Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit page Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

TARAFTAR ?

Antika Dönemi

Taraftarlar, seyirciler şimdiki zamanda ortaya çıkan fenomen değiller. Geçmiş antika döneminde yapılan dini törenlerde, ayinler ve spor müsabakalarında kendilerine uygun şekilde tezahüratlar ile eşlik ederlerdi. O yıllarda da başarılar kutlanır, başarısızlıklar lanetlenirdi.

Her dönemde yapılan spor müsabakalarında seyirciler olurdu. Seyircileri organize etmekle müsabakaları düzenleyenlerin görevliydi.

 

Örneğin MÖ 776 yılında yapılan ilk olimpiyatlarda büyük miktar toprak yarış pistinin etrafına yığılarak seyircilerin yarışları rahat izlemesi için tribün şekli verildi.

 

O zamanın seyircileri şimdikiler gibi şanslı değildi! Tribünlerin üstü açıktı ve sporculara saygısızlık olur diye başlarını örtmelerine dahi müsade verilmiyordu.

 

Seyirciler ihtiyaçlarını giderecek yeterli su bulamıyordu. Sporcularda da durum pek iç açıçı değildi çünkü onlar içinde yarışlardan sonra yıkanma imkânları bulunmuyordu.

Modern Roma çağında, gladyatör dövüşleri ve araba yarışları için büyük arenalar vardı bunlardan biri imparator Titus tarafından tasarlanan MS 70 yılında faaliyete giren ünlü Roma Koleseum. Bir keresinde düzenlenen araba yarışında Circus Maximus 350.000 bin kişiye konukluk etti. Maalesef yarış bittıkten sonra çıkan olaylarda binlerce insan hayatını yitirdi.


 

İlk ve Ortaçağ

Modern stadlar 20. asrın ilk yıllarında yapılmaya başlandı. Daha önceleri seyirciler ilk ve ortaçağda Avrupa’nın değişik ülkelerinde düzenlenen şövalye turnuvalarında veya başka spor etkinliklerinde bulundular.

 

Örneğin Portoise kasabasında düzenlenen şövalye turnuvasını 2000 bin kadar seyirci izlendiği söylenir.

 



 

 

Bu dönemde göze çarpan seyircilerin iki gruplara ayırılması. Bir tarafta asaletli zengin seyirciler, diğer tarafta halkın alt kesimi olan fakirler.

 

Bazen bu alt kesim seyirciler zengin seyircileri rahatsız ettiğinden dolayı müsabakalara alınmazlardı. Bu gelenek 20. yüzyılın başlarına kadar kısmen sürdü.

Seyircileri sınıflara ayırmadan yapılan oyunlarda vardı örneğin; 12. yüzyılda İngiltere'de icaat edilen "Shrovetide Football" tüm kasaba halkının katılımıyla oynanıyordu. Bu oyunda topu önceden belirlenmiş bir köprünün altından geçirmekti. Yaşlı, genç, kadın, erkek, çoluk çocuk hepsi günlerce süren oyunda dere, tepe, ormanlık alan tanımadan topun peşinden koşuyorlardı işin üzücü yanıysa oyunda kural olmadığından olaylar çıkar ve hayatını kaybedenler olurdu.




 

 

Yeniçağda Artan Seyirci İlgisi

19. yüzyılda spor kulüpleri kurularak yaygınlaşınca spora olan ilgide arttı. 1811`de Londra’da yapılan boks maçına 20.000 bin seyirci izledi.

 

1830 yılında Newmarket şehrinde yapılan araba yarışını 100.000 kişi, 1869 senesinde dünyanın iki büyük üniversitesi Cambridge ve Oxford arasında yapılan regatta yarışını 1.000.000 seyirci izledi.

20. Yüzyılın başlarında büyük stadyumlar inşaa edildi. Wembley Stadı 1923, Berlin Olimpiyat Stadı 1936 yıllarında faaliyete girdi.

 

Bu stadlar halk arasında çok ilgi çekiyordu ve öncelikli olarak futbol maçlarına göre tasarlandılar(Wembley). Sonra atletizim stadları yapıldı örneğin Berlin Olimpiyat Stadı.
 

 

Büyük Arenalar ve Seyirci Rekorları

20. yüzyılda futbol müsabakalarında görülen en çok seyirci Rio de Janerio`da bulunan ve 16 Haziran 1950`de Maracana Stadı’nda Brezilya-Uruguay arasında oynanan dünya kupası finalidir; resmi rakam 199.854.

