DK; God Shave The Queen
Lineker yine haklı çıktı,”Futbol, 22 kişinin bir topun peşinden koştuğu, sürekli hata yapan bir hakem tarafından yönetildiği ve sonunda Almanların kazandığı oyun”. Klişeleşmiş sözler İngiliz futbol milli takımının manifestosu oldu, “German wins” şuur altı yapmış zavallılara. Dün tribünlerde bazı İngiliz seyircilerinin kostümleri gözüme takıldı, kimi kendisini haçlı şövalyelere benzetmiş, diğeri ikinci dünya savaşında Alman askerleri gibi giyinmiş. Ada’da yaşamak güzel de birileri artık bu adamlara 21. Yüzyıla girdiğimizi söylemeli. Evet, top bu sefer çizgiyi geçti ama fark etmez Fransızların elenmesinden sonra “oh olsun voll.2”.
Almanların golü öyle bir zamanda geldi ki, başka çareleri kalmamıştı, ya atacaklar ya da batacaklardı. Mesut Özil dün ortalıkta fazla gözükmedi, bizim Türk çocukları “Poster Boy” olmayı kaldıramıyorlar, yinede 4. Golde klâsını konuşturdu, helal olsun. Cumartesi günü bir dünya kupası klasiğine daha şahit olacağız “Almanya vs. Arjantin”. 1986 finalinin rövanşını Almanlar 1990’da almışlardı, Arjantin 2006’da penaltılarla elendi, ben bu iki takımı finalde görmek isterdim maalesef Almanların son maçı olacak. Kesin konuşmamın sebebi, dün İngilizler biraz becerikli olsalar maçı çevirebilirlerdi, şayet Almanlar savunmada aynı hataları yaparlarsa hezimete uğrarlar.
P.S. Başlık hata değil, Almanların iğrenç şakalarından bir örnek ;)
DK; Birinci Perde
Pekte dramatik geçti diyemem kendi açımdan, biraz trajikomikti. Fransa rezil olarak elendi, senaryo gereği değil zaten belliydi. Beddualarla gelmişlerdi Güney Afrika’ya, pizza hut İrlandalıların acılarına mehlem oldumu? Orası muamma(!) İtalyanların eleneceği birçok kahve falında çıkmıştı, İtalya demişken Lippinin basın toplantısında söylediklerini alıp ders olarak bazı “Pro Lisans” kurslarında okutulmalı,”Eğer bir takım saha içinde verilen talimatları yerine getiremiyorsa, bunun tek suçlusu teknik direktörüdür” sözleri birilerinin kulağına küpe olsun. Kim kupayı kaldırır bilemem ama şu kesin, bu turnuvanın en büyük galibi “Amerika” kıtası. Kuzey=ABD, Orta=Meksika, Güney=Arjantin, Brezilya, Uruguay, Şili, Paraguay. Tek fire Honduras, geri kalan son 16 takımlar arasında. Afrikalılardan sade Gana kaldı, yazık oldu şahsen büyük beklentiler içindeydim maalesef futbol namına hiçbir şey göremedik, “birkaç haftalığına göreve getirilen teknik direktörler futboldan mahrum yöneticilerin kellesini kurtarmadı” diyen Afrika uzmanı Otto Pfisterin teşhisine bende katılıyorum.
Avrupalılar kaybetti diyemeyiz, aslına bakarsak başta Güney Amerikalıların başarısının altında onların imzası var. Neredeyse tüm oyuncular antika kıtadan geliyor kendilerine sade devşirme kalıyor, bir tür altyapı hamallığı yapıyorlar da nereye kadar? Vuvuzela Almanya’nın Bremen kentinde yasaklandı, belki mızıkacılarına saygısızlık yapmak istemediler. Ne kadar dile getirilse az, yeni toptan tutun kurallarına kadar 76. Kez düzenlenen Dünya kupasında futbolu katletmek için FİFA elinden ne geldiyse yaptı, boşuna “Kahrolsun endüstriyel futbol” demiyoruz(!)
Bir “El Clasico” Almanya vs. İngiltere
Dünya kupalarının klasiği haline gelen Almanya-İngiltere karşılaşmalarının birine daha şahit olacağız yarın. 1966 finalinden sonra dördüncü kez karşılaşacaklar, üçünde Almanlar üstün çıktı bakalım bu sefer yine Lineker haklı çıkacakmı. İki takımında zaafları hemen, hemen aynı defansta büyük açıklar veriyorlar. Almanlar da Schweinsteiger belirsizliği sürüyor, üst baldırında olan sakatlığı ulusal sorun haline geldi. İki futbol ustasının maçı olabilir, Mesut Özil vs. Steven Gerrad. Kalbim Mesuttan yana, diğer usta uyak Ballack çeyrek finale yükselirseler takıma moral vermek için kampa katılacak. Bu arada Ballack 2012 yılına kadar Leverkusen’e imzaladı, Baştürk ve Ze Roberto da gelirse Leverkusen’de eski şeytan üçgeni yeniden oluşur.
R.I.P. Michael...
DK; Devam Ediyor
Ediyor etmesine ama ben artık her maça bakmıyorum. Futbol yorumcusu olmadığım için öyle taktik dolu destanlar yazamam, hem neden? Arjantin-Güney Kore maçına bakamadım, Yunanistan-Nijerya müsabakası ilgimi daha çok çekti. Yanılmamışım güzel maç oldu, Yunanlar 0:1 geri düştükten sonra maçı çevireceklerini hiç beklemezdim açıkçası, bravo meğer Otto Rehagel’in takımı oynayıp kazanmasını becerebiliyormuş. Yunanistan şimdiye kadar katıldığı dünya kupalarında ilk galibiyetini aldı, Arjantin’i yeneceklerini sanmıyorum ama belli olmaz. Bu dünya kupasında kaleciler ön plana çıktı, harika kurtarışlarınla değil, yaptıkları hatalarıyla. Tabii Jabulani önemli faktör de, Slovenya kalecisi ABD’ye karşı yediği ilk golü aptallığına saysın. Otobüs bekler gibi rakibin üzerine gelişini beklersen jenerik olursun.
Fransızları hiç seyretmiyorum, fazla bir şeyde kaçırdığım yok. Anelka’yı postalamışlar, İrlanda’da beleş pizza revaçta, afiyet olsun Fransa’ya müstahak. İtalya için tek kelime “porca miseria” Paraguaylı oyuncuların nefesi yetmedi. Almanları abartmayın demiştim, tarihlerinde en genç ve üst düzey teknik yeteneğe sahip oyuncular ile bu dünya kupasına katılıyorlar, fakat neden bir Frings yok diye sormak lazım Löw’e . Bartstuber genç, dinamik geçtiğimiz sezon Bayern Münih ile önemli maçlara çıktı ama henüz uluslar arası tecrübeye ulaşamadı. Turnuvada göze batan diğer unsur hakemlerin FİFA’nın ön gördüğü katı kuralları harfiyen uygulaması. FİFA’nın amacı sertliği önleyip oyunun seyir zevkini artırmak, fakat diğer yandan akıcılığını ve mücadele zevkini azaltıyor. Schweinsteiger Sırbistan maçı sonrası bu konudan çok şikâyetçiydi “Futbol oynama hevesimiz kalmadı” diyordu Alman oyuncu, bence haklı. Bu dünya kupasında kart rekoru kırılabilir, kırmızı kartsız maç geçmiyor. Almanya Sırbistan müsabakasında daha 20 dakika dolmamıştı 5 sarı kart gösterildi.
Avustralya için dünya kupası benim açımdan bitti, geçen turnuvalarda gösterdikleri mücadelelerinden bir hayli uzaktalar üstelik oyun kuramıyorlar. Harry Kewel için üzgünüm, kasıt yok yaptığında ama kural açık ve net, kale çizgisi üstünde el teması varsa hiç affı yok. Afrikalılar takım olamıyorlar bir tek Fildişi Sahili daha derli toplu gözüküyor. Çok üstün yetenekli oyuncuları var ve neredeyse hepsi Avrupa’da top koşturuyor, yalnız hepsi kendilerine oynuyorlar. Dün Gana’da bunu yine gördüm, Avustralya 10 kişi kalmasa zorlanırlardı çok pozisyonda egoist davrandılar. Hollanda vites yükseltmedi, komşuları Almanların geçmişte başarıyla uyguladıkları gibi minimum çabayla kazanıyorlar. Japonlar uzun süre Hollanda’dan üstün oynadılar ama gol yollarında şansları yaver gitmedi. Portakallar gruptan çıktılar ve umarım Semi final maçlarında Robben sahne alırsa eski Hollanda’yı göreceğiz. Beckenbauer İngiltere’nin Capello ile geriye gittiğini söylemişti, yalan değil ama sade Capello’ya yüklenmek yanlış olur. İngilizler Premier League kurulalı özlerinden ödün vererek ekollerini yitirdiler, bunda yabancı teknik direktörlerin önemli rolü var. Zira kulüp takımları Avrupa’yı kasıp kavursa da baktığımızda İngiliz oyuncular azınlıkta, malum milli takıma olumsuz yansıması kaçınılmaz oluyor. Cezayir takımı mükemmel savunma yaptı fazlasını da göremedik şimdiye kadar. Gol yememek için çıktıkları maçta orta saha ve forvete gerek görmemişler, turnuva bitsinde eve gitsek havasında bir halleri var. Bu arada Alman Sky TV kanalının spikeri Galatasaray’ın Cezayirli Madjid Bougherra ile ilgilendiğini söyledi, aslı varmı bilmiyorum.
Kamerun ilk elenen takım oldu, sürpriz değil yukarıda da belirttiğim gibi Afrikalılar takım olma özelliğinden uzaktalar ve böyle büyük turnuvalarda sade kişisel yetenekleriyle başarıya ulaşmaları imkânsız. Danimarka galibiyeti hak etti, güzel oynadılar şanslıydılar da diyebilirim. Emana biraz becerikli olsa farklı skorda çıkabilirdi ortaya. Danimarka’nın attığı ilk gole hasret kalmıştık, modern futbol dedikleri illetten uzakta buram, buram nostalji kokuyordu. Kanata açılan diyagonal pas, topun gelişine içeri orta ve gol, 1994 Arjantin-Romanya maçı akılıma geldi, Romanyalılar üç pasla Arjantinlileri avlamışlardı.
Forgotten Knowledge
Yüzümde acı bir gülümseme, sizi seyrediyorum. Son anda harekete geçmiş trene atlayanlar gibisiniz, vasat geçen dünya kupası maçlarını görüncemi aklınız başınıza geldi? Şimdi endüstriyel futbol tu kaka, unutmayın endüstriyel futbol olmasaydı o ekranlara çıkamazdınız. Gel Vatandaş gel, endüstriyel futbola karşı panellere gel, bak orak çekiçte var gel. Geçimlerini futbolu pazarlayanların oluşturduğu kahpe piyasandan sağlayanların endüstriyel futbola karşı duruş sergilemeleri çok trajikomik,”be loyal to the game”.
Sürekli yüzüme vuruyorlar,”sen Avrupa da yaşıyorsun orada Ultra felsefesi yaygın” filan, falan hiç alakası yok, size anlatayım ne zaman Ultras ile tanıştığımı. Yaklaşık 18 yıl önce Ali Sami Yen stadında maça gelmiştim…..amaaan canım boş verin fazla zamanınızı almayım,zaten ukala bir yazı oldu.
DK; Diğer Üç Gün
İlk tur grup maçları tamamlandı, şu sıralar Güney Afrika-Uruguay müsabakasıyla ikinci tur başladı. Peki, biz şimdiye kadar ne anladık bu kupadan? Ne tadı var nede tuzu, açıkçası hiç zevk almıyorum, Kamerun-Japonya oynuyor aralarında iki fark var ten ve forma renkleri. Sanki tüm takımlar anlaşmış aynı kalıp futbol oynuyorlar. Ha Yeni Zelanda-Slovakya seyretmişim, ya da Honduras-Şili hiç fark yok al birini vur ötekine.
Hollanda geçmiş turnuvalarda olduğu gibi alışa gelmiş fırtına çıkışını yapmadı, akıllanmışlar bu defa ağırdan aldılar. Bir zamanların “Danish Dinamite” Danimarka’sından eser kalmamış, onlarda modern kalıba ayak uydurmuşlar. Arada öne çıkanlar var tabii ki Fildişi Sahili-Portekiz, Almanya-Avustralya maçından bence kalite olarak daha üst seviyede geçti tek goller eksikti. Brezilya Kuzey Kore’ye karşı beklentilerin ötesinde kaldı, kazandılar ama maç 15 dakika daha uzasa ortaya bambaşka netice çıkabilirdi, Fildişi ve Portekiz’e karşı aynı oyunu sergilerlerse büyük bir sürprize imza atarlar. Kuzey Kore kapalı kutuydu maçtan önce, Brezilya’ya karşı kutuyu açtılar maç bittikten sonrada tekrar kapattılar. Amatör ruhları diğer rakiplere yeterli gelirmi? Kesin konuşmamak lazım, hala kapalı kutular. İyinin az, kötünün bol olduğu dünya kupasında ilk sürprize şahit olduk. Futbol işte, İspanya oynadı İsviçre sevindi. Bir senedir kaybetmeyen İspanyollar eski alışkanlıklarını bu turnuvada da tekrar eder, grup müsabakalarından sonra evin yolunu tutarlarsa hiç şaşırmam.
Vuvuzela eziyetine devam, birkaç hafta önce statlarda tezahürat yapan taraftarlardan rahatsız olanlar şimdi yalvarıyorlar ama nafile “vııııııı” devam. Size müstahak bundan böyle tribüncülerin kıymetini iyi bilin(!) Tüp bebek…pardon Jabulani apayrı konu, İngilizler isyanda. Evet, doğru Almanya, Fransa vb. Avrupa liglerinde birkaç aydır bu topla oynanıyor fakat saha faktörünü de unutmayalım. Suni ile doğal çim karışımı zemin üstünde ne üdüğü belirsiz topla oynamak Rus ruleti gibi.
"The Mesut Özil Hype"
Fazla konuya girmek istemiyorum, etrafta bir sürü yazılıp çizildi. Hala bizde oynasaydı gibi duygu sömürüsü yapan reyting canavarları var. Mesut ve Serdar bence en iyi tercihlerini yaptılar, gerisi teferruat. Yalnız bir ricam var, artık şu “Gurbetçi” lafını rafa kaldırın hatta yedeklerinizden silin. Trabzon dan İstanbula göç edenler gurbetçi olabilirler ama biz değiliz. Biz “Almanyalıyız” ve nasıl Türklüğümüzle gurur duyuyorsak, Almanyalılığımızla da gurur duyuyoruz. Milliyetçilikle alakası yok bu duygunun, özümüzden ödün vermeden iki kültürü de içimizde yaşıyoruz. Kültür demek Bilgi demektir. Bilgi güçtür, manevi zenginliktir. Paranın satın alamadığı zenginlik(!)
Wir sind da wo wir sind
Denn was anders wollen wir nicht…
DK İlk Üç Gün
Dünya kupası eskidendi, iple çekerdik günleri artık başlasın derdik. Günümüzde yılda ortalama naklen 30 maç seyreden futbolsever için dünya kupasının cazibesi kalmadı. Dün Cezayir-Slovenya maçında bunu anladım ve “modern futbola hayır” sloganının bir kez daha doğru olduğunu gördüm. Bizim gibi emekçilerin tek tatil günü hafta sonunu televizyon karşısında uyku hapı tesiri yapan futbol müsabakalarıyla vakit öldüreceğine iyi değerlendirmesi gerektiği düşüncesinde olan eşim imdadıma yetişti. “Boş ver gel biraz yüzmeye gidelim sonrada bir yerde güzel karnımızı doyururuz” fikri günümü kurtardı. Samimi söylüyorum Almanya’nın Pazar günleri boş otobanlarının trafiği daha heyecanlı tek İstanbul trafiğinde adrenalin şoku yaşama ihtimali yüksek.
Dünya kupası açılış maçları genelde sıkıcı olur, son sürprizi 1990 yılında Arjantin-Kamerun müsabakasında görmüştüm, vasatın altında kalan ev sahibi Güney Afrika bunu gerçekleştirebilirdi ama Meksika müsaade etmedi, yinede iyi bir Dos Santos seyrettim. Akşamüstü Fransa-Uruguay müsabakası ninni tesiri yaptı, benim koltukta gözkapaklarıma karşı verdiğim mücadeleyi sahada futbolcularda göremedim, göz kapaklarım galip geldi. Cumartesi iyi başladı, Yunanistan’ın dünya kupasına katılması kadar Güney Kore’nin kazanması sürpriz değildi, Koreliler güzel futbol oynadılar. Ardından “El Diez’li” Arjantin sahne aldı, en güzelini onlar yaptı, taktiksel düşünceden uzakta “çıkın oynayın aslanlarım” tarzı benim hoşuma gitti gitmesine, fakat gelecek maçlarda geri planda kalan Carlos Bilardo çaktırmadan ipleri eline alacağına kesin gözüyle bakıyorum. İngiltere yine 1950 rövanşını alamadı, o yıllarda itfaiyeciler, marangozlar, maden işçilerinden kurulu ABD takımı 2:1 galip gelmişti. Şimdi hepsi profesyonel. İngiliz kaleci Green de biraz şüpheliyim, yıllardır kaleci sorunu çeken İngilizlere maç öncesi Lehman teşhisi koydu,”Konsantrasyon eksikleri var, profesyonel futbola keşfedildikten sonra okulu erken bırakıyorlar, malum konsantrasyonun en iyi öğrenileceği yer okul”. Lehman doğru konuşuyor, nede olsa uzun yıllar Arsenal kalesini korudu ama sorun bence başka yerde, dün Cezayir kalecisinin yediği golde geri kalır yanı yoktu. Bence sorun şu yeni topta, kalecilerin korkulu rüyası olmasının yanı sıra, doğru düzgün oyun kurmaya fırsat vermiyor, gerçi Almanlar bu dediklerimin tersini kanıtladılar.
Laf Almanlardan açılmışken, dün Gana Sırbistan maçını pas geçmemin doğru olduğunu boşa çıkarmadı. Alman futbol tarihinin en genç kadrosu, mükemmelle yakın oynadılar ama maçtan sonra Lucas Neil’de söylediği gibi “biz onlara bu fırsatı verdik”. Avustralya Crocodile Dundee tarzı futbolundan vazgeçmezse evin yolu şimdiden gözüktü desek yanlış olmaz. Yinede Almanların galibiyetini fazla abartmamak lazım, zira 2002’de Suudi Arabistan’a 8 atmışlar, İrlanda’ya berabere kalıp son grup maçında Kamerun’a karşı zar zor kazanıp tur atlamışlardı. Yalnız şu gerçeği unutmayalım, Almanlar turnuva takımı ve bu sefer ellerindeki genç oyuncuların üstün teknik kapasiteleri göze çarpıyor, böyle devam ederlerse en iyi dünya kupaları olabilir.
Gelelim esas konuya,1974’den bu yana dünya kupalarını takip ediyorum. Oyun kalitesine fazla değinmeyeceğim, bunun için henüz erken. Ama atmosfer açısından en kötü turnuva olmaya aday. Futbol ve Tribün kültüründen bihaber olan ülkede ısrarla dünya kupası düzenlemenin doğru olmadığını uzunca yazmaya gerek görmüyorum. Sade ticareti ön planda tutan FİFA zihniyeti, futbolseverleri dünya kupasından soğumaları için ellerinden gelen ne varsa yapmışlar. Her müsabaka bir eziyet, sanki futbol maçı değil de NASCAR araba yarışları seyrediyoruz. Futbolun en önemli unsuru olan stat atmosferini öldüren, tribün kültürünle hiç bağdaşmayan Vuvuzela denilen illeti statlara sokarak futbol seyir zevkini bitirdiler. Doksan dakika boyu süren vızıltılar sahada futbolcularla beraber, tribünde oturanları, ekran başındakileri ruh hastası etmeye az kaldı. Fransız ve Arjantinliler bu konuda epey rahatsız olduklarını dile getirseler de FİFA yetkililerinin inatçılıkları sürüyor. En yakın zamanda bir mutabakata varılmazsa dört hafta boyu bu eziyete fazla katlanılmaz diye düşünüyorum.
Dünya Kupasına Doğru Vol.3
Her dünya kupasında olduğu gibi bu seferde bir çok ülke kendi "Soundtrack'ini" piyasaya sürdü.Ben Almanların dünya kupası şarkılarına değineceğim. 1974 yılında klasik Alman folk tarzı "Fussball ist unser Leben" Türkçesi Futbol bizim Hayatımız,adlı parça yankı getirmiişti;
Hiç Biri !
Yüzyıllık kulüp hala nasıl bir taraftar kitlesine sahip olduğunun farkında değilse, ya şimdiye kadar onu büyük yapan Taraftarlarını hiç umursamadı ya da yöneticiler kavanoz dünya içinde yaşıyor, çevrede olup bitenden haberleri yok. Bu kitleyi yakından tanımak için yurtdışından yabancı araştırma şirketleri tutuyorlar, bedava değil tabii, parası mutlaka kulübün kasasından ödeniyordur. Galatasaray yeni yapılanma içinde, güzel itirazım yok hatta geç bile kalındı ama nedir bu yabancı hayranlığı? Futbol şubesi kaldırıldı şimdi yerine getirilecek yönetici arıyorlar, bunu da yurtdışından bir şirket araştırıp belirleyecek, tabii onlarda bedava çalışmayacaklar. Yıllardır, Galatasaray’ın yanı sıra diğer büyük İstanbul kulüpleri bilinçsiz yönetildiğinin açık kanıtı. Hala akıllanmayanlar var, misal 6+2+2 uygulamasını yürürlüğe koyanlar. Kendinizden kuşkulanmayın yalnız değiliz Spor Bakanımız Sayın Özak’ta anlamakta güçlük çekiyor.
Canımdan çok sevdiğim kulübümü bu denli eleştirmek zoruma gidiyor, fakat kültür ve spor yuvası Galatasaray’ı ısrarla “Mass Entertainment” işletmesine dönüştürenlere karşı kendi çapımda tepki vermekten, Galatasaray’ı yaşam tarzı seçmiş birisi olarak kesinlikle alıkoymaz. Benim ve benim gibi düşünen Arkadaşlarımın kimyasını bozuyor, hayal kırıklığına uğratıyorsunuz(!) Yaptıkları araştırmayı kendileri de samimi bulmamış olacaklar ki,”hiç biri” seçeneğini koymuşlar, bence bir şık daha konulsaymış “yoksa digitürke abone olmak istermisiniz?” Evet, biliyorum sade kamuoyu araştırması fakat koskoca Galatasaray kulübü bunca yıl belli bir kemik kitleye tribünleri boş kalmasın diye avantaj sağlayıp, şimdi böyle bir fiyat uygulaması için nabız yokluyorsa benim görüşüme göre milyonlarca taraftarlarınla dalga geçiyor anlamına gelir. AB ülkeleri arasında en sağlam ekonomiye sahip ve her sezon seyirci rekorları kıran Almanya’da bile bu fiyatlar astronomik. Birkaç tanıdığım Alman futbolseverle konuştum, adamlar “Türkiye ne kadar çok zengin ülkeymiş, biz oraya göç edelim“ diyerek benimle kafa buldular. Sade onlar kafa bulmuyor, bir anket sorusu var evlere şenlik.”Aylık kazancınız 0-7000 TL”, bu soru arkasına paket seçenekleri ve fiyatları geliyor. Hadi 7000 TL kazananlar vardır helal olsun Allah daha çok versin onlara göre fiyatlar sorun değil, peki “0” geliri olanlar ne gibi seçeneği var? He, doğru ya nasıl unuttum “Hiç Biri” seçeneği var.
Büyük Galatasaray Taraftarı bu yılda ne kadar çok vefalı olduğunu gösterdi, yarım sezonluk 800 TL’ye satışa sunulan KAPALI ÜST kombineleri bitmek üzere, tahminim hafta sonuna kalmaz. Meğerse yıldız transferlere gerek yokmuş, her halükarda Armanın peşindeymiş Taraftar. Ve bunları görmek için ne üdüğü belirsiz ecnebi araştırma şirketlerine de gerek yokmuş. Ama önümüzdeki senelerde şimdi olduğu gibi tüm imkanlarını zorlarlar mı? Orası muamma(!) Son haftalarda tribünde birlik ve beraberlik tartışmaları aldı başını gidiyor, yapılan araştırmada uygulamak istenilen konsept gerçekleşirse, Aslantepe stadının tribünlerinde bu birlik beraberliğin sağlanması imkansız(!) Birde son zamanlarda yeni grup kurma triplerine girenler var, eğer bana sorarsanız; zaten yıllardır yeni gruplara karşı olduğumu beni tanıyanlar bilir ve fikrim eskisi olduğu gibi hiç değişmedi. İki satır üstte dediğim gibi, şayet istedikleri gerçekleşirse şu an mevcut oluşum uA bile gelecek senelerde kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya(!) Zaten bu fiyat politikası Türkiye gerçeklerine bakıldığında uzun süre uygulanması mümkün değil.