Olduğu Gibi
Perşembe günü Bild gazetesinin spor ekini okurken gözüm Lyon maçı sonrası Roben ile yapılan söyleşiye takıldı "Ribery'e verilen kart doğruydu" demiş Hollandalı yıldız.Devamında "Bende forvet oyuncusuyum çoğu kez aynı sert tekmelere maruz kaldım forvet oyuncuları korunmalı,bu yüzden hakemin verdiği kırmızı kartı doğru buluyorum".Hatırlatayım Roben ve Ribery Bayern Münih forması giyiyor.Peki aynısı bizim ülkemizde olabilir mi? Örneğin,Bobo kalkıp Toramanın gördüğü kırmızı kartın doğru olduğunu açıkça söylese başına neler geleceğini hiç aklımın ucuna getirmek istemiyorum.Ellerinde hazır kazma kürek varken,Beşiktaş taraftarları Bobo'yu İstinye parkına gömerdiler mesela.
Türk Futbolseverler hiç bir şeyi olduğu gibi kabul etmiyorlar ama kabahat onlarda değil.Kabahat insanları sosyal hayatından uzaklaştırıp uyutanlarda.Önünüzde duran bir pastayı düşünün,kremalı kaymaklı,fıstıklı,çikolatalı .O pastayı tarif etmek için saatlerce konuşur,üzerine destan yazabilirsiniz.Ama tatmadan ne kadar lezzetli olduğunu bilemezsiniz,belki tarif ettiğinizden daha çok muhteşem,belki de berbat bir tadı var kim bilir.İşte Türkiye'de futbola bakış bu,kimse futbolun içinde değil canlı yaşamıyor.Futbolun içinde olmayan,canlı yaşamayanlar,futbolu ve futbolcuları olduğu gibi kabul edemezler.Aynı pasta örneği gibi,bir parça ısırmadan tadının farkına varmak imkansız.Sade televizyondan seyretmek,gazetelerden takip etmekle,kulaktan dolma bilgilerle futbolun gerçek tadını alamaz insan.
Futbolun hızla endüstriyelleşmesine Türkiye ayak uyduramadı hiç marka değeri diye milleti boş yere kandırmayın,yok öyle bir şey.Yayın haklarına 1 milyar dolar verilse bile futbolun kalitesi arttı demek yanlış olur.Futbolun çirkinliği sade futbol üzerinden ticaret yapan markaların değerini düşürür ama kendisine kesinlikle zarar vermez.Çünkü basit doğal yapısı vardır futbolun,sade spor ve oyundur.UEFA futbol kulüplerinin şirket gibi yönetilmesini şart koşuyor ama fabrika gibi yönet demiyor.Araba fabrikasını düşünün,bir kaç değişik model üretir,içini güzel aksesuarlarla donatır,güçlü motor takıp piyasaya sürer müşteri beklersiniz.Çok satar kar,az satarsanız zarar yaparsınız.Kazandıklarınızı yeni modellere yatırım yapar üretimi çoğaltırsınız,zarara uğradıysanız üretimi azaltır,masrafları düşürmek için işçileriniz bile çıkarmak zorunda kalırsınız.Peki futbol kulüplerini aynı şekilde yürütmek mümkün mü?
Başkanlarımız kulüpleri kendi şirketleri gibi yönetme imkanları var mı? Hayır yok.Sayın Adnan Polat sahip olduğu şirket zarar yapsa büyük ihtimal üretimi azaltır işçi çıkartmaya kadar gider hatta fabrikayı kapatır.Galatasaray bu sezon şampiyon olamayıp birde Avrupa kupalarına katılamazsa büyük maddi zarara uğrayacak.Adnan Polat kalkıp önümüzdeki sezon için hedef küçültüp A2 ağırlıklı kadroyla yeni yapılanmaya gidebilir mi? Benim gibi bir avuç damardan Galatasaraylı buna dünden razı ama başta müşteriler ve onları yönlendiren medya kesinlikle kabul etmezler.Çünkü insanlar ikinciliği başarı olarak görmüyor,sahada sergilenen oyun kimsenin umurunda değil tabelaya bakıyor herkes,çok bildiklerinden.Futbolu bilmek yetmiyor,yaşamakta lazım.Hoş,bu sezon A2 ağırlıklı kadroyla mücadele etseydik alacağımız en kötü netice lig sıralamasında ilk beş olurdu ve gelecek sezona daha çok ümitli bakardık.
