Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

Futbol ve Relationism(İlişkisel Futbol)

18. Dezember 2025 , Geschrieben von Erdal Güngör

Şimdi soruyorsunuz “İlişkilerin futbolla ne lakası var?”  Son yazımın, “Futbol Taktikleri ve Gelişimi” sonuna eklediğime tekrar hatırlayın “Futbol, dünya gibi sürekli kendini yeniliyor, değişiyor, ölümsüzleşiyor. Mükemmelleşti dediğimiz an tekrar kaosa dönüşüyor. ASLINDA FUTBOL, BİR DEVRİM….”

 

Bir deyim var “Futbol fena halde hayata benzer” ben onu farklı tanımlıyorum “Futbol fena halde Dünyaya benzer” Dünya, Devrimcilerin yaptıkları devrimler ile bugünlere evrilmiştir. Modern Futbolun bugünlere gelişi, futbola kafa yoran, yürekten seven daima mükemmelliği kovalayan Devrimci hocalar sayesinde olmuştur. Herbert Chapman, Karl Rappan, Sepp Herberger, Arigo Sacchi, Helenio Herrera, Ernst Happel, Rinus Michels, Johan Cruyff, Pep Guardiola, Jürgen Klopp. Ve sürekli bu futbol devrimcilerden bayrağı iler taşıyan yeni Devrimciler; Fernando Diniz, Luis Enrique, De Zerbi, Xabi Alonso, Arteta, İraolla etc. Gelelim yazının devamına;

Werbung

                       Futbolda İlişkisel Oyun(Relationism) ne anlama geliyor?

 

Uzun yıllar boyunca pozisyon oyunu dünya futbolunu önemli ölçüde etkiledi. Bugünkü haliyle bu sistem büyük ölçüde Pep Guardiola'ya dayanıyor. İspanyol teknik direktör, sahayı yaklaşık 20 bölgeye ayırdı ve her oyuncuya sürekli olarak kalması gereken belirli bir bölge atadı. Alan dağılımı doğru olduğunda, bu oyun fikrinin temelini hassas, alanı açan paslar oluşturdu.

 

Amaç, net bir top hakimiyeti yapısı ile kontrolü ele geçirmekle kalmayıp, aynı zamanda rakibe belirli bir savunma düzeni dayatmaktı. Pozisyon oyunu 2010'lu yılları domine etti ve bugün bile bir takımı top hakimiyetinde organize etmek için en yaygın yöntem olarak kabul ediliyor. Ancak son yıllarda, pozisyon oyununun bazı ilkelerini bilinçli olarak çiğneyen yeni bir akım ön plana çıktı: Relastionism (İlişkisel) futbol.

 

                          İlişkisel Oyunun taktiksel yaklaşımının kökeni nedir?

 

Pozisyon oyunundaki trend tüm dünyaya yayıldı. Antrenörler, oyuncular sahada taktiksel bir kısıtlamaya tabi tutuldukları için oyuna çok daha fazla etki edebildiler, ancak bu yeni oyun sitili oyuncuların karar vermesini kolaylaştırdı. Bunun üzerine Brezilyalı bir antrenör, Guardiola'nın yapılandırılmış stiline karşı bir alternatif geliştirdi. O zamanlar Fluminense de Janeiro'da çalışan ve bugün Vasco da Gama'nın antrenörü Fernando Diniz, pozisyon oyununa yanıt olarak ilişkisel futbolu geliştirdi ve oyunculara daha fazla özgürlük tanıdı. Bu sistemin başarılı olabileceğini, özellikle Fluminense'nin 2023 yılında Copa Libertadores'te kazandığı zafer ile kanıtladı.

Futbol ve Relationism(İlişkisel Futbol)Futbol ve Relationism(İlişkisel Futbol)

Relationism sadece Güney Amerika'da değil, Atlantik'i aşarak Avrupa'ya da ulaştı. Bunun en iyi örneği, Henrik Rydström'ün antrenörlüğünü yaptığı Malmö FF'dir. Rydström, topun karşısındaki Avrupa'nın yapılandırılmış yaklaşımını, topun sahip olduğu pozisyonda ilişkisel yaklaşımla birleştirdi. Bu tarzın yetenekli oyuncular yetiştirebileceğini, eski Malmö FF oyuncusu Sebastian Nanasi kanıtlamıştır. Nanasi bugün Fransa'da karar verme konusundaki olağanüstü yeteneklerini sergilemektedir. Bu yeteneğini özellikle ilişkiseli yaklaşım sayesinde geliştirmiştir. Bu akım diğer antrenörler arasında da ilgi görüyor. Luciano Spaletti, Carlo Ancelotti ve Lionel Scaloni, ilişkisel futbolu benimseyen diğer örneklerdir.

 

                                       Hala soruyorsunuz “Relationism nedir?”

Relationism ilkeleri, öncelikle kontrol, hakimiyet ve topun bulunduğu alanda belirli bir pozisyon almaya dayanır. Bunlar ilk bakışta pozisyon oyununa çok benziyor gibi görünse de uygulamada tamamen farklı bir şekilde anlaşılmalıdır.

 

İlişkisel oyunda temel bir formasyon vardır, ancak topun kontrolünde bu formasyon tamamen bozulur. Açıkça tanımlanmış pozisyonlar yerine, sadece kaleci ve saha içi oyuncuları olarak basit bir ayrım vardır. Her saha içi oyuncusu, defans oyuncusundan forvet oyuncusuna kadar oyun kurucu olabilir, ilerleyebilir ve fırsatlar yaratabilir.

 

Amaç, hızlı, dinamik ve dikey şekilde rakip kaleye doğru kombinasyonlar yapmaktır. Bu, özellikle topun yakınında alanı aşırı yoğunlaşma ile sağlanır. Tüm oyuncular topun etrafında pozisyon almalıdır. Bu sırada hem merkez hem de iki kanattan biri aşırı yüklenebilir. Ancak bir şey her zaman aynıdır: Oyuncular kendi sorumlulukları altındadır ve zorla sokuldukları taktiksel bir kalıba uymak zorunda değildirler.

 

Oyuncular, kısa paslarla sürekli olarak ileriye doğru hareket ederler, dar alanda üçgenler veya baklava şekilleri oluştururlar ve bir atak durdurulsa bile, baskı altında pas vermek yine ilk tercihtir. Oyuncuların hepsinin topun yakınında, dar alanda hareket etmesi, rakibin de merkezde veya kanatta kompakt bir şekilde pozisyon almasını gerektirir. Bu da genellikle diğer tarafta boşluklar açılmasına neden olur.

 

                                         İlişkisel Futbol ve olasılığın Sınırları

 

İlk bakışta, ilişkisel futbol kendi top hakimiyetinde bir devrim ve oyunculara büyük sorumluluk yükleyen pozisyon oyununa bir tepki gibi görünüyor. Ancak bu gelişme ne kadar sürdürülebilir?

 

İlişkisel yaklaşım, pozisyon oyununu tamamen değiştirecek değildir, çünkü oyuncuların inanılmaz bir teknik seviyeye sahip olması gerekir ve taktik eğitimi, alt yapı seviyesinde pozisyon oyununa odaklanmıştır. Guardiola, futbolu o kadar güçlü bir şekilde reform etti ki, oyuncular onun geliştirdiği sisteme göre eğitiliyor. Her şeyden önce, Fernando Diniz'in bu fikirle Avrupa'da başarılı olup olmayacağı sorgulanmalıdır. Avrupa futbolu, özellikle derin blok ve geçiş durumlarındaki pragmatik sistemlerden beslenir ve bu da Fernando Diniz'in yaklaşımını büyük olasılıkla güçlü bir şekilde engelleyecektir.

 

Ancak, zamanla, hibrit bir sistemde pozisyon oyunu ile ilişkisel yaklaşım daha fazla rağbet görecektir. Carlo Ancelotti, her iki dünyanın bir karışımıyla 2024 yılında Real Madrid ile Şampiyonlar Ligi'ni kazandı. O yıl Madrid'in orta sahası ilişkisel bir yapıya sahipti ve oldukça esnekti, oysa son hat ve genişlik pozisyonel olarak organize edilmişti. Brezilya'nın fikri, futbolun yeniden çok daha esnek hale gelmesini ve bireysel oyuncuyu daha fazla ön plana çıkarmasını mümkün kılıyor. Bu fikir, “Joga Bonito”yu en azından kısmen geri getirmekte ve kısmi bir devrim olarak görülebilir.

 

 

©ErdalGüngör

Werbung
Diesen Post teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: