Bir Gün Anlarsın, Hayır Geç Kalmadın Henüz Farkında Değilsin!
If I could recelect before my hood dayz
I'd sit and reminisce, thinking and bliss on the good days
i stop and stare at the younger, my heart goes to'em
They tested, it was stressed that they under
In our days, things changed
Everyone's ashamed to the youth cuz the truth looks strange
And for me it's reversed, we left them a world that's cursed, and it hurts
cause any day they'll push the button
and yall condemned like Malcolm x and Bobby Hunton, died for nothin
Don't them let me get teary, the world looks dreary
but when you wipe your eyes, see it clearly
there's no need for you to fear me
if you take the time to hear me, maybe you can learn to cheer me
I don't trip and let it fade me, from outta the frying pan
We jump into another form of slavery
Even now I keep discouraged
Wonder if they take it all back while I still keep the courage
I refuse to be a role model
I set goals, take control, drink out my own bottles
I make mistakes, I learn from everyone
And when its said and done
I bet this Brotha be a better one
If I'm upset, you don't stress
Never forget, that God hasn't finished with me yet
I feel his hand on my brain !!!
Ich bin auf einem weg wo es kein zurück gibt. Aber dort wo ich hingehe gibt es eine andere Welt, besser schöner. Ihr habt angst von der anderen Welt, nur feiglinge fürchten sich. Ich habe keine angst....
Başarının Formülü
Pekte geriye gitmeye gerek yok. Fatih Terim hocamız 11 yıl önce UEFA kupasını kazandığımız gece maçtan sonra verdiği röportajında “Başarının Formülünü” açıklıyor bkz:
Videonun 2.34 dakikasında söyledikleri günümüz içinde geçerli;link
“Mükemmel karakterli oyuncularla bizim yapamayacağımız şey yok.
Uyumlu bir yönetim, mükemmel seyirci ve bizi buraya hazırlayan yazılı ve görsel medyaya sonsuz teşekkür ediyorum.
Böyle bir grup bir araya geldiği zaman Ki her zaman gelmeli. Bu bilinmez sadece bu günlerde gelmemeli. Ülkede her zaman bir araya gelmeli. O zaman bizim ve Türk insanın yapamayacağı şey yok!”
Galatasaray son seçimlerde ortaya çıkan yönetimi 1996 yılında göreve gelen yönetimden daha güçlü burada şahsen sorun görmüyorum. Görsel ve yazılı medya maalesef güven vermiyor. Çünkü o yıllarda Galatasaray’ı göklere çıkaranlar bir süre sonra bazılarının hazımsızlıklarına çanak tutarak Galatasaray’a karşı cephe aldılar, bu benim şahsi görüşüm.
Aynı futbolcuları bir araya getirmek zor sade transfer yapmakla olmuyor. Satın alınan oyuncunun bonservisi, karakteri ve huyu parayla satın alınmıyor. Fatih Terim ikinci dönem takımın başına geldiğinde bunun acısını çekti. Ne güçlü yönetim vardı nede o bahsettiği mükemmel futbolcu topluluğu. Medya ise UEFA ve Süper kupa sahibi Galatasaray’a nasıl geçiririm yarışına girmişti. Ve o eski günlerde ASY stadını cehenneme çeviren Taraftar eskisi değildi. En can alıcı noktada zaten buydu.
Hadi medyayı bir kenara koyalım, nasıl olsa yalan yazıyor şampiyon olmayınca. Güçlü yönetim kuruldu, mükemmel karakterli oyuncuları da bir araya getirdik. Peki, Taraftar?
Son günlerde yine transfer dedikoduları havada uçuşuyor. Alıştık ama çözüm bu değil. Süper yıldızlarla çok gün kurtardık. Ne çabuk unuttuk Lincoln, Elano, Keita, Kewell, Baroş ile yakılan saman alevlerini? Coştuk coşmasına da zamanla parçalandık küstük kızdık. Kibirliyiz kinciyiz kıskancız kuyruk acılarımız diz boyu. Asla kendimi soyutlamıyorum. Yazdıklarımın her zaman arkasındayım. Yapılan hatalara bazen abartılı şekilde öfkelensem de yine de kızamıyorum onları çok seviyorum. Çünkü bende o tribünün parçasıyım yapılan hataları kendim yapmış hissediyorum. Ben Galatasaray tribünün mükemmel olduğunu biliyorum. Şu günlerde Basketbol maçlarında ortaya koydukları performans ile Yunanlıları gölgede bıraktılar. Galatasaraylılar mükemmelle yetinmezler daha mükemmelin peşindedirler. Galatasaray’ımızın önümüzdeki sezon en büyük transferi kuşkusuz tribünleridir hem de bir kuruş masraf etmeden.
Tekrar yine böyle olabilir miyiz?

Kol kırılır yen içinde kalır.
Dal rüzgârı affetse de, kırılmıştır bir kere.
İki ucu boklu değnek nerden tutsan elinde kalıyor…..
Bazen
bütün koşullar uygunken bile ölemezsin....
Dile Kolay
Ömrüm oruç geçti bayram görmedim
Mevla'm ayak vermiş bir gün gitmedim
Çok ham yetiştirdim kendim yetmedim
Kayadan su almak dile kolaydır....
Toplum Vebası Karaborsa
Ne zaman başladı, hangi ülkede patladı ilk yapanlar kim? Hiç bilmiyorum, açıkçası bilmekte istemiyorum. Tek bildiğim dünyanın her ülkesinde bu vebaya rastlamak mümkün. Maalesef şimdiye kadar bu mikroba karşı panzehir bulunamadı. Avrupa ülkeleri büyük gayret göstererek sade hafifletebildiler ama tamamen ortadan kaldırmayı başaramadılar.

Türkiye’de karaborsa ciddi sanayi sektörü haline geldi. Şaka değil bir sürü insanın geçim kaynağı. Devlet yetkililerinden tutun sokaktaki vatandaş sektörün içinde. Yanlış anlaşılmasın lafım tabii yapanlara. Büyük çoğunluk bu illete bulaşmamış şükür. Ama karaborsaya bulaşan ufak azınlık tüm halkı töhmet altında bırakıyor ve sinek gibi mide bulandırıyorlar. Karaborsaya en çok futbol müsabakaları ve müzik konserlerinde rastlarız, eskiden sinema biletleri de karaborsaya düşerdi. Ben karaborsanın futbol müsabakaları yönüne değinmek istiyorum. Başımdan geçen bir olayı anlatayım.
Üç sene önce Euro2008 yarı final Türkiye-Almanya karşılaşmasını seyretmek için birkaç arkadaş İsviçre’nin Basel kentine gittik. Arabayı gişelere yakın yere park edip bilet almak için yola koyulduk. Tam o sırada iki İngiliz yanımıza geldi ve bize birinci kategori bilet var mı diye sordu, bende olmadığını söyledim. Fakat sonra merak ettim sordum, şayet birinci kategori olsaydı kaç para verirdi. Cevabı 2000 İsviçre Frank’ı. Kaba hesap yaklaşık 1200-1300 avro belki daha fazla. Kısacası benim maaşın yarısı, iki bilet satsam bir ay çalışmadan 5 kişi geçiniriz 20 tane ile bir yıl ense yaparım, gerisini siz hesap edin. Biletlerimizi aldık diğer arkadaşlarla köşede duruyoruz birde baktım bize bilet soran o iki kişi karaborsa yapıyorlar. Gişeye mesafeleri yaklaşık 50 metre, etrafta üniformalı kadar muhtemelen sivil polis var ve UEFA çalışanları da orada. Hayret, bu olay dünyanın sözde en medeni sayılan ülkesi İsviçre’de cereyan ediyor ve dünyanın en büyük spor organizasyonunda yaşanıyor.
Kısa süre sonra bir vatandaş yanımıza geldi. Arkadaşlardan bazısı GS atkısı takmıştı, bunu gören vatandaş “Vay sizde Galatasaraylısınız ama benim kadar fanatik olamazsınız” hayrola? “Biliyor musunuz ben Leverkusen maçına karaborsadan 500 avroya bilet aldım üçüncü golü yedikten sonra stadı terk ettim“. Şöyle bir düşündüm, o maçtaydım ve biz üçüncü golü 15.dakida yemiştik, yanlış hatırlamıyorsam en ucuz bilet fiyatı 20 ve Galatasaray taraftarına ayrılan en pahalı bilet 80 avroydu. Güler misin ağlar mısın, fahiş fiyata karaborsa bilet alıp takım erken geri düşünce stadı terk eden daha mı kökten taraftar oluyor? Bu olay Ephraim Kishon ya da Aziz Nesin romanından alıntı değil, gerçek yaşadım.
