Sen Bizimsin
Sen çok iyi bir Galatasaraylısın,kendinde söylediğin gibi Taraftarsın.O zaman şunu çok iyi bilirsin,tribünde aşklar radikal olur.Bu sevginin tarifini kelimelerle anlatmak imkansız,yaşaması da apayrı duygu.Bazen aşıklar birbirine kızar hatta küserde ama bu karşı tarafa olan sevgiden bir gram eksiltmez.Tribünde taraftar aşkını öyle bir biçimde dile getirir ki,dünya üzerinde tüm edebiyatçılar bir araya gelse kağıda dökemezler.Bazen olur mizahın en karasını yaparlar,malum Nasrettin Hocanın torunlarıyız.Tribünde geri vites olmaz Arda Turan,gerekirse alayına kadar yolu vardır.Mükemmel bir insanla berabersin,Allah mesut etsin bir yastıkta kocatsın.Kimse o güzel insana dil uzatmadı Arda Turan.Samimi söylüyorum eğer kılına bir zarar gelse inan ilk önce o besteyi yazanlar sahip çıkacaklar,gönlün rahat olsun Arda Turan.
Galatasaray'da kaptanların en büyüğü Metin Oktay'dır,neden büyük olduğunu biliyorsun,bundan hiç kuşkum yok.Belki bilmeyenler vardır hatırlayalım;
Bir Fenerbahçe maçı idi ve Kral yine bu şekilde çıktı sahaya
Maçın hakemi Yugoslav idi ve bu da İstanbul’da tam bir bomba etkisi yaratmıştı
Galatasaray yine de maça çıktı ve maçı Yugoslav hakem yönetti
Maç başlamıştı: maçın ilk bölümlerinde Kral ile kaleci Özcan büyük bir mücadeleye girdi.
Bu mücadele sonrası kaleci Özcan kendisini yere attı, Kral ona dokunmamıştı bile
Fenerbahçe taraftarları Kral’ın Özcan’a yumruk attığını zannederek ona ağza alınmayacak sözler yağdırdılar
Birden kendini Fenerbahçeli zanneden avni , Metin Oktay’ın yanına gelerek bacağına bir tekme attı
Kral bu acıyla avniye bir yumruk attı
Yugoslav hakem Kral’ı oyundan attığını söyledi
Bugüne kadar hiçbir maçında dışarı atılmayan Kral ağlamaya başladı
Ve Fenerbahçe taraftarının olduğu bölüme koştu
Biraz önce küfür eden Fenerbahçe taraftarını yere eğilerek selamladı
Büyük bir erdemlik kaynağı göstermişti Kral(!)
Berthold Brecht şöyle demiş "Adın tarihe geçer ama kimliğin nerde hani?" Bir gün tarih senide böyle yazacağından kendim gibi eminim Arda Turan.Biliyorum bir gün sende Taçsız Kral gibi Sarı Kırmızı formada futbolu bırakacaksın,sakın başka bir şeyi aklına getirme.Biliyor musun Galatasaray'ın tekrar bir Metin Oktay'a ihtiyacı var,hatta tüm dünyanın.O sen olmalısın Arda Turan başkası değil,çünkü sende o kumaş var.Kim ne derse desin ben farkındayım.Galatasaray'ımızın Büyük Kaptanı olmak,ismini tarihe altın harflerle yazdırmak senin elinde Arda Turan(!)
Galatasaraylılar sürekli en mükemmelini ortaya çıkarmak için çabalarlar,gerekirse birbirinle kavga ederler ama küsmezler.Keşke Türkiye'de aynı kavgayı yapsa,kendinle yüzleşip en mükemmelini ortaya çıkarabilse.Sen bu kavganın sonunda ortaya çıkacak en mükemmelisin çünkü;
SEN BİZİMSİN BİZDE SENİN ARDA TURAN !
Tribün Kültürü Nedir ?
Tribün Kültürü toplumların genel kültürünün parçasıdır. Tribün Kültürü sporu canlı yaşamak ve yaşatmaktır. İnsanları var olmasını anlam kılan sosyal hayatlarıdır, bu arada sosyal aktiviteler sosyal hayata dahildir! Dünya üzerin de her Toplumun örf ve adetleri vardır halk boş zamanlarını değerlendirme amaçlı bir çok aktivitelerle uğraşır, sporu canlı yaşamak ve yaşatmakta bunlardan bazılarıdır. Futbol tüm dünyada milyarlarca insanın tutkusu olmuştur, her iki kişiden biri mutlaka bir kulübe gönül vermiştir. İnsanları takım tutmalarına başta velileri teşvik eder, akrabaları ve yakın çevreleri de büyük etkisi olur. Bir takıma gönül verdikten sonra mutlaka o takımı canlı sahada seyretme isteği oluşur kişi de. Fakat sade uzaktan seyretmek tatmin etmez, etmemelidir! Seyrettiği spor futbol ise kendisi de bu güzel sporu boş zamanlarında oynamalıdır. Statlar da sergilenen futbol maçlarının esas amacı bir yandan kulüplerin taraftarları kendilerine bağlamak, diğer yandan futbol oynamaya teşvik etmektir. Ne zaman sporu canlı yaşayıp ve yaşatmak aynı anda gerçekleşir, işte o zaman sağlam tribün kültürü oluşur.