 

Diğeri ise yine aynı statda 19 Kasım 1969 yılında Brezilya-Paraguay arasında oynanan dünya kupası eleme maçında görüldü, resmi rakam 183.341. 

 

Maracana Stadı 1998 yılında restore edilerek kapasitesi 80.000 düşürüldü, şu an dünyanın en büyük kapasitesine sahip stadyumu Meksika`da bulunan Aztek Stadı’dır, resmi rakam 105.000.

 

Yüksek kapasiteye sahip dünyada iki stat daha bulunuyor; Pjöngjang (150.000) Kalkutta (120.000) ama bu iki statta nadir futbol müsabakaları oynandığından dolayı sıralamaya alınmıyorlar.

 

Avrupa’nın en büyük futbol arenası İspanya’nın Barcelona şehrinde bulunan Camp Nou stadıdır, resmi rakam 99.000.

 

 

Olaylar

Seyircilerin çoğalması beraberinde tehlikeleri de getirdi, bunlara karşı önlem almak için stadları güvenli hale getirmek zorunlu oldu.Müsabakalarda çıkan olaylarda ağır yaralanan ve ölenlerde vardı; maalesef bu vahim olaylar genelde futbol maçlarında görülmektedir.

 

25 Mayıs 1985 Brüksel Heysel Stadı’nda Liverpool-Juventus Şampiyon Galipler Kupası final maçı öncesi çıkan olaylarda 39 kişi öldü, 470 kişi yaralandı.

Her çıkan olayı holiganlara ya da diğer taraftarları suçlamamak lazım. En büyük etken Panik ve stadların kötü mimari yapılarının da büyük rolü var; seyirci sayısı yüksek olan futbol maçlarında çıkan dramatik olaylarda yaralanmalar ve hayat kayıpları genelde paniktendir.

 

En çarpıcı olaylar İngiltere’de olmuştur örneğin; 1946 yılında Bolton Wanderers ve Stoke City arasında oynanan kupa maçında seyircileri birbirinden ayıran duvar yıkılınca 33 kişi hayatını kaybetti.

 

Bir diğer olay 1985 yılında cereyan etti, Bradford Stadı’nda çıkan yangında güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğundan dolayı 57 kişi yanarak hayatını yitirdi.

Aşağıdaki tabelada 1900 ile 2001 arası futbol müsabakalarında çıkan olaylarda hayatını yitiren ve ağır yaralananların sıralamasını görebilirsiniz:
Kaynak
link

 

Tarih            Yer        Ölü      Yaralı
----------------------------------------------
1902         Glasgow   25        350
----------------------------------------------
1946          Bolton       33        500
----------------------------------------------
1957       Floransa       -         120
----------------------------------------------
1959        Naples         -          65
----------------------------------------------
1961            Şili            5         300
-----------------------------------------------
1964          Lima       350         500
-----------------------------------------------
1964         İstanbul        -           84
------------------------------------------------
1966            Kahire        -         300
-------------------------------------------------
1967          Kayseri      48        602
--------------------------------------------------
1968  Buenos Aires     72       113
--------------------------------------------------
1971       Glasgow         66          -
-------------------------------------------------
1974       Kahire             48          47
-------------------------------------------------
1979    Hamburg             1           15
-------------------------------------------------
1979      Lagos                24         27
-------------------------------------------------
1980     Kalkuta              16         100
-------------------------------------------------
1981       Atina                  21        54
--------------------------------------------------
1982      Moskova            60          -
--------------------------------------------------
1982     Kolombiya          24        50
-------------------------------------------------
1982      Cezayir                8       600
--------------------------------------------------
1985       Bradford          57       200
--------------------------------------------------
1985      Meksika           10        30
--------------------------------------------------
1985      Brüksel            39       470
--------------------------------------------------
1989    Hillsborough     96      400
---------------------------------------------------
1991 Johannesburg     42       42
-----------------------------------------------------
 1992    Fransa               15        ?(belirsiz)

------------------------------------------------------
1996  Guatemala          84       150
-------------------------------------------------------
2000    Harare                13      ?(belirsiz)
-----------------------------------------------------
2001 Lambumbashi      7     ?(belirsiz)
----------------------------------------------------
2001 Ellis Park              43    ?(belirsiz)
-----------------------------------------------------
2001 Ghana                126     ?(belirsiz)
------------------------------------------------------
2001 Sari                       2       ?(belirsiz)
------------------------------------------------------


 

Yukardaki tabela yanlış tartışmalara yol açmasın, spor müsabakalarında çıkan olaylar sadece 20. yüzyılın illeti değil, yazının başında belirttiğim gibi Antika Dönemi’ne kadar uzanıyor.

Tarih İçinde Seyirci Olayları

Elias ve Dunning`in araştırmalarından yola çıktığımız zaman 14. yüzyılda II. Edward şimdiki futbola benzer oyunu toplum güvenliğinden kaygılanıldığı için yasaklattı.

 

İngiliz futbol federasyonu 19. yüzyılın sonlarında çıkan bir çok olayları kontrol altına alamadığı yüzünden futbol sahaları uzun süre kapattı.

Diğer bir örnek 4. yüzyılın Roma’sından. Circus Maximus`ta yapılan araba yarışlarında sürekli "Yeşil" ve "Mavi" taraftar grupları arasında ağır olaylar çıkardı. MS. 55-120 yıllarında yaşayan Romalı tarihçi Tacitus`un yazılarında geçen bir olay Pompejiler ve Nuceria göçmenleri arasında geçiyor.Olayı tetikleyen Livenius Regulus tarafından düzenlenen gladyatör dövüşünde sebepsiz yere çıkan bir kavga yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine ve binlerce insanın ağır yaralanmasına sebep oldu. Olaylardan sorumlu tutulan organizatörler 10 yıl hapis cezası verildikten sonra sürgüne yollandılar.


Deplasman Tutkusu

Neden insanlar zamanlarının büyük bölümünü tuttukları bir kulübün peşinden koşmaya ayırıyorlar?

Nedir bu yüzlerce ülke dolaşıp dünyanın ünlü futbol stadlarında maç seyretme bağımlılığı?

Bu tutkunun adı "Groundhopping", Türkçeye çevirdiğimizde ‘daldan dala atlamak’ anlamına geliyor. Groundhopping tutkuluları kendi aralarında bunu yarış haline getirmişler; kim en fazla ülkeye gidip maç seyretti yarışı.

ULTRA oluşumları ile karşılaştırıldığında bu tutkuya sadece "Groundhopping" demek yanlış olur. Ultraların her deplasmana gitmelerinin nedeni daha çok arma sevgisi ve yabancı şehirlere ve ülkelere giderek kulüplerinin renklerini temsil etmenin onlara büyük haz vermesidir.



Yazının bu bölümünde taraftarın içgüdüsünü ortaya çıkartmaya çalışacağım, tabi kendi taraftar kimliğimi de içine katarak.

Taraftar tutkusu ve içgüdüsü üzerine birçok varsayımlar var ama biz bu varsayımları bir kenara bırakıp işin bilimsel yanına bakalım.

Wilson, Schrader ve Wann bu tutkuyu 8 noktayla tarif etmişler.

1.) Grup ortamı: Değişik karakterlere sahip ama aynı görüşleri paylaşan insanlar ile beraber hareket ederek yaşam motivasyonu kazanmak.

2.) Aile ortamı: Aynı görüşe sahip insanların bir araya geldiğinde oluşan aile ortamı,şahısların özlemini çektiği,belki hiç doğru düzgün yaşayamadığı aile havasının özlemini gidermesi.

3.) Estetik: Yapılan sporun estetiğinden hoşlanmak.

4.) Onur: İnsan yaşamı boyu aslında tek bir şeyin peşindedir; onur kazanmanın.
Bazılar şan, şöhret veya zenginliğe ulaştığında onurlanır diğerleri sıradan hayat yaşar hatta fakirdir kendini onurlandırmak için mesela tutuğu kulüple özdeşleşir.

5.) Ekonomi: Seyirci iştirak ettiği spor müsabakalarından ekonomik gelir elde etmesi; örneğin bahis oyunları.

6.) Heyecan: Spor müsabakaları hangisi olursa olsun sonuca bağlıdır, bir taraf kazanan olur diğeri kaybeden; futbol ise üç neticeli oyundur. Hedef ama her zaman kazanmaktır bu da taraftara büyük seyir zevki ve heyecan yaşatır.

7.) Kaçış: Güncel hayatın yarattığı monotonluktan kaçıp yeni heyecanlar yaşamak.


