Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

Bugün Günlerden GALATASARAY!

17. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

 

 

                                                 NO AL CALCIO MODERNO ! 

Weiterlesen

Derbi

15. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Derbi haftasındayız, cumartesi günü Fenerbahçe-Galatasaray yaklaşık bir asırdır süren rekabette bilmem kaçıncı kez karşılaşacaklar, hiç saymadım.


Benim açımdan bu derbinin bir önemi kalmadı, ilk maçta yazdıklarımın hala arkasındayım fikrim değişmedi. Rakip taraftarların gelmesi yasaklanan derbiler, dünyanın hiçbir yerinde derbi sayılmaz!


Ne yazık ki yasaklara karşı taraftarlar, kendini gerçek tribüncü sananlar gereken tepkiyi göstermediler. Her iki taraf fırsatı kullanıp kendini öne çıkarma peşinde koştu.


Spor kültürü olmayan ülkede tribün kültürünün çökmesi gayet doğal, sidik yarışından öteye gitmeyen bir taraftarlık zihniyeti yerleşmesi de normal. Tribüncülerde bir garip ruh halindeler, bazıları tepkisiz kalmalarını efendiliğe bağlıyor. Ahlaksızlıklara sesiz kalmak efendilikse, efendilik teriminin yeniden açılımı yapılmalı.


Sayın Türk gençleri, haksızlıklara karşı susup sesiz kalmak suça ortak olmak anlamına gelir. Kim size “sus efendi ol” diyorsa ona inanmayın, o kişi sizi suç işlemeye zorluyor!


Hoş, bu derbi her sene en az iki kere oynanır. Bu yıl bazı gazeteler ekonomik değerini ön plana çıkarmışlar. Alın size Subliminal mesaj, hatırlayın dün yazdım bir satır aşağıda. Şunu demeye çalışıyorlar. Şike olayında suçlular cezalandırılsaydı şimdi onca insan ekmek yiyemeyecekti, bravo ne iyi etmişlerde ceza kesmemişler.


Şayet bir toplumda tüm değerler parayla ölçülüyorsa, bu o toplumun manevi ve ahlaken çöktüğü anlamına gelir.

Allah hepimizi ıslah etsin!


Derbi kelimesinin anlamı nerden geldiğini merak edenler için 3 sene önce bir şeyler karalamıştım >>> Royal Shrovetide Football

Weiterlesen

Subliminal

14. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Farkında mısınız, Türk futbol medyası içinde bir sürü alakasız insanlar var. Baktığımızda çoğu reklam sektöründen, bunların dışında magazin dünyası içinden gelenler var, ressamlar, siyasi gazete yazarları gibi futbol ile uzaktan yakından alakası olmayan yaratıkları da görmek mümkün.


Bu kişilerin bir kısmı futbolu kendi reklamlarını yapmaya kullanıyorlar. Reklam sektöründen gelen yorumcuların futbolun içinde bulunmalarının tek nedeni, subliminal mesajlarla sistemin insanları kolayca kontrol etmesini sağlamaktır.


Yeni yayın ihalesinden sonra maç görüntüleri sade iki kanala verildiği için diğer kanalar görüntü olmadığından futbol dışı şahıslarla sırf futbolun dışında kalan konulara değiniyorlar, kıraathane muhabbetlerinin farklı boyutu.


Örnek, çilingiroğlu BJK teknik direktörü carvalhal ile empati kurması mümkün mü? Önceden bir prof. Futbol takımı çalıştırmış mı? Antrenör lisansı var mı? HAYIR! Ama çilingiroğlu uzman yorumcu olarak bir futbol programında kimseden çekinmeden bir prof. Teknik direktör hakkında ahkâm kesebiliyor.


Buna uzman yorumundan daha çok o şahısın kendi düşüncelerini seyirciyle paylaşması deniliyor. Hoş, sokakta insanlar kendi aralarında böyle tartışmalar yapabilirler ama milyonların karşına geçip konuşunca farklı bir etki ortaya çıkıyor.


Türkiye’de halkı kandırmak çok basit, her şeye bir kılıf uydurulmuş en sık kullanılanlar “Canavar ve Terör”.  Halk ise koyun gibi, dünya başlarına yıkılsa umurlarında değil. “Neden tepki vermiyorsunuz?” diye sorunca  “sivil toplumlarda düzeni devlet sağlar” gibi boş cevaplarla karşılaşmak mümkün. Cahillik cool, suç devletin.


Devlet kimdir?


Devlet Halktır!


Adaletin olmadığı, ahlaksızlıklara göz yumulduğu yerlerde sivil toplumdan bahsetmek abeste iştigal, o ülke çoktan manevi olarak bitmiş batmaya mahkûmdur!


Ve böyle bir ülkede milyonların gözü önünde insanları diri, diri yakan zalimler zaman aşımına uğrayıp kurtuluyorsa, şikecileri masum halk kahramanı olarak yansıtan popülist yazarlar ya da karılarını aldatan playboyların futbol üzerine ahkam kesmesi gayet doğal.


Dindar gençlik yetiştirmek marifet değil, İman gücü yoksa bir işe yaramaz!

Weiterlesen

O Mükemmel Gün !

13. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan şalterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler

bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çiçekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yorgun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne

 

O mükemmel gün zaman aşımına uğradı....

Weiterlesen

Münferit#17

11. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Şimdiye kadar bahsettiklerim anlaşıldı mı bilmiyorum, inandığım ve ısrarla savunduğum davamız üzerine daha fazla kafa yormaya değer mi? Onu da bilmiyorum, ama hala yaptıklarımızın doğru olduğundan eminim.


Neden bu trene binip kaçtığımı, bilmiyorum. Belki geçmişimden ya da geleceğimden korktuğum için?


Futbol müsabakaları bugüne kadar sade bir yan unsurdu. Sahada sergilenen oyun pek umurumuzda değil, zaten saha içindekileri de bizim gibi oyunu ciddiye almıyorlar. Biz tribünde tezahüratlarımızla gösterilerimizle meşgulken onların kafalarında para ve güzel kadınlar var.


Biz, bugüne kadar “modern futbol” illetinin dışında kalmaya çalıştık, keşke hiç içine girmeseydik. Fakat olaylar beklediğimizden farklı gelişti. Bazı yanlışları çok önceden görüp önlem alabilirdik maalesef yapmadık hatta çoğu şeyi bilerek destekledik. Hani şu 12. Adam sözcüğü var ya, kendimizi herkesin üzerinde gördük ve sonunda nefsimizin kurbanı olduk.


Ticari damarımız kabardı, ilk başta sade grup üyelerine ürün satılıyordu oradan gelen az parayla fakir arkadaşlara destek veriliyor geri kalanı da avukatlara, pankartlara, koreografilere harcanıyordu. Ama bir baktık ki geniş kitleden talep var parada tatlı. Şimdi ise karşı çıktığımız endüstriyel futbolun esiriyiz!


Kulüp yöneticilerinin yaptığı en büyük hata, güya tribünleri daha iyi kontrol edebilmek için gruplara verdikleri biletlerdi. Kısa sürede bazı Ultra grupları pazarladıkları ürün ve biletlerle büyük şirket oldular. Elde ettikleri gelirlerden vergi ödedikleri de muamma! Şimdi ise kulüpler kadar maddi güce sahipler.


Kuşkusuz tribün kültürünün çöküşünde büyük rol oynayan diğer unsur ise internet, sanal âlem cyber kahramanlarla dolu. En kral geçinenler tribün liderleriyle resim çektirenler nereye baksanız herkes büyük mevzulara karışmış, adam bıçaklamış, tribünleri ateşe vermiş, tesis basmış.


Biz zamanında böyle şeylere önem vermiyorduk, tribünde yaşanan tribünde kalırdı. Çatışmalarımız ya siyasiydi ya da şehirlerarası rekabet yüzünden. Şöyle düşünüyorum da biz hiç kaybedilen bir maç ya da yanlış hakem kararı yüzünden kavga etmedik, daha önce ağabeylerimiz böyle yapmışlar.


Birde hepimizin ortak düşmanı polisler vardı. Supap gibiydiler, hafta içi işyerinde, okulda yaşadığımız tüm baskıları üzerimizden atmamıza iyi geliyorlardı, onlarla dövüşmek bir nevi grup terapisiydi.


Rakip Ultralarla çatışmalara bilerek giriyorduk, herkes yaptığının farkındaydı ve zevk alıyordu bize göre gittiğimiz yol doğruydu. Arada benim gibi münferit takılanlar vardı, grup baskısından kaçanlar. Düşmana sürpriz saldırlar düzenleyip hiç beklemediği anda büyük hasar vermek hoşumuza gidiyordu. Ama grupla birlikte hareket etmeninde faydaları var, düşmana tek başına yakalandığında sana destek çıkan yanında arkadaşların bulursun.


Günümüzde çok şey değişti. Eskiden grupların sportif ve siyasi idealleri vardı, tribüne gelenler macera arıyordu ama bilinçli hareket ediyorlardı. Bugün çoğu kişi moda olduğundan stada gidiyor, bazısı da köşeyi dönmek için. Bazı tribün liderleri deplasmanlara tayfayla birlikte gideceği yerde takımın uçağıyla yolculuk yapıyorlar. Tribünden gelen rant grupların en büyük gelir kaynağı olduğunu ne kadar zikretsem az. Geçmişte belirli grup üyelerine satılan sayılı ürünler şimdi herkesin üzerinde. Hayatında maça gitmeyen adamlar manitalarına şekil yapmak için Ultra gruplarının kiyafetleriyle hava atıyorlar. Günümüzün tribüncüleri televizyon ekranlarını süslüyor, sorsan hepsi çatışmaya hazır “alayına gider” sen iste yeter. Oysa gereksiz yere çıkardıkları olaylar yüzünden tribün kültürüne en çok onlar zarar veriyor, polisin ekmeğine yağ sürdükleri umurlarında değil. 20 kişi tek kişiye saldırıp sonra utanmadan kayıt edip internete koyuyor, