Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

Bugün Günlerden GALATASARAY!

30. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

CobraKaiNoMercyFrontpatch-Kopie-1

acab_logo.jpg

Weiterlesen

Akıllarda Kalan

30. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Bu sabah göze çarpanlardan iki tanesi

 

schalke_bilbao.jpg

Yukarda gördüğünüz pankartı dün akşam Schalke 04- Athletico Bilbao Euroleague müsabakasında açıldı. Schlake taraftarlarının İspanya'da bilet fiyatlarının pahalılığına dair uyarıları. Yazının Türkçe çevirisi;

 

                                      GİRİŞ 90€ avro=dakikası 1€ avro

           Futbol maçına geldik, Telefon seks yapmaya değil!

 

Diğer önemli konu, dün akşam 5N1K programında Uğur Meleke'nin Başbakan ve TFF başkanının yaptığı açıklamalara getirdiği yorum;

 


 
Weiterlesen

Esas UEFA Ceza Verirse Türk Futbolu BATAR!

29. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Geldik mi zurnanın zart dediği yere. Dün akşam rte’nin yaptığı açıklamaya bugün TFF başkanı YD destek verince Türk futbolu ucu görünmeyen karanlık tünelin içine girdi, gözünüz aydın!

 

Önce başa gelip Başbakanın İngilizlerden verdiği örneği ele alalım.

 

1985 yılında yaşanan Heysel faciası sonrasında UEFA İngiltere federasyonuna 3 yıl men cezası verdi, bunun üzerine Margaret Thatcher “Bizim hayvanlara 3 yetmez toplam 5 yıl ceza istiyoruz” deyip kendi tasarruflarından iki yıl daha ekledi.

 

Peki, neden Thatcher bu yola başvurdu?

 

1.) İngiliz futbolu o yıllarda holiganizmle boğuşuyordu, bu sade birinci ligde değil tüm lig müsabakalarında gelenek haline gelmişti. Benim yaşımda olanlar 1980 senesinde İtalya’da düzenlenen Avrupa Şampiyonasını hatırlıyordur, İngiltere-Belçika maçında sis bombası atan İngiliz taraftarları kendi oyuncularının zehirlenmesine sebep vermişlerdi. Kısacası İngilizler sade kendi topraklarında değil gittikleri tüm Avrupa ülkelerinde vahim olaylar çıkarıyorlardı ve uluslar arası büyük bir problem haline gelmişlerdi.

 

2.) Heysel faciası ile Türkiye’de şike skandalını karşılaştırmak resmen cahilliktir, iki olayın arasındaki fark gece gündüz gibi. Heysel’de olanları tekrar buradan okuyabilirsiniz >>> Mentalita ULTRAS#13 Heysel,Bir Trajedinin Anatomisi

 

3.) Gördüğünüz gibi Heysel faciası bambaşka bir olay. Ortada 39 ölü var, tutuklanan 26 kişi bir süre sonra delil yetersizliği yüzünden serbest bırakıldı. Bunun üzerine ölü yakınları İngiliz hükümetine büyük tazminat davası açtılar. Margaret Thatcher bir vicdan muhasebesine girerek UEFA’nın verdiği cezaya 2 sene kendisinden ekledi, malum bir yığında tazminat ödediler.

 

Başbakan ve TFF başkanına göre 5 yıl cezayı göze alarak İngilizler gibi ülke futbolunu geliştirecekler, rte ne dedi? “8 kulüp küme düşerse Türk futbolu biter” .

 

PALAVRA!

 

Esas UEFA Ceza verirse TÜRK FUTBOLU BATAR!

 

Türk futbolu kendi içinde rekabet edecek güçte değil! Şu anda bile edecek ortam yok. Şayet Avrupa kupalarından men edilirse 4 büyükler dışında kalan kulüpler biter tükenirler. Mevcut düzen dört büyük üzerine kurulu, inanın Bursa Sporun 5. Şampiyon olduğunu Bursalıların dışında çok az kişi biliyordur, bilenlerde büyük ihtimal unutmuşlardır. UEFA, TFF’ ye ceza verdiği takdirde kulüp takımlarıyla birlikte tüm milli takımlarda etkilenecek. Soruyorum, altyapısı Almanya kaynaklı olan ülke uluslar arası rekabette katılamadığı takdirde Avrupa kökenli Türk futbolcular gelir mi?

 

İngiliz kulüpleri 5 yıl Avrupa kupalarından men edildiler fakat gözden kaçırdığınız bir şey var, İngiliz Milli takımları bu süre içinde ceza yemedi! Böylece altyapıdan yetişen ve kulüplerinde yıldızlaşan oyuncular uluslar arası tecrübe edinme fırsatı buldular.  Diğer yandan futbolun beşiği Britanya adasında her iki kişiden biri futbol eğitimi alıyor, ülkeyi büyük bir futbol tutkusu sarmış. Üstelik İngilizlerin büyük çoğunluğu Avrupa kupalarına karşı kendi içlerinde yaşadıkları rekabeti daha cazibeli görüyorlar.

 

Türkiye’de durum nasıl acaba, kaç kişi doğru düzgün futbol eğitimi alıyor? Futbolu geçtim spor eğitimi bile okullarda kısıtlandı, münferit olarak çok sayıda kişi ciddi anlamda sporla meşgul olmuyor. Size çarpıcı bir örnek, geçen gün TFF ikinci başkanı Ufuk Özerten süper finali tanıtırken yaptığı konuşmada “ 40-45 yıldır futbolun içindeyim, seyirci olarak başladım” sözleri Türk halkının futbolla ne gibi meşgul olduğunu gözler önüne seriyor. Kimse gücenmesin, sade Fanatik SEYİRCİSİNİZ!

 

Her şeyi göze alıp Türk futbolunu uzun yıllar uluslar arası rekabetten uzak tutmak, futbol seyircisini küstürmek anlamına gelir. Kimse çocuğunun rızkını kesip bu yalan düzene bilerek ortak olmaz, ne kombine satılır, ne ürün, ne de dekoder. “Körlerle sağırlar, birbirini ağırları” oynarsınız.

 

An itibariyle Türk futbolu bir başka tehlike ile karşı karşıya, FIFA yaptırımları! Türk futboluna üst düzeyde siyasetçilerin resmen müdahale ettikleri açıkça ortada, hatırlayın iki sene önce Nijerya Devlet başkanı Goodluck Jonathan direk futbola müdahale ettiğinde FIFA’ dan ültimatomu yemişti! Kaynak >>> link

 

Unutmadan, şayet TFF ortada suç işlendiğini bildiği halde şikeye karışan kulüplere ceza vermeyip Avrupa'dan men edilmeyi göze alıyorsa açıkça suç işlemiş olur! Ve bu durumda istisnasız tüm ülkedeki profesyonel kulüplerin lisansı UEFA/FIFA tarafından iptal edilir!!!

   

Konyak?   

Weiterlesen

Süper Kılıf

29. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

UEFA bizimkilere çabuk davranın erken karar verin mümkünse play off oynanmadan önce olsun dedi. Peki, onlar ne yaptı? Play offun adını “süper final” olarak değiştirip süper bir kılıf uydurdular. Akıllarınca UEFA’yı ters köşeye yatırmak istiyorlar.


Ülkenin başbakanı da garip biri, oda UEFA’ya yol gösteriyor, “İngilizler 5 yıl ceza aldı kendi aralarında oynadılar sonra dönüp şampiyon oldular”.  Üstelik şikeyi kabul ediyor başbakan ama “sahaya yansımadı gelin sistemi değiştirin” gibi utanmadan böyle saçma fikirler ortaya atabiliyor. Baktılar çıkış yolu yok dünya âlemi kendilerine benzeterek yırtmaya çalışıyorlar.


Biri bu adama çıkıp “başgan biz Euro2020 ve Olimpiyatlara aday olduk bu adamların dediğini yapmazsak babayı alırız” demeli yoksa durum vahim! Ahlaksız oldukları gibi arsızlıkta da kimseye ödün vermiyorlar.


Konu spor organizasyonlarından açılmışken, hepinizin gözden kaçırdığı önemli bir şey var. Önümüzdeki sene, 2013’de U20 Futbol Dünya Şampiyonası Türkiye’de düzenlenecek, Mart ayı içinde fikstürler çekilecekti fakat FIFA şimdilik durdurdu büyük ihtimalle turnuvanın iptali söz konusu!

ölü taklidi yapin

Siz böyle devam edin hepsi geçer....

Weiterlesen

Alın Size Ayar

27. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Frankfurt taraftarları dün deplasman yasağını delerek takımlarının peşinden Berlin’e gittiler. İki taraftar grubu arasında beklenen olaylar çıkmadı. İki grup dostane hava içinde olaysız bir araya geldi. Üstelik Union Berlin taraftarları Frankfurtlularla dayanışma içinde olduklarını göstermek için aşağıdaki pankartı açtılar. İngilizceye çevrildiğinde pankartta “fuck you dfb” yazıyor. DFB Alman futbol federasyonu oluyor;

12_03_26vsfrankfurt7.jpg

Ayar diye ben buna derim. Üslup tartışılır fakat Almanya’da son zamanlarda taraftarlar aleyhine verilen saçma kararlar yenip yutulacak gibi değil, onlarda gördükleri seviyesizliğe aynı dilde cevap verdiler.


Bazen zalimlere karşı sert dil kullanmak iyidir ve “Ultras Mentalitesni” benimseyenler bu yolu seçerler!


Ultralar asla efendi değildirler!


Şimdi benden Türk tribün kültürüne gider yapacağımı sanmayın, blogda bir sürü yazı var isteyen okur. Olmayan bir kültür üzerine bu saatten sonra yazıp çizmek vakit kaybı, Türk tribün kültürü popülizm içinde boğuluyor.  Yayıncı kuruluşla deplasman yapan bazı grupları gördükten sonra yazılan her satıra yazık....

 

                 KAHROLSUN endüstriyel futbol ve uşakları !

Weiterlesen

Fahişe Medya

27. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Biraz önce bir arkadaş yollamış oradan baktım. Fatih hocamı sonunda çileden çıkarmayı başarmışlar maalesef.


Ama bu pis mahlûklar fahişelerden farklı değiller. İmparator hepsinin ağzının payını vermiş de, neye yarar? Fahişeler para kazanmak için yolda bekler, bunlarda reyting uğruna insanları yalan dolanla çileden çıkarıp programa bağlanmasını beklerler. Ne kadar fazla reyting o kadar fazla para.


Tek çözüm seyretmeyeceksiniz Arkadaşlar, hele çocuklarınızın ahlakını bozmak istemiyorsanız bu hamam böceklerinden uzak tutun! Ailecek Türk programlarını mümkün olduğu kadar az seyrediyoruz, çoğu zaman Alman kanallarına bakıyoruz en azından genel kültürümüz artıyor. Türk ulusal kanallarında halkı aydınlatma, genel kültürünü arttırma andına bir tane program yok!

fuckthemedia

Sade spor programlarında değil genelde Türk televizyonunda gösterilenler insanların ruh sağlığına büyük zarar verecek şekilde.  Ne ararsanız var, şiddet, küfür, insanların şuuraltına girerek yanlış yönlendirmeler, ahlaksızlık vb. seviyesiz programlarla dolu. Aralarında en tehlikelileri şiddetin hat safhaya çıktığı ana haber bültenleri. Ve acı yanı, tüm bunların hepsi halkı zihinsel köleleştirme amaçlı bilerek yapılıyor. Batıda buna “Mental Slavery” diyorlar, Allah yardımcınız olsun…

Weiterlesen

Bugün Günlerden GALATASARAY!

25. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

parca.jpg

Başlık Galatasaray’ımızın maçı olduğu günlerde gelenek haline geldi. Lakin bizim için 7/24 Galatasaray, soluduğumuz nefes, gecemiz, gündüzümüz Sarı Kırmızı.


Biraz samimi olalım Arkadaşlar gerçekten içimiz rahat mı? Tamam, biz pisliğe bulaşmadık da benim içim nedense rahat değil. Bize yılardır tiyatro seyrettirmişler, ne yazık ki hala bu durum devam ediyor ve biz bu yalancı ortama uyup sanki hiçbir şey olmamış gibi zalimlerin yolundan ilerliyoruz.


Normalde UEFA’nın üst yetkilileri iki gün önce yaptıkları açıklamalardan sonra hemen TFF harekete geçip cezaları kesmeliydi çünkü bu ligin böyle devam etmesi abeste iştigal! Ama hala kimse karar vermeye niyetli değil. Madem suçlular belli, ortada yeteri kadar delil olduğu dünya âlem tarafından bilindiği halde neden maçlara çıkılıyor?


Ligin hala devam ettiğini sokakta 5 yaşında çocuk biliyor, sorsanız muhtemelen aynen şunu diyecektir “Yayıncı kuruluş zararını telafi etsin diye oynanıyor”. Türkiye şartlarına göre gayet doğal durum, nasıl şark kurnazlığıyla 2020 Avrupa Şampiyonluğu ile aynı yıl düzenlenecek Olimpiyatlara talip olmak gibi. Bir ülke tüm dünyaya ancak bu kadar rezil olabilir!


Hoş, “uçağımı hazırlayın” ve “one minute” olayından sonra millete tuhaf bir özgüven oluştu, herkes kendini dev aynasında görüyor. Özgüven iyidir de, Osmanlı 650 yıl dünyanın yarısına hükmederken bu kadar kibirlilik taslamıyordu, size ne oluyor?


Yeri gelmişken, evvelsi hafta her yıl olduğu gibi Çanakkale haftasıydı. 90 yıldan fazla oldu, Türk halkının bağımsızlık adına verdiği son mücadele! Türk, Kürt, Laz, Çerkez hepsi bu topraklar için canını verdiler ve biz hala onların kahramanlıklarını her sene gururla anıyoruz. İnşallah 90 sene sonrada yine aynı şekilde anılırlar!


Günümüzün kahramanları farklı, yapılan kahramanlıklarda. Günümüzde her şey değişti. Şimdi,  suç işlendiğine dair ortada kamyon dolusu delil varken,  insanların gözünün içine baka, baka inkâr etmek. Suçluları baş tacı yaparak, akıla mantığa sığmayacak şekilde sudan bahaneler uydurup halkı kandırmak ve ısrarla direniş göstermek günümüzde en büyük kahramanlık oldu.


“Bizim başımıza gelen başka kulübün başına gelseydi çoktan çökerdi, şükür dimdik ayaktayız” diyor Kocaman Aykut. Stockholm sendromu mu yaratmaya çalışılıyorlar, anlamadım ki.


Son sözü TuPac’a bırakıyorum, toprağı bol olsun;


There's gon' be some stuff you gon' see

that's gon' make it hard to smile in the future.

But through whatever you see,

through all the rain and the pain,

you gotta keep your sense of humor.

You gotta be able to smile through all this bullshit....link

Weiterlesen

Karıncaezmez Şevki

22. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

O bildiğiniz amigolardan değildi, hatta ona amigo bile denemez. O tribün korkulukları üzerinde sırtı seyirciye dönük olarak durur, taraftarı coşturmak için hiçbir şey yapmazdı. Yalnız takım atağa kalktı mı, tıpkı yan hakem gibi o da atağa katılırdı, ama ofsayta düşmeden.

406_KARINCA_EZMEZ_VE_bAYRAK.jpg

Galatasaray'ın ligdeki durumu pek parlak değildi. 3-2 yenildikleri bir Fenerbahçe maçında "uğursuz geliyor" diye onu tribün korkuluklarından aşağı attılar. Sağ kolu kırıldı. O sezon Karıncaezmez'i uğursuz diye stadyuma hiç sokmadılar. O da bunun üzerine her maç, stadyumun içini gören yamaçta (şimdiki kaçak gökdelenin yerinde), 45'er dakikadan iki devre, heykel gibi put kesilerek, kar, yağmur, çamur dinlemeden, sağ kolu havada futbolcuları selamladı. Bu mazoşizmi aynı zamanda onu stadyuma sokmayanları protesto etmek içindi....

 

                             SENİ UNUTMAYACAĞIM KARINCAEZMEZ !

 

 

Weiterlesen

Beklenen Destek Geldi!

22. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Şu sıralar İstanbul’da UEFA yönetim kurulu toplantısı yapılıyor. Ana başlıkları geçen hafta Başkan platini Belgrat şehrinde açıklamıştı,”Financial Fair Play, Şikeye Sıfır tolerans ve futbol müsabakalarında şiddet”. Esas UEFA’nın üzerinde durduğu konular başta Financial Fair Play ve şike.


Dün bu konular hakkında Avrupa Birliği rekabet komisyon asbaşkanı Joaquin Almunia, bundan böyle UEFA’nın Avrupa Birliğinden tam destek alacağını söyledi. Almunia basına yaptığı açıklamada önemli konulara değindi;


“Ben bir sıkı futbolseverim şu anki durumdan hiç hoşnut değilim. Benim gibi gelecek nesillerde birinci sınıf futbol takımlarını sahalarda seyretmelidir.  Fakat kulüplerin borçlarını görünce şahsen büyük endişelere kapılıyorum. Bu durum böyle devam edemez!” Kaynak >>> link


Şu demek oluyor Arkadaşlar, UEFA’nın bundan böyle karar vermekte eli iyice güçleşti ve kimsenin gözyaşına bakmayacaklar çünkü arkalarında koskoca Avrupa Birliği var. Bugün rte’nin yaptığı açıklamaları havada kalmıştır, kimse boş yere heveslenmesin.

