Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

Profesyonel Futbolcular Sendikasından Önemli Uyarı!

11. Juni 2023 , Geschrieben von Erdal Güngör

Uluslararası Futbolcu sendikası Fifpro, Dortmund'dan Jude Bellingham'ı örnek göstererek genç oyuncular üzerindeki baskının nasıl arttığını belgeliyor. Diğer top klas liglere nazaran Dünya Kupası'ndan sonra sakatlığa yatkınlık açısından Bundesliga, geç başlaması nedeniyle de genel olarak daha iyi durumda.

Jude Bellingham 29 Haziran'da 20 yaşına giriyor. Bugün itibariyle, hazırlık maçlarını saymazsak, lig, üst düzey Avrupa kupa ve uluslararası milli maçlarda 14,445 dakika oynamış durumda. Bu sayı, 20 yaşına kadar 10,989 dakika oynayan İngiliz milli takımının bir önceki rekortmeni Wayne Rooney'den (1985 doğumlu) oldukça fazla.

Profesyonel Futbolcular Sendikasından Önemli Uyarı!

Jude Bellingham gibi günümüzün genç oyuncuları geçmişe göre daha fazla fiziksel ve zihinsel zorlanma altında. Diğer genç oyuncuların daha yakın zamanlardaki karşılaştırıldığında değerleri daha da düşük: Jadon Sancho (2000 doğumlu) genç yaşta 7184, Raheem Sterling (1994) 7174 ve Marcus Rashford (1997) 5936 dakika oynadı. Uluslararası futbolcular sendikası Fifpro'nun genel sekreteri Jonas Baer-Hoffmann, "Oyun takviminin giderek kısalmasının günümüzün en iyi oyuncuları üzerinde önceki nesle kıyasla daha fazla zihinsel ve fiziksel baskı yarattığı kanıtlanmıştır," diyor.

 

Bu yaz 103 milyon avro bonservis bedeli karşılığında Real Madrid'e transfer olan Bellingham, tüm sezon boyunca diz problemleriyle boğuştu ancak yine de BVB ve milli takım için Katar'daki Dünya Kupası da dahil olmak üzere çoğu maçta kendi isteğiyle oynadı.

 

Fifpro oyunculara rahatlama sağlanması için kampanya başlattı. Bellingham üst düzey futbol kariyerine ilk kez 2019 yılında 16 yaş 38 günlükken İngiltere ikinci liginde Birmingham City FC formasıyla başladı. Fifpro uzun süredir zorunlu sezon içi ve sezon dışı tatiller, İngiltere'de geçirilen hafta sayısına sınırlama getirilmesi ve yurt dışı seyahatlerin en aza indirilmesi için kampanya yürütüyor. Başkan David Aganzo, İstanbul'daki Şampiyonlar Ligi finali öncesinde bir raporun lansmanında yaptığı konuşmada, "Oyuncuları psikolojik ya da fiziksel yaralanmalardan korumak için bazı önlemler almamız son derece önemli" dedi.

 

Katar'daki Dünya Kupası futbolda bugüne kadar bilinmeyen olağanüstü durum oluştu. Üst düzey oyuncuların iş yüküne ilişkin 60 sayfalık raporla futbolcular sendikası, Katar'daki Dünya Kupası öncesinde ve sonrasında tamamen yetersiz hazırlık ve toparlanma süreleri olarak gördüğü durumu da belgelemek istiyor. Maçların kış aylarına denk gelmesi nedeniyle ortalama hazırlık süresi 31 günden yedi güne, son maçtan sonraki ortalama toparlanma süresi ise 37 günden sekiz güne düştü. En uç örnek, Polonya'nın Dünya Kupası'ndan ayrılmasından dört gün sonra İtalya Serie B'de Benevento Calcio formasıyla sahaya çıkan Kamil Glik'ten geldi.

 

Premier Lig (26 Aralık), Ligue 1 (28 Aralık) ve La Liga (29 Aralık) Dünya Kupası'nın ardından Aralık ayında, Serie A 4 Ocak'ta ve Bundesliga ise 20 Ocak'ta lig maçlarına yeniden başladı. Fifpro raporuna göre yılın ilk dört ayında Almanya'nın en üst liginde 137, İspanya'da 160, İngiltere'de 187, İtalya'da 194 ve Fransa'da 196 kas, bağ ya da tendon sakatlanma vakası görüldü. Belirtilmeyen "Diğer sakatlıklar" kategorisi de dahil olmak üzere, Nisan ayına kadar 1394 sakatlık sayıldı. Baer-Hoffmann "2024/2025 oyun takvimi sporcuların sağlıkları ve kariyerleri üzerindeki baskıyı daha da arttıracak" diyerek federasyonların ve kulüplerin "özen yükümlülüklerini daha güçlü bir şekilde yerine getirmelerini" talep ediyor.

Vahşileşen endüstriyel futbol, aslında finansal futbol demek daha doğru olur, futbolun gelişmesine katkısı SIFIR! Aksine! Dünya kaynaklarını ve İnsanı tüketerek bitiriyor. Günümüzün üst düzey profesyonel futbolcuları bir zamanların yarış atlarından bir farkı kalmadı, tek avantajları insan olmaları. Jude Bellingham verilerine baktığımızda bu vahim tablo göze çarpıyor. Milyonlarca dolar, Euro, Sterlin kazanan oyuncuların üzerine binen baskı, yıpranmaları ileri yaşlarda ortaya çıkacak hasarı para ile telafi etmesi mümkün değil.

 

Gittikçe canavarlaşan toplumların tüketim alışkanlığı, Futbola hâkim olan TV/bahis vb. eğlence endüstrisi para için her şey yapmaya hazır, gerekirse Dünya’yı da yok edecek kadar aç gözlü. Niteliğini kaybeden yarış atları beklenen performansı vermediğinde kafasına sıkıyorlar gün gelir prof. Futbolcularında sonu aynı olur, kim bilir?

 

                  KAHROLSUN endüstriyel futbol ve uşakları…!

Weiterlesen

Münferit, Bir Ultras Romanı-35

3. Juni 2023 , Geschrieben von Erdal Güngör

Romanı baştan okumak için aşa linke tıklayın;

Can sıkıcı pazartesilerden biri, tozun sigara dumanına karışmış leş gibi naftalin kokan oda. Pencereden vuran güneş ışınları oda meşaleye boğulmuş güney tribününü andırıyordu.

 

Toz duman içinde kalan D. Temiz hava almak için pencereyi açtı, polisten saklanmanın en güvenilir yolu düşmanın şehrinde olmaktı. İşe yaramıştı ama yine de gündüz sokaklardan uzak durmak daha emniyetliydi.

 

Küçük bir motelde kalıyordu, bok yuvası demek daha doğru olur. Tuvaletin künkü en son 20 sene önce temizlenmiş olmalı, sap sarı leş gibi kokuyordu. Paslanmış duş vanasını açtı buz gibi suyla duş aldı, kendini kaçak dizisinde polisten kaçan Dr. Kimble gibi hissediyordu.

 

Suçu, geçmişte bir Ultra grubu mensubu olmaktı, karşılıksız her pazar günü yağmur çamur mesafe tanımadan armanın peşinden koşan bir Ultra. Gruptan ayrılalı çok olmuştu ama suçu hafiflememişti. D. Bir Ultra yazardı, geçmişte tribünde yaşananları, Ultra felsefesini genç nesle aktaran davanın sürmesi için mücadele eden yazarlardan. Ülkede Ultra olmak bir suçtu, terör suçu ile eşitti. Güvenlik güçleri bu akımın önüne geçmek ve yok etmek için büyük çaba gösteriyordu özel birlikler oluşturulmuştu.

 

Telefonu çaldı, diğer uçta bir zamanlar beraber tribünde omuz omuza mücadele verdiği can dostu Giovanni.

 

-        Selam gio nasılsın?

-     D. Nerelerdesin amk özlettin kendini

-     Kaçıyorum kanka peşimdeler

-     Yazılarını okuyorum dostum, bak sana yeni hikâye buldum ihtiyar bir Cremonalı anlatacak seni tanıyormuş.

-     Cremo’lu?  ver bakalım konuşalım

 

 

-  Selam, ben Cremona'dan Massimo. Sesto San Giovanni'de alt liglerden Ultra gruplarının bir toplantısında tanıştık. Bana ultra hikayelerden oluşan bir antoloji yazma projenizden bahsetmiştin. Birçoğu hatırlamaz İtalya'da bir futbol maçı vesilesiyle ilk ölenlerden biri Cremona'dan Cremo'yu, Milan'ı ve her şeyden önce futbolu seven bir çocuktu. Adı Marco'ydu ve San Siro'ya Cremo'nun Serie A'ya yükselmesini kutlamak ve büyük Milan'a karşı sahada nasıl bir performans sergileyeceklerini görmek için gitmişti. Hayatının en mutlu günüydü. Bir otoparkta, sırf arabasının plakası Cremona olduğu için bir Milan ultra tarafından kalbinden bıçaklandı ve öldü. Kalbinin yarısı kırmızı ve siyah olmasına rağmen O kadar saçma bir hikâye ki kimse hatırlamak istemiyor. Bunu bizim için sen yap. Sana bu trajedinin açıklamasını Ultras Cremonese'nin ana sayfasında olduğu gibi gönderiyorum.

 

- Tamam mail adresimi not al oraya atarsın. Bu arada siz Cremona’lılar çifte ırksınız orospu çocukları cezasını çekiyorsunuz.

-  Ya siktir et bro sen işine bak amk, hikâyeyi yaz kolay gelsin.

 

20 Eylül 1984, San Si-ro stadyumuna akın eden 10,000'den fazla Cremonesi için gerçekten inanılmaz bir gündü. Marco Nicoletti takımının ilk golünü attığında, özellikle de Kırmızı Gri Taraftarlar pankartının arkasında toplanan bizler kelimenin tam anlamıyla patladık.

Öyle bir tezahürat vardı ki, altımızda duran Commandos Tigre bu duruma şaşırmıştı. İlk yarının sonunda birkaç Milanlı günye tribünden kavga çıkarmak için yanımıza geldi, ancak her şey hakaretlerde kaldı diyelim.

 

Maçtan önce ise stadyum çevresinde birkaç küçük çatışma oldu ve iyi savunma yaptılar.

Daha sonra Hatley'in iki golüyle 2-1 kaybettiler ama sahada Cremo, Baron Nils'in çalıştırdığı Milan'a karşı kendilerini utandırmadı iyi maç çıkardılar.

 

Stadyumdan ayrılırken rakip Ultralar ile sözlü sataşmalar oldu. Ancak o yıllarda San Siro'da temas ararsanız bu kolaydı ve o zamanlar polis koruması olmadan bu daha da kolaydı.

 

Her neyse, otobüslerimiz ve arabalarımız tekrar yola çıktı ve ancak şehre vardığımızda stadyum otoparkında neler olduğunu duyduk. Olay aşağı yukarı şöyle gelişti: Maçın bitiş düdüğüyle birlikte arabaya dönerlerken Castelleone'den (Cremona eyaletinde bir kasaba) gelen dört çocuk saldırıya uğradı ve Marco nasıl ve neden olduğunu bile anlamadan bıçaklandı.

 

Marco Fonghessi ölümcül bıçak darbelerini boynundaki Milan atkısı ve kolunun altındaki Cremonese koltuk minderiyle aldı. O sırada ne Milan şehri ne kulübü, ne de taraftarlar en azından herhangi bir duyguyu ima etmek için büyük bir çaba göstermedi. Kırmızı siyahlı yönetimden hiç kimse cenazeye katılmadı ve Marco Fonghessi'yi aynı zamanda ve özellikle bir Milan taraftarı olarak düşünürseniz, kelimeler kifayetsiz kalır. Bir taziye telgrafı bile yollamadılar.

 

Rövanş maçında birçok büyükı olay yaşandı. Bir Cremonalı deneme yaptı, raylardan birkaç cıvatayı söktü ve Milanisti'yi şehre getiren trenle neredeyse kazaya neden oluyordu (denedi... kulağa daha iyi geliyor)

 

Maç havai fişeklerle sona erdi. Birkaç Milanisti sahaya atladı ve bizimkilerden dördüyle kavga etti, hatta Mondonico da kavgaya katıldı bizimkilere yardım etti! Diğer Rossoneri'ler tribüne saldırdı ve içimizden biri o anın sıcaklığıyla onlara davul fırlattı (Fossa'dan gelenler bunu anlattı). Sonra dışarıda tren taş yağmuruna tutuldu ve çok sayıda tutuklama oldu, toplam 10-15 kişi karakola götürüldü ve orada da neredeyse bir arbede yaşandı.

 

Diyelim ki çok daha fazlası yapılabilirdi ama böyle oldu. Belki herkes için daha iyi oldu.

Ama birisi gri bir duvara kırmızı boya ile şöyle yazmış: “Marco, intikamın alınacak” devam edecek...”

Weiterlesen