)
Polonya Tribünleri
İngiltere bir zamanlar en sert futbol holiganlarının yuvası olmuş olabilir, ancak hepimizin bildiği gibi zaman değişiyor. Aşırı kilolu İngilizler cumartesi geceleri pub'larının önünde iyi bir dövüş ararken, Polonyalı gruplar ormanda vahşi savaşlar yapmaya ya da rakiplerine pala sallamaya koyuluyor. Bu arada, neredeyse her küçük Polonya kasabasının kendi holigan grubu var ve her ay "Ustawka" adı verilen yüzlerce planlı dövüş gerçekleşiyor.
Polonya'ya giden her taraftarın bilmesi gereken ilk şey, futbol kültürünün tamamen farklı olduğudur. Örneğin, sokakta yanlış renkleri giyerseniz, insanlar size sadece ters ters bakmaz veya orta parmağını göstermez. Sana saldırırlar ve kafanı gözünü parçalarlar. Eğer eşcinsel, siyah ya da Che Guevara tişörtleri giymeyi seven biriyseniz, bu ülkeden ne pahasına olursa olsun uzak durmalısınız.
Belki hatırlarsınız Euro 2012 başlamadan önce Polonyalı anti-faşist gruplar alarm vermeye ve iyi organize olmuş holiganların çoğunun aşırı sağcı örgütlerden etkilendiği konusunda halkı uyarmaya çalıştı. Ancak Polonya hükümetinin pek de umurunda değildi. Faşist örgütler bir süredir sokakları kontrol etmek için holiganları ayak takımı olarak kullanmakta. Bazı şehirlerde durumun çoktan kontrolden çıktığı söyleniyor.
Gerçeği söylemek gerekirse Polonya tribünleri bugüne kadar pek fazla ilgi alanıma girmiyor. Ultra ve Holigan alt kültürlerine sadık kalmalarına saygım sonsuz. Fakat aşırı ırkçı, faşist, farklı kültürlere, dinlere, siyasi görüşlere karşı tahammülsüz duruşlarını kesinlikle kabul etmiyorum ve saygı göstermiyorum! Polonya tribünleri üzerine yazmaya, bir zamanlar Lech Poznan tribünlerinin Kolejorz grubunun eski emekçileri ile geçen sene tanışmam vesile oldu. Arkadaş ismini yazmamı istemedi çünkü geçmişte Kolejorz grubunun tribün lideri Rafat Dabrowski nam-ı diğer “Uzsol” ile bazı karanlık mevzulara karışmış.
Arkadaş Polonya’da taraftar kültürünü şöyle tarif ediyor; "Sembollerinizi şehirlerimizde, hatta şehir merkezinde bile göstermemeniz daha iyi olur. Polonya'da işler Almanya'dakinden biraz daha farklı. Almanya ya da İngiltere'de rakip taraftarları renklerinden dolayı dövmez ama Polonya'da bu kesinlikle normaldir.”
Polonyalı ultralar futbolun bel kemiğidir. Takımlarını her şeyden çok seven ve stadyumlara devasa pankartlar asan fanatiklerdir. Ancak şiddetin iç yüzü daha vahim boyutlarda. Ortalama bir Polonyalı holiganın haftada 20 saatini çatışmalar için çeşitli dövüş sanatları eğitimi alarak ve vücudunu güçlendirerek geçiriyor. Çoğu gruplar silah kullanımını korkaklık olarak görmekte. Ama istisnalar da var. Krakow'da bir keresinde iki grup arasında çıkan çatışmada birbirlerini bıçaklayarak katlettiklerini anlatıyor Arkadaş. “Irkçı gruplar var ve onlar siyah bir oyuncuyu kabullenmezler. 'Biz çok agresifiz, çok güçlüyüz, çok beyazız' diyorlar.
“Polonyalı ultraların 2012 Avrupa Şampiyonasında fazla bir şey yapmasına gerek kalmadı çünkü Avrupa'dan başka gruplar da vardı. Mesela İngiliz holiganlar ile ormanda buluşup dövüşüldü, diğerleri ise tren istasyonlarında buluşma ayarladı. Çoğu kişi kabul etmiyor ama bu dövüşler gayet normal ve futbolun bir parçası.” Polonyalı arkadaş haklı! Futbol boş taktik üzerine konuşmalardan öte bir oyun. İki rakipler arasında yapılan kapışmalar modern futboldan önce gerçek futbolun temelini oluşturan “Shrovetide Football” dayanıyor!
Polonya Nazi işgali altında korkunç dehşetler yaşadı, ancak Sovyet rejiminin yaraları hala taze ve neo-Nazilerin anti-komünist zihniyeti holiganlar arasında rağbet görüyor. Daha önceki nesil futbol taraftarları komünist rejimle mücadelede önemli bir rol oynadı. Polonya’nın bazı Stadyumlarının duvarları 1944 Varşova Ayaklanmasını belgeleyen güzel ve ilginç duvar resimleriyle süslü olabilir. Ancak Polonya direnişinin son girişiminin bu resimleri bile kısmen ırkçı beyaz güç grafitileriyle kaplı.
Polonya halkı artık bu tür ırkçı eğilimli gruplardan bıktığını anlatıyor arkadaş “Polonya Antifa'sı uzun süredir aşırı sağa karşı sokak savaşı veriyor ve mümkün olan her yerde yeniden insanları bu tür mahluklardan uzak durmalarını anlatıyor. Bunu yaparken, gerekli gördükleri takdirde bazen ırkçılarla çatışmalara giriyorlar. Son yıllarda en az 40 kişinin aşırı sağcılar tarafından öldürüldü. Halk artık bunlara tahammül etmek istemiyor.”
Arkadaşa biraz efsane “Uzsol” dan bahsetmesini istedim. “Uzsol 1990’larda Bulgarska Caddesi'nde bulunan Lech Poznan stadyumun tribün lideriydi ve taraftarların büyük hayranıydı. 1990'larda Kolejorz grubunu kurdu, sık sık ayaklanmalara ve kavgalara katıldı, dövüş sanatlarına aşıktı. Sık sık kanunla ters düşmüştür. Polis ve Merkezi Soruşturma Bürosu onu mafya ile iş yapmak, uyuşturucu satmak gibi çeşitli suçlamalarla birkaç kez tutukladı. Sonra tribünü bıraktı. Şimdi hem ringde hem de kafeste dövüşen aktif bir MMA dövüşçüsüdür. Tüm stillerde yakın dövüş uzmanlarına göre, Polonya'nın önde gelen ağır sikletlerinden biri.”
Ultralar, Dün Ve Bugün-14
1980'lerin başından itibaren sağ görüşlü kesimler Ultra grupları içinde hâkim oldu. 1983'te Serie A'ya dönüşle birlikte Napoli ultraları ile rekabet alevlendi ('Benvenuti in Italia' ve 'Forza Vesuvio', 'Noi odiamo tutti' 'Herkesten nefret ediyoruz' gibi tartışmalara neden olacak iki pankarttı).
1985 yılında Verona İtalya Şampiyonu oldu. Hellas Ultraları için Avrupa seyahatleri ve yabancı taraftarlarla karşılaşma başladı. Aynı sezonda Brescia deplasmanında da ciddi olaylar yaşandı. Verona taraftarlarını en çok korkutan bölüm şimdi başlıyor Televizyonlar ve gazeteler şiddetin boyutunu ön plana çıkarmaya başlattı. Şubat 1987'de, Brescia'daki çıkan ciddi olayların aktörleri olan on iki (12) Gialloblù Ultraları tutuklandı ve 'suç ortaklığı' gibi ağırlaştırıcı bir gerekçeyle mahkûm edildi. İtalya'da ilk kez futbol taraftarları diğer ağır suç işleyenler gibi aynı kategoriye sokuldu. Tutuklamaların ertesi pazar günü oynanan iç saha maçında Ultralar protesto amacıyla güney tribünün orta bölümünü boş bıraktılar ve '12 değil 5000 suçlu' pankartını açtılar.
Kasım 1991'de, AC Milan'a karşı deplasmanda oynanan bir maçın sonrasında yaşanan bazı ciddi olayların ardından ve diğer tutuklamalardan etkilenen Brigate Gialloblu dağılma kararı aldı. Ertesi pazar günü bu sefer Fiorentina tribünleri Hellas Ultralarına destek amaçlı sarı-mavi renge boyandı. Açılan bir pankartın üzerinde 'BG' yazısı ve 'Yirmi yıllık tarih iptal edilemez' yazıyordu. Grup resmi olarak ortadan kalkmış olsa da Brigate Gialloblu ruhu onlara yakın olan diğer tribünlerde devam etti. Ve gerçek bir marka haline gelen, özellikle Lazio'nun bazı ultras grupları (IRR) tarafından miras alınan İngiliz tarzı destek sürdürüldü.
1972 aynı zamanda önemli bir yıldı. Napoli'nin ilk Ultraları ve Roma'nın Boys grubu kuruldu. Juventus tribünlerinde 1973'te Venceremos ve Autonomia Bianconera grupları. Fiorentina'nın Ultra oluşumu Superstars Supporters pankartlarıyla ve Genoa'nın Fossa dei Grifoni'si tribünlerde görünüyordu. Ve Calabria'nın en eskileri arasında olan ve hala 'Massimo Capraro' tribününde yer alan ilk Catanzaro Ultra grubu çıktı. 1974 yılında Varese'de doğan Boys, hemen Inter taraftarlarıyla bağlantı kurdu.
Napoli Ultra grupları statta iki tribünde yer alıyordu. 1972 yılında, tüm zamanların en ünlü taraftar liderlerinden biri olan Palummella olarak bilinen Gennaro Montuori tarafından kurulan ve ailevi nedenlerle ayrıldığı 1990'lı yıllara kadar grubun başında kalan ünlü CUCB, Commando Ultrà Curva B'nin doğuşuna tanıklık etti. Commando Ultrà Curva B, Sanità ve Cavour bölgelerinden sıkı bir taraftar kitlesine sahip bir gruptu.
1986 yılında ilk kadın bölümlerinden biri olan Ultrà Girl kuruldu. 1979 yılında B Tribünde Fedayn ve EAM doğdu. Öte yandan, curva A'da Skizzati ve Alta Tensione grubunun (via dei Tribunali'den grupları) birleşiminden gelen Mastiffler ve Mavi Kaplanlar bulunmaktaydı. Curve A'da en önemli grup 30 Eylül 1992'de Blue Lions'un bölünmesinden sonra doğan Old Lions idi. Mavi Kaplanlar da 1985 yılında Curve A'da yer aldı. Yine Curve A'da, 1987 yılında Teste Matte kuruldu. Napoli Ultraları ile Cenova Ultra grupları arasındaki kardeşlik 1980'lerin başına kadar uzanmaktadır.
Yıl 1973'tü, 1970 yılında kurulan Cenova taraftar grubu 'Ottavio Barbieri'nin bir bölümünden Fossa dei Grifoni ortaya çıktı. Muhteşem katılım, İngiliz tarzı tezahürattan etkilenen bir yaklaşım, korolar ve büyük bayraklar, nefes kesen koreografiler. Bunlar Fossa'nın ilk yıllarından beri Kuzey tribününe kattığı karakteristik özellikleriydi. Sampdoria'ya karşı oynanan derbideki sergilenen koreografiler kuzey tribününün gerçek kahramanı olmasının kanıtıdır. 1990'da Genoa'nın Avrupa deplasman maçları 8000 taraftar ile (UEFA Kupası'ndaki ilk maç) Liverpool'daki Anfield Road deplasmanı bir efsanedir.
Fossa dei Grifoni 1993 yazında, 28 Temmuz'da yapılan bir toplantının ardından kısa ve öz bir bildiriyle dağıldı. Kararın arkasındaki gerekçe 'Artık kendimizi bu futbolun içinde görmüyoruz' idi. Grubun fesih kararının esas nedenleri İtalya ve Avrupa’da futbolun gittikçe saniyeye dönüşmesi bundan dolayı kaynaklanan bilet fiyatlarında artış ve maç saatlerinin yayıncı kuruluşa göre ayarlanmasına karşı bir protestoydu. Fossa'nın dağılmasından sonra birçok üye Ottavio Barbieri grubuna geçti ve eski Fossa dei Grifoni'nin zihniyetini devam ettirdi. Genoa kulübü bunun üzerine 12 numaralı formayı kullanımdan kaldırmaya karar verdi. “Hiçbir kırmızı mavili oyuncu 12 numaralı formayı giyemez, çünkü sahadaki on ikinci adam Genoa taraftarıdır” duyurusu yaptı.
Fiorentina’da 1960'ların ortalarında (1965) Viola Vieusseux ve Settebello taraftar gruplarının aktivitesi dikkat çekiciydi. Ancak Fiorentina tribünlerinde ultras hareketinin doğuşu Eylül 1992'de ölen ve 'il Pompa' olarak bilinen Stefano Biagini tarafından kurulan grupla 1973'te ortaya çıktı. “il Pompa” bir Milano deplasmanında 15 kişiyle ev sahibi tribününe saldırmış ve büyük zarar vererek İtalya Ultraları arasında bir efsane olarak bilinir.
Ultras pankartı ilk kez Ocak 1974'te Fiorentina-Juventus karşılaşması vesilesiyle Floransa'daki Fiesole tribününde açıldı. Ultraların 1983'te doğuşundan on yıl sonra, Romalılarla yaşanan olaylar nedeniyle bir dizi tutuklamanın ardından feshedilmesiyle birlikte, grubun yönetimi 1978'de kurulan ve Ultraların bir alt grubu olan Collettivo Autonomo Viola'ya geçti.
CAV (Collettivo Autonomo Viola) sembolündeki Kızılderili, Tex çizgi romanındaki bir karakterden, özellikle de 1977'de yayınlanan 'The Gold of Colorado'dan alınan Navajos kabilesinden Hamal'dır. Kolektif, grubun daha modern ve daha sönük bir çizgiyi tercih ettiği 2011 yılına kadar Fiesole'nin başında kaldı. 1980'ler ve 1990'larda tribünde yakılan sis bombaları, dalgalanan bayraklar ve harika koreografiler Fiesole'yi İtalya'nın en beğenilen tribünlerinden biri haline getirdi…..devam edecek
Çalınan Hayallerimiz
"Ütopyalar dünyası öldü," demişti 1978 Dünya Kupası'nı kazanan Arjantin milli takımının teknik direktörü César Luis Menotti bir keresinde. " Çıkarcı bir toplum içinde yaşıyoruz ve futbol büyük iş dünyasına mahkûm edilmiş durumda. Üçüncü Dünya'da yaşayan insanlar ekmekten mahrum bırakılıyor, sanayileşmiş ülkelerde ise insanların hayalleri çalınıyor." Menotti taktir ettiğim kendime örnek aldığım büyük futbol uleması endüstriyel futbol ancak böyle çarpıcı şekilde tanımlanır, Allah uzun ömür versin.
Daha iyi futbol hakkında sürekli tartışmalar yapılıyor ancak bu tartışmalar vizyondan, gerçekten uzak. Farklı, ekonomik, etik ve sistemsel olarak daha iyi bir futbol için neredeyse hiçbir gerçek kavram oluşmamış. Onu barındıran toplumun neye benzemesi gerektiğine dair somut ütopyalar bile yok.
İnsanlara hayallerindeki futbolun gerçekte neye benzemesi gerektiğini sorduğunuzda, genellikle ne yapacaklarını bilemezler. Zaten somut olarak tarif edilmesi çok zor. Hiçbir taraftar çekmecesinde hazır bir konsept olması gerekmez kendilerini adamış olmaları yeterince önemlidir. Esas vahim olan futbolu yönetenler var güçleriyle çözüm üretmemek için çaba göstermeleri.
Ama mutlaka birinin bir fikri olmalı!
Fikir üretmek yerine protestolar sloganlara dönüşüyor. Hayalimizdeki futbolun dayanışmaya dayalı, sürdürülebilir, fırsat eşitliği sağlayan, tabandan gelen, çağdaş olması gerekli.
Diyelim biri çıktı bize şu an yaşadığımız düzeni sundu ve bizim bu düzenden henüz haberimiz yok, mesela dese ki;
1. Şampiyonun ilk maç gününde belirlendiği bir futbol oynayalım.
2. Erkeklerin kadınlardan bin kat daha fazla kazandığı bir futbol olsun.
3. Demokratik olmayan ve taraftarlarını hor gören bir futbol oluşturalım.
4. İnsanların küçük yaştan itibaren köleleştirildiği, birkaç süper zengin tarafından dikte edildiği ve muhafazakâr erkeklerin egemen olduğu bir futbol sunalım.
5. Gezegenin kaynaklarını ve kendisini yok eden bir futbol yaratalım.
Kabul eder miyiz? Bu soruların cevabını merak ediyorum açıkçası!
Velakin, farklı türde futbol üreten bir sistemin neye benzemesi gerektiği, uygulamada hangi unsurların kullanılması gerektiği ve nihai sonucun ne olması gerektiği konusunda hiçbir tartışma yok. Bunun yerine, birçok kulüp başkanları TV yayın gelirlerinden gelen paranın bir kısmını futbolun zirvesinde olan oyuncular ve temsilcilerine dağıtma peşinde.
Ancak ütopya olmadan, doğru/yanlış vb. şüpheler ortadan kalkmaz. Alternatif fikirler olmadan, nereye gidileceği bilinmeden, kaçınılmaz olarak eskinin hataları tekrarlanır ve bu umutsuzluk baki kalır bir süre sonra kanıksanır. Neredeyse hiç kimse değişime gerçekten inanmaz. Karamsarlık hâkim olur, protesto ritüel haline getirilmiştir.
Biz aslında ne istiyoruz, güzel futbol mu ya da ne pahasına olursa olsun, ebediyen sürecek başarı mı? Bizim istediğimiz aslında belli, bize dünyayı toz pembe gösteren at gözlükleri istiyoruz! Şampiyon sezonun ilk maçında belli olsun, mutlaka bizim takımımız olsun, istediğimiz tam olarak bu!
Erkeklerin, Kadınlardan bin kat fazla kazanması anormal değil mi? 2018 senesinde Almanya’nın Doğu bölgesinde olan Saksonya eyaletinde düzenlenen eyalet kupasında Erkeklere birinci gelen takıma 15.000 (on beş bin) Euro. Kadınlara bir futbol topu onu da sponsor vermiş. Sahi, Kadın futbolu demişken bizde Kadın takımı kurduk bu yıl ne kadar kazanıyorlar?
Ticarileştirme kelimesini kullanmak akıllıca değil, çünkü futbol yüz yılı aşkın bir süredir ticari aslına bakılırsa her zaman öyleydi. Futbolda bilinen ilk futbol ticaret kartları olan İngiliz Baines Kartları 1880'lerde satılmıştır.
Kulüplerde zengin patronlar hep egemendi. Demokrasi, eşit haklar ya da taraftar katılımı çok uzak değildi. Sosyolog ve gazeteci Jan Tölva, ticarete yönelik eleştirilerin "genellikle içeriği çok az olan ya da hiç olmayan boş ifadeler" olduğunu söylüyor. Pek çok taraftar için bu dağınık bir karışım. Memleketine sadık kalma ile küreselleşme eleştirisi ("kulüplerimizi şeyhler satın alıyor"), yüzeysel anti-kapitalizm ve modası geçmiş kabadayılık gurur ve onur fikirleri arasında bir yerde.
Bu yüzden daha akıllıca eleştirmeli, daha fazla anlayarak hareket etmeliyiz. Mücadeleyi daha iyi seçmeliyiz. Neredeyse diğer tüm endüstriler gibi futbol da çözüm arayışında kendi yüceltilmiş geçmişine bakıyor. “Yetmişli yıllara dönelim!” “Ah o güzelim günler, altmışlı yıllarda futbol ne güzeldi!” gibi yakınmalar. Sistemler yerine zamanlar üzerinden konuşmaya devam ettiğimiz sürece, kendi etrafımızda dönüp duracağız. İşleyen bir futbolla ilgilenmek aslında kulüplerin, oyuncuların ve antrenörlerin görevi olacaktır. Çoğu kişinin bunu yapmaması ve sorumluluğu başkalarına yüklemesi ayrı bir skandaldır.
Tff, Fifa ya da Uefa'da bu her şeyden önce kendini tanıtma, gücü ve mevkileri koruma meselesidir. Kulüpler kendi futbol anlayışlarını titizlikle koruyor. Çok fazla eleştiri bu kurumları başlangıç noktasına geri getiriyor, oysa bunlara ihtiyaç bile olmayabilir. İyileştirilmesi gereken tek tek kulüpler değil, taraftar protestolardır!
Bireysel federasyon değil, protesto daha iyi hale gelmeli. Ya da sosyolog Armin Nassehi'nin ifade ettiği gibi: "Açıkça söylemek gerekirse, muhalefet çok zayıf olduğunda protesto muhalefete karşı yapılır." Mevcut muhalefetin çok daha geniş, daha radikal ve daha yaratıcı olması gerekiyor. Cesurca, heyecan verici, saldırgan.
Ütopyalar biraz egzotik bir konuydu eğer değişim gelirse, genel görüş bunun büyük bir taraftar göçü yoluyla olacağı yönünde. Pandemi zamanı geriye dönüp baktığımızda oldukça naif olan bir iyimserlik süreci oluştu. Birçok kişi ticari futbolun çöküşünün yaklaştığını gördü, panellerde bir patlama yaşandı ve kendini işine adamış kişilerden daha önce hiç olmadığı kadar kapsamlı öneriler geldi. Süre uzun sürmedi hayal kırıklığı ile sonuçlandı çünkü neredeyse hiçbir şey değişmedi.
Ancak hayal kırıklığının bu kadar büyük olması gerekmiyor. Amaca yönelik değişim, krizlerden ziyade istikrarlı çalışmayla gelir ve döngüsel olarak değil, deneme, gerileme, ilerleme şeklinde gerçekleşir, bu iyi bir haber. Karşı modeller konusu pandemi ile birlikte kamuoyunun gündemine geldi ve büyük fırsat doğdu. Hedef, konseptleri geliştirmek ve bunları yaygınlaştırmak olmalı. İyi fikirler var, ancak medya gelecek yerine bugüne odaklandığı için bu fikirlere pek yer verilmiyor.
Kimseye çok fazla zarar vermeyen, sponsorların yanı sıra birçok taraftarın da çıkarına olan ve sadece toplumda uzun zamandır var olan gerçekliği yansıtan talepler. İlerleme bir ilerlemedir, ancak sorunların özüne dokunmamaktadır. Ya da protesto radikalleşir ve halk desteğini kaybeder, bu durumda da futbolun patronları kendilerini "Çapulculara" karşı futbolun koruyucuları olarak gösterirler. “Çapulcular” ilginç bir kelime, çünkü “çapulcular patronların gözünde kaotik insanlar düzeni bozan insanlardır. Çapulcu burada tribüncüler/Ultralar oluyor, bana bu kelime yabancı gelmiyor!
Dünya’da endüstriyel futbol, ne kadar çok arap sermayesi baş gösterse, bu haliyle sürdürülmesi mümkün değil! Alternatifler var ama futbolu yöneten Fifa/Uefa’ya ters geliyor. Bu alternatiflerden biri “Salary Cap (oyuncular ve temsilcilerine maaş transfer ücreti sınırı)”. Salary Cap’a futbolun patronları yanaşmıyor çünkü salary cap rekabeti eşit hale getirir büyük küçük takım arasında makas kapanır. Uefa, bu makasın kapanmasını istemiyor çıkardığı FFP kuralıda kocaman bir fiyasko. Makas kapanırsa ŞL’nin Real, Bayern, Barça, Man City, Juventus vb. vitrin kulüpleri ve bununla birlikte ŞL’ni pazarlamak zorlaşacak bundan dolayı patronların ceplerine girecek paralar azalacak!
Futbol endüstrisinde sorunun büyümesinin nedeni 5 top klas ligdeki büyük kulüpler değil. Bu büyük kulüplerin yıllık ciroları 400 – 500 milyon civarında ve FFP kuralını çiğnemekte birçok alternatif üretiyorlar. Esas problem orta sınıf liglerdeki, TR Süperligi dahil, büyük kulüpler. Bu kulüpler Avrupa kupalarına katılma hakkı kazanınca arada farkı kapamak rekabete ortak olmak için büyük paralar harcıyor. Turnuvada belirli bir seviyeye kadar gelen kulüpler sonuçta maddi açıdan büyük hüsrana uğruyorlar. Bu maddi çöküntü kulüplerin yok olmasına kadar gidiyor Bursa Spor çarpıcı örnek. Üç büyük olarak adlandırıla GS/FB/BJK de maddi durumları iç açıcı değil!
Türkiye futbolu 5 büyük lige yaklaşması şu mevcut durumda imkânsız gözüküyor. O seviyeye yükselmesi için radikal bir eylem planına ihtiyacı var ve bunu kulüplerin tek başına yapması mümkün değil mutlaka devletin desteği şart!
Aynı pandemi de uygulanan modelde olduğu gibi Spor Bakanı ve TFF/Kulüpler Birliği önderliğinde bir bilim kurulu oluşturulmalı. Bu bilim kurulunda Fatih Terim, Mustafa Denizli, Şenol Güneş, Ersun Yanal, Abdullah Avcı gibi yanı sıra eski profesyonel futbolcular bir araya getirilmeli. Dünya kupası sonrası Almanya “Task Force” adı altında Futbol Federasyonu ve kulüpler birliği öncülüğünde bir kurul oluşturdu.
Türkiye’de futbolu kurtarmanın üst seviyelere getirilmesi için bu radikal eylem planını tek çare olarak görüyorum. Yukarda sorduğum 5 sorulara cevaplarınız merak ediyorum...! ;)
/image%2F1393153%2F20230403%2Fob_0e313e_bildschirm-foto-2023-04-03-um-12-01-0.png)
/image%2F1393153%2F20230329%2Fob_afb3d1_settoreo210203laziororma-culo-16785178.jpg)
/https%3A%2F%2Fwww.soccerex.com%2Fwp-content%2Fuploads%2F2022%2F06%2Flaliga-national-plan9a4e.jpg)
/image%2F1393153%2F20230323%2Fob_b5ad82_vigilantes-4.jpg)
/image%2F1393153%2F20230323%2Fob_5137e4_fossa-lariana-tifosi-como.jpg)
/image%2F1393153%2F20230323%2Fob_a8b240_brigate-neroazzurre-atalanta-bc-3.jpg)
/image%2F1393153%2F20230323%2Fob_af3824_scud.jpg)
/image%2F1393153%2F20230323%2Fob_ea4501_brigate-autonome-livornesi-2.jpg)
/image%2F1393153%2F20230323%2Fob_e229e9_maxresdefault.jpg)
/image%2F1393153%2F20230226%2Fob_6720af_ob-330d53-article.jpg)
/image%2F1393153%2F20230224%2Fob_4e06b4_bologna.jpg)
/https%3A%2F%2Fi.ytimg.com%2Fvi%2F7bIYnHj-OKA%2Fhqdefault.jpg)
/image%2F1393153%2F20230224%2Fob_c1391f_schermata-2022-06-05-alle-10-20-42.png)
/image%2F1393153%2F20230224%2Fob_270eec_20191011.jpg)
/https%3A%2F%2Fst.ilfattoquotidiano.it%2Fwp-content%2Fuploads%2F2023%2F01%2F23%2Fpaganitifosi.jpg)
/image%2F1393153%2F20230122%2Fob_20766e_ovak9kpturbxy8zmwm1ztmxzjizmgeymdgzyzh.jpg)
/image%2F1393153%2F20230122%2Fob_160a36_8n8k9kpturbxy8xnjqxnjuwodhknwrlntc4njh.jpg)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_a11823_murettoboys.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_577149_juve-venceremos.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_d349d7_catanzaro-ultras.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_57c27f_2.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_afa2d1_genoa.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_8fc61d_asdfg.png)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_6555e6_collettivo-viola.jpeg)