Weiterlesen

Münferit#18

20. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Mesajların ardı kesilmiyordu, aralarında bir tane M. yollamış açıp okudum;


“Selam moruk, nihayet yarın geliyorsun. Uzun zaman önce bir öykü yollamıştın hatırlıyor musun? Biraz değiştirdim yarınki buluşmamızdan önce okumanı tavsiye ediyorum. Burada her şey yolunda sıkıntı yok, memleketten birkaç dost daha geldi seni bekliyoruz, sana iyi okumalar hoşça kal.”


Son Durak


Sisli ve karanlık sezonun sonuna doğru yaklaşıyorduk. Zorluklarla dolu, bitmek bilmeyen bir haftanın sonu yine bilmem kaçıncı lanet olası bir Pazar günüyle doruk noktasına ulaşacaktı.


Yaşadıklarını tüm detaylarıyla hatırlamaya çalışıyordu, filmlerde olduğu gibi geriye dönüş sahnesi mümkün olmadığından dolayı hafızasını çalıştırmak zorundaydı ve tüm olanların mantığını çözmeliydi.


O sabah telaşla uyanmıştı, kara bulutların arasından açan güneş pencere camında biriken buharın arasından odanın içine sızıyordu.Yatağından  kalkıp pencereyi  açtı, karşısındaki dağlar tüm heybetiyle T..no kentini selamlıyordu. Tayfayla buluşmaya 5 saat vardı yatıp biraz daha dinlenebilirdi ama sonra vazgeçti.


Banyoya gitti, aynanın karşısında kendini görünce bir an irkildi, omuz kaslarının üzerinde dövmeler korkunç kâbusa benziyordu. Göğüs kısmı kuru kafalarla doluydu, sırtının iç kısmında gotik harflerle A.C.A.B. yazılıydı sol kolunun üstünde koyu mor renkli 1926 vardı, kulübün kuruluş yılı.


Hava açıktı, ilk bakışta güzel bir gün olacaktı sanki ama çoğu kez böyle havaların aniden değişip yağmura çevirdiğine şahit olmuştu. O günlerde televizyon karayipler üzerinden gelecek fırtına haberleriyle doluydu. Bilim adamlarının yaptıkları araştırmalara göre büyük fırtına deprem yarım adasını vurmasına az kalmıştı.


O sabah yine televizyon sırf fırtınadan bahsediyordu, spiker her iki kelimesinde havanın bozacağını sürekli tekrar ederek tahammül edemeyecek şekilde sinirlerini bozuyordu.  Birkaç ay önceye kadar Pazar günleri hava raporu ve çevre yolu trafik haberlerini kaçırmazdı. Maçı düşünüyordu eski, üstü açık statlarda oynadıklarında sırılsıklam ıslanıyorlardı. Kendi kendine güldü, sanki hava raporu durumu değiştirecekti. O güne kadar yağmur, kar, çamur, cehennem sıcakları hiç biri armanın peşinden gitmelerine engel olmamıştı.


Çevreyolları artık ilgisini çekmiyordu zaten uzun süredir deplasmanlara trenlere gidiyordu. Trenler güvenliydi, hem uzun zamandır gruptan ayrılmıştı yalnız yolculuğa çıkıyordu. Sade özel misyonlar olduğunda arabasını kullanıyordu. Bu Pazar günü yine gidecekti, içinde eski heyecan kalmasa da yola çıkmak zorundaydı. Tekrar dönüp aynaya baktı, kendini baştan aşağı doğru süzdü.


Şuna kesin kanaat getirmişti, her nerde haksızlık yapılıyorsa karşı saldırıya geçerek aynı seviyeyle karşılık verilmeliydi, bu yalan dünya’da ayakta kalmanın tek yolu zalimleri yok etmekti. O Pazar mutlaka Br…ia şehrine gitmeliydi. Br..ia ona yüzüne yediği tekmeleri, yumrukları hatırlatıyordu, şiddet dolu ama delikanlılığa yakışır şekilde.


Kahvesini alıp pencereden dışarı bakmaya başladı, üzerinde sade bir atlet birde spor şortu vardı sabahın tatlı serinliğinin tadını çıkarıyordu. Bir gün önce antrenmanda hocasının verdiği önemli taktikleri aklına geldi;


“Yumruğu atacağın elini kapalı tutmalısın”


Yavaş hareketlerle rakibine karşı savuracağı yumrukları gösteriyordu.


“Şayet gösterdiğim gibi vurmazsan elin cam bardak gibi kırılır dostum, hadi tekrarlıyoruz”


“bir, iki üç ve kapa”

“bir, iki, üç ve kapa”


Yılmadan tekrarlıyordu hocasının dediklerini


“bir, iki, üç ve kapa”

“bir, iki, üç ve kapa”


Bir ara bayılıp düşecekti, zorla ayakta duruyordu ama sonra toparladı.


“tamam, hocam anladım”


Hocasının sayıları tekrarlaması sinir bozucuydu fakat disiplinli şekilde usanmadan tekrarlayarak beton duvarı çıplak elleriyle dövüyordu. Elleri kan içinde kalmıştı ama hocasının verdiği talimatları doğru uyguladığı için kırık yoktu. Hocasının söylediklerini yabana atmıyordu, verdiği taktikleri kafasına iyi yerleştirmişti ve lazım olduğunda hazine kutusundan çıkarıp harfiyen uyguluyordu.


O aralar sentetik uyuşturuculara başlamıştı, hani şu kimyasal olanlardan. Eski bir bağımlıydı yaptığının tehlikeli olduğunun farkındaydı ama o böyle sınırlarını ölçüyordu, böyle saçma bahanelerle kendini kandırıyordu. Ve yeniden başlamıştı hap, cigara, kokain 10 yıl olmuştu bırakalı.


Son Paris’te kullanmıştı, üç gün uyuşturucu ve alkol, deliler gibi bir odada kapalı sanki 4. boyuta geçmiş farklı bir dünya içindeydi. Kaldığı otel pigallenin göbeğindeydi, pencereden Moulin Rouge ışıkları gözüküyordu. Bir ara Cezayirli torbacılarının rakipleriyle girdiği mıntıka çarpışmaları arasında buldu kendini. On sene önce Paris, tekrar canlandı gözlerinin önünde.


Kokain ve acid, birbirini tamamlayan tehlikeli karışım, yeniden keşfetmişti çünkü onu gençlik yıllarına götürüyordu. Yaşı otuzu aşmıştı, kik boks antrenmanlarıyla vücudunu fit tutuyor ve böylece uyuşturucuyu bastırıyordu. Madde bağımlılığı ona farklı kapılar açıyor, her seferinde kendinde yeni şeyler keşfediyordu.  Hani haberlerde bahsettikleri Kaliforniya kıyılarını tehdit eden fırtına gibi ve aynı fırtına şimdi ülkenin kuzeyini abluka altına almıştı.


Dışarıda hava kararmıştı rüzgâr gittikçe şiddetini artıyordu. Kahvesi soğumuş tadı kalmamıştı ama o yine son bir yudum aldı nasıl olsa biraz sonra ilk cigarası ağzını uyuşturacak ve pis tadı hissetmeyecekti. Kara bulutlar dağları kapatmış kent korkunç bir hal almıştı. Yatağındaki dilber hala uyuyordu hatta üşümüş sımsıkı beyaz yorgana sarıldı. Uykusunun arasında bir şeyler mırıldanıyordu,


“ne zaman şu saçma ritüellinden vazgeçeceksin”  

    

Usulca yanına gitti saçlarından okşadı sonra yanağından öptü, sımsıcak çıplak vücuduna sarıldı. Dedikleri doğruydu ama o mecburdu çünkü başka seçeneği yoktu.


“gitme bırakma beni, tekrar sarıl bana, neden gidiyorsun sevgilim? Bir futbol takımı için bu çilelere değer mi? Söyle!”


Cevap vermedi, usulca anlından öptü, ceketini aldı kapıyı örtüp dışarı çıktı. Sanki bu evreni terk edip başka bir gezegene geçiş yapmıştı, ömür boyu geri dönmeyecek gibi bir his vardı içinde…..devam edecek.

Weiterlesen
1 2 3 > >>