Dünya Kupasına Doğru Vol.2
Günümüzde salt futbol oyununun bir önemi kalmadı, futbolu pazarlayanların tek hedefi futbolseverleri söğüşlemek. Geçtiğimiz cumartesi Singapurlu futbolseverler bu yüzden sokaklara döküldüler. Sebep, ülkenin iki özel televizyon kanalı SingTel ve StarHub dünya kupası maçlarının yayın haklarını satın alması, buraya kadar her şey normal. Lakin tüm ülkeler dünya kupası maçlarını yayınlaması için FİFA’ya belirli bedel ödemek zorunda. Fakat Singapur’da olay farklı, turnuvanın bütün maçları seyretmek isteyen Singapurlu futbolseverler 70,62 Singapur doları(50.22 $) ödemek zorunda, çünkü her iki kanalda maçları ortak dönüşümlü şifreli yayınlayacak. Öfkeli Singapurlular bunun üzerine tüm ülkeyi özel televizyon kanallarını boykota çağırdılar. Düzenlenen yürüyüşe kırmızı kartlar hazırlayıp üzerine “You are Off! SingTel, StarHub” yazarak tepkilerini koydular.
Diğer yandan iki özel kanallın yetkililer yaptıkları basın açıklamalarında protestolara anlayış göstermediklerini, uyguladıkları yayın politikasını savundular. “Biz kaç zamandır bu dünya kupasını bekliyoruz, kurumlarımıza önemli maddi kaynak sağlayacak” demişler televizyon patronları. İnşallah Singapurlu futbolseverler sözlerinde durur ve boykotu final maçına kadar sürdürürler. Benzer uygulamayı 2002 dünya kupasında Almanya’da yaşanmıştı. O yıllarda paralı kanal Premiere’nin sahibi Leo Kirch, dünya kupasının bütün yayın haklarını satın almış, maçları şifrelemişti Hatta Türkiye’de bile meydanlarda geniş ekranlarda gösterilmesine karşı çıkmıştı. Ama Leo Kirch’in sonu hüsran oldu, dünya kupası esnasında korsanlar şifreyi kırarak internet üzeri yaydılar ve kısa süre sonra Premiere iflas etti, darısı SingTel ve StarHub’un başına diyelim konuyu kapatalım…
Kahrolsun endüstriyel Futbol !
İhtiyaçlarımız !
Bizim, artık yıldız futbolculara ihtiyacımız yok, kendi içimizden yıldızlar çıkarmalıyız. Sahada son nefesine kadar savaşan, nasıl bir büyük camia içinde bulunduğunun farkında olan, üzerinde taşıdığı kutsal formanın ağırlığını hisseden ve taraftarlarının saygısını kazanmak için hiç yılmadan, skor ne olursa olsun mücadele eden Futbolculara ihtiyacımız var. Neeskens Hocamız son yaptığı röportajında bunu çok güzel dile getirmiş(!)
Biz mutlaka en iyi ve en modern sağlık ekibini getirmeliyiz, oyuncuların sakatlıklarına doğru teşhisi koyan, çabuk iyileşmeleri için her türlü imkânları zorlayan, sahalara çabuk dönmelerini sağlayacak sorumlu uzmanlara ihtiyacımız var.
Oyuncuların morallerini yüksek tutan, onları motive eden, mental olarak maçlara en iyi şekilde hazırlayan psikologları getirmeliyiz.
Yıllardır kaleci problemi çekiyoruz ve yıllardır yedek bekleyen Aykut, malum maç eksiği var ama görünen köy kılavuz istemez, onca sene yedek beklemesine rağmen çok az gelişme kaydetti. Mutlaka iyi bir kaleci antrenörü almamız gerekiyor(!)
Benim Galatasaray’da gördüğüm en önemli eksik Taraftarlarla ilgilenecek kulüp içinden temsilciler olmaması! Her yıl yaklaşık 15.000 bin kombine bileti satın alan Galatasaraylı, derdini anlatacak bir yetkili bulamıyor. Mutlaka kulübümüz Taraftarla yakından ve birebir ilgilenecek elemanlar görevlendirmeli. Artık her Avrupa kulübünün Taraftarla ilgilenen profesyonel elemanları var neden Galatasaray’da olmasın! Bunu mevcut Taraftar oluşumu ultrAslan yapamaz, çünkü onların görevi tribünde takıma destek vermek.
Son olarak mutlaka tribünlerimizde birlik ve beraberliği sağlamalıyız. Ne olursa olsun artık geçmişi bir kenara bırakmalıyız. Yaklaşık 10 yıldır Galatasaray tribünlerinin tek Taraftar oluşumu olan ultrAslan’ı sürekli eleştirerek, onları dışlamakla bir yere varamayız. Hatasız kul olmaz, hiç birimiz sütten çıkmış ak kaşık değiliz. Hepimiz mutlaka hayatımızda hatalar yapmışızdır ve yapacağız da bunun kimse garantisini veremez. Geçmişte kalan kırgınlıkları en azından 90 dakika bir kenara bırakıp el birliğiyle sahip çıkmalıyız. Unutmayalım biz tribünlere kendimizi eğlendirmeye değil GALATASARAY’A destek vermek için geliyoruz. Sorunlar herkes tarafından biliniyor, en kısa zamanda giderileceği için Arkadaşlar büyük çaba gösteriyor ve seneye en iyisini yapacaklarına inanıyorum. İnanmak bir başlangıçtır zaten başka seçeneğimiz kalmadı. Zamana bırakmalıyız, sabırlı olmalıyız, birbirimizi olduğu gibi kabul edip saygı göstermeliyiz ve en önemlisi tahammül etmeyi öğrenmeliyiz(!)
Cardiff City vs. Chelsea
13 Şubat 2010 İngiltere FA-Cup müsabakası öncesi Londranın bir ana caddesinde Chelsea ve Cardiff taraftarları karşılaşıyorlar,gerisini görüntelerden izleyebilirsiniz.
Dünya Kupasına Doğru
Haftaya başlıyor,4 sene ne çabuk geçti, Zidane’nın daha dün Materazzi’ye kafa atışı gözümün önünde. Bu yıl benzer olayları saha içinde görürmüyüz bilemem, inşallah görmeyiz de diyemem çünkü kim ne derse desin şiddet futbolun temel parçası, bunu inkâr edenler hayatında futbol oynamamış,futbolu kitaplardan gazetelerden takip eden…..neyse fazla söze gerek yok,değmez. Sakın yanlış anlamayın kimseyi şiddet uygulamaya teşvik etmiyorum, futbol oynayanlar benim ne demek istediğimi çok iyi anlamışlardır. Dünya kupası başlamadan önce yıldızlar birer, birer sönmeye başladı Balack, Drogba, Ferdinand, Pirlo sakatlandılar, Rooney ve Tores’in durumları muamma. Aslında pekte fazla önemli değil, futbol takım oyunu ve mutlaka her ülke sahaya sürecek 11 oyuncusu var.
Gündemi meşgul eden ve ne hikmetse medya tarafından pek üzerinde durulmayan Güney Afrika’da gergin ortamın gün geçtikçe tırmanması. İki gün önce yine ortamı gerecek olaylar yaşandı, binlerce sokak çocukları, evsizler, dilenciler davar sürüsü gibi toplanıp şehir dışında kurulan kamplara yerleştirildiler. Görüntüler İkinci dünya savaşı Polonya’nın Varşova kentinde yaşananları andırıyordu, nazilerin Musevi uyruklu Polonyalıları toplayıp ölüm kamplarına götürdükleri gibi.