Kim suçlu? Bana sorarsanız satan kadar alanda suçlu! Çünkü karaborsa bilet alanlar her şeyi göz önünde bulundurarak ne pahasına olursa olsun o müsabakaya girmek istiyorlar. Durum bekledikleri gibi gelişmedi mi kalkıp itiraz etmeye hakları kalmıyor! Bir hırsızdan bilerek mal satın alırsanız kanunen suça ortaksınız ve hırsızla eşit şartlarda yargılanırsınız. Birde madalyonun diğer yüzüne bakalım. Uzun yıllar tanıdığınız saydığınız sevdiğiniz arkadaşınız hatta ona ağabey diye hitap ettiğiniz kişiyi karaborsa yaparken şahit oluyorsunuz. Ne yapardınız? Medeni toplumun kurallarına göre hareket ediyorsanız gözünün yaşına bakmadan onu polise şikâyet ederdiniz. Ama tribüncülerin dünyasında bu öyle kolay değil. Malum tribüncüler kendi göbek bağlarını kendileri keserler polisi işin içine katmazlar bu âlemde terstir polisle işbirliği yapmak. Üstelik yıllarca can ciğer olduğunuz insanları bir kalemde çizmek vicdan muhasebesi.
Diyelim tribün geleneklerine göre hareket ettiniz, en fazla o kişiyi kenara çeker arkadaşlık ilişkinizi bitirir ikide tokat atar konuyu kapatırsınız. Olmadı birde tribünden aforoz eder oluşumdan uzaklaştırırsınız. Çözüm yeterlimi? Hayır! Sade erteleme aynı kişi başka yerde yapmayacağı ne malum. Hadi bu kişilerin arkasında organize suç örgütü varsa ve onları kolluyorsa? Bu noktada herkes şu soruyu kendine sormaya hakkı var diye düşünüyorum, “tribün liderleriyle organize suç örgütleri işbirliği yapıyorsa?” Bir ihtimal, fakat Galatasaray tribünlerinde böyle bir bağın olduğu aklımın ucundan bile geçmiyor ve diğer tribünler için kesin konuşmam mümkün değil kimseye de durduk yere iftira atamam. Ben sade herkes tarafından bilinen gerçekleri kendi teorilerimle birleştiriyorum. Yukarıda İsviçre'den örnek verdim, bu şahıslar İngiltereden gelmişler organize örgütün içinde oldukları kesin. Aksi taktirde rahatlıkla yetkililerin gözü önünde karaborsa bilet satamazlardı.İnsanın aklına tuhaf şeyler geliyor ve soruyorsun kendine "KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE?"
Ben burada kimsenin avukatlığına soyunmadım. Eğer bir kişi suç işlediyse mutlaka cezasını çekmelidir! Benimkisi topluma olan duyarlılık, herkes gibi rahatsızım bunu dile getiriyorum, bitmesini istiyorum. Ve insan olarak bu hakka sahibim!
Peki, bunların doğru olup olmadığını kim ortaya çıkarmalı? Ya da şöyle soruyum, karaborsaya karşı mücadele taraftar oluşumlarının görevi mi? Etseler nereye kadar faydalı olabilirler zira birde o tribün bu illete bulaşmışsa eğer ağızlarıyla kuş tutsalar kimseyi ikna edemezler. Bir defa bunların doğru olup olmadığını ortaya çıkaracak tek kurum “Emniyet Teşkilatı”. Dünyanın en iyi organize emniyet teşkilatları başında kuşkusuz Türk polis teşkilatı geliyor. En son teknoloji imkânlarına sahipler isteseler 24 saat içinde karaborsayı sıfıra indirirler. Niye o zaman hala bu illetle uğraşıyoruz? Yoksa araştırmalar bir yere gelip tıkanıyor mu, ucu yukarıda ağır başlara kadar mı dokunuyor?
Şiddeti önleme yasası çıkarıldı. Nerdeyse dört yıldır tasarı üzerine çalışıldı, her defasında holiganlardan stada şiddetten dem vurdular bir kere olsun “Karaborsayı bitireceğiz” lafını eden olmadı. Pankart asmak yasak, çirkin ve kötü tezahürat yasak, meşale yasak, deplasman yasak, sopalı bayraklar yasak, konfeti yasak. Bunların hepsine en ağı cezalar veriliyor. Sade parayla sınırlı değil uzun yıllar mahpushaneleri boyluyorsunuz. Peki, karaborsa suç değil mi?
Yuvana Hoş Geldin Hocam
Yıl 2008 aylardan mart yer Leverkusen Arena Almanya. UEFA kupası rövanş müsabakasıydı Leverkusen’e 5:1 mağlup olmuş elenmiştik. Maç bitmiş herkes eve gitmişti sade biz kalmıştık TAYFA. Hani şu meşhur tezahürat var ya işte öyle bir şey. Oyuncularımız sahada yenileme koşuları yapıyorlardı bizde onlara marşlarla tezahüratlarla moral veriyorduk. Tam o esnada VIP tribününden bir kişi bizim tarafa hayranlıkla baktığının farkına vardım. Dakikalarca bizi seyrediyordu. İlk görüşte çıkaramadım, tellerin yanına yaklaştım ve dikkatlice baktım inanamadım. Evet, bizi dakikalarca seyreden kuşkusuz O muhteşem insandı. Diğer arkadaşlarda fark edince bir anda ortalık bayram havasına döndü ve gök gürlercesine tezahürat başladı… İMPARATOR…İMPARATOR…İMPARATOR…FATİH TERİM.
Yuvana hoş geldin hocam..
Financial Fair Play
Geçtiğimiz hafta Almanya’da yayınlanan 11 Freunde futbol dergisinde bir haber okudum, ”VFB Stuttgart oyunculara ayırdığı maaş bütçesini yarıya indiriyor. Bir önceki sezon 67 milyon avrodan 56 milyona indirilen bütçe gelecek sezon yüzde %50’ye düşürülecek”. Haberin orijinal metni burada >> link
Hiç şaşırmadım bir gün bu duruma geleceği belliydi. Bazı kulüplerin gittiği yol akıllara zarar, örneğin İtalya. İbrahimoviç yıllık geliri 12 milyon avro Napoli takımın bütçesine eşit. Lakin Milan şampiyon ama Napoli takımı üçüncü bitirdi ve şampiyonlar ligine direk katılacak. Peki, Napoli oyuncuları tüm sezon ekmek sudan mı beslendiler? Bu insanların aileleri çocukları evleri yok mu, sokakta mı yatıyorlar? Meğerse oluyormuş. Son yıllarda low budget kulüpler ön plana çıkmaya başladı. Portekiz’de Braga, Almanya’da Mainz 05 hatta buna şampiyon B. Dortmund kulübünü de dâhil edebiliriz. Türkiye’de geçtiğimiz sezonun şampiyonu Bursa Spor ve bu sezon ilk 4 sıraya bakarsak Trabzon Spor, Gaziantep, Kayseri vb. düşük bütçeli kulüpleri görüyoruz. Sezon başı büyük paralar harcayan Galatasaray ve Beşiktaş hedeflerine ulaşamadılar. Tek Fenerbahçe zirve yarışında önde götürüyor ama son 10 senede futbola akıttıkları paralar yaklaşık yarım milyar dolar belki daha fazla. Bunun karşılığı 4 şampiyonluk ve bir CL çeyrek final. Harcanan paralar sade oyuncularla sınırlı değil, bunlara manager ücretlerini de katmalıyız. Komisyon ve imza parası gibi ekstra masraflar kulüplere ek yük getiriyor.

Kulüpler kazandıklarından fazla harcamamalı! Gayet mantıklı, maalesef gerçekler böyle değil. Birçok kulüp yıldız futbolculara büyük paralar vererek bütçelerini aşıyorlar. Sonuç hüsran, borçlar gittikçe büyüyor ve Avrupa’da bazı kulüpler iflasın eşiğinde. UEFA bu gerçekleri göz önünde bulundurarak bir konsept hazırladı. “Financial Fair Play”. Kısacası bu konsept yöneticileri ve managerleri kulüplerin mali bütçelerini düzgün kullanmalarına zorlayacak. Gereksiz yere borçlanmayı durduracak ve uzun vadede kulübü ekonomik yönetmelerini sağlayacak.
Almanya’nın Chemnitz Üniversitesi UEFA ile Avrupa’da tüm futbol taraftarları arasında “Finacial Fair Play” hakkında bir araştırma başlattı. Bu araştırmada taraftarların fikirleri büyük önem taşıyor.
Araştırmaya herkes katılabilir detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz >>> link
Sorulara buradan >>>link
Maalesef Türkçe dil seçeneği yok. Yinede katılmak istiyorsanız ve yabancı diliniz yoksa facebooktan yardımcı olabilirim.
Ama mutlaka katılın önemli konu!
Memories 17.05.2000
All alone in the moonlight
I can smile at the old days
I was beautiful then
I remember a time I knew what happiness was
Let the memory live again....
Futbol Bir Aşk
Televizyonda seyrettiğim spor programları bir elin beş parmağını geçmez hatta üçte kalır. İlki Galatasaray’ın tüm branşlarının müsabakaları. İkincisi hafta sonu Bundesliga Konferans. Üçüncüsü de Halit Kıvanç’ın her Pazar sunduğu “Futbol Bir Aşk” .
Bugünkü konuğu Rasim Karaydı. Rasim hoca önemli bir şey söyledi “futbola başlamamın sebebi sizdiniz, futbolu sizin sayenizde sevdim”. Doğru, inanın şu an bile Halit Kıvanç’ı dinledikten ya da seyrettikten sonra insanın canı futbol oynamak istiyor. Halit Kıvanç bana çocukken Almanya’ya ilk geldiğimiz yıllarda Pazar günlerini hatırlatır. Maç saatini iple çektiğim kısa dalganın haşırtısı arasında sesini duyunca mutlu olduğum günleri gözümde canlandırır. Yayın biter bitmez arkadaşlarla toplanıp mahallemizde bulunan biz çocukların “affen kaefig(maymun kafesi)” dediğimiz ufak futbol sahasında saatlerce oynardık. Annem: “oğlum daha yeni kulüpten geldin bıkmadın mı otur biraz dinlen” kızmaları hala kulağımda çınlar.
Türkiye’de insanlara futbolu sevdirecek, oynamaya teşvik edecek tek bir program var “Futbol bir Aşk”. Başkada YOK! Spor programı adı altında dönenler, sporla uzaktan yakından alakası olmayan cici kızlarla süslü boş konuşmalar. Buna da “çocukluğumuzun aşkıyla günümüzün endüstriyel futbolunu pekiştirmek” diyorlar. Ne alakası var? Benim çocukluğumda da endüstriyel futbol vardı, babamın çocukluğunda. Dedemim çocukluğunda yeni başlamıştı ama bugünlerdeki gibi televizyonun tekelinde değildi. Siz, bir gün gelecek futbola harcadığınız paranın karşılığını alamayınca elinizi çekeceksiniz. Biz ise sonsuza kadar futbolu yaşatmaya devam edeceğiz. Bu hep böyle olmuştur çünkü futbol her şeyden önce spor ve halkın eğlencesidir. Halit Kıvanç futbol neredeyse hep vardı, şu son senelerde futbol moda oldu diye ortaya çıkan çakmalara benzemez.
Halit Kıvanç iyi bir Fenerbahçeli, Allah uzun ömür versin. Futbol bir aşksa Halit Kıvançta Eros…
Maskeli Balo
Son iki seçimi hatırlıyorum o zamanın başkan adayına Mesih gibi tapıyorlardı. Ne hayaller kurdular beklentiler gerçekleşmeyince yerden yere vurdular Mesih zalim oldu.
Yine aynı kişiler bu sefer niklerini değiştirmiş yeni başkanı göklere çıkarıyorlar. Emin olun iki maç üst üste kaybedelim yine aynı yaratıklar niklerini değiştirecek ve yeni seçilen yönetime sallayacaklar. Deja vue? Hayır! Alışmış kudurmuştan beterdir….
Yeni gelen yönetime ufak bir hatırlatma! Mücadele devam ediyor, kavgamız Galatasaray.
Kahrolsun endüstriyel futbol ve uşakları!