Ultras hareketi bir alt kültürdür ve tribün kültürüne katkı yapması için ortaya çıkmıştır, doğru tarifi felsefedir. İtalya'da 1950 yıllarının ortasında başlayan Ultras hareketi tribünlere yeni tarz takım destekleme akımı getirmiştir. İtalyanlar bunu yaparken başka ülkelerin tribünlerinden de esinlediler. Örneğin, davullar Brezilya tribünlerinden alıntıdır. Atkılar, sesli tezahürat, deplasmana gitmeler İngiliz tribün kültüründen gelmedir. Geniş çaplı pankartlar, koreografiler, giyim tarzları 1968 yıllarında tüm Avrupa'yı etkisi altına alan öğrenci hareketinin esintisidir. Ultras hareketi İtalyanların tribün kültürünü icat ettiği anlamına gelmez. Her ülkenin kendine göre yaşadığı tribün kültürü vardır. Tarihe baktığımızda rahmetli Karıncaezmez Şevki 1940-1970 arası Galatasaray tribünlerinin parçası oldu. Elinde dev bayrağıyla takımla birlikte atağa kalkardı. Rahmetli ne tribün lideriydi, ne de amigo. O kendine has olan tarzıyla, vücut diliyle kimseyi zorlamadan salt Galatasaray sevgisiyle takımını desteklerdi ve tribünleri desteğe teşvik ederdi.
Tezahürat konusuna gelince Avrupalılar ilk tezahüratları İngiltere'nin Liverpool taraftarlarının 1960'lı yılların ortaların da başlattığını kabul ederler.Kısmen doğrudur, zira karşılıklı yapılan tezahüratları onlar başlattı. Fakat yine tarihimize baktığımızda Galatasaray'ımızın "re re re-ra ra ra" tezahüratı 70 yıllık bir geçmişi olduğunu görürüz. Diğer örnek ise Konfetiler Avrupalı taraftarlar ve biz Türkler konfetilerle 1978 Arjantin'de düzenlenen Dünya Kupasında tanıştık. Kısacası Ultras hareketinin amacı sade tribünlere katkı sağlamaktan başka bir şey değil.
Ultras Manifestosu ilk olarak 1989'da C.U.C.S. oluşumunun dağılmasından sonra ortaya çıktı.Yeniden yapılanan Ultras-Roma kendilerine göre bir manifesto tasarladırlar. Manifestonun tüm İtalya'ya yayılması 1995 yılında cenovalı taraftar Vincenzo Spagnolunun cinayeti sebep oldu. Bu cinayetten sonra iki cenovalı Ultra oluşumu ülkenin diğer gruplarına çağrı yaparak bir milli kongre düzenlediler. Kongrede alınan bazı kararlarla birlikte "Manifesto degli Ultras" (Ultras Manifestosu) tüm oluşumlar tarafından kabul edilip yürürlüğe kondu. Ama sen gel bu manifestoyu birebir uygula diye bir şart koşmadı kimse.Toplantıda açıkça şu deklare edildi. Ultras hareketine katılmak isteyenler, bu manifestodan yola çıkarak kendi ülke şartlarına uygun bir manifesto oluşturmalıdırlar.
Ultras hareketi her şeyden önce karşılıksız takıma destek verilmesini şart koşuyor(!) Maksat Futbolun içinde spor ruhunu koruma, tribün kültürünün sürmesi, kulüplerin temel yapılarının bozulmayıp korunması yönde mücadele vermektir. Manifestonun birebir uygulanması tabiî ki imkansız, lakin her ülkenin kendine göre kültürü, gelenekleri var ve ona göre hareket ediyorlar. Örneğin Türk taraftar profiline uygun ve orijinal Ultras Manifestosuna en yakın ultrAslan Manifestosudur, ne kadar benimsenip uygulanıyor tartışılır(!) Ama hepimiz şunu kabul edip ortak noktada buluşmalıyız.İstisnasız tüm dünyadaki futbolseverler "endüstriyel futbola karşı direniş" göstermeli(!) Bu çok önemli, zira futbol üzerinden yapılan ticaret sade spor ve tribün kültürünü yok etmekle kalmıyor, halkı da sömürüyor!
Türkiye'de Ultras denildiği zaman insanlar ürküyorlar ama korkulacak bir şey yok. Asi ve Radikal duruşu kimseyi yanıltmasın, Ultrasın Duygusal, Romantik, Sosyal ve Entelektüel yönü de var. Hareketi siyasi kılıfa sokanlar, Ultrasın temeli olan bağımsızlığı baltalıyorlar. Ha kulüp yönetiminle işbirliği yapmışsın, ha bir siyasi akımın buyruğuna girmişsin arasında hiç bir fark yoktur ve tehlikelidir(!)
Kendim Ettim,Kendim Buldum !
Sen istediğin kadar iyi niyetli olmaya çalış,maalesef karşı taraf seni insan yerine koymuyor.Ne bir istisna oldu,nede kaideler bozuldu.Bu kaçıncı provokasyon,kaçıncı insan kıyımı sayısını unuttum.Lüzumsuz yere hakem kararları protesto edileceğine,kasıtlı polis şiddetine karşı yürüyüş yapılır mesela.Oyuncuların ruhsuzluğu kadar renktaşlarının canı yanması da önemlidir.Asın bir kaç pankart desem polemik olacak,boş ver gelsin "kendim ettim kendim buldum" türküsü.Türk Futbolseverler takımlarının başarısızlığını protesto ettiği kadar Demokratik hakları için mücadele verselerdi,çoğu şey düzelirdi.Bir daha sefer stada gittiğinizde,baktınız etrafınızda DHA,İHA,AA tv kameraları çoğalıyor hemen oradan uzaklaşın !!!
The Scroobius Pip Röportajı
Alman Futbol dergisi 11 Freunde geçtiğimiz günlerde Scroobius Pip grubunun vokalisti David Meads ile yaptığı röportajı elimden geldiği kadar çevirdim,güzel söyleşi olmuş.Önce The Scroobios Pip kim biraz yakından tanıyalım.Grup iki kişiden oluşuyor.Prodüksiyon,programlama,gitar,keybord ve arka vokalde Daniel Stephens(den le sac),grubun diğer üyesi vokalist David Meads(Scroobius Pip).The Scroobius Pip bir Rap grubu,fakat klasik Amerikan Siyah Hip-Hop tarzı rap'e benzemiyor.Onların yaptığı alışık tarzın dışında daha çok müzik eşliğinde Şiir okuma türü.İlk albümleri "Angles" 2008 yılında çıktı."Thou Shalt Always Kill" parçası uzun süre İngiltere hit listesinde birinci sıradaydı ve Sunday Best plak ödülünü kazandı.Bu arada vokalist David Meads aynı zamanda sıkı bir Millwall taraftarı.
soru: Ne zamandan beri Millwall Taraftarısın?
Scroobius Pip: Hayatım boyunca.Babam,akrabalarım hepsi Millwall taraftarıdır.Çocukken Aslanlarda top toplayıcılık yapıyordum ve kendi sahamızda oynadığımız hiç bir maçı kaçırmadım.Şu sıralar pek vakit bulamıyorum ama evde olduğum sürece maçlara gidiyorum.Kız arkadaşıma Millwall virüsünü bulaştırmak istiyorum.Beraber gittiğimiz ilk maç Southend United F.C. deplasmanıydı.
soru: Çok cesaretlisiniz.Sen,Nick Horby'nin "kimse tuttuğu takımı kendisi seçme hakkı yok" sözüne katılıyor musun?
Scroobius Pip: Sanırım öyle.Ben gençken Liverpool taraftarı olmak istedim.İnanın çok uğraştım ama olmadı ve sonunda Millwall'a döndüm.Biliyorum Kulübümüzün kötü imajı var ama ben çok seviyorum.Nick Hornby haklı,gerçekten kimse tutmak istediği takımı seçemiyor.Baban söylüyor sana ve sende o takımda kalıyorsun.
soru: Millwall'un kötü imajında gerçek payı var.İngiliz futbolunun en agresif taraftarlarına sahipler,katılıyor musun?
Scroobius Pip: (düşünüyor)Evet ve Hayır.Kötü imajımız 1970 ve 1980 yıllarından kalma.O zamanlar Millwall taraftarları içinde çok holiganlar bulunuyordu.Bu kötü imaj üzerimize yapıştı.İngiliz basını da böyle kalması için elinden geleni yapıyor.Onlara göre Millwall sürünün kara koyunu,objektif yayıncılık yapmıyorlar.Güzel bir gelişme olduğunda bir satır yazmazlar ama kötü olaylar olduğunda hep suçlu biz oluruz.Mesela kupada karşılaştığımız ezeli rakibimiz West Ham maçında çıkan olaylarda olduğu gibi.Fakat olaylara karışan Millwall taraftarlarının çoğu ertesi gün serbest bırakıldığına dair İngiliz medyasında bir kelime duyamadık.
soru: Kulüp kötü imajı üstünden atmak için ne yapıyor?
Scroobius Pip: Tabiî ki çok uğraşıyor yöneticilerimiz.Ne hikmetse kamuoyunda Millwall 'un negatif duruşu daha çok prim yapıyor.Size bir örnek vereyim,İngiltere de bir kampanya var,"Lets's kick racism out of football".Millwall 1994 yılından bu yana kampanyanın içinde ve tüm İngiliz kulüpleri arasında en yüksek sertifikaya sahip.(buna açıklama getirmem lazım.Sertifika her yıl tribünlerde ırkçılığa karşı en etkili önlemleri alan kulüplere veriliyor ve Millwall her sezon en yüksek Sertifikayı alıyor.Aynı zamanda ödüllenmiş oluyor.)
soru: Kendinden biraz anlat.İngiltere de popülersin,bunu Millwall'un kötü imajını değiştirmesi için kullanıyor musun?
Scoorbius Pip: Evet çok uğraşıyorum sürekli insanlarla konuşuyorum,mesela şimdi seninle konuştuğum gibi.Onlara Millwall'a başka açıdan bakmalarına yönlendirmeye çalışıyorum.İngiltere'nin Sky1 kanalının "SoccerAM" programına bir kaç kere davet edildim ve Millwall üzerine konuştum,güzeldi.
soru: Basında bir kampanyadan söz ediliyordu "WakeUpMillwall" adlı.Bu kampanyada takım sahaya çıkarken sizin şarkınız "Thou Shalt Always Kill" çalınacaktı.Fakat şarkının içinde geçen "Thou Shalt not buy Coca-Cola Products" sözleri yüzünden kabul görmedi.Son durum ne?
Scroobius Pip: Sorma rezaletti.Olayın aslı şöyle,biz Anti Coca-Colacıyız ve bu yüzden parçamız çalınmadı.Bilindiği gibi Coca-Cola İngiliz alt liglerinin ana sponsoru,bizim şarkımızın rahatsızlık yaratacağını düşündüler o yüzden çalınmadı.Nitekim "WakeUpMillwall" kampanyası battı,üzgünüm.
soru: Kulübünün geleceğine yönelik dileklerin var mı?
Scroobius Pip: Canı gönülden Millwall'un birinci lige çıkmasını istiyorum.Şu sıralar iyi oynuyoruz eğer bu performansımızı sürdürürsek başarabiliriz.Bir gün hiç holigan mevzusuna girmeden yine Millwall üzerine daha çok konuşmak isterim,en büyük dileklerimden birisi bu.
Olduğu Gibi
Perşembe günü Bild gazetesinin spor ekini okurken gözüm Lyon maçı sonrası Roben ile yapılan söyleşiye takıldı "Ribery'e verilen kart doğruydu" demiş Hollandalı yıldız.Devamında "Bende forvet oyuncusuyum çoğu kez aynı sert tekmelere maruz kaldım forvet oyuncuları korunmalı,bu yüzden hakemin verdiği kırmızı kartı doğru buluyorum".Hatırlatayım Roben ve Ribery Bayern Münih forması giyiyor.Peki aynısı bizim ülkemizde olabilir mi? Örneğin,Bobo kalkıp Toramanın gördüğü kırmızı kartın doğru olduğunu açıkça söylese başına neler geleceğini hiç aklımın ucuna getirmek istemiyorum.Ellerinde hazır kazma kürek varken,Beşiktaş taraftarları Bobo'yu İstinye parkına gömerdiler mesela.
Türk Futbolseverler hiç bir şeyi olduğu gibi kabul etmiyorlar ama kabahat onlarda değil.Kabahat insanları sosyal hayatından uzaklaştırıp uyutanlarda.Önünüzde duran bir pastayı düşünün,kremalı kaymaklı,fıstıklı,çikolatalı .O pastayı tarif etmek için saatlerce konuşur,üzerine destan yazabilirsiniz.Ama tatmadan ne kadar lezzetli olduğunu bilemezsiniz,belki tarif ettiğinizden daha çok muhteşem,belki de berbat bir tadı var kim bilir.İşte Türkiye'de futbola bakış bu,kimse futbolun içinde değil canlı yaşamıyor.Futbolun içinde olmayan,canlı yaşamayanlar,futbolu ve futbolcuları olduğu gibi kabul edemezler.Aynı pasta örneği gibi,bir parça ısırmadan tadının farkına varmak imkansız.Sade televizyondan seyretmek,gazetelerden takip etmekle,kulaktan dolma bilgilerle futbolun gerçek tadını alamaz insan.
Futbolun hızla endüstriyelleşmesine Türkiye ayak uyduramadı hiç marka değeri diye milleti boş yere kandırmayın,yok öyle bir şey.Yayın haklarına 1 milyar dolar verilse bile futbolun kalitesi arttı demek yanlış olur.Futbolun çirkinliği sade futbol üzerinden ticaret yapan markaların değerini düşürür ama kendisine kesinlikle zarar vermez.Çünkü basit doğal yapısı vardır futbolun,sade spor ve oyundur.UEFA futbol kulüplerinin şirket gibi yönetilmesini şart koşuyor ama fabrika gibi yönet demiyor.Araba fabrikasını düşünün,bir kaç değişik model üretir,içini güzel aksesuarlarla donatır,güçlü motor takıp piyasaya sürer müşteri beklersiniz.Çok satar kar,az satarsanız zarar yaparsınız.Kazandıklarınızı yeni modellere yatırım yapar üretimi çoğaltırsınız,zarara uğradıysanız üretimi azaltır,masrafları düşürmek için işçileriniz bile çıkarmak zorunda kalırsınız.Peki futbol kulüplerini aynı şekilde yürütmek mümkün mü?
Başkanlarımız kulüpleri kendi şirketleri gibi yönetme imkanları var mı? Hayır yok.Sayın Adnan Polat sahip olduğu şirket zarar yapsa büyük ihtimal üretimi azaltır işçi çıkartmaya kadar gider hatta fabrikayı kapatır.Galatasaray bu sezon şampiyon olamayıp birde Avrupa kupalarına katılamazsa büyük maddi zarara uğrayacak.Adnan Polat kalkıp önümüzdeki sezon için hedef küçültüp A2 ağırlıklı kadroyla yeni yapılanmaya gidebilir mi? Benim gibi bir avuç damardan Galatasaraylı buna dünden razı ama başta müşteriler ve onları yönlendiren medya kesinlikle kabul etmezler.Çünkü insanlar ikinciliği başarı olarak görmüyor,sahada sergilenen oyun kimsenin umurunda değil tabelaya bakıyor herkes,çok bildiklerinden.Futbolu bilmek yetmiyor,yaşamakta lazım.Hoş,bu sezon A2 ağırlıklı kadroyla mücadele etseydik alacağımız en kötü netice lig sıralamasında ilk beş olurdu ve gelecek sezona daha çok ümitli bakardık.
Tuhaf Avrupa hayranlığı var ülkemizin insanında,bir yönden hak veriyorum.Yalnız şunu unutuyor ülkemin güzel insanları,Avrupa halkı bu düzeni oluşturmak için asırlardır mücadele ediyor.Biz ise "neden onca zahmete katlanalım" diyerek olanı birebir kopyalamak istiyoruz.Avrupa'da endüstriyel futbol yeni oluşmadı,ikinci dünya savaşının sona ermesiyle başladı.Ve Avrupa futbolu sade Real Madrid,Manchester United kulüplerinden ibaret değil.Twente,Eintracht Frankfurt vb. kulüplerde var."Babam bana forma aldı Galatasaraylı oldum" böyle futbolsever olunmaz,ancak sıkı takım tutmayı öğrenirsiniz.Sahi,futbol nasıl sevilir? Ya da şöyle sorayım,Futbola nasıl aşık olur insan?
Beni amcam 1972 yılında Galatasaray-Vefaspor maçına götürdüğünde İlk defa canlı futbol maçı seyretme fırsatı buldum.Mahallede oynadığımız gibi değildi,göze hoş gelen kolektif takım oyunuydu.Ve ben Galatasaray'a nasıl aşık olduysam futbola da vuruldum o gün.Bir kaç ay sonra Almanya'ya geldik,ertesi gün babam kaldığımız kasabayı gezdirirken,etrafı tellerle çevrilmiş kafesi andıran küçük bir futbol sahası gördüm.Benim yaşımda çocuklar top oynuyorlardı,hiç durmadım katıldım onlara.Sonra kasabada iki futbol kulübü olduğunu öğrendik ve birisine yazıldım.O günden beri futbol hayatımın parçası oldu.Kaldığım kasaba 28.000 bin nüfuslu,üç futbol kulübü var biri Türk takımı.Üçünün de 6-18 yaş grubu alt yapıları mevcut.Bunun dışında birer güreş,tenis,jimnastik,hentbol ve binicilik kulüpleri bulunuyor.Beş km uzaklıkta olan kasabada durum farklı değil.Şimdi diyeceksiniz "orası Almanya,zengin ülke",inanın bunun parayla pek alakası yok.Esas iş insanların içinde yatan ülkelerine bağlılık ve topluma katkı sağlama tutkusu.Onlar sade bugünü düşünmüyor,gelecek nesil için yatırım yapıyorlar.Üstelik devlet çok az maddi yardım ediyor,insanlar hepsini ortak dayanışma içinde yürütüyorlar.
Beşiktaş Nijerya'da Futbol takımı kurmuş,iyi hoş.Peki neden Mardin de,Batman da bir takım kurmuyorsun?Galatasaray Türkiye'dir diyoruz,güzel ama Diyarbakırlı Galatasaraylılar ne kadar Galatasaray'ı yakından yaşayabiliyorlar,orada bir tesisimiz var mı? YOK(!)Eğer ultrAslan,çArşı,GFB vb. taraftar grupları olmasaydı,taraftarlar gönül verdikleri kulüplerini yakından yaşama imkanları olmayacaktı.Kulübe taraftar kazandırmakla kim mükellef? Kulüpler mi yoksa Taraftar oluşumlarımı?
Türk futbolunu yönetenler kağıt üzerinde gördükleri rakamlara aldanıyorlar.Lafa gelince milyonlarca Taraftardan bahsedenler yanıldıklarının farkındalar ama ısrarla yanlışlarından vaz geçmiyorlar.Kulüpler kapılarını sade belirli kesime açmış,taraftarın büyük kısmını "bizi sevsinler ama uzak kalsınlar" zihniyeti altında mesafede tutuyorlar.Milyonlarca avroları kalitesiz yabancı oyunculara harcayacakları yerde,tesisler kurarak hem halkı spora teşvik edip diğer yandan taraftarı sevdiği kulübü dolu,dolu yaşama imkanı sunsalardı.Şimdi biz şu lanet olası bacasız sanayinin kralıydık.
Türk halkı spordan mahrum bırakıldı,yeterli imkanlar sunulmadı,insanlar yanlış eğitildi.Yıllardır Babadan oğla devredilen takım tutma alışkanlığınla işi götürdüler ve şimdi gelinen nokta ortada.Türkiye'de endüstriyel futbol anlayışı merchandising ile müşteri avlamak ve medyada üç büyük kulübün üzerine dönen polemiklerden oluşuyor.Nereye kadar? İnsanlar aptal değil etrafta olanların farkındalar,yurtdışı denilen bir tık ötesi kimseyi kandıramazsınız.Bir kaç yıl önce TFF"LÜTFEN" adı altında fairplay kampanyası yapıyordu.TFF yine böyle kampanya başlatmalı,bu sefer slogan "LÜTFEN FUTBOL OYNAYIN" olmalı.
Kendinize iyilik yapın Futbol oynayın,HEMEN ŞİMDİ !

PANEL Tribün Kültürü ve Futbolda Endüstriyelleşme !
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Kulübü ve GsüA’nın beraber düzenleyeceği panelin detayları şu şekildedir:
29 Nisan Perşembe
Saat: 13.00
Oturum başlığı: Tribün Kültürü ve Futbolda Endüstriyelleşme
Konuşmacılar:
- Bener Onar (Radikal Gazetesi Spor Yazarı)
- Tan Morgül
- Ali Ece
ARA (çay-kahve molası) : 14.00 – 14.30
14.30 İkinci Oturum:
- Dağhan Irak (Radikal Gazetesi Spor Yazarı)
- Metin Kurt (Galatasaraylı Eski Futbolcu)
SORU – CEVAP
30 Nisan Cuma
Saat: 13.00
Oturum başlığı: Spor ve Hukuk
- Av. Kısmet Erkiner
- Yar. Doç. Dr. Faruk Baştürk
- Ar. Gör. Pınar Memiş
Nerede?
Galatasaray Üniversitesi Ortaköy Kampüsü’nde. Erdoğan Teziç Salonu’nda.
Nasıl ulaşabiliriz?
Beşiktaş’tan Sarıyer istikametine giden her otobüs, Galatasaray Üniversitesi önünden geçer. Hava güzelse yürüyebilirsiniz. Taksim’den ise DT1, 40T, 25E otobüsleri ile ulaşabilirsiniz.
Okula geldiğinizde güvenlik görevlilerine panel için geldiğinizi söylemeniz yeterli olacaktır.
Kaynak: link
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Güzel panel olacağından eminim,keşke imkanım olsaydı gidebilseydim.Vakti olan Arkadaşlar kaçırmamalı!
1980
Tarih deyince insan biraz ürküyor,aslında korkulacak bir şey yok.Bazı öğrenciler için Tarih okulda en sıkıcı derstir,benim için mesela çok sıkılırdım.Yaşayıp görünce,yaş ilerledikçe bir bakmışınız sizde o tarihin parçası oluyorsunuz.Yıl 1980,15 Ağustos günü Afgan mücahitlerden dayak yiyen Sovyet askerler.Aynı gün Polonya Danzig tersanesinin duvarından içeriye atlayan Lech Walesa adlı adamın,dokuz sene sonra tüm dünyanın dengesini değiştireceğini akıllarından geçiriyorlar mıydı acaba? Tahran Amerikan konsolosluğunun içindeki rehineler ancak iki sene sonra kurtulacaklarını bilselerdi,İran'da görev yapma teklifini kabul ederler miydi? 11 Eylülde ülkeyi kasıp kavuran kardeş kavgası,nasıl 24 saat sonra bıçak gibi kesildiğini biri çıkıp anlatabilir mi? Mevsimlerden bahardı,hangi ay hatırlamıyorum hava sıcaktı.Yine her hafta yapılan Nükleer saldırıdan korunma tatbikatı sonrası eve giderken,elimizde dondurmalar gök yüzünde kırlangıç sürülerini seyrediyorduk.Şairlerin ilham kaynağı bu güzel manzara,bizde başka duyguları çağrıştırıyordu.Hepsi birer nükleer başlıklı füze olsaydı,yaptığımız tatbikat bir işe yarayacak mıydı?
Futbolda vardı o yıl,İtalya'da düzenlenen Futbol Avrupa Şampiyonası "Euro1980".En soluk turnuvalardan birisiydi,sanki o sene yaşanan tüm çirkinlikler futbolu da kirletmişti.Yine ilklerin yaşandığı turnuva oldu.Yunanlar tarihlerinde ilk kez milli takımlarınla uluslararası futbol sahnesinde boy gösterdiler.Oynadıkları futbol göze hoş gelse de skora yansıtamadılar.24 yıl sonra tam tersi oldu,kötü futbol ile Şampiyon oldular.Alman futbol tarihinde ilk defa A milli formayı giyen en genç oyuncu Matheus oldu ,henüz 17 yaşındaydı.Belçika-İngiltere arasında oynan müsabaka en çirkinlerindendi.İlk yarı İngilizleri tam 36 kez ofsaytta düşüren Belçikalıların rekorunu hala kimse kıramadı.Şunu belirtmekte fayda var,o yıllarda aynı hiza ofsayt sayılıyordu.Açıkçası çok sıkıcı maçtı,İngilizler Wilkins ile öne geçti,Belçikalılar üç dakika sonra Ceulemansın penaltısıyla durumu eşitledi.İngiliz taraftarlarda sis bombaları atarak ortalığı dumana verdiler,bu bir ilkti.Müsabaka uzun süre oynanamaz hale geldi.Torino delle alpi stadını kaplayan duman sahada futbolcuları etkisiz hale getirmiş bir çoğu zehirlenme tehlikesi yaşamıştı,tribünde yüzlerce futbolseverle birlikte.
Kuşkusuz Turnuvanın en güzel müsabakası Almanya-Hollanda arasında oynandı.Almanların çağdaş futbolu Hollandalıların Total Futbolunu dize getirmişti.Almanlar üç 3:2 kazandı,Klaus Allofs hatrick yaparak aynı zamanda Euro1980 gol kralı oldu.Sahanın yıldızı Schusterdi,üç golü hazırlayan sarı melek,Hansi Müllerle beraber adeta şov yaptı o gün.Gollerin videosunu buraya ekliyorum;
Maç sonrası Almanlar buruk sevinç yaşadı,sanki savaştan çıkmış halleri vardı.Hansi Müllerin dizi davul gibi şişmiş,Schusterin gözü morarmış,Rummenige üst baldırına yediği yumruğun ağrılarından yürüyemez hale gelmiş,Horst Hrubesch ise tırmalanmış sırtını basın mensuplarına gösteriyordu.Hatta gaddar olarak bildiğimiz kaleci Schumacher bile testosteronlarını bir süre kullanamayacağı endişesi içindeydi,Jonny Rep fena sıkmıştı.O zamanın kurallarına göre gruptan lider çıkan Almanlar,ikinci grubun lideri Belçika'yla final oynadılar.Yine bir sıkıcı müsabakaydı,rahatlıkla şimdiye kadar seyrettiğim en kötü final maçı diyebilirim.Almanlar Hrubesh ile önce geçtiler,ikinci yarı Vandereycken eşitliği sağladı.Herkes maçın uzatmalara gideceğinden emindi.Erich Ribeck eline iki kova su almış saha kenarında maçın bitiş düdüğünü beklerken,son saniyede tekrar Hrubesch sahneye çıktı ve güzel kafa vuruşunla skoru belirledi.İkinci kez Avrupa Şampiyonu olan Alman milli takımının başında Jupp Derwall vardı,nur içinde yatsın...
CULTURE IS ESSENTIAL !
1453
1481
1905
Anlamak ve Anlamamak
Calcio in Costume 15.yüzyılda Floransa'da oynanıyordu.1529-1530 yıllarında Kral V. Karl tarafından kuşatılmış Floransa,açlıktan ve hastalıklardan kıvranırken,Floransalılar yılmamış ve ilginç bir protesto gösterisi yapmışlardı.Zaman,zaman kendi aralarında da oynadıkları Calcio oyununu düzenlediler,amaçları işgal güçlerini provoke etmekti.Bir taraf Floransa'nın mor renklerini diğer tarafta işgal güçlerinin renklerini giydi.Oyunun kurallarına fazla girmeyeceğim,detaylı bilgiler için buraya bakın >> link Anlatmak istediğim başka bir şey,"Anlamak ve Anlamamak". İşgal güçleri Floransa halkının kepaze halinden anlayamazlardı,çünkü karınları tok ve en güçlü donanıma sahiptiler.Floransalılar ise her şeyi göze almış gerekirse o hallerinle bile canlarını feda edebileceklerini sergiliyorlardı.Oyun kuralları gereği her türlü şiddet serbest bırakıldığından,Kralın renklerini taşıyan tarafa acımasızca vuruyordu Floransalılar,bu bir gözdağıydı işgalcilere.
Futbol o günlerden bugünlere geldi,değişti modernleşti.Protestolar hala var ama onlarında şekli değişti.Baştan şunu herkes iyi bilmeli,tribünde üretilen besteler her zaman kara mizah içerir çünkü tribün hayatın ta kendisidir.O yüzden Diyarbakır maçında ucu biraz Arda'ya dokunan besteye fazla kafa yormuyorum.Nasrettin Hoca tarzı olmuş,oğlum sana söylüyorum,kızım sen anla.Diğer yandan bakıyorum da protestoya karşı tepkiler hala dinmedi.Hoş,şimdi bu tepkilere maruz kalanlar bir sene önce iyi hatırlıyorum Aslantepe isim hakkı tt'ye satılmasına karşı çıkanları Galatasaray düşmanı ilan etmişlerdi! Garip ve Paradoks.
Neyse,kaldığımız yerden devam. Sahada ki futbolcu taraftar ruhundan anlamaz,ne kadar oynadığı takımı damardan sevdiğini ifade etse de samimi değil.Hangisi pankart boyadı,polis işkencesine maruz kaldı,binlerce km en kötü şartlarda çocuklarının rızkından kesip deplasman kovaladı? Hiç biri! Peki taraftarın takıma ruhsuz deme hakkı var mı? Demese daha iyi olur,yalnız zamanında futbol oynamış ya da hala oynayanlar,sahada futbolcunun ruh halini iyi etüt edebilirler.Biraz ağır kelime olsa da deme hakkına sahiptirler diye düşünüyorum.Çünkü biri çıkıp "anlat bakalım şu ruhu?" sorduğunda tarifini edebilmeli usta tribüncü.Peki Türkiye gerçeklerini göz önünde bulundurursak,bir usta tribüncü çıkıp "ruhu" ya da "ruhsuzluğu" anlatabilir mi?
HAYIR Anlatamaz! Türkiye gerçekleri bize başka tabloyu gözler önüne seriyor.Hiç abartmadan halkın yüzde %80'i aktif futbol oynamıyor dersem kimse itiraz etmesin,resmi rakamlar ülkede sade 220.000 bin lisanslı futbolcu olduğunu belgeliyor.Hadi bir milyon olsun,75 milyon nüfusa sahip ülkede bu rakam çok komik .Ama bakıyorsunuz halkın hepsi futbolu A dan Z ye kadar ezberlemiş,tribüncülükte de kimse üzerine toz kondurmuyor.Öyle trajik komik ortam oluştu ki,eski Basketbolculardan tutun,komedi soytarıları bile futbol üzerine fikir yürütebiliyorlar.Ben Haydar Dümen ve Hülya Avşar'dan yorumlar bekliyordum FB-BJK derbisinden sonra ama gelmedi.
Kadın/Erkek fark etmez,her kim olursa olsun futbol üzerine somut fikir yürütmek istiyorsa mutlaka ne yapıp edip futbol oynamalı.Bunun lamı cimi yok.Efendim haftanın yedi günü dünya liglerini takip ediyormuş,filanca dergileri falanca yorumcuları okuyormuş geçin hepsini.Siz sahada futbolcunun attığı yediği tekmeyi ,ikili mücadelede dirsek darbesini,hakemle tartışmasını,soyunma odasında hocanın tahtaya yazdığı taktiklerde neler hissettiğini anlamak istiyorsanız,hayatınızda bir kaç kez o duyguyu yaşamalısınız.Türkiye'de bırakın futbolu,ilkokulda aldıkları kısıtlı beden eğitiminle saatlerce futbol ya da diğer spor dalları üzerine yorum yapan garip kişiler var.Yıllardır tribün kovalayanlar farklı değiller,neden futbolcular ruhsuz sorusuna en fazla "koşmuyorlar" cevabından öteye gidemezler.Binlerce km deplasman yapanlara,tribünde ayırılan yüzde %5'lik kontenjanın bir avuç memleket toprağı olduğunu ve en iyi şekilde temsil edilmesini anlatmaya kalksanız insanla alay ederler.Ellerde döner bıçağınla facebook'a poz vererek holiganlığında suyunu çıkardınız ya,fazla yazmaya gerek kalmadı.
Velakin,futbol oynarsanız sizden en kral tribüncüde olur yorumcuda.İşte o zaman Ardayı da anlarsınız,Toromanı da,hatta bilicayı bile anlarsınız....İtiraz kabul etmiyorum,yıllar sonra Cantona'yı kahraman yapan ben değilim.Siz kendinize bir iyilik yapın FUTBOL OYNAYIN(!) Hemen şimdi....