Tuhaf Avrupa hayranlığı var ülkemizin insanında,bir yönden hak veriyorum.Yalnız şunu unutuyor ülkemin güzel insanları,Avrupa halkı bu düzeni oluşturmak için asırlardır mücadele ediyor.Biz ise "neden onca zahmete katlanalım" diyerek olanı birebir kopyalamak istiyoruz.Avrupa'da endüstriyel futbol yeni oluşmadı,ikinci dünya savaşının sona ermesiyle başladı.Ve Avrupa futbolu sade Real Madrid,Manchester United kulüplerinden ibaret değil.Twente,Eintracht Frankfurt vb. kulüplerde var."Babam bana forma aldı Galatasaraylı oldum" böyle futbolsever olunmaz,ancak sıkı takım tutmayı öğrenirsiniz.Sahi,futbol nasıl sevilir? Ya da şöyle sorayım,Futbola nasıl aşık olur insan?
Beni amcam 1972 yılında Galatasaray-Vefaspor maçına götürdüğünde İlk defa canlı futbol maçı seyretme fırsatı buldum.Mahallede oynadığımız gibi değildi,göze hoş gelen kolektif takım oyunuydu.Ve ben Galatasaray'a nasıl aşık olduysam futbola da vuruldum o gün.Bir kaç ay sonra Almanya'ya geldik,ertesi gün babam kaldığımız kasabayı gezdirirken,etrafı tellerle çevrilmiş kafesi andıran küçük bir futbol sahası gördüm.Benim yaşımda çocuklar top oynuyorlardı,hiç durmadım katıldım onlara.Sonra kasabada iki futbol kulübü olduğunu öğrendik ve birisine yazıldım.O günden beri futbol hayatımın parçası oldu.Kaldığım kasaba 28.000 bin nüfuslu,üç futbol kulübü var biri Türk takımı.Üçünün de 6-18 yaş grubu alt yapıları mevcut.Bunun dışında birer güreş,tenis,jimnastik,hentbol ve binicilik kulüpleri bulunuyor.Beş km uzaklıkta olan kasabada durum farklı değil.Şimdi diyeceksiniz "orası Almanya,zengin ülke",inanın bunun parayla pek alakası yok.Esas iş insanların içinde yatan ülkelerine bağlılık ve topluma katkı sağlama tutkusu.Onlar sade bugünü düşünmüyor,gelecek nesil için yatırım yapıyorlar.Üstelik devlet çok az maddi yardım ediyor,insanlar hepsini ortak dayanışma içinde yürütüyorlar.
Beşiktaş Nijerya'da Futbol takımı kurmuş,iyi hoş.Peki neden Mardin de,Batman da bir takım kurmuyorsun?Galatasaray Türkiye'dir diyoruz,güzel ama Diyarbakırlı Galatasaraylılar ne kadar Galatasaray'ı yakından yaşayabiliyorlar,orada bir tesisimiz var mı? YOK(!)Eğer ultrAslan,çArşı,GFB vb. taraftar grupları olmasaydı,taraftarlar gönül verdikleri kulüplerini yakından yaşama imkanları olmayacaktı.Kulübe taraftar kazandırmakla kim mükellef? Kulüpler mi yoksa Taraftar oluşumlarımı?
Türk futbolunu yönetenler kağıt üzerinde gördükleri rakamlara aldanıyorlar.Lafa gelince milyonlarca Taraftardan bahsedenler yanıldıklarının farkındalar ama ısrarla yanlışlarından vaz geçmiyorlar.Kulüpler kapılarını sade belirli kesime açmış,taraftarın büyük kısmını "bizi sevsinler ama uzak kalsınlar" zihniyeti altında mesafede tutuyorlar.Milyonlarca avroları kalitesiz yabancı oyunculara harcayacakları yerde,tesisler kurarak hem halkı spora teşvik edip diğer yandan taraftarı sevdiği kulübü dolu,dolu yaşama imkanı sunsalardı.Şimdi biz şu lanet olası bacasız sanayinin kralıydık.
Türk halkı spordan mahrum bırakıldı,yeterli imkanlar sunulmadı,insanlar yanlış eğitildi.Yıllardır Babadan oğla devredilen takım tutma alışkanlığınla işi götürdüler ve şimdi gelinen nokta ortada.Türkiye'de endüstriyel futbol anlayışı merchandising ile müşteri avlamak ve medyada üç büyük kulübün üzerine dönen polemiklerden oluşuyor.Nereye kadar? İnsanlar aptal değil etrafta olanların farkındalar,yurtdışı denilen bir tık ötesi kimseyi kandıramazsınız.Bir kaç yıl önce TFF"LÜTFEN" adı altında fairplay kampanyası yapıyordu.TFF yine böyle kampanya başlatmalı,bu sefer slogan "LÜTFEN FUTBOL OYNAYIN" olmalı.
Kendinize iyilik yapın Futbol oynayın,HEMEN ŞİMDİ !