 

8.) Eğlence: Spor müsabakalarının yaşattığı heyecanın yanı sıra aynı zamanda eğlencedir.

İlk bakışta bu noktaların birbirine benzediğini görebiliriz hatta iki nokta örtüşüyor "Heyecan" ve "Kaçış". Diğer yandan Strauss’un teorisine göre insanları spor müsabakalarına teşvik eden sebepler için 4 nokta daha eklemeliyiz.

1.) Özdeşim

2.) Teşhir

3.) Atmosfere katkı ve

4.) Atmosferi kontrol etmek


Özdeşim ve Kimlik

Tajfel`in teorisine göre insanların kimlik yapısını ikiye ayırmalıyız:

İlki her insanın kendine ait olan şahsi kimliği vardır.

 

Bunlar şöyle sıralanır; kendi öz düşünceleri,duruşu ve kişisel özgüvenden doğan "bir işi bitirme" çabası. Örneğin, bir görevi üstlenip onu sonuca ulaştırmak insanların aynı zamanda kişisel becerilerini ortaya koyarak yaptığı iş ile özdeşleşmesidir.

İkincisi sosyal kimliktir, bu noktada insanların aynı görüşe sahip bir veya birçok sosyal gruplara katılımını görebiliriz.Örneğin,her Türk’ün tutuğu bir takım vardır ama aynı zamanda milli takımımıza da büyük sempati duyarız onların başarılarına hep beraber seviniriz, milli takım oyuncularına yakınlık gösteririz. Bu tutumumuzdaki doğalığı aynı ülkeye ait olan kulüp takımının yurt dışındaki başarısında göstermeyiz,Ki o takımda olan Türk oyuncuların milli olması önemli değildir. (Bu bölümü Türk insanına göre tasarladım çünkü Tajfel başka ülkeden örnek vermiş.)

Taraftar Nasıl Olunur?

Bir spor kulübünle özdeşim ve aşırı gönül bağı kurmak taraftar kimliğini ortaya çıkarır. Taraftar büyük zamanını aynı renklere gönül verenler ile geçirir,onlar ile beraber hareket eder, maçlarda takımını destekler ve onu dışa doğru temsil eder.Temsil etme duygusu kulüple olan özdeşimin yaratığı sosyal kimlik,taraftarın kendine özel biri olduğunu hissettirir.

Taraftar olmanın diğer örneğini Mc Pherson vermiş.Ona göre insanı taraftar olmaya teşvik edenlerin başında babalar geliyor; hem kız ve erkek çocuklar için babaları büyük örnek oluyor. Bunun dışında okullar, arkadaş çevresi, abiler/ablalar, medya ve anneler önemli rol oynuyor.

Taraftar sahip olduğu kimliğini geliştirmesi için psikolojik olarak tutuğu takıma ve içinde bulunduğu taraftar grubuna olan bağını sık tutmalı.Bu gelişmede yaşadığı yörenin büyük rolü var,örneğin tutulan takım doğup büyüdüğü şehirdeyse gönül bağı kurmak daha kolaydır,şehir dışında hatta yurt dışından bu gönül bağını kurmak daha zorlaşır.
(Schlicht ve Strauss`un örneği Avrupa ülkeleri için geçerli. Türkiye’de durum bambaşka üç büyük kulüpler İstanbul takımı olmaları onların tüm ülkede çok popülerler,Van`da bile Galatasaray taraftarı bulunur Avrupa’da yaşayan Türk’ler arasında İstanbul takımları tutanlar vardır.)

Benzer durum Amerika’da okuyan üniversite talebelerinde görülür.Amerika üniversitelerinde spor üst seviyededir hatta ligleri vardır; yapılan sporların başını american football, basketball ve baseball çeker.Okul takımlarının taraftar gruplarıda vardır,ciddi anlamda takımlarınla ve aynı zamanda okudukları üniversiteyle özleşirler.

 

Dietz, Uhler ve Murrel 1999 yılında bir Amerikan Üniversitesi’nin futbol takımını ve ona bağlı olan taraftar kitlesi üzerine 14 hafta süren araştırma yapmışlar.Bu araştırmada takımın başarılı ve başarısız olduğu zamanlarda taraftarın tutumunu ortaya çıkarmışlar.


Özdeşim İçin Önce Başarımı !?

Taraftarın özdeşimini geliştirmesinde iki unsur ön plana çıkıyor:

Birincisi başarının çok büyük rolü var.Üniversite takımınla özdeşleşen taraftarlar takımları galib geldiğinde daha çok övünürler,mağlup olduklarında aynı özdeşim belirtileri görülmemektedir.

İkinci unsur, takımın başarısından kendine pay çıkarmak.

İnsanlar bir şeyleri başarmanın özlemini çekerler,kendileri bunu elde edemediğinde başkalarının başarısına ortak olurlar.

Burada durup bir parantez açalım; yukarıda söz konusu olan araştırma ABD`de yapılmış ve Türkiye için söz konusu olamaz. Ülkemizdeki taraftarlar, hepsi olmasa da büyük çoğunluğu kulüplerine olan karşılıksız sevgileri belki dünyada örneği yoktur.Neden hepsi demiyorum? Çünkü İstanbul kulüpleri içinde üç büyükler,başta Galatasaray’ımız ve Beşiktaş en sadık taraftar kitlesine sahiptirler.Hem Galatasaray olsun hem de Beşiktaş uzun süre şampiyon olamayışları taraftarlarını kulüplerinden soğutmamıştır.

Benzerini Fenerbahçe de göremiyoruz,yedi sene geciken şampiyonluk taraftarlarını kulübe küstürmüş tabii bu kemik taraftar için (Gfb, Kfy vs.) geçerli değil,onlar desteklerini hep sürdürmüşler.Fenerbahçe’de son yıllarda değişik kitle oluştu,bunlar daha çok kulüp için harcadığı paranın hesabını soran müşteriler olarak tanımlanmalı.

Anadolu kulüplerinde takımlarına sadık kalan taraftarlar arasında başta Trabzonsporlu’lar geliyor,son şampiyonlukları 25 sene geride kalsa da hala Trabzonsporlu taraftarlar kulüplerini içerde ve dışarıda desteklemeye devam ediyorlar.Diğer Anadolu kulüpleri; Bursaspor, Sakaryaspor, Eskişehirspor, Kocaeli, Karşıyaka ve Göztepe.

 

Türkiye’de "support your locale team" mantalitesi henüz Avrupa’da olan seviyede değil, bu mantaliteye en yakın Anadolu kulüpleri yukarda saydıklarım.
 

Taraftar ile Seyirci Arasında Olan Fark

Özdeşim bağı kişiden kişiye değişiyor.Yüksek özdeşimli taraftarlar Wann ve Branscobe göre "Die Hard Fans"(ateşli taraftar, ultras); az özdeşimli olanlara da "Fair Wheather Fans"(ılımlı seyirciler) adını vermişler.

Özdeşim belirtileri farklıdır bunun sebebi taraftarların yaşadıkları toplum içindeki kültürel, tarihsel geçmişleri olabilir.Dr.Gunther A.Pilz bir yazısında konuyu detaylı şekilde ele almış. Anlattığı gelişme kolu kesik kot ceketli(Kuttenfan) taraftardan sonra holigana ve post modern ultra`ya dönüşen taraftar kimliğine açıklık getirmiş.

Kuttenfan



Holigan


ULTRAS

 


 

 

Ultrasların amacı takımlarına tribünde maksimum düzeyde destek vermek örneğin; yaptıkları koreografiler, pankartlar, büyük bayrakları ve koordineli tezahüratlar bunlardan bazıları,ama kavgadan da kaçmazlar. Bu kavgaları holiganlığa benzetmemeli çünkü orada bir şiddet bağımlılığı söz konusu ve zevk alarak yapılıyor.

Taraftar ve Tribün Kültürü

Bir kulüple özdeşleşmenin bir çok nedeni olabilir.Gerçek taraftarlar tutukları takım hakkında herkesten daha çok bilgiye sahiptirler ve sporla yakından ilgilenirler.Harcadıkları paraların yanı sıra boş zamanlarından yaptıkları fedakârlıklarıda cabasıdır mesela; deplasmanlara ve bulundukları oluşumun toplantılarına katılarak.Onlar her maçta stadda yerlerini alırlar; diğer seyirciler gibi maç seçmezler.Genelde taraftarlar takımları için hep olumlu düşünürler ve sürekli kazanmasını isterler,geçmişteki başarılardan bahsetmek onların hoşuna gider (bizde durum yine biraz farklı, 14 sene şampiyon olamadığımız günleri yaşayanlar hala o dönemi genç nesile nasıl sabırlı olduklarını ve renklerinden kopmadıklarını örnek gösterirler). Galibiyetleri takımın gücüne ya da sporcuların becerilerine sayarlar.Takımları başarılı olmadığı zaman sebepleri şansızlığa yada hakem hataları olur onlar için.Taraftarlar kendi oluşumları içinde birbirlerine çok bağlıdırlar ve kendilerini diğerlerinden özel tutarlar.Yüksek olan özgüvenleri,toplu halde hareket edişleri onları diğer seyircilerden ayırır.

