Bugün Günlerden GALATASARAY!
Geçmiş olsun kocaman yürekli Cimbomlu. Sana en güzel hediyeyi konya'ya çakıp Galatasaray verecek!
Karıncaezmez Şevki
Bir adam vardı hayatının tek anlamı Galatasaray’dı. Bu adamın birde otomobili vardı, dışı koyu bej rengi içi koyu vişne kırmızı. Galatasaray her şeyiydi. Aslına bakarsak o bir amigo değildi tam bir Galatasaray efendisiydi. Bir gün arabası kaza yaptı, parasını taksi şoförlüğü ile kazanıyordu güzel adam. Biricik Galatasaray’ından borç para istedi, o asla günümüzde bazılarının olduğu gibi çorbacı değildi. Borç istemişti vakti müsait olduğunda geri ödeyecekti. Senmisin isteyen, yaka paça kapı önüne attılar garibi mi, hatırladınız mı?
Neyse benden bu kadar, gerisini diğer Galatasaray tribünün ebediyete kavuşan efsanesi anlatsın, onuda unutmadıysanız şayet!

Ben Onun sadece ihtiyarlık hatta müzmin hastalık dönemine denk geldim yaş itibariyle...
O da zaten tribünleri bırakmıştı artık... Belki de tribünler onu!
Hastaydı, bir kolu kesilmişti. -
Dayım anlatırdı, Galatasaray Lisesinin önünde Galatasaray armasına doğru kolunu kaldırıp saatlerce nöbet tutarmış. Zaten biz Şevki ağabeyin hikayelerini hep bir masal gibi büyüklerimizden dinlemiştik... Ama o bir masal değil gerçekti.
Karıncaezmezden bahis açıldığında, kimse birşey bilmediği halde, kimi öldüğüne,
kimi halen yaşadığına dair tartışmalar olurdu zaman zaman!
Bir ara Gheorghe Hagi tarafından ziyaret edilen Karıncaezmez Şevki'nin
yaşadığı bu yolla öğrenilmiş oldu.
Ama ben Şevki ağabeyin yaşadığını kesinlikle biliyordum hatta bir hastahanede tedavi gördüğünü de ama hangi hastane? İşte bunu bilmiyordum.
Gel zaman git zaman, bir telefon geldi. Arayan tribünden arkadaşım İlker idi...
Bize (galiba) Karıncaezmez'in izini bulduğunu söylüyordu.
Kaderin cilvesine bakın ki, doktoru İlker arkadaşımızın kardeşi ve tribünümüzün en has elemanlarından biri olan, Dr.Türker imiş... Ve Karıncaezmez Türker'in görev yaptığı
SSK Samatya hastahanesinde yatıyormuş.
Hemen ertesi gün ona koştuk. Biz Galatasaraylılar ona borçuyduk. O bizleri tanımıyordu
ama bu o kadar da önemli değildi. Çünkü hepimiz ona hayatta en iyi tanıdığı
renklerden oluşan sarı-kırmızı formalarımızla gitmiştik.
Ona Aslan Armalı özel formadan yaptırıp arkasına daKarıncaezmez-1 yazdırmıştık.
Bir de Ahmet Çakır ağabey 90 Soruda Galatasaray Tarihi isimli kitabını imzalamıştı.
Ona bunlardan güzel hediye olmazdı...
O gerçekten Galatasarayın 1 numaralı taraftarıydı...
Kendisine sarıldık, öptük... Formasını ona verdiğimizde
Keşke Tugrgay yazsaydınızdedi. İlk önce ne demek istediğini tam kavrayamadık
ama kendisi de bu durumu farkedip hemen açıklama yaptı "Turgay Şereni her zaman
çok sevdim ben. Onun gibi kaleci gelmedi. Hala da insan olarak çok severim...
Şevki ağabey bunları güçlükle söylerken, yüzünde ve gözlerinde oluşan sevgi ışıltıları bizi de duygulandırdı. Hepimizin gözleri dolmuştu. Böyle bir sevgi olacak şey değildi çünkü.
Karıncaezmezi ziyaret ettiğimizde tarih 2000in Ocak ayını gösteriyordu... Kendi deyimiyle
"O artık bitmişti..." Yine de konuşuyor gülüyor ve ağlıyordu. Hele bizi gördükten sonra bülbül gibi şakımasına doktorlar ve hemşireler bile hayret etmişti.
Şevki ağabey anlattı, biz dinledik... Biz sorduk, O söyledi... Müthiş bir hafıza muazzam
bir konuşma yeteneği. Namık Kemalden şiirler, veciz sözler ve yaptığı şakalar...
Hele o baygın halinden kurtulup "Rerere Rarara Galatasaray Galatasaray CİM BOM BOM" diye bir şahlanışı vardı ki, tek kelimeyle bizi uçurdu...
Metin Oktay dediğimizde ağlamaya başladı. Belliki Taçsız Krala duyduğu büyük sevgi kadar onun zamansız ölümü nedeniyle duyduğu üzüntü de henüz yüreğinde tazeliğini koruyordu...
Ayrılma vakti geldiğinde hepimiz paramparça vaziyetteydik.
İsteksiz adımlarla yanından ayrılırken göyaşlarımızı saklıyorduk...
Sonraki günlerde de onu yalnız bırakmamıştık çünkü
O Cim Bom Bomu hiç yalnız bırakmamıştı...
Taraftarımızın en az olduğu dönemlerde bile şanlı bayrağımızı
en yükseklerde tek başına taşımıştı.
Ve tarih 23 Mart 2000i işaret ettiğinde Şevki ağabeyi kaybettik.
Cuma günü Fatih Camiinde yapılan cenaze töreninde pek çok Galatasaraylı oradaydı...
Efsane başkanımız Ali Uras Beyefendi başta olmak üzere Turgay Şeren, Kadri Aytaç,
Kemal Erimtan, Ergun Gürsoy ve Celal Gürcan da cenazede hazır bulundular...
Belki muhteşem bir kalabalık yoktu ama Galatasaraya yakışır bir ortam sağlandı. Bana göre tek eksik Teknik Heyeti ve futbolcularımızı temsilen birilerinin orada olmayışı idi.
Şevki ağabeyi hastahaneye ziyaretimizde, götürmüş olduğumuz özel formayı yazatğında üzerine sermiştim... Cenazesinde ise aynı forma tabutunun üzerindeydi!
Mezarlığa gittiğimizde ise Şevki ağabeyin naaşını kabrine
indirenlerden biri de bendim.
Karıncaezmezi kefeniyle birlikte toprağa yatırdıktan sonra formasını
üzerine koymak yine bana nasip oldu...
Allah mekanını Cennet eylesin...
Alpaslan DİKMEN
----------------------------------------------------------------------------------------------
SİZİ UNUTURSAM KALBİM KURUSUN!
Oyunun Sonu!
Bir şeyi tüketmeye başladığınız an bitirirsiniz, dünyayı da!
Karabük Spor-Galatasaray
Galatasaray maçları Televizyon dizilerine döndü. İç sahada oynadığı maçlarda rakiplerini adeta ezip geçerek taraftarını sevgi seline boğan. Dış saha beraberliği seriye bağlamış, hele Antalya’da gülünç duruma düşen, taraftarına saç baş yolduran bir Galatasaray futbol takımı ile karşı karşıyayız. Dizinin adını siz koyun.
Maçları TV dizi formatında sunan yayıncı kuruluşun malum bu durum işine geliyor. Bana öyle geliyor ki artık futbolda yayıncı kuruluşlarının isteği doğrultusunda oynanıyor. Şablon futbol, biraz koşu verileri, hayatında futbol oynamamış spikerlerin boş yorumları. Akabinde, bilirkişi olarak maçı yorumlayan dalkavukları da ekledik mi Türk futbolu tadından yenmiyor.
