Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

Filipe Luis, Devrimci Hocalar Dünyasında Yeni Bir Yıldız

22. Dezember 2025 , Geschrieben von Erdal Güngör

Önce Copa Libertadores, sonra Brezilya şampiyonası, genç teknik direktör Filipe Luís, Brezilya'nın en popüler kulübü Flamengo ile tarih yazdı ve Avrupa'nın en iyi kulüplerinin ilgisini üzerine çekti .Luis, oyuncu kariyerini Brezilya’nın Figueirense kulübünde başladı sonra Avrupa’da devam etti. Ajax, Atletico Madrid, Chelsea kulüplerinde oynadıktan sonra tekrar Brezilya’ya döndü ve oyunculuk kariyerini 2023 yılında Flamengo’da bitirdi.

 

Bundan sonra her şey jet hızıyla gelişti. 18 Ocak 2024 yılında Flamengo’nun U-17 takımı hocalığına getirildi. Aynı yıl, 5 ay sonra, U-19 takımı hocası oldu. Luis, 2024/25 sezonu Flamengo A takımının başına geldiğinde o sezon kulüp bir kriz içindeydi. Herkes Luis’in doğru TD olmasına şüpheyle bakıyordu. Kısa süre içinde Filipe Luis takımı toparladı, şampiyonluğa yetmese de Flamengo ilk beş arasında yerini buldu.

 

Luis, 2024/25 sezonu kendi seçtiği oyuncularla yeni bir takım kurdu ve futbol tarihine adını altın harflerle yazdırdı. “O, güzel anı asla unutmayacağım” böyle tarif ediyor Luis Hoca.  Son düdük çaldığında, kendini baş aşağı çimlere bıraktı, kollarını açmış gözleri kapalı Lima'daki stadyumun yemyeşil çimlerine uzandı. Flamengo taraftarı için hayat boyu hayal gerçekleşmişti. 40 yaşındaki hoca hem aktif oyuncu hem de teknik direktör olarak Güney Amerika kulüp futbolunun en önemli kupasını kazanan nadir oyuncu ve teknik direktörler grubuna dahil oldu.

Filipe Luis, Devrimci Hocalar Dünyasında Yeni Bir Yıldız

Copa Libertadores finalinde ezeli rakibini 1-0 yenerek büyük bir sevinç yaşadıktan sadece birkaç gün sonra, bir sonraki zaferi geldi. Güney Amerika kulüp futbolunda şu anda en önemli turnuva olan Brezilya Serie A şampiyonluğu. Avrupa kıtasında EPL ne anlama geliyorsa Amerika kıtasında Brezilya Seri A ligidir. Hem maddi hem sportif olarak birçok kulüp birbirine çok yakın ve her sezon lig şampiyonluğu son ana kadar 5-6 kulüp arasında geçer.

 

Almanya Bundesliga’dan tanıdığımız ve 2009 yılında Wolfsburg takımıyla Şampiyon ve gol kralı olan. Şimdi ise Brezilya’nın en popüler futbol yorumcusu Grafite, Luis hakkında önemli tespitleri var; Grafite, Filipe Luís'i, rekor dünya şampiyonu ülkenin en popüler kulübünün bu sezonki başarısında çok önemli bir parça olarak görüyor.

“Çok güçlü, çok sağlam bir kadroya, çok iyi oyunculara, oyun alternatiflerine, oyun sistemini değiştirme olanaklarına, sahada birden fazla işlevi yerine getirebilen oyuncu özelliklerine sahip olsanız bile, oyuncuların bu varyasyonları benimsemelerini sağlamak için antrenörün günlük işi çok önemlidir” diyor ve şöyle devam ediyor ünlü usta. “Ancak Filipe'nin yaptığı iş, bir yıl içinde bu beş şampiyonluğun kazanılmasında belirleyici oldu. Flamengo, Brezilya Kupası'nı (Copa do Brasil), Rio de Janeiro Eyalet Şampiyonası'nı (Campeonato Carioca), Brezilya Süper Kupası'nı, Copa Libertadores'u ve şimdi de Brasileiro'yu kazandı.”

 

Grafite haklı. Bu alanda daha önce mesleki deneyimi olmayan ve ardından bu kadar başarılı bir performansla beş şampiyonluk kazanan antrenörü öne çıkarmak gerekir. Atletico Madrid'de geçirdiği dönem elbette olağanüstüydü. Brezilyalı oyuncunun özgeçmişinde iki Avrupa Ligi şampiyonluğu, iki UEFA Süper Kupa zaferi, bir İspanya Kupası ve bir şampiyonluk bulunuyor. Filipe, Avrupa metotlarını benimsemiş ve kariyerinin büyük bir bölümünü Avrupa futbolunda geçirdi. Morinho ve Simeone gibi büyük teknik direktörlerle çalıştı. Örnek, Diego Simeone Güney Amerikalı olmasına rağmen, yıllardır Atletico Madrid'de çalıştığı için Avrupa'nın etkisinde kalmıştır. Luis de böyle avantaja sahip.

 

                                       Filipe Luís, Avrupa'ya gelir mi?

Filipe Luís, 1 Ekim 2024'te Flamengo'nun teknik direktörlüğünü üstlendi. Luís, Flamengo’da kötü günler geçiren Tite'nin yerini aldı. Flamengo'da bu kadar kısa bir süre görev yaptıktan sonra Avrupa'ya transfer olup olmayacağı henüz belli değil. Ancak Premier League veya La Liga'da kriz yaşayan bazı kulüplerin taraftarları şimdiden bir transfer olacağına dair spekülasyonlar yapmaya başladı. Bilgisi, çalışma yöntemi, Avrupalı oyuncuların ve Avrupalı menajerlerin davranışları hakkındaki bilgisi nedeniyle gelecekte büyük bir Avrupa kulübünün teknik direktörü olması büyük ihtimal.

 

Ancak futbolda da adım adım ilerlemek için zaman gerekiyor. Brezilya futbolunda ilk senesinde attığı adımlar ve çalışma tarzı göz önüne alındığında, çok uzak olmayan bir gelecekte büyük bir Avrupa futbol kulübünde görev alması muhtemel. Bu ihtimaller arasında Atletico Madrid hocası Siemone’nin veliaht-ı olması daha yakın. Bizim coğrafyada futbol ulemaları Luis’in eski takım arkadaşı Arda Turanı o koltukta görse de, naçizane fikrim kısa sürede kazandığı başarılarını ele alırsak Filipe Luis bir adım önde duruyor….

 

©ErdalGüngör

Weiterlesen

Futbol ve Relationism(İlişkisel Futbol)

18. Dezember 2025 , Geschrieben von Erdal Güngör

Şimdi soruyorsunuz “İlişkilerin futbolla ne lakası var?”  Son yazımın, “Futbol Taktikleri ve Gelişimi” sonuna eklediğime tekrar hatırlayın “Futbol, dünya gibi sürekli kendini yeniliyor, değişiyor, ölümsüzleşiyor. Mükemmelleşti dediğimiz an tekrar kaosa dönüşüyor. ASLINDA FUTBOL, BİR DEVRİM….”

 

Bir deyim var “Futbol fena halde hayata benzer” ben onu farklı tanımlıyorum “Futbol fena halde Dünyaya benzer” Dünya, Devrimcilerin yaptıkları devrimler ile bugünlere evrilmiştir. Modern Futbolun bugünlere gelişi, futbola kafa yoran, yürekten seven daima mükemmelliği kovalayan Devrimci hocalar sayesinde olmuştur. Herbert Chapman, Karl Rappan, Sepp Herberger, Arigo Sacchi, Helenio Herrera, Ernst Happel, Rinus Michels, Johan Cruyff, Pep Guardiola, Jürgen Klopp. Ve sürekli bu futbol devrimcilerden bayrağı iler taşıyan yeni Devrimciler; Fernando Diniz, Luis Enrique, De Zerbi, Xabi Alonso, Arteta, İraolla etc. Gelelim yazının devamına;

                       Futbolda İlişkisel Oyun(Relationism) ne anlama geliyor?

 

Uzun yıllar boyunca pozisyon oyunu dünya futbolunu önemli ölçüde etkiledi. Bugünkü haliyle bu sistem büyük ölçüde Pep Guardiola'ya dayanıyor. İspanyol teknik direktör, sahayı yaklaşık 20 bölgeye ayırdı ve her oyuncuya sürekli olarak kalması gereken belirli bir bölge atadı. Alan dağılımı doğru olduğunda, bu oyun fikrinin temelini hassas, alanı açan paslar oluşturdu.

 

Amaç, net bir top hakimiyeti yapısı ile kontrolü ele geçirmekle kalmayıp, aynı zamanda rakibe belirli bir savunma düzeni dayatmaktı. Pozisyon oyunu 2010'lu yılları domine etti ve bugün bile bir takımı top hakimiyetinde organize etmek için en yaygın yöntem olarak kabul ediliyor. Ancak son yıllarda, pozisyon oyununun bazı ilkelerini bilinçli olarak çiğneyen yeni bir akım ön plana çıktı: Relastionism (İlişkisel) futbol.

 

                          İlişkisel Oyunun taktiksel yaklaşımının kökeni nedir?

 

Pozisyon oyunundaki trend tüm dünyaya yayıldı. Antrenörler, oyuncular sahada taktiksel bir kısıtlamaya tabi tutuldukları için oyuna çok daha fazla etki edebildiler, ancak bu yeni oyun sitili oyuncuların karar vermesini kolaylaştırdı. Bunun üzerine Brezilyalı bir antrenör, Guardiola'nın yapılandırılmış stiline karşı bir alternatif geliştirdi. O zamanlar Fluminense de Janeiro'da çalışan ve bugün Vasco da Gama'nın antrenörü Fernando Diniz, pozisyon oyununa yanıt olarak ilişkisel futbolu geliştirdi ve oyunculara daha fazla özgürlük tanıdı. Bu sistemin başarılı olabileceğini, özellikle Fluminense'nin 2023 yılında Copa Libertadores'te kazandığı zafer ile kanıtladı.

Futbol ve Relationism(İlişkisel Futbol)Futbol ve Relationism(İlişkisel Futbol)

Relationism sadece Güney Amerika'da değil, Atlantik'i aşarak Avrupa'ya da ulaştı. Bunun en iyi örneği, Henrik Rydström'ün antrenörlüğünü yaptığı Malmö FF'dir. Rydström, topun karşısındaki Avrupa'nın yapılandırılmış yaklaşımını, topun sahip olduğu pozisyonda ilişkisel yaklaşımla birleştirdi. Bu tarzın yetenekli oyuncular yetiştirebileceğini, eski Malmö FF oyuncusu Sebastian Nanasi kanıtlamıştır. Nanasi bugün Fransa'da karar verme konusundaki olağanüstü yeteneklerini sergilemektedir. Bu yeteneğini özellikle ilişkiseli yaklaşım sayesinde geliştirmiştir. Bu akım diğer antrenörler arasında da ilgi görüyor. Luciano Spaletti, Carlo Ancelotti ve Lionel Scaloni, ilişkisel futbolu benimseyen diğer örneklerdir.

 

                                       Hala soruyorsunuz “Relationism nedir?”

Relationism ilkeleri, öncelikle kontrol, hakimiyet ve topun bulunduğu alanda belirli bir pozisyon almaya dayanır. Bunlar ilk bakışta pozisyon oyununa çok benziyor gibi görünse de uygulamada tamamen farklı bir şekilde anlaşılmalıdır.

 

İlişkisel oyunda temel bir formasyon vardır, ancak topun kontrolünde bu formasyon tamamen bozulur. Açıkça tanımlanmış pozisyonlar yerine, sadece kaleci ve saha içi oyuncuları olarak basit bir ayrım vardır. Her saha içi oyuncusu, defans oyuncusundan forvet oyuncusuna kadar oyun kurucu olabilir, ilerleyebilir ve fırsatlar yaratabilir.

 

Amaç, hızlı, dinamik ve dikey şekilde rakip kaleye doğru kombinasyonlar yapmaktır. Bu, özellikle topun yakınında alanı aşırı yoğunlaşma ile sağlanır. Tüm oyuncular topun etrafında pozisyon almalıdır. Bu sırada hem merkez hem de iki kanattan biri aşırı yüklenebilir. Ancak bir şey her zaman aynıdır: Oyuncular kendi sorumlulukları altındadır ve zorla sokuldukları taktiksel bir kalıba uymak zorunda değildirler.

 

Oyuncular, kısa paslarla sürekli olarak ileriye doğru hareket ederler, dar alanda üçgenler veya baklava şekilleri oluştururlar ve bir atak durdurulsa bile, baskı altında pas vermek yine ilk tercihtir. Oyuncuların hepsinin topun yakınında, dar alanda hareket etmesi, rakibin de merkezde veya kanatta kompakt bir şekilde pozisyon almasını gerektirir. Bu da genellikle diğer tarafta boşluklar açılmasına neden olur.

 

                                         İlişkisel Futbol ve olasılığın Sınırları

 

İlk bakışta, ilişkisel futbol kendi top hakimiyetinde bir devrim ve oyunculara büyük sorumluluk yükleyen pozisyon oyununa bir tepki gibi görünüyor. Ancak bu gelişme ne kadar sürdürülebilir?

 

İlişkisel yaklaşım, pozisyon oyununu tamamen değiştirecek değildir, çünkü oyuncuların inanılmaz bir teknik seviyeye sahip olması gerekir ve taktik eğitimi, alt yapı seviyesinde pozisyon oyununa odaklanmıştır. Guardiola, futbolu o kadar güçlü bir şekilde reform etti ki, oyuncular onun geliştirdiği sisteme göre eğitiliyor. Her şeyden önce, Fernando Diniz'in bu fikirle Avrupa'da başarılı olup olmayacağı sorgulanmalıdır. Avrupa futbolu, özellikle derin blok ve geçiş durumlarındaki pragmatik sistemlerden beslenir ve bu da Fernando Diniz'in yaklaşımını büyük olasılıkla güçlü bir şekilde engelleyecektir.

 

Ancak, zamanla, hibrit bir sistemde pozisyon oyunu ile ilişkisel yaklaşım daha fazla rağbet görecektir. Carlo Ancelotti, her iki dünyanın bir karışımıyla 2024 yılında Real Madrid ile Şampiyonlar Ligi'ni kazandı. O yıl Madrid'in orta sahası ilişkisel bir yapıya sahipti ve oldukça esnekti, oysa son hat ve genişlik pozisyonel olarak organize edilmişti. Brezilya'nın fikri, futbolun yeniden çok daha esnek hale gelmesini ve bireysel oyuncuyu daha fazla ön plana çıkarmasını mümkün kılıyor. Bu fikir, “Joga Bonito”yu en azından kısmen geri getirmekte ve kısmi bir devrim olarak görülebilir.

 

 

©ErdalGüngör

Weiterlesen

Futbol Taktikleri ve Gelişimi

16. Dezember 2025 , Geschrieben von Erdal Güngör

1860’lı yılların ortasında çıkan modern futbol, 1880’lerde İskoçların ilk taktik dizilişle çıktıkları maçta İngilizleri yenerek oyunun bügüne gelene kadar gelişimin önücüsü oldular. Bu yazı, Futbolun taktiksel gelişmesini ileri götüren. 20. ve 21. Yüzyılın teknolojik imkanlarını doğru kullanıp modern futbolu bir tık daha mükemmeleşmesi yönünde yoğun emek harcayan, tarihe damgasını vuran hocaların hikayesi

 

                                                                Piramit.

1880'lerde futbol strateji değil, bir sokak kavgasına benzeyen oyundu. 10 adam ileri fırlıyor, biri geride kalıyor ve top, çamurlu bir kavgada gibi vücutlar arasında sekerek gidiyordu. Dengesiz, düzensiz, plansız. Müsabakalardan bol gollü sonuçlar çıkıyordu 8:6, 12:7 gibi. İki takımda daha kötü savunma yaptıkları umurunda değildi. Aradan birkaç yıl sonra sonra İskoçya tüm bu kargaşaya bir düzen getirdi. İskoçlar 2-3-5 dizilişiyle sahaya çıktı, aralarında paslaşıyorlardı. İki defans, üç orta saha, beş forvet. Böylece ilk diziliş ortaya çıktı “Piramit”.

Futbol Taktikleri ve Gelişimi

Aniden futbol senkronize hareket eden oyun haline geldi. Kaos ve şuursuzca driplinglerin yerini düzenli kısa paslar aldı. Oyuncular, aynı makinenin dişlileri gibi birbirine bağlıydı. İngiltere’de böyle tarz oyunun erkeklere yakışmağını söyleyenler alay ediyorlardı, ta ki İskoçlarla karşılaşıp sürekli kaybedene kadar. 1882 ile 1888 arasında İskoçlar, İngiltere'yi beş karşılaşmada perişan ederek alay edenlere futbol dersi verdiler. Ve bir anda pas oyunu Britanya Adaları'nda yangın gibi yayıldı. Preston'dan Queens Park'a kulüpler bu oyun şeklini kopyalamaya başladı.

 

Modern Futbolu kıtalara yayanlarda Britanyalı denizcilerdi. Güney Amerikalılar, Britanya denizcilerin onlara futbolu öğrettiğinde not aldı ve oyunu kendilerine göre  tasarlardılar. On yılda piramit dizilişi futbolun bir geleneği haline geldi. 1900 yıllarına gelindiğinde her takımın dizilişi  aynıydı. İki defans, üç orta saha, beş forvet. Düzensiz kaostan başlayan spor şimdi geometrik hal almıştı. Düzenli diziliş doğaçlama yerine, düzenli oyun kaosun yerine geçti. 40 yıl boyunca kimse değiştirmeye cesaret edemedi çünkü “piramit” sadece bir taktik değildi. Futbolun ilk formasyonu ve sokak kavgasına benzeyen oyunu değiştirmişti, bir daha asla aynı olmayacaktı, ta ki 1925 yılına kadar.

 

                                                  “W - M“ Devrimi

1925 senesinde Futbolda her şey değişmeye başladı. İngiltere Futbol Federasyonu ofsayt kuralını yeniden düzenledi. Defansta ofsayt tuzağı için gereken sayıyı 3'ten 2'ye indirdi. Küçük bir kural değişimi sarsıcı sonuçlar ortaya çıkardı. Defanslar bu kural değişikliğinden sonra adeta çökmeye başladı. Bir anda karşılaşma sonuçları 6'ya 5, 7'ye 4 skorlarla bitiyordu. Ve bir zamanların organize takımları kaybolmuştu. İngiltere'nin gururlu taktik geleneği gol ve kargaşa dolu bir karmaşaya dönüştü. İlk kez modern futbol çıkmaza girdi derken Arsenal'de bir adam tüm bu kaosa mantık getirdi. Herbert Chapman.

Futbol Taktikleri ve Gelişimi

Herbert Chapman hem mühendis hem vizyonerdi. Futbolun bir plana ihtiyacı olduğu tartışmasını ortaya attı. Tebeşirle yeni bir şekil çizdi. Üç defans, iki orta saha, iki iç forvet, üç ileri forvet. 3-2-2-3, böylece W-M dizilişi ortaya çıktı. Harfler taktiğin nasıl göründüğünü ifade ediyordu. Saldırırken W, savunurken M. Fikir basit ama devrimci. Merkez oyuncular, bir zamanlar sade orta sahada mücadele ederken, şimdi geriye dönerek defansa yardım ediyordu. İki kanat bek ileri kanatları savunuyor. İç forvetler orta sahayı hücuma bağlıyordu. Aniden denge oyuna geri döndü. Arsenal tanınmaz hale geldi. Kompakt, verimli ve metodik. 1931 ile 1935 arasında Chapman'ın eseri İngiliz futbolunu çok farklı bir boyuta dönüştürdü. Bu yeni dizilişle Arsenal üç lig şampiyonluğu ve bir FA kupası kazandı. Sade bireysel yetenek değil, sistematik kontrolle. Hareketleri prova edilmiş, aralıkları sıkı, disiplinleri eşsiz. Düzensiz içgüdüye dayalı takımlar şimdi organize bir makine haline bürünmüş takımlarla karşılaştılar. Bu oyunda bireysele yer yoktu. Seyirciler buna saat gibi işleyen mekanizma futbolu diyordu. Chapman ise futbolda bu gelişmeyi ilerlemiş oyun olarak açıklıyordu. İlk kez taktikler tahmin edilmiyor, inceleniyordu. Antrenörler pas yollarını, baskı tetikleyicilerini ve şekil ile alan arasındaki ilişkiyi analiz etmeye başladı.

 

Dalga hızla yayıldı Chapman’ının başlattığı devrim diğer ülkelere ulaştı. İtalyan Vittorio Pozzo W M'yi inceledi, tekrar yeniden uyarladı. 1934 ve 1938'de İtalya ile iki Dünya Kupası kazandı. Güney Amerika'da Brezilya ve Uruguay Chapman'ın geometrisini yaratıcılıkla birleştirerek modern 4-2-4'ün köklerini oluşturdu. Her yerde aynı dizilişle oynanmaya başlandı. Yapı kaos ve planlama tutku ile yer değiştirdi. W-M sadece takımları organize etmiyor, futbolu da organize ediyordu. Formasyonların silah olarak kullanıldığı çağ başlamıştı. Bir anda Teknik Direktörler takımların generali oldu.

 

                                                           Macar Mucizesi.

25 Kasım 1953. Wembley, İngiliz futbolunun mabedi. Yarım yüzyıldır bu stadyumda İngiltere, Britanya Adaları dışından bir takıma hiç kaybetmedi. 50 yıllık gurur, güç ve öngörülebilirlik, bir kibir duvarı örmüştü. Gazeteler manşetlerini “İngiltere dünyaya futbol öğreten ülke” olarak atıyordu. Ta ki o akşam Macaristan ile karşılaşana kadar. Macaristan İngiltere'ye unutamayacağı bir futbol dersi verdi. Gusztáv Sebes'in muhteşem Macarları 31 maçtır yenilmiyordu. Olimpiyat şampiyonu olmuşlardı ve futbolseverler onlara futbolun peygamberleri ismini vermişti. Futbolu düşünen bir entelektüel gibi oynuyorlardı, sadece koşarak değil. Kağıt üzerinde Macaristan 4-2-4 dizilişiyle çıkıyordu. Pratikte İngilizlerin çözemediği taktik bir bilmece. Nándor Hidegkuti ileri uçta forvet, ön hattı terk ediyor ve orta sahaya yardım ediyordu. Billy Wright'ı, İngiltere'nin merkez defansını umutsuzca yanlış pozisyona çekerek böylece her yerde boş alanlar açılıyordu. Ferenc Puskás, sol ayaklı sanatçı, açılan boşluklara girerek iki gol atıyordu. Bunlardan biri o kadar cesurca ki, defansı bir geri çekme ile aldatıp gol attı. Sándor Kocsis hava gücüyle savunmayı eziyordu. 15 dakika içinde İngiltere iki sıfır geriye düştü.

 

Devre arasında 100.000 İngiliz futbolsever suskun ve şaşkındı. Futbol, bir anda onalara yabancı, ritmik, akışkan, öngörülemez görünüyordu. Macar pasları hipnotik. Bir dokunuşluk kombinasyonların karuseli, bekler önde basıyor, forvetler yarım alanları dolduruyor, defanslar ileri çıkıyordu. Her oyuncu savunuyor, her oyuncu hücum ediyordu. 30 yıl hüküm süren W-M sistemi ortaya çıktığı ülkede son buldu. Maçın sonucu İngiltere adına bir hüsran 3:6, skor ülkede ağır etki bırakmıştı. İngiltere parçalanmış, çözümlenmiş ve aynı anda eğitilmişti. Wembley’de yaşanan bu son olay dünya çapında yayıldı. Macaristan sadece İngiltere'yi yenmemiş. Futbolun ilk gerçek taktik devrimini yapmıştı. Avrupa'daki antrenörler maçı yakından incelidiler ve geleceği gördüler. Dönüş, zeka ve hareket kas gücünün yerini almıştı. Sahte dokuz doğdu. Kollektif futbolun tohumları ekilmişti. O geceden itibaren İngiliz üstünlüğünün efsanesi bitti ve futbolda yeni bir gerçek hakim oluştu. Futbol artık daha hızlı düşünene, daha akıllı hareket edene ve başkalarının göremediğini görene aitti. Ancak, o gece efsaneleşen Macaristan bir yıl sonra, 1954 Dünya Kupası finalinde, savaştan yerle bir olmuş Almanya’ya karşı 3:2 mağlup oldu. Macaristan, 1938 yılında ilk finalini İtalya’ya kaybetmişti.

Futbol Taktikleri ve Gelişimi

                                  Brezilya + 4-2-4 + Ginga = Joga Bonito

Macaristan dünyaya mümkün olanı gösterirken Brezilya bundan muthiş etkilendi. Muhteşem Macar akışkanlığı onları adeta büyüledi. Oyuncular dansçılar gibi dönüyor, defanslar orta sahaya kadar çıkıyor, forvetler savunmaya yardıma geliyordu. Brezilya, bu güzel oyunun disiplin ile birleştirilince mükemmel şeylerin ortaya çıkacağını anladı. Kaosun koreografiye ihtiyacı vardı. Bu fikri alarak dengeli hale getirdiler. İki orta saha savunmaya destek için, dört forvet oyun yaratıcılığı için. Sonuç 4-2-4 samba eşliğinde simetri yapı, Ginga’nın doğuşu. Avrupa mantığından ve Güney Amerika ritminden ortaya çıkan futbolun ilk gerçek modern sistemi Brezilya, 1958'de bu oyunu mükemmelleştirmiş haliyle dünyaya sundu. İsveç'te dünya bir başyapıt izliyordu. Pelé, daha 17 yaşında altı gol atıyor, yarı finalde hatrik ve finalde fizik kurallarını hiçe sayan bir vole golü. Garrincha ise uçan iki bacaklı kanat oyuncusu, defansları dona kalmış bırakacak kadar çalımlarla aşağılıyordu. Didi, sakin ve asil, her hücumu derinlerden bir maestro gibi sopayla yönetiyordu. Yanında Zito savunma hattını kalkan gibi koruyordu, pozisyon ve sabrın metronomu. Önde Vavá ve Pelé de her hareketi cerrahi kesinlikle bitiriyordu. Brezilya finalde ev sahibi İsveçi 5:2 yenerek kupayı kaldırdı. Ve bu sadece zafer değildi, sanki bir vahiydi. İlk kez bir takım özgürlük ve kontrolle büyük bir turnuva kazandı. Her hat bağlı. Beklerin pozisyonlarında disiplinli kalması. Orta sahanın tempo yönetimi. Ve ileri dörtlünün oyuna hareket katarak, koreografik ve canlı bir şölen hissi veriyordu. 4-2-4 sadece etkili değil, rönasans tablosu gibi güzeldi. Futbol bir zamanlar kaos ve çarpışmalarla ilgiliydi şimdi ritme göre hareket ediyordu “Joga Bonito”. Dünya anında karşılık verdi. Avrupa'dan Güney Amerika'ya antrenörler eski taktikleri kenara bırakıp bu yeni oyunu taklit etmeye başladı. 4-2-4 yeni futbolda yeni çağın müjdesiydi, sanat ve mimariyi birleştiren bir şekil. Brezilya zaferi 1962'de tekrarladı, bunun şans olmadığını tüm dünyaya kanıtladı. Hücum ve savunma artık ayrı dünyalarda yaşamıyor, uyum içinde iş birliği yapıyordu. Ders ebedi. Denge sıkıcı değil ölümcül. 4-2-4 Brezilya'ya sadece Dünya Kupası kazandırmadı, futbolun DNA'sını sonsuza dek yeniden yazdı.

 

                                             Catenaccio, Demir Duvar.

Savunma ağırlıklı ve kontra atağa dayalı bu katı oyun sistemini ilk bulup ortaya çıkaran Avusturyalı hoca Karl Franz Josef Rappan. Avusturyalı hoca 1938 DK’da İsviçvre ile (o dönem Almanya, Avusturya’yayı topraklarına kattıktan sonra iki ülke birleşerek tek takım olarak çıktı) Büyük Almanya İmparatorluğu takımına karşı ilk maçta 1:1 berabera kaldı. İkinci karşılaşmada İsviçre, Almanları 4:2 yenerek çeyrek finale çıktı. İsviçvrenin aldığı bu büyük başarının mimarı Rappandı. Güçlü Alman rakibine karşı 3-1-3-3 dizilişiyle çıktı. Üçlü defansın önünde süpürücü, onun önünde üçlü orta saha, bunlardan ikisi kanat bek. İleri üçlüde ise iki açık kanat ve ortalarında çakılı 9 numara. Bu sisteme dönemin futbol ulemaları “Schweizer Riegel (İsviçre kiliti) adını verdiler. Defans üçlüsünün önünde “süpürücüye” ilerleyen yıllarda İtalyanlar “Libero” adını verecekti.

 

1960'larda İtalya güzelliği takip etmedi, direnci mükemmelleştirdi. Diğer uluslar gol hayali kurarken İtalya kontrol hayali kuruyordu. Strateji ve hayatta kalma ile tanımlanan bir ülkede futbol ulusal karakterin uzantısı haline geldi. Inter Milan'da menajer Helenio Herrera bu sistemin büyük mimarı oldu. Yaratımı Catenaccio, kapı kilidi sadece bir taktik değil, bir doktrin. Libero, dört adam markörünün arkasında süpürüyor tehlikeyi gelişmeden çözüyordu. Çim sahanın her santimi planlanmış, her pas öngörülmüştü. Herrera için futbol sprint hızında bir satranç maçıydı. Askeri hassasiyetle futbol oynatığından dolayı Inter taraftarı ona La Grande adını verdi. Tarcisio Burgnich sağ tarafı kilit gibi koruyor. Giacinto Facchetti, sanarsın komple defans gibi koşan bir defans oyuncusu. Alan açılınca ileri fırlıyor top rakibe geçince anında geriye dönüyor. Merkezde Armando Picchi libero olarak çalışıyor, demir duvarın sessiz beyni, her hatayı temizliyordu. Luis Suárez, İspanyol oyun kurucu, açık alanları kesen kontrataklar başlatıyor, dizilişler değişmiyordu. Plan belliydi, derin savun, sabırla bekle ve fırsat geçtiğinde ölümcül vuruşla sonuca ulaş. 1964 ve 1965'te Inter art arda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupalarını kazandı ve süreçte sadece dört gol yedi. Her zafer kaçınılmaz, soğuk, verimli, acımasız hissediliyordu. Eleştirmenler kızgın, buna anti-futbol diyorlar, Herrera'yı yaratıcılığı öldürmekle suçluyorlardı. Ama o geri adım atmadı. Daha fazla gol atarak kazanmıyorsun, diyordu, daha az gol yiyerek kazanıyorsun. İtalya'da bu oyun gelenek haline geldi. Catenaccio korkaklık değil, hesaplamaydı. Her bir sıfır zafer kontrol sanatı eseri gibi, her gol yemeden geçen maç ustalık başyapıtı gibiydi. Hayranlar bayılıyor, antrenörler korkuyor, rakipler nefret ediyordu. Sistemin etkisi Milano'nun ötesine yayıldı. Nereo Rocco onu AC Milan'da uyguladı. Juventus taklit etti ve İtalyan futbolunda bu taktik ustalığı ekol haline geldi. On yıllar boyunca savunma futbolu İtalya’nın kaderi oldu. Catenaccio futbolun ruhunun sadece parıltıda olmadığını kanıtladı. Disiplin, hassasiyet ve sessizlikte de zaferler kazanılırdı. Herrera'nın dünyasında goller opsiyonel. Ama zafer kanundu.

 

                                               Total Futbol

Total Futbolun çıkışı Hollanda. Ancak, Catenaccio da benzeri bu sistemin de bulucusu bir Avusturyalı. Ernst Happel. Viyana doğumlu hoca 1962 yılında henüz 36 yaşında, Rapid Wien’de profesyonel kariyerini bitirdikten sonra Hollanda’nın sıradan kulübü Addo Den Haag başına TD oldu. Den Haag’ı ilk sezonunda Hollanda Kupası finaline taşıdı, altı yıl içinde kronik küme düşme adayı kulübü şampiyon adayları arasına soktu. Den Haag 1968'de kupayı kazandı ve Happel ülkede aranan adam oldu. Bir yıl sonra Feijernoord Rotterdam’ın başına geçti. Happel, Feijenoord ile Avrupa Şampiyon Kulüpler kupasını, peşine dünya kulüpler kupasını kazanan ilk Hollanda kulübü oldu. Total Futbol, Happelin oynattığı 4-3-3 dizilişi ile ortaya çıktı. Sistemi mükemmelleştiren ise bir başka usta hoca oldu. Rinus Michels.

 

Rinus Michels, eski bir okul öğretmeni ve bir vizyoner. Futbolun katı şekillerine baktı eksik olduğunu gördü ve değiştirmeye karar verdi. Ajax takımı yaşayan bir organizma gibi hareket ediyordu. Her oyuncu bir sonrakiyle ritim içinde nefes alıyor, biri bir alanı terk edince, diğeri anında dolduruyordu. Biri ileri basınca, diğeri geriye kayıyordu. Amaçlı hareket, koreografili kaos ve hepsinin merkezinde 14 numara formalı Johan Cruyff. Orkestrayı yönetirken melodiyi kendisi çalan kondüktör. Cruyff, maçlara genelde forvet olarak başlıyor ama hareketsiz kalmayı reddediyordu. Bir an orta sahaya geliyor, sonraki an kanada sprint atıyor, sonra bir merkez defans kadar derine dönüp hücumu başlatıyordu. Defanslar onu marke etmeye çalışıyordu ama nafile, sadece gölgesini markeliyorlardı. Ajax 1971 ile 1973 arasında art arda üç Avrupa Kupası kazandı. Takımlar yeni oluşan bu formasyona tepki veremediği için daha hızlı düşünen Ajax oyuncuları rakiplerini adeta parçalıyordu. Takım ilerde basıyor, arkadan oyun kuruyor ve dalgalar halinde hücum ediyordu. Her pozisyon geçici, her hareket bilinçli. Kaleci Heinz Stuy bile kısa paslarla oyuna katılıyordu. Bir zamanlar statik olan futbol aniden canlandı. Rakipler ise kafa karışıklığı altında eziliyordu. Adam markaj sistemleri oyuncular markörlerini pozisyondan çekip arkalarında boşluklar açtığı an çöküyordu. Hollanda total futbolu 1974 Dünya Kupasına taşıdı. İleride basıyor, dönüyor, boğuyordu. Arjantin'i ezerek 4:1, Brezilya'yı sert geçen oyunla yarı finalde 2:0 mağlup ederek finale kaldı. Finalde Batı Almanya'ya kupayı kaybetsede önemli değildi, dünya zaten geleceği gördü. Hollandalılar savaşı kaybettiler ama felsefeyi kazandılar. Her oyuncu savunuyor ve hücum ediyordu, bu bir inanç ve tutkuydu. Michels ve arkadaşları taktikleri düşünceye dönüştürmüştü. Zeka, içgüdünün, uyum katılığın yerini aldı. İlk kez futbol nerede durduğunuzla ilgili değil nasıl hareket ettiğinizle ilgili hale geldi. Total futbol, oyunu hayal gücünün hızında oynanan sanata dönüştürdü. Amsterdam'dan Barcelona'ya, 1970'lerden şimdiye, DNA'sı hala her modern sistemi şekillendiriyor.

 

                                         Sacchi'nin Önde Baskı Devrimi.

 

1980'ler. İtalya savunmaya taparken Sacchi AC Milan'a göreve geldi ve tüm gelenekleri yıkmaya karar verdi. Arkada süpüren libero yok, sahada adam markaj eden yok, yüksek baskı korkusu yok. Bir 4-4-2 inşa etti. Birlikte hareket eden, yaşayan, nefes alan bir organizma 25 m derinliğinde. Her oyuncu görünmez iplerle bağlı. Biri basınca, hepsi basan. Biri geriye adım atınca, hepsi geri çekiliyordu. 11 oyuncudan kurulu takım değil, sanki bir kalp atışı. Sacchi buna kolektif adını verdi. Rakipler boğulma diyordu. Sacchi'nin Milan'ı sade kaleyi değil etrafında alanı da savunuyordu. Takımı ileri iterek göbekten oynamaya çalışan her takımı kapana sıkıştırıp kaosa sürüklüyordu. Sacchi, antrenmanda oyuncuları topsuz hareket ettirerek, senkronizasyonu kas hafızası yükselene kadar çalıştırıyordu. Top herhangi bir oyuncudan daha hızlı hareket ederken sanki onlara bir şeyler söylüyordu, biz her hamleden önce hareket ederiz gibi. Sonuçlar rakipler için korkunçtu. Real Madrid 1989'da San Siro'da bunu canlı yaşadı. Sıkı mücadele beklerken katliama uğradı. 90 dakika sonucu, 5:0. Tüm Dünyaya yayınlanan taktik bir infaz. Birkaç hafta sonra Avrupa Kupası finalinde Steaua Bükreş’i 4-0 skorla sahadan sildiler. Steaua, Milan'ın kızıl fırtınası altında ezildi. Her rol yeniden tanımlanmıştı. Franco Baresi çizgiyi orta sahada tutarak, ofsayt tuzağını metronomik kesinlikle zamanlıyordu. Paolo Maldini top gelmeden pas yollarını kapatıyor. Ruud Gullit ve Marco van Basten yarım alana atılan topları saniyeler içinde gollere çeviriyordu. Milan tehlikeyi geride durarak beklemiyordu.Tehlikeyi sezerek fırsata çeviriyordu. Sacchi katı savunmanın pervasız olmadığını kanıtladı. Sacchi devrimini tüm Avrupa izledi ve öğrendi. Riskten korkarak büyüyen antrenörler Sacchi'nin baskı geometrisini incelediler. Bölgesel savunma gelenek haline geldi. Geride süpürücü kayboldu. Futbol adam adama markajdan alan savunmasına evrildi. Sacchi, baskıyı çaresizlikten tasarıma, reaksiyondan kontrole dönüştürdü. Milan'dan sonra önde baskı sadece bir taktik değil, modern futbolun kalp atışı oldu. Amansız, zeki ve vahşiliğinde güzel.

                                                       Tiki-Taka.

Barcelona futbolu yeniden icat etmedi, kontrolü yeniden tanımladı. Pep Guardiola, daha 37 yaşında iken Barca B'den genç yaşında futbolun en büyük işlerinden birine adım attı ve o güne kadar bilinen tüm taktik kurallarını altüst etti. Topun, hem kalkan hem kılıç olduğu bir takım inşa etti. Xavi Hernández, Andrés Iniesta ve Sergio Busquets o kadar hassas bir üçgen oluşturdularki, aynı bilgisayar kodlu algoritma gibi işliyorlardı. Her pas rakibin oksijenini kesiyor, her dokunuş boğucu baskı inşa ediyordu. Bir zamanlar bölge ve güce dayalı futbol zaman içinde değişti. Bu oyuncular sade koşmuyor, insanın başını döndürüyorlardı. İki pas 10 olur, 10 50 olur. Rakip çaresiz gölgeleri kovalar ve o yorgunlukta boşalan alan camdaki çatlaklar gibi açılır. Lionel Messi, henüz 21 yaşında, kanattan bir futbol fenomenine dönüşür, defansların ulaşamadığı hatlar arasında kayar. Dani Alves sonsuz bindirmelerle hücuma çıkarken, Henry ve Eto'o acımasız keskinlikle rakip fileleri havaladırır. Guardiola'nın ilk sezonunda Barcelona her şeyi kazandı. La Liga, Copa del Rey ve Şampiyonlar Ligi. Daha çok sanat gibi görünen bir stille oynayarak başardılar. Bu oyun tarzını İspanya milli takımı aldı, kopyaladı ve mükemmelleştirdi. Luis Aragonés ve Vicente del Bosque altında İspanya milli takımı aynı ritmi, aynı geometriyi, aynı sistemi oynadı. Euro 2008, Dünya Kupası 2010, Euro 2012. Üçgenler ve tempo üzerine kurulu bir hanedan. Xavi bir maçta 136 pasla tamamladı. Iniesta dünya şampiyonunu taçlandıran golü attı. Busquets evreni bir arada tutan sessiz metronom oldu. Eleştirmenler buna sıkıcı, robotik, öngörülebilir diyor. Rakipler imkansız diyor çünkü tiki-taka güzellik üzerine değil, zarafetle gizlenmiş kontrol oyunuydu. Her pas zamanı kesen bir bıçak. Her hareket bir tuzak. Topa sahiplik gücü değiştirir, hassasiyet kaosu. 2012'ye kadar futbolun haritası yeniden çizildi. İlerde baskı, pozisyonel oyun, sahte dokuzlar, hepsi Guardiola'nın planına göre düzenlendi. Top artık cesur veya hızlıya ait değil. Sabırlıya aitti. Futbol ilk kez bir senfoniye dönüştü ve Barcelona dünya futbolunu değiştirdi.

 

                                                 Almanya, Gegenpress

Borussia Dortmund'da Jürgen Klopp eski köye yeni bir kural öğretmeye geldi. Topu kaybettiğinde daha hızlı hücum et. Yeniden gruplaşma yok, geri çekilme yok, nefes alacak yer yok. Top rakibin ayağındayken, 10 oyuncu ile mıknatıs gibi o yöne doğru hücum et. Buna gegenpressing denir, diğer adıyla önde baskı ve bu oyun şekli futbolun mantığını baş aşağı çevirdi. Savunma hücum oldu. Rakibin hataları fırsat oldu. Rakipler topa yaklaştığı anda sanki sarı siyah bir sürü onları yutacak gibiydi. Klopp buna heavy metal futbol diyordu. Yüksek sesli, amansız, notalar arasında sessizlik. Onun 2012 Borussia Dortmund’u sabırla oynamaz. Adrenalinle oynardı. Her oyuncu tetikleyiciyi bilir. Kötü bir dokunuş, geri pas, tuzağa düşmüş orta saha, ve tüm takım 3 saniye içinde topu kazanmak için önde patlar. Bayern Münihe karşı 2012 Alman Kupası finalinde Dortmund 5:2 kazandı, toplam koşu süreleri 10 km. Bu kaos değil, delilik gibi gizlenmiş koreografi. Klopp devrimini Liverpool'a getirdiğinde, oyunu farklı boyuta taşıdı. Baskı hareket ile şiire dönüştü. Roberto Firmino sahte dokuz olarak gol avına çıktı. Salah ve Mané ikiz bıçak gibi kapandı. Henderson ve Fabinho ikinci topu acımasız kesinlikle korudu. Liverpool oyunu, topu tutarak kontrol etmedi. Kaosu kontrol ederek kontrol etti. Şampiyonlar Ligi 2019'dan Premier League 2020'ye, Klopp'un oyuncuları koştu, bastı ve kontra yaptı, ta ki rakip kırılana kadar. Analizciler, Klopp'un içgüdülerinin bildiği şeyi kanıtladılar. Hızlı geçişler maçın akışını yönlendiriyordu. Topu önde basarak kazanan takımlar daha fazla gol atıyor, daha az gol yiyordu ve aynı zamanda momentuma hakim oluyorlardı. Gegenpressing topu kaybetmeyi hücum tetikleyicisine çevirdi, psikolojik bir silah haline getirdi. Topu kaybettikten sonraki ilk 3 saniye futboldaki en tehlikeli andır. Bu, dünyada yorgunluk, yoğun baskı ve savunma değil. Harektli topa olan hakimiyeti fırsata çevirmek.

                                   

                                  Günümüzün Futbolu ve İçeri dönük bekler.

Pep Guardiola futbolu bir kez daha değiştirdi, bu sefer defansları yeniden icat ederek. Bir yüzyıl boyunca takımlar hücumcu kanatların taşıdığı toplardan gol ararken, Guardiola kanat beklerini ileri çıkarak, topla ya da topsuz, iç alana kat ederek serbest oynattı. O dönem Manchester City topa sahipken, Kyle Walker, João Cancelo veya Oleksandr Zinchenko orta sahaya kaydı, bir anda şekil 3-2-5'e dönüştü. Üç defans geride kaldı. Orta ikili, orta sahaya yakın durdu. Beş hücumcu ise ön hatta konumlandı. Mantıken bakıldığında basit ve acımasız duruyor. Geride üçlü  defans bek ortayı kapatır, kontra atakları başlamadan engeller ve topu kapınca atak başlatır. ManCity bugünlerde aynı şekil oynamıyor fakat hala topu merkez orta sahada tutuyor, Guardiola’nın en önem verdiği alan. Amaç, kanatlardan gelen takımları boğmak. John Stones geçici orta sahaya dönüşür. Cancelo Piero ise oyunu dikte etmeye başlar. İstatistiklere bakınca gerçek göze çarpıyor. 2018 ile 2023 arasında City Premier League'de yüzde %65'in üzerinde topa sahip olmakla bir ortalama yaptı ve en az gol yiyen takım oldu. Altı sezonda beş şampiyonluk kazandı, buna 2023'te üç kupa dahil. Bekler yarı saha çizgisine yaklın duruken, kanatlar daha fazla oyunu kontrol eder. Arteta bunu Arsenal'da oynattı, Tuchel Bayern'de. De Zerbi Brighton'da.

 

Artık günümüzde kanat bekler defans yapmakla sınırlı değil. Onlar oyunun mimarları, denge ve alan mühendisleri. Futbolun bir sonraki sınırı nerede durduğunuzla ilgili değil, top hareket ettiğinde nereye adım attığınızla ilgili. Geçmişte, maça başlayan 11 kadar günümüzün futbolunda maçı bitiren 11’de büyük önem kazandı. Pozisyonlar artık yok. Sadece cıva gibi değişen roller var. Yeni hocalar ortaya çıktı. Hoca demek hafif kalıyor, doğru terim mühendisler; Fernando Diniz, Xabi Alonso, Luis EnriqueAndoni İraola, Vincent Kompany, yeni sistemler inşa ettiler. Oyunun adı Anti Pozisyonel futbol, pozisyonsuz oyun oldu.

 

Futbol, dünya gibi sürekli kendini yeniliyor, değişiyor, ölümsüzleşiyor. Mükemmelleşti dediğimiz an tekrar kaosa dönüşüyor. ASLINDA FUTBOL, BİR DEVRİM….

 

©ErdalGüngör

 

Weiterlesen