Şiddet

Taraftarlar bilhassa futbol müsabakalarında olan tutumları agresiftir ve bu yüzden kavga etmekten kaçınmazlar,aynı tutumu sadece takım tutan seyircilerde göremeyiz.Olayların çıkması tek taraftarların karşı rakip taraftarlara olan sert tutumunun yanı sıra polis güçlerinin yanlış tavırlarını da eklemeliyiz.Resmi güvenlik görevlilerin bazı müsabakalarda kasıtlı provoke ederek olay çıkarması sade Türkiye’de görülmemektedir nedeni de üzerlerinde devleti temsil eden üniformanın verdiği üstün güce sahip olma psikolojisidir. Bu duyguyu iyi kontrol edebilmeleri için spor müsabakalarına göre özel eğitim almaları kaçınılmaz olmuştur!

Mann 1979 yılında yaptığı araştırmada olayların çıkma sebeplerini şöyle tarif etmiş"F.O.R.C.E." açılımı: Frustration,Outlawry,Remonstrance,Confrontation,Expression.Türkçesi, Düş Kırıklığı, Dışlanmak, Protesto, Çatışma, Gösteriş, bunlara holiganların kasıtlı saldırgan tutumu ve Vandalizm de eklemeliyiz; bu tür taraftarların esas amaçları maçlarda tribündeki destekten değil sırf kasıtlı olay çıkarıp şiddet emellerine ulaşmak.Böyle olaylar artmaması için polisin çabasının yanı sıra sosyal pedagoji eğitimli ve toplum psikolojisinden anlayan uzmanlarında devreye girmesi şart !!! Örneğin "Taraftar Projesi" altında bunu yapmak mümkün Avrupa’da benzer örnekleri bulunuyor (Fan Project).

Seyircilerin Kullandıkları Strateji ve Taktikler

Seyircilerin kullandığı taktiklerden biriside "BİRG= Basking in reflected glory" Türkçesi "Başkalarının kazandıkları başarılara ortak olmak". BİRGing, insanların dolaylı yollardan bir başkasının elde ettiği başarıdan kendine pay çıkarıp onunla övünmesidir.Cialdinin, Amerika’da yaptığı araştırmada üniversite talebeleri takımları galip geldiğinde derslerde onları temsil eden kıyafetler giyerlermiş (forma,atkı vs.).Cialdini, araştırmasında BİRGingi başka türlü kullanıldığını da ortaya koyuyor.Örneğin üniversite takımı galip geldiğinde talebeler BİRGing taktiğini uygulayarak "biz kazandık" diyip övünürler.Eğer takımları mağlup olduysa "Onlar kaybetti" diyerek mesafe koyarlar,bu taktik içinde"CORF"(Cutting off reflected Failure) Türkçe açılımı "Yansıyan hatalardan uzak durmak" anlamına geliyor.

BİRGing`in başka türü de kişilerin önemli müsabakaları seyrettiklerini bahane etmesidir. Mesela, Amerika’da yaklaşık bir milyon insan Joe Lois ve Max Schmeling arasında yapılan ikinci boks müsabakasını canlı seyrettiğini iddia ederlermiş ama bu imkansız; çünkü müsabaka New York’ta olan Madison Square Garden salonunda yapılmış ve kapasitesi 20.000 bin. BİRGing yapanlar kendilerini başaralı olarak göstermesinden hoşlanır bunu yaparken başarıyla neticelenmiş olayları öne sürerek onlarla özdeşirler, bu taktiği kullananlar yukarda örnek verilen "Fair Weather Fans" (“Güzel Hava Seyircileri" ) bu tutumları kısa ve semboliktir ve genelde takımları mağlup olduğu zamanlar mesafe koyarlar.