Gelecek misafirler için şehir makyajı, papa gibi hayal dünyasında yaşayan blatter ve diğer FİFA yetkileri dünya kupasının marka değerini düşürecek görüntü kirliliğine tahammülleri yok. Açılışa Mandela’yı görmek istiyormuş blatter bey, acaba 96 yaşında Mandela halkının neler çektiğinin farkında mı? Ki, bir zamanlar o halk için hayatını ortaya atmıştı. Şimdi “Why Mr. Mandela?” diye sorsak nasıl bir cevap alırız?
NO AL CALCIO MODERNO ! #
Futbol kulüpleri nedir? Bazıları futbol kulüplerine işletme olarak bakıyor, ama işletme ticaret, kar daha çok para anlamına gelmiyor mu? Futbol kulüpleri, gelip geçen başkanları, yöneticileri, oyuncuları, hocalarından daha ötesi. Futbol kulüpleri, aynı renklere gönül verenlerin hatıralarla dolu özgeçmişi, hayat felsefesi, yaşam kaynağı. Futbol kulüpleri, insanların kuşaktan kuşağa taşıdığı, özdeşleştiği biricik hazinesi, iyi gününde sevindiği, kötü gününde onunla ağladığı tutkusu. Kısacası Futbol kulüplerin gerçek sahipleri Taraftarı. Taraftarsız futbol kulüpleri, sıradan bir işletmenin kâğıt üzerine yazılı kar/zarar bilanço istatistiğinden fazlası olamaz. Zengin ve güçlü insanlar futbol kulüplerini satın alabilirler, kurnaz, makyavelist yöneticileri de olabilir. Fakat Futbol Kulüplerinin gerçek sahipleri daima TARAFTARLARIDIR(!)
FOOTBALL WITHOUT ULTRAS IS NOTHING !
Taraftar Nasıl Etkisiz Bırakılır? #4
Kulüp yöneticileri taraftarları pasifsize etmek için kullandıkları diğer yöntem ise tribün kontrolünü kendi ellerine geçirmek. Türkiye’de çoğu kulüp bunu uyguluyor, varoşlardan birkaç serseriyi maaşa bağlayıp çıkan çatlak sesleri şiddetle susturuyorlar. Hagi Galatasaray’da Teknik Direktörlük yaptığı yıllarda bir yönetici bunu bizzat uygulatmıştı, ne geçti eline? Şimdi aynı renklere gönül vermiş insanlar birbirine düşman oldular ve son oynanan Fenerbahçe derbisi tüm rezaleti ortaya çıkardı. Unutmayalım sezon ortası Beşiktaş tribünlerinde benzer olaylar yaşanmıştı. Tüm bunlar tribün kültürünü bitme noktasına getirdi, bazı şahıslar şahsi çıkarlarını kulüp menfaatlerinin üstünde görüyorlar, koltuk sevdaları ağır basıyor, medyayı da arkalarına alarak koca camia içinde huzursuzluk çıkarıyorlar. Futbola sade ticaret gözüyle bakan yöneticiler, maddi kaynak üretmek için kulübün değerlerini pazarlamaktan geri kalmıyor gerekirse kutsal renklerini bile değiştiriyorlar. Taraftarların gönül verdiği, özdeşleştiği renkleri değiştirirseniz o insanın duygularını köreltir aynı zamanda tribün bütünlüğünü bozarsınız. Ali Sami Yen stadını tanımayan dışarıdan gelen yabancı, oranın Galatasaray taraftarlarının mabedi olduğuna nasıl inanır?
Tüm bunlar yetmezmiş gibi her sezon boş vaatlerle taraftarları kandırarak şampiyonluk sözleri veren bazı yöneticiler, sözlerini yerine getirmek için her yolu mubah görüyorlar. Sorumsuzca üçüncü sınıf yabancı oyuncular transfer ederek kulübün geleceğiyle oynuyor, hesapları tutmadığında gereksiz yere polemikler çıkartarak suçu başkalarında arıyorlar. Medya’ya tabii bunlar biçilmiş kaftan, sansasyonel saçmalıklar üzerinden ticaret yapan, sözde “Türk Spor Medyası” yeri geldiğinde kulüp yöneticilerini gaza getirerek tuhaf açıklamalar yapmalarına neden oluyor. Örneğin geçtiğimiz sezon medya soytarısı reha muhtarın çirkin suçlamalarını ciddiye alan Büyük Başkanımız Sayın Adnan Polat, bir kalemde kalecimiz Leo Franco’yu sildi, yetmedi Türk Futbolunun temiz olmadığını vurguladı. Onca yıl Galatasaraylıyım ilk defa böyle vahim olaya şahit oldum. Rakibimizin Başkanı geri kalmadı, onun her başarısız geçen sezonun arkasından böyle saçma çıkışlarına artık insanlar alıştı. Hele bu sene son maçta yaşananlar, ne kadar komik dursa da Türk Futbolu adına utanç verici. Bu Galatasaraylı, Beşiktaşlı ya da başka kulüplerin taraftarlarının da başına gelebilirdi. Saf insanların duygularınla oynamak bence büyük bir insanlık suçudur. Hoş, spor bakanımız geçenlerde yaptığı açıklamada Kulüp Yöneticileri ve Medya’yı Türk Halkını daha çok spor yapmalarına teşvik etmeleri için yardım istedi. Birisi boş vaatlerle halkı kandırsın, diğeri de hayal tüccarlığı yaparak köşeyi dönsün birde buna Taraftara müşteri damgası vuran TFF’yi de ekledik mi, şu anki durum Türk Futbolseverlerin daha iyi günleri. Her yıl aynı çirkin olayların yaşandığı ortamda hala tribün kültürü ayakta kalması için mücadele vermek, aynı don kişot gibi hayal değirmenlere karşı savaşmaya benziyor.Allah sonumuzu hayır etsin…..
BBC'den Yeni Belgesel
Malum, Haziran ayındayız ligler bitti, yinede futbolseverler boş durmayacak haftaya cumartesi günü Dünya Kupası başlıyor. Fakat lig maçlarında olduğu gibi tribünler coşkulu görüntülerinden uzak kalacağız, Güney-Kore, Japonlar birazda Vuvuzela hepsi bu kadar. BBC bunu fırsat bilerek bizleri alıştığımız tribün görüntülerinden mahrum bırakmıyor. “The Power and the Passion” Türkçesi Güç ve Tutku adlı 4 bölümlük belgeselin ilki 7 Haziran günü Avrupa saatiyle 19.00’da yayınlanacak.
Belgeselin Yönetmeni David Goldblatt dört farklı ülkenin tribün kültürlerini ele almış, bunlar İtalya, Mısır, Gana ve İngiltere. İlk bölüm İtalya’dan iki ezeli Inter - Milan rekabetini bütün ayrıntılarını içeriyor. İkinci bölüm 14 Haziran saat 19.00 ‘da Mısır’da geçiyor Ülkenin en fanatik taraftarlarına sahip olan El Ahly ve Zamalek kulüplerinin derbisinin perde arkasının yanı sıra, Mısır Tribün kültürünü yakından tanıma fırsatı bulacağız. Üçüncü Bölüm 21 Haziran 19.00’da yayında. Afrika futbolunun en önemli temsilcilerinden biri olan Gana’nın iki büyük futbol kulübü Asante Kotoko ve Accre Hearts rekabetini ele alacak. Sonuncu bölüm 28 Haziran yine saat 19.00’da bu sefer İngiltereden. Konu “The Geordie Nation” Newcastle United herkese karşı. Gerçekten enteresan konular içeriyor, fırsatı olanlar kaçırmasınlar!