Takım içinde düşüşün bir çok nedenleri olabilir, bunları tek, tek ele almak dışardan olayı takip eden taraftarın, takımın aldığı kötü neticede çektiği acıyı dindirmesi mümkün değil tabi ki. TV karşısında maç seyredenler bir nevi bu acıyı başka kanallara zaplayıp giderebilir ama 500 km yol yapıp hatta aralarında maça bile giremeyen tribüncülerin acısını anca çeken anlar!
Galatasaray futbol takımının şu sıralar ortaya koyduğu performans kocaman muamma. Bir hafta bakıyorsunuz fırtına gibi, ertesi hafta muazzam düşüş var. Bu durumu sade “maç seçiyorlar” demek mevcut sorunu ertelemektir. Bir profesyonel futbol takımında, takımın karakteristik yapısı büyük önem taşır. Yeteneklerinin yanı sıra alt yapı eğitimleri önemlidir. Futbol diğer mesleklere benzemez, zaten meslek değildir bir defa. Futbol en başta spor ve oyundur! Elbette futbolcuların içinde yaşadıkları ülkenin, bulundukları toplumun etkisi olur. Etraflarında gelişen günlük olaylar, sosyal hayatları bir profesyonel futbolcuyu etkiler, nitekim onlarda insan.
Galatasaray gibi üst seviye profesyonel futbol kulüplerinin görevi sporcularına en rahat ortamı yaratmak ve böylece kendilerini tamamen icra ettikleri spora vermelerini sağlamaktır. Galatasaray’da şu an böyle bir rahat ortam var mı bilemiyoruz, sade tahmin edebiliriz!
Genelde kaliteli bir alt yapı eğitiminden geçmiş futbolcu, parasını zamanında alıyorsa etrafında yaşananlardan fazla etkilenmez. Tabi bu Türkiye gibi ülkeler için geçerli değil. Buraya, yurtdışından gelen üst düzey futbolcular dahi yaşananlardan büyük ölçüde olumsuz etkileniyor, paralarını zamanında alsalar da! Ama yine de çoğu ellerinden geldiği kadar özveriyle oynuyor, Melo örnek!
Türkiye alt yapısında yetişen sözde “elit futbolcular” maalesef her şeyden nem kapıyorlar yada hiç umursamadan hayatlarını sürdürüyorlar. Bir tarafta aşırı derece takıma, kulübe bağlı, taraftara şirin gözükmek için kendini yırtan oyuncular, örneğin Sabri gibi. Diğer yanda maç bitse eve gitsek havasında olan futbolcular, Burak Yılmaz gibi.
Birde Selçuk gibileri var. Orta sınıf takımlarda lider görevini üstlenerek büyük başarılara imza atmış. Fakat, Galatasaray gibi büyük kulübe geldiğinde kendi seviyesinde oyuncularla girdiği rekabette bir süre sonra güven kaybına uğrayıp performansı büyük derece düşen oyuncular. Selçuk, Galatasaray’a ilk geldiği sezon takımı sırtlayan lider vasıflı futbolcu iken. Sneijder ve Drogba’nın takıma katılmasından sonra bu rekabete cevap veremeyerek ikinci planda kalmasına büyük şekilde içerip duygusal bir boşluğa düşerek olumsuz etkilendiği ortada.
Burak Yılmaz ise ayrı bir vaka. Türkiye’de elit sporcu yetiştirmede yapılan hataların vakası! Burak’ın attığı gollere bakıp aldanmamak lazım, Hakan Şükür bizi yıllarca aldattı! Ki, Türkiye’nin gelmiş geçmiş, uluslararası vasıflı en büyük futbolcusu. Yalnız, Hakan Şükür öyle bir dönem geçirdi ki Fatih Terim onun arkasında durmasaydı şimdi kimse adını anmazdı! Burak Yılmaz’da aynı boşluk içinde. Yine de gol atıyor ama birde kaçırdıklarına ve saha içinde davranışlarına bakmak lazım. Yurtdışına gitse anca alternatif 2. Yedek oyuncu olabilir, şanslıysa tabi!
Türkiye’de doğup büyüyen, şu son 10 yılda futbol alt yapısından profesyonel futbola yükselen futbolcuların büyük çoğunluğu uluslararası karşılaştırma yaparsak ancak 3. sınıf oyuncu! Arda Turan istisna, belki gelecekte Semih Kaya olabilir!
Ama şöyle dönüp bakarsak sade bir o ikisi var diğerleri hala bir sıçrama yapamadı, en somut örnek Emre Çolak, Aydın Yılmaz ve niceleri! Tabi bu gençlerin geçmişini, aldıkları alt yapı eğitimlerini araştırmak gerek. Birde küçükken futbola olan ilgileri, kendi istekleri ile mi gerçekleşti yoksa velilerin zorlamasıyla mı? Bence Türk profesyonel futbolunun içinde bulunan çoğu oyuncu zamanında velilerinin ticari unsurları göz önünde bulundurarak zorlamasıyla futbola yönlendirildiklerinin kanısındayım. Bir zamanlar şarkıcı olması için Unkapanı plakçılarına çocuklarına götüren veliler gibi.
Spora sade ticari amaçlı bakıldığında sporda fazla gelişme kaydedilemez! Spor, bir kültürdür, beden eğitimidir! Bir ülkede Halkın futbola duyduğu ilgiyi amatör ve sokak futboluna bakınca ölçebilirsiniz! Futbolu bir piramit olarak düşünün, en uç kısmının ufak bir yeri profesyonel futbol geri kalanı amatör. Almanya’da yaklaşık 7 milyon lisanslı futbolcu var. 4 profesyonel ligde toplasak, hadi diyelim 1 milyon oyuncu olsun, ki o kadar değil, geriye 6 milyonu amatör futbolla ilgileniyor, buna Kadınlar dahil!
Türkiye’de kaç kişi Amatör futbolla ilgileniyor, Kadınlar dahil???
Uefa'nın ULTRA Fobisi!
UEFA 2013/2014 olağanüstü kongresinin ana konusu Ultralar! Hayırdır? Birçok futbol kulübü oligarkların, petrol baronlarının oyuncağı haline gelmişken ve bu yüzden çoğu iflas ederek yok olduğu şu günlerde. Öte yandan başarıya giden her türlü yolu mubah sanan, şike mafyasının kucağına oturmuş kulüp başkanlarının cirit attığı ortamda uefa’nın tek sorunu ULTRALAR mı?
Üşenmemişler birde Olağanüstü kongre raporu da hazırlamış uefacılar >>> link
Rapor ele aldığımızda, pekte o kadar fena gözükmüyor. Şöyle, Ultra alt kültürünü çok net anlatmışlar, ilk başladığı yıllardan günümüze kadar. Önemli tespitler var ve şahsi görüşüm bazı dikkat çekilen konularda maalesef haklılar! Maalesef diyorum, çünkü Ultra alt kültürünü bitirme noktasına getiren vahim unsurlardan başta gelen RANT ve ORANTISIZ ŞİDDET!
Uefa, Ultraları iki kategoriye ayırıyor;
1. Kulübüne koşulsuz destek veren, tribünlerde pankartlarla, koreografilerle güzel görüntüler sergileyenler.
2. Diğerleri de, amaçları sürekli şiddet çıkarmak peşinde olanlar.
İlk tespitlerinde Alman Ultralarını daha çok ön plana çıkarmışlar, bence haklılarda! Almanya Ultraları koreografi, pankart ve tribün kültürünü yaşatma konusunda Avrupa’da parmakla gösterilecek ülke. Ve mali yasaların sıkılığından dolayı İtalya ve Türkiye gibi ranta kaymaları neredeyse imkansız!
İkinci önemli tespitte, İtalya Ultraları son yıllarda karıştıkları olaylardan dolayı Ultra alt kültürüne verdikleri vahim zararlar vurgulanıyor. Burada da iki örneğin altı çizilmiş; 1. Nisan 2012 senesinde Cenova-Siena müsabakasında çıkan olaylar. Birinci lige çıkma müsabakasında 4-0 yenilen Cenova, maç sonunda Ultraların soyunma odasını kuşatma almaları ardından oyuncuların yaşadıkları zor anları ele alınmış. 2. Lazio Ultra oluşumu IRR kulübün markasını pazarladığı ve yönetime oyuncu transferlerinde yönlendirdiğini öne çıkarmışlar.
Yalnız, şunu da belirtmekte fayda var! Raporda Güney Amerika’da geçiyor fakat orada asla Ultra alt kültürü olmadı! Arjantin’de Barrabravas Brezilya’da ise Torcida grupları tribünlerin hakimi!
Raporu tercüme etmeme gerek yok, orada yazanları tümünü bloğu takip edenler çok önceden okudu, yeni keşfedenler şuradan buyursunlar >>> ULTRAS TARİHİ
Raporun sonunda UEFA açıkça Ultralardan endişeli olduklarını açıkça dile getiriyorlar. Ultraların gün geçtikçe artan bir tehlike olarak görülüyor ve acilen bu tür gruplara karşı önlem alınması önerililiyor!
Sahi ya futbolun gerçek sahipleri kim? Taraftar mı yada FIFA/UEFA ve onlara bağlı Futbol Federasyonları, yayıncı kuruluşları, sponsorlar mı? Fazla düşünmeye gerek yok, tabi ki TARAFTAR!!!
Futbolun FIFA/UEFA/FF, yayıncı kuruluşları, sponsorlar vb. ihtiyacı yok!!! Tam tersi, futbol olmasaydı yayıncı kuruluşları çoktan iflas etmişti ki hele internet çağında yaşadığımız 21. Yüzyılda futbol televizyonlar için can simidi! Yazıyı rahmetli Sir Bobby Robson şu güzel sözleriyle bitirelim;
“Futbol kulübü nedir? Bir bina, yada onu temsil eden şahıslara para ödeyip seyrettiğin bir şey değil. Hele, yayıncı kuruluşları ile yapılan anlaşmalar, kontratlarda bulunan çıkış maddeleri, pazarlama departmanları, yönetici elemanları hiç değildir!
Futbol, Tribünlerden gelen sestir, o tutku, sahiplenmek. Doğup büyüdüğün şehrin takımınla gurur duymak. Boynunda bağlı atkısı, babasının elinden tutmuş heyecanla stadın basamaklarını tırmanan küçük çocuğun ilk kez tribünde olmanın duygusunu hissetiği ve aşık olduğu andır futbol”
#BerkinElvanÖlümsüzdür
Annesi ekmek almaya yollamıştı, dışarıda Ablaları-Ağabeyleri birazcık özgürlük için zalimlere karşı direniyorlardı. Kahpe polislerin kurbanı oldu Berkin Elvan.
Bizim, Berkin yaşında evladımız var bir yerini incitse içimiz parçalanıyor, Allah kimseye evlat acısı göstermesin! Berkin'i bu hale sokanlardan elbet bir gün hesap sorulacak, belki bu dünya'da binbir şetanlıkla kurtulucaklar ama öbür dünya'da milyonlarca insanın elleri yakasında olacak zalimlerin!
Ruhun Şad mekanın Cennet olsun BERKİN ELVAN!

HEVSEL!
Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerimde yukarıda ve aşağıda gördüğünüz yer cennet bahçesi olarak geçer, bunu biliyor musunuz? BİLİYORSUNUZ!!! Çünkü "SİZ" Allaha şirk koşan münafıklarsınız! Dininiz, imanınız para olmuş. Şimdi soruyorum, esas Yurt düşmanları, sizin tabirinizle "vatan haini" kim? Bu güzel toprakları avm'ler için üç kuruşa satanlar mı? Yada, bu güzel topraklar için savaşanlar mı?
SİZ EN GÜZEL DUYGULARIN KATİLİSİNİZ!