Atmosfer ve Ortam

İnsanlar hep pozitif ortamları negatif ortamlardan daha çok tercih ederler,bir şeylerden keyif almanın yollarını ararlar. Pozitif havaya girmek için illaki bir komedi filmi seyretmeye gerekmez, örneğin erkekler aksiyon filmleri seyretmekten baya keyif alırlar.Neşeli ortamlardan keyif almanın diğer yolları da spor müsabakalarıdır bu televizyondan veya canlı olarak statlara giderek yapılır ve genelde kadınlardan daha çok erkeklerin tercihidir.
Spor müsabakalarının yaratığı heyecan hangisi olursa olsun insanlara keyif verir aynı belirtileri TV veya radyodan anlatılan müsabakaları da katabiliriz.Örneğin, bir tenis maçını radyodan dinlendiğinde iki rakip birbirine karşı düşmanca tavır sergiliyorsa bu dinleyicileri daha çok keyiflendirir şayet iki oyuncu dost havasında maçı sürdürüyorsa aynı heyecanı ve keyfi vermez. Spor müsabakalarını canlı seyreden taraftarlarda oluşan heyecan hat safhaya çıkar.Takımları galip geldiğinde gösterdikleri tepki hep olumludur aynısını mağlubiyetlerde görülmez. İşte burada gerçek taraftar ve sıradan seyircileri ayırmalıyız.Ülkemizde son zamanlar sık görünen müşteri seyirciler takımlarının mağlubiyeti kesinleştiğinde maçın bitmesini beklemeden stadı terk ederler ya da sporculara hakaret ederler bu ilk önce sahadaki sporculara yapılan en büyük saygısızlıktır; diğer yandan camiayı küçük düşürmektir.Gerçek taraftar maçın sonunu bekler desteğini kesmez, sporcusunu yanına çağırır sonuç olumsuz olsa bile emeğini alkışlar.

Stadyumda oluşan atmosferden ateşli taraftarların görevidir,bu grupları Avrupa’da kale arkalarında (Curva) ya da ülkemizde ‘Kapalı’da görebiliriz.Bu taraftar oluşumlarına 1960`lı yılların sonunda İtalya’da ortaya çıkan ULTRAS denilir.

Karşılıksız sevgileri, bağımsız hareket etmeleri, endüstriyel futbola karşı duruşları, takımlarına her koşulda destek vermeleri, mesafe tanımaksızın deplasman kovalamaları, tribünlerde açtıkları pankartları, büyük emek vererek yaptıkları koreografiler, tüm müsabaka boyu susmadan takımlarına tezahürat etmeleri ve meşale şovları onları diğer seyircilerden özel tutar.

ULTRAS`lar 12. adam görevini üstlenmişlerdir,onlar statların vazgeçilmezidir; her ne kadar polis, yöneticiler ve medya onları statlardan uzaklaştırmak için baskı kursa da ULTRAS grupları futbolun en önemli parçasıdır. Ülkemizde ultrAslan,GFB,çArşı,Texas,Tatangalar,Hodri Meydan vb. Avrupa’da olan diğer oluşumlardan farklıdır; oluşumlar müsabaka ayırmadan Kulüplerin'e her yerde destek verir.İtalya’daki ultras grupları daha çok orijinal Ultras manifestosuna en yakın oluşumlar gibi gözükürler.Türkiye de oluşumlar endüstriyel futbola karşı henüz yeterli direniş veremeselerde her şeye rağmen tribünlerde hiç bir siyasi, din, ırk ayrımı yapmadan tamamen ‘Arma’ sevgisini önde tutarak desteğini sürdürür ve aynı zamanda bir sivil toplum örgütü gibi hareket ederler; okullara yardımları, ağaç dikme kampanyaları, kan ve ilik bağışları bazı örnekleridir. Aralarındaki dayanışma ve yardımlaşma tam bir aile ortamını anımsatır.

Türkiye’de taraftar denildi mi ilk önce akıllara gelen "çapulcular" ya da "tribün terörü" dür. Buna endüstriyel futbolu da ekledik mi karşımıza "müşteri" olarak çıkarlar.Neticede taraftar da bir insan, onu ne leylekler getirdi ne de uzaylılar ışınladı, bu insanlarında annesi ve babası var, en büyük tehlike nedir biliyor musunuz? İlgisizlik ve umursanmamak…
 

Erdal Güngör

 

 

 

Werbung
Diese Seite teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: