NAH YASAKLARSINIZ!!!
İçişleri bakanı muammer güler bugün yaptığı açıklamayla mevcut hükümetin ne kadar aciz durumda olduğunu bir kere daha gözler önüne serdi. İki kelimeyi bir araya getiremeyen, doğru düzgün Türkçe konuşamayan bakan bozuntusunun açıklaması tam anlamında komedi ve gerçekleri yansıtmıyor!
Zatı muhterem şöyle buyurmuş; “Tribünlerdeki o yasa dışı gösteriler veya spor ahlakına uymayacak davranışlar kötü tezahüratlar içine siyasi ve ideolojik anlamındaki kötü tezahüratları da koyuyoruz. Zaten uluslararası normlarda bu tür tezahüratlar yasak.” >>link
Hayır efendim, kendi kafanıza göre yasaklar uydurup uluslararası normları diyerek işin içinden sıyrılamazsınız!
FIFA ve UEFA normlarına göre futbol müsabakalarında tribünlerde yapılmayacak tezahüratlar bellidir; Homofobik, ırkçı ve faşist sloganlar, rakipleri tahrik edici, şiddet içerikli aşağılayıcı ve rencide edici pankartlar, tezahüratlar yasaktır! Ve bu kadardır fazlası yoktur.
Tribünler, yukarda sıraladığım unsurların hepsine karşı tepki koymakta serbesttir!
Tribünler, topluma ve çevre iklimine zarar veren anti-demokratik hükümetleri, kurumları barışçıl ve demokratik çerçeve içinde, şiddet içermeyecek şekilde istedikleri gibi rahatlıkla tepkilerini koyabilirler! Birkaç örnek vereyim; “Her yer Taksim, Her yer Direniş” sloganı evrensel hale gelmiştir ve dünyada herkes Türkiye’de gezi parkı direnişçileriyle dayanışma içinde olduklarını gösterir. Bir diğer Sloganlar "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez" ve "Kahrolsun pkk" bu sloganlar toplumu bağlar ve tribünler tepki vermekte haklıdır. Kalkıp bu yüzden taraftarları cezalandırarak ülkenin itibarı düşer, zaten yerlerde sürünüyor.
Şunu da belirtmekte fayda var, Avrupa kupa müsabakalarında UEFA normlarına uymayan bu uyduruk yasaklar geçmez ve hiçbir hükmü yoktur!
Bu arada geçen gün spor bakanı 5 tribün lideriyle bir araya gelerek bu husustan dolayı uyarmış. Tribün liderlerine ufak bir tavsiyem olacak, stada huzur istiyorsanız lütfen kendi gurubunuzun mensupları dışında kimseye karışmayın, zaten bunu yapmanız imkansız. 50.000 bin kişilik stadı kontrol altına alarak insanları sindirmek daha fazla huzursuzluk getirir ve üstelik kimse insanların kişisel haklarına müdehale edemez. Ama bana soracak olursanız tribünde parti siyaseti yapmak tribün oluşumlarının bağımsızlığını zedeler! Tribünlerin esas görevi gönül verdiği takımı sonsuz desteklemektir.
YASAKLAR!
Alman ikinci liginde bu hafta sonu derbi heyecan var. Pazar günü 55. Kez karşılaşacak FC Köln-Fortuna Düsseldorf maçında şehirde neredeyse olağanüstü hal ilan edildi.
Sebep, Düsseldorf taraftarlarının tren istasyonundan Köln stadına kadar yapacakları kortej. Güvenlik yollarının kapanması nedeniyle poliste sıkıntı yaratıyor. Halbuki bu kadar telaşa hiç gerek yok, kortej tek şeritten rahatlıkla stada ulaşabilir ve böylece güvenlik yollarını tıkamaz. Aslında devletin kolluk güçleri isteseler ortada sorun olmayacak ama onların amacı başka.
“Onlar”, ısrarla insanları kendi istedikleri gibi yönetmek istiyorlar çünkü “onların” oluşturdukları kurallar doğru. Bu yüzden Halk asla rahat etmemeli yoksa haşa kralın çıplak olduğunu görür isyan çıkarır değil mi?
Bir diğer yasak haberi Pazartesi günü oynanacak VFL Bochum-Dynamo Dresden maçından geldi. Bochum kulübü Dresden taraftarlarına pankart yasağı koydu! Bu yeni bir şey değil, 2007 senesinde Galatasaray’la yapılan hazırlık maçında da pankart asmamızı yasaklamışlardı, yalvar yakar anca bir tanesine müsaade verdilerdi.

Biz bu yasaklara şaşırdık mı? HAYIR! Bir yerlerden tanıdık geliyor, geçen sezon Adana 5 Ocak stadında da aynı yasaklar uygulandı ve büyük ihtimalle bu yeni sezon devam edecek gibi görünüyor!?
Sanırım farkına varmışınızdır dünyanın her yerinde, farklı renklere gönül verseler de Tribüncülerin kaderleri aynı YASAKLAR!!! Neoliberal, faşist düzenin globalizm adı altında insanları köleleştirmesinin yöntemlerinden biri. Hoş, Türkiye’de iktidarda olan münafık hükümet ve yancıları her gün bir adım ileri gidiyorlar. Sapık zalimler şimdi de hamile Kadınların sokakta yürümelerine tahammülleri kalmadı.
Sahi, yasaklar değince aklıma geldi;
Bundan 30 yıl önce Devekuşu Kabaresinin büyük üstatları bugün olacakları o günlerde gördüler ve bizi uyardılar! Peki, biz bu uykudan uyanabildik mi?
Tribünler, Avantalar, Karşılıksız Aşk
Geçen hafta okudum, İngiliz kulübü Stoke City gelecek sezon tüm 19 deplasman maçlarına bedava otobüs kaldıracak. TV yayın gelirlerinin artması kulüp yönetimi fazladan kazandıkları paralarla taraftarına jest yapmışlar. >>> link
İlk bakışta göze hoş geliyor ama gerçek tribüncüyü böyle şeyler bozar! Gerçek tribüncü göbek bağını kendisi keser(!) yayıncı kuruluşun kirli parasıyla yönetimlere gebe kalmaz! Gerçi bu dönemde hala böyle tribüncü kalmış mıdır orası muamma!
Ne yayıncı kuruluşu nede sponsorlar, kulüplerin gerçek sahipleri Taraftarıdır!
Taraftarın aşkı karşılıksızdır, gerekirse son kuruşunu kulübü ayakta kalması için harcar. Almanya’da iki örnekte olduğu gibi mesela;
Dördüncü ligde oynayan ve maddi sıkıntılar yaşayan Rot-Weiss Essen kulübünün Ultraları bundan böyle takımın forma sponsorluğunu üstlendi. Yeni sezonda RWE takımının formalarında Ultras Essen yazacak. >>>link
Diğer örnekte Bayern Münih.
Bayern Münih kulübünün üye sayısı 217.241 ulaştı ve gittikçe artıyor! Kasım 2012 den bu yana 30.000(otuz bin) kişi kulübe yeni üye oldu. Hoş, 108 yıllık Galatasaray kulübünün toplam üye sayısı 15.000(on beş bin). Dünyada en fazla üyeye sahip olan kulüp 224.000 üye ile Benfica Lizbon. Fakat bu gidişle Bayern Münih kısa süre sonra Portekiz kulübünü sollayacak.
Cenova 20/07/2001 UNUTMADIK!!!
Carlo Guiliani 23 yaşında Romalı bir genç. Günlerden 20 Temmuz hava sıcak Carlo’nun kafası karışık, plaja mı gitsin yoksa Cenova’da G8 zirvesini protesto yürüyüşüne mi katılsın bilmiyordu. Sonunda Carlo Cenova’ya gitmeye karar verdi. Yürüyüş kortejinin içinden arkadaşına bir mesaj attı “moruk burada acayip şeyler oluyor”. Bu Carlo’nun Dünya’ya son mesajıydı, biraz sonra Piazza Alimondo meydanında duran bir Carabinieri arabasına yangın söndürme aletini atarken kafasından polis kurşunuyla vurulup öldürüldü..... Mentalita ULTRAS#27 Cenova 20/07/2001
Farkında mısınız, zalimler her yerde aynı üniformayı taşıyor!

Bir Ülke!
Tek Lider

Tek Hukuk

Tek Medya

Bir geri zekalı!
Ya şimdi UEFA önüne geliyo abi...bi....ne....iddia geliyo, okuyo konuşmalara bakıyo ama..yani yabancı bi adama bi Türkçeyi ne kadar anlayabilir veya neyi neye göre karar verir ben bunu anlamıyorum....wtf?
Sen zamanında Lincoln ’ün İngilizce küfürlerini nasıl anladıysan onlarda öyle anlamıştır, bkz;
HIRSIZIN HİÇ Mİ SUÇU YOK!
DOPİNG!
Son zamanlarda sık duymaya başladık, her gün yeni bir skandal patlıyor. Dün 14.07.2013 Pazar günü dünyanın en iyi dört sprinteri Tyson Gay(ABD), Nesta Carter, Asafa Powell ve Sherone Simpson(Jamaika) bir ay sonra Moskova’da yapılacak dünya atletizm şampiyonası öncesi doping testlerinin sonuçları pozitif çıktı! >>> link
Ülkemizde de doping skandalları son zamanlarda arttı. Geçtiğimiz hafta Türk milli takımının dünya atletizm şampiyonasından men edileceği haberi çıkmıştı. Gerçi haber yalanlandı ama Akdeniz oyunlarından önce 8 sporcu dopingli çıktı.
Gittikçe endüstriyelleşen spor vahim boyutlara geldi! Başarıya endekslenmiş yetenekli sporcular daha çok para kazanmak için kendilerini ateşe atıyorlar. Yalnız, kabahati sade sporcularda aramamak lazım, üst yetkililer; federasyon başkanları, antrenörler, sponsorlar vb. esas en büyük suçlu bu kişiler! Akdeniz oyunları öncesi güreş federasyon başkanı Hamza Yerlikaya bir TV kanalı ile söyleşi yaparken her iki kelimesinden biri altındı, sürekli aynı kelimeleri zikrediyordu....altın....altın...altın. Tabi ki her sporcu katıldığı tüm yarışmalarda en iyi neticeyi almaya çabalar. Fakat siz o sporcuları daha fazla sponsor çekme, para kazanma amaçlı kullanır baskı altına alırsanız ortaya böyle çirkin tablo çıkar.
Bazen sporcular doping yaptıklarından haberleri bile yok yada çok geç söyleniyor, en kötüsü de bu işte. Son duyduğum haberlerde Türkiye’de doping alan sporcuların yaşları çok düşük olduğuydu AMAN SAKIN HA!!!
Küçük yaşta yetenekli sporcuları dopinge bulaştırmak büyük insanlık suçudur. Küçük yaşta doping yapan sporcular aldıkları ilaçların gelecekte onları zihnen ve fiziksel olarak nasıl kötü yönde etkileyeceğinden haberleri yok. Bunun en çarpıcı örneği eski Doğu Alman sporcu Heidi Krieger, şimdiki adıyla ANDREAS KRIEGER!
Heidi Krieger 1965 yılında dünyaya kız olarak gelir. 13 yaşında annesi küçük Heidi’yi atletizme yazdırır. Bir süre sonra Heidi’nin yetenekli olduğu gözden kaçmaz ve Doğu Alman milli sporcu yetiştirme grubuna dahil edilir. Gülleci olan Heidi 16 yaşında habersiz Anabolika ve erkek hormonları verilir! Heidi’nin performansı aniden artış gösterir. O zamanlar yaşıtları arasında katıldığı tüm müsabakalarda birinci gelir. Artık büyük uluslararası müsabakalara hazırdır fakat Heidi kendinde değişiklikler fark eder. Onun yaşındaki genç kızlar gibi erkeklere karşı cinsel yönde ilgi duymaz hatta kendisini erkek gibi hisseder. Uluslararası turnuvalarda başarılı olmak için antrenörünün tavsiyesiyle 1982-1984 arası yüksek dozda “Oral-Turinabol” hapları kullanır. Oral-Turinabol o yıllarda henüz doping listelerinde yoktur. Heidi Krüger 1986 senesinde Stuttgart’ta düzenlenen Avrupa Atletizm şampiyonasında 21.10 metre gülle atışıyla altın madalya kazanır. 1991’de Doğu Almanya dağılır Heidi batı Almanya’ya göç eder ve kariyerini sonlandırır. Yeni başladığı hayatında ilk işi bilmeyerek doping yaptığını itiraf eder ve altın madalyasını geri verir. Heidi 1997 senesinde ameliyat sonrası erkek olur ardından Andreas adını alır. Erkeğe dönüşmesinde en büyük neden zamanında aldığı Oral-Turinabol haplarıdır.
Uzun lafın kısası, yetenekli genç sporcular içtikleri suları yedikleri yemekleri dikkatle kontrol etsinler. Aç gözlü şuursuz antrenörlerin oyununa gelmesinler, yoksa onlarında sonu Heidi/Andreas Krieger gibi olabilir!!!
Sivas, 2 Temmuz 1993
Tansu Çiller, Sivas katliamı sonrası “Olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi” diyeli 20 yıl oldu.
Sivas katliamı üzerinden 20 yıl geçti. 20 yıl içinde on binlerce insan farklı dine, ırka sahip olduklarından dolayı öldü! Siyasetçilerin demeçleri hiç değişmedi.
Şairin dediği gibi “Her ölen pişman ölür hep yanlış anlaşılmıştır hayalleri yasaklanmış”
Devleti devlet yapan Halktır!
Nasıl olurda bir “devlet” Halkından bu kadar nefret edebilir?