Bugün Günlerden GALATASARAY!
Ne hoş rüyam ne boş hülyam bana tek dost kendi dünyam
İçimde sen varsın diye ben çıkmaya korkuyorum
ulan gaassaray.....!
IL CAPITANO
O bir yaşayan efsane, Francesco Totti. Bugün, hem Seri A’da hem de AS Roma’da 20. yıldönümünü kutluyor. Şu lanet olası endüstriyel futbol çöplüğünde 20 yıl kulübüne sadık kalan nadir futbolculardan biridir Totti, işte bu yüzden bizim gibi futbolu sevenlerin gözünde bir efsanedir “Il Capitano”(Büyük Kaptan)

Totti, 1989/90 sezonunda AS Roma’da futbola başladı, Mathäus ve Brehme o zamanlar Inter‘de top koşturuyordu. İlk maçına tam bugün 28.Mart 1993 sezonunda çıktı Totti. Henüz 16 yaşındaydı rakip Brescia. Teknik Direktör Vujadin Boskov onu Rizzitelli’nin yerine maça almıştı. O gün bugün Totti Sarı Kırmızı renklere sadık kaldı.

Bir diğer efsane Gianluigi Buffon, Totti’nin 20 yıl rakibi aynı zamanda çok iyi arkadaşı, ona bir mektup yazmış;
Sevgili Francesco,
Sen İtalya’da futbol tarihi yazdın, 20 yıl Serie A muhteşem performans. Attığın ilk golünü dün gibi hatırlıyorum. Faggia’ya karşı beraberlik golüydü.
Benim çok değerli arkadaşımsın. Beraber U15 Milli takımında oynadık. A Milli takımda muhteşem yıllarımız geçti ve hala Seri A’da rakibiz.
Bana o kadar çok gol attın ki( toplamda 10) sahada benim kan düşmanımsın sandım. Ama hakem son düdüğü çaldığında yüzünde o sıcak tebessümle gelip boynuma sarıldın.
Hatırlıyor musun? Bir keresinde bana karşı penaltı atacaktın. Beni ters köşe yapacaksın diye yine endişeliydim. Gerçekten de ters köşeye yatırdın fakat top kaleyi tutmadı dışarı gitti. Samimi söylüyorum o penaltıyı kaçıran sen olduğuna çok üzüldüm.
Bizler mutlu bir nesilden geliyoruz. Şunu kim dediyse doğru söylemiş “30. Yaşından sonra her geçirdiğin sezon ilk geçirdiğin sezon kadar değerlidir” Canım dostum, sen ise zamana meydan okuyorsun hiç yaşlanmıyorsun.
Sen İtalyan futbolunun efsanesi oldun. Benim için hep bir “Azzurro(Milli takımın mavi renkleri) kalacaksın. Seni canı yürekten kucaklıyorum Arkadaşım.
Sevgiler
Gigi
KARINCAEZMEZ ŞEVKİ!
Dün bizler yine biricik Galatasaray’ımızın peşini bırakmamak adına bilet kovalarken. Hatta çoğumuz bilet bulamayıp Arma yalnız kalmasın diye inadına yollara düşmeye karar vermişken, sanma ölüm yıldönümünü unuttuk! Sade biraz geçiktik oda malum, bağışla bizi Şevki Baba!
Zaten aklımızdan hiç çıkmıyorsunuz ki; GALATASARAY, Sen ve birde Alpaslan......

Alma Mazlumun Ahını!
Dün Alman çevik kuvvet birlikleri Berlin Olimpiyat stadında “Anti Holigan” tatbikatı yaparken kötü hava şartlarından dolayı iki helikopter çarpıştı. Kazada bir polis gebermiş ve birçoğu da ağır yaralanmış, beter olsunlar >>>link
Bir atasözü var “Alma mazlumun ahını çıkar aheste, aheste” biz buna ilahi adalet diyelim.
Sonuçta ölen bir insan olsa da bu durumda istisnalar kaideyi bozmaz, hepsinin canı cehenneme!
A.C.A.B.
NO MERCY!
ONYL A DEATH cop IS A GOOD cop!
KONSANTRASYON!
Son iki gündür medyada çıkan “Morinho’dan Galatasaray’a övgü dolu sözler” vb. haberleri iyice baydı!
Bu tür haberlere kimse kanmasın! Schalke04 maçı öncesi de medya rakibi küçümsedi ama sinsi planları geri tepti. Böyle haberler çıkarıp Galatasaray’a kötülük yapıyorlar, boşuna uğraşmayın zaten aklı başında Galatasaraylılar gülüp geçiyor.
Kim ne derse desin yazsın çizsin 03 Nisan 2013 günü Allah’ın izniyle Madrid’e akıyoruz. Sakın kimse içinde kuşkuyla gelmesin!
Biz, İnşallah o gün Real Madrid’i YENMEYE GİDİYORUZ! En kötü ihtimal rövanş maçına avantajlı skorla dönmek olacak, başka bir şeyde aklınıza getirmeyin!
Münferit#30
Romanı başından okumak isteyenler buradan >>> Münferit, Bir Ultras Romanı
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Zaman Makinesinde Yolculuğa Devam
....o yıllarda Milan ve Roma tribünleri ile kimse yarışamazdı. Onlara sade, Joe ve Margaro liderliğinde Torino’dan Granata Ultra’s, Floransa’dan Pompa reisin Viola Ultraları. Callaghanlı Cenovalılar ve Hellas kafa tutardı.
Torino’da her derbiden akşam öncesi Ultra’s Granata şehirde Gobbi avına çıkar, her zaman toplandıkları stadın dibinde elleriyle koymuş gibi bulurlardı. O zamanlar Ultra’s Granata kentin tek patronuydu, onlardan habersiz şehirde kuş uçmazdı. Gobbi en iyi şekilde organize olmaya çabalıyordu. Ama ne zaman iki grubun arasında çatışma çıksa hezimete uğrayan taraf Gobbi olurdu. Daniele Segre “Ragazzi di Stadio” adlı belgeselinde bunu çok iyi anlatıyor >>link
Bir keresinde, 1979 yılıydı, yine iki grubun arasında çatışma çıktı. Gobbi bu sefer sağlam hazırlanmıştı. Fakat, her zaman olduğu gibi büyük çoğunluk korkup kaçtı geride kalan birkaç delikanlı elinden geldiği kadar dirense de soluğu hastanede aldı. Direnenlerin içinde Fighters grubundan Beppe Rossi vardı aklı başında yürekli delikanlıydı. Hala bu güne kadar Torino’da Gobbi grubu içinden tek saygı duyulan kişi. Oda bir çoğu gibi tribünleri erken terk edip efsane oldu.
Verona’dan fantastik Brigatte Gialloblu vardı, hiç bir şeyi umursamıyorlardı. Müthiş yaratıcıydılar. Yeni orijinal besteler yaparlardı çoğu İngilizce. El örgüsü, sarı lacivert yünlü atkıları, kafalarına taktıkları tuhaf kepler. O güne kadar hiçbir tribünde görülmeyen çift sopalı pankartalar ve İngiliz bayrakları.
Verona Ultraları sıkça İngiltere’ye giderdi. Dost oldukları Chelsea Headhunters grubunu ziyaret eder holiganlık dersi alırdı. Onlardan öğrendiklerini her Avrupa kupa deplasmanında başarıyla uyguladılar. Çapulcu tarzı Vandalizm değildi yaptıkları, “Mentalita Ultra” kuralları dışına çıkılmazdı, delikanlıca dövüşülürdü!
Floransa tribünlerinden efsane Ultra Viola ve lideri Pompa.
Floransa tribünleri uzun süre organize olamıyordu bu yüzden kente gelen rakipler Curva Fiosole’de istedikleri gibi cirit atıyorlardı. Ta ki bir gün, yaklaşık 130 kilo ağırlığında bir genç delikanlı, lakabı Pompa gerçek adı Stefano Biagni Ultra Viola grubunu kurana kadar. Günümüze kadar Fiorentina-Napoli maçı hala akıllara kazılı. O gün Napoli Ultraları Floransa’ya gelip yine Curva Fiosole’yi işgal etmişlerdi. Pomba anında duruma el koydu. O ağır haliyle tribüne girdi ve Napolileri Bud Spencer tarzı merdivenlerden aşağı attı. Çıldırmış Pompa’yı gören Napoliler “porko madona” çığlıkları atarak tazı gibi kaçtılar. Ve o günden sonra bir daha hiçbir rakip taraftar, kendilerine ayırılan bölüm dışında, Floransa tribünlerine giremedi.
Ultras Viola grubu deplasman kaçırmazdı. Gittikleri yerde dayak attılar dayakta yediler. Bir keresinde Cenova deplasmanında iki Ultra grubu birbirlerine Molotof kokteyl atarak Marassi stadını savaş alanına çevirdi. Milano’da, Fossa dei Leoni tarafından saldırıya uğradıklarında yıkılmadılar. ULTRA’s Roma ile kardeştiler, Hellas, Atalanta, Inter ve Toro Ultralarıyla da. Aklıma geldiğinde gülüyorum.
Şu günlerde birbirinden nefret eden gruplar o zamanlar dost tribündü. Romalı Fedayn Gobbi ile birlikte Filedelfia’da omuz omuza dururdu. Gobbi Bergamo’dan Brigatte ile dosttu. Granata grubu da Hellas’la.
1981 senesinin ilk günleriydi, Uruguay’da Mundialito( şimdiki adı CONFED. Cup) turnuvası vardı. Milano’da bir Barda iki ezeli rakip Ultraları arasında çıkan ufak kavga günlerce dinmeyen gerilla savaşına dönüştü. Hatta o dönemin Başbakanı Andreoti çaresiz kalmış. Birleşmiş Milletleri göreve çağırarak iki gurup arasında bugüne kadar süren barış antlaşması sağlandı.
FDL ve BOYS S.A.N. arasında barış sağlanmıştı ama olaylar dinmek bilmiyordu. Aradan henüz 10 ay geçmişti. 22 Kasım 1981 Romalı Ultralar Milano’ya geldiler. Inter Ultraları ile çıkan çatışmada Romalılar ağır darbe aldı., şehir Romalı avına çıkmıştı o gece.
Milano kenti zamanında Avrupa’nın en şiddetli şehirleri arasında geliyordu. Hoş, o yıllarda tüm ülke bir şiddet travmasına bürünmüştü. Millet eline ne geçirirse, zincir, kas, levye, tabanca vb. maça giderdi. Tribünde birbirlerine fişek atardı, istasyona yanaşan trenlere saldırır, otobüsleri çevirir yakarlardı.
Sinemalarda gösterime giren filmlerde ülkenin o günkü ruhsal halini beyaz perdeye yansıtıyordu; “Milano nefret ediyor, Polis cevap veriyor”, Napoli’de şiddet Roma’da şiddet”, “Makine tüfekli canavar”, “Kamburun çetesi” vb.
Sonra sürpriz bir gelişme oldu, 1980 ve 1990’da Milano’da hafta sonu çıkan savaşlara yeni bir cephe oluştu “çevik kuvvet”.
Doğruyu söylemek gerekirse, 1980’ler müthiş bir dönemdi fakat çok kişinin canı yandı. Bu hikayeler, o yıllarda her şeyi göz önüne alarak şuursuzca alayına giden, kendilerini armaya, tribüne adayan hayatları anlatıyor.
Kim ne derse desin, Tribün ölmeye değer bir dünya...!......devam edecek.
Bugün Günlerden GALATASARAY
Ulan GALATASARAY....
....ve bütün yaşıtlarımız gündüzleri mütemadiyen fenerli iken
biz aleme inat seni sevdik
komik olan şuydu
tarihinin en zavallı dönemiymis meğer
hiç şampiyon olamazdın o zamanlar
biz de zaten farkında diildik... hep güsel marmaraydık çünki
daha on yedi on yedi on yedi bile diildik...
neden gaassaray? diyenlere...
because, güsel marmarayla güsel gidiyor! derdik...
ki bunu hiç bilmezsin... >>>link
Bugünlerde Galatasaray’ı sevmek çok kolay hele ecnebi ellerde. Nereye baksan herkes Galatasaraylı, hoş.
13 Mart 2013 Çarşamba sabahı;
- Yahu, birader bu güzel günde neşeli olacağına, gülüp eyleneceğine dalmışsın uzaklara. Sahi,sen hangi takımı tutuyordun?
- Ben takım tutmuyorum.....!
Geçen yazmıştım, “sahada 11 oyuncu yedek kulübesinde 2 yedek vardı onlardan biride kaleciydi. Yine bırakmadık” Şimdi millet Sabriye, Emre’ye, Aydına hatta Semihe tahammül edemiyor. Birde Hamit’e küfür edenler yok mu.
Hadi o Hamit’in şutu yine direkte patlasaydı......?
Sokak Sanatı
Bazıları o kadar fakir ki,
Hayatta tek sahip oldukları şey para....
Ultralar Tribünde İstenmiyor!
Dün Galatasaray’ımız Schalke 04 takımı karşısında güzel bir galibiyet aldı ve çeyrek finale yükseldi.
Hepsi hoş da, ne yazık ki Galatasaray tribünleri dün gece ağır bir mağlubiyet aldı. Suç tribüncülerde değil! Suçlular, yeri gelince coşkulu tribünleri ile övünen ama dün akşam para uğruna tribünü satan sahtekar yöneticiler!
Geçenlerde bir yazı yazmıştım >> Ultralar Tribünlerden Çekilirse! Vol.1

Evet, dün akşam ultrAslan ve ultrAslan-Avrupa acımasızca canından çok sevdiği kulübü tarafından susturuldu!
Durum öyle vahimdi ki, Alman Sky kanalından baktım ve ses ayarında spiker yerine stat atmosferi seçtim. Samimi söylüyorum hani şu hepimizin nefret ettiği ve bir zamanlar Hıncal’ında alay konusu yaptığı iğrenç “saldıııırrrr Galaaaataaaasaaaarrraaaayyy” tezahüratını özledim! Anlayın o kadar kötüydü stat atmosferi.
Takım çeyrek finalde, sevincimiz kelimelerle tarif edilmeyecek kadar büyük. İnşallah final oynayıp kupayı alırız. Yalnız, şunu herkes iyi bilmeli! Gerçek Galatasaraylılar asla başarı endeksli değil, tek amacımız hangi müsabaka olursa olsun kutsal Armanın onurla temsil edilmesidir.
Cefakar Galatasaray tribüncüleri yönetimin yaptığı bu vefasızlığı asla unutmayacak!
Bizde şapkamızı önümüze koyalım (kendimi de dahil ediyorum) bazen yerden yere vurduğumuz tribünümüzün kıymetini bilelim, sımsıkı sarılalım. Tribünü daha ileri götürmek için el ele verelim!