Taraftar Nasıl Etkisiz Bırakılır? #3
Nisan ayında Fransa’da bir kaç taraftar oluşumlarının yasakladığını duyduk. Paris, Nice ve Lyon tribünlerinden önemli gruplar devlet tarafından kapatıldı, aralarında Cosa Nostra de Lyon’nun da bulunmasına şahsen çok üzüldüm(!) Devletin bu sert çıkışını fırsat bilen PSG kulüp başkanı Robin Lepraux, kollarını sıvadı ve Parc de Princes stadını yeni düzene sokmaya başladı. Önümüzdeki sezon PSG taraftar oluşumlarına kombine bileti satılmayacak, bununla kalmayıp o gruplara üye olanlar stada alınmayacaklar. Yapılan insan haklarına aykırı fakat taraftarların insan hakları olmadığına göre sorun yok. Başkan Lepraux kulübün zedelenmiş imajını düzeltmenin tribünlere kadın ve çocukları çekerek çözecek. Yeni sezon kadınlara PSG’nin iç saha maçlarına giriş bedava,16 yaş küçüklere(erkekler dâhil) yarı fiyat. İngiltere’de boş durmuyor bu sıralar, holigan olarak fişlenen 60 futbolseverin Güney Afrika’ya gitmemeleri için pasaportlarına el koyuldu, aralarında kadınlarda var.
Garip durum, bir yanda kulüp başkanları tribünleri pasifsize etmeye yönelik kadınları kullanıyor diğer yanda kadınlar holigan damgası yiyorlar. Futbol sanayisini koruma amaçlı bir başka yöntem kanunlar. Bu kanunlardan çarpıcı örneği 30 Ekim 2009 yılında Almanya’da yürürlüğe koyuldu, spor müsabakalarında şiddeti önleme amaçlı çıkarılan yasada, kanun emniyet güçlerine statlara gelen futbolseverleri şüphe üzeri tutuklama yetkisi verdi. Düşünün eşinle, çocuğunla stada maç seyretmeye gelen futbolseverler şüpheli bulduğunda stada alınmıyorlar, sade bununla kalmayıp müsabaka bitene kadar şüpheli kişileri rehin tutuluyor. Sözde spor birleştirici, barışı sağlayan sosyal etkinlik, işin içine para girince kahpelik diz boyu.
Maç saatlerini değiştirmek, tribün kültürüne vurulan en çirkin darbelerden birisi. Sade Taraftarlık duygusunu etkisiz bırakmakla kalmıyor, insanların sosyal yaşantısını direk etkiliyor. Misal hafta içi Sinema, Tiyatro, Lokanta vb. yerlere gitmek istiyorsanız ve tutuğunuz takım aynı gün maçı varsa, Ailenizle evde huzursuz saatler yaşayabilirsiniz. Burada amaç futbolu diğer eğlence sektörlerinle rekabete sokarak spor kimliğinden çıkartıp sıradan eğlence etkinliğine dönüştürmek. Evet, spor müsabakaları toplumun eğlencesidir fakat Sinema, Tiyatro, Müzik vb. eğlencelerden ayrı tutulup özel kalmalıdır. Geçmişte futbol maçları genelde hafta sonları oynanırdı, ülkemizde Pazar günleri öğlen saat 15.00’de hayat durur imkânları olanlar statlara, gidemeyenler radyo başında hoş saatler geçirirdi. Şimdi bu tutku tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. İstanbul gibi büyük metropollerde hafta ortası akşam geç saatlerde oynan maçlar ve pahalı bilet fiyatları, orta sınıf vatandaşın tek eğlencesi statlarda canlı futbol seyretme alışkanlığını bitirme noktasına getirdi. Kabul ediyorum zaman hızla ilerliyor, insanlar değişiyor kendilerini yeniliyorlar, yeni kuşaklar yetişiyor. Ama daha fazla para kazanma hırsı yüzünden, toplumların temelini oluşturan genel kültürlerinin kimyasını bozmak, o toplumu bir süre sonra yaratıcı, üretici kimliğini yok ederek tamamen tüketici ve paranın kölesine dönüştürür. Zaten hedefleri de bu, İnsanları canlı yaşadıkları hayatın içinden kopartıp, oluşturdukları sanal dünya içine hapis etmek(!)
NO AL CALCIO MODERNO !
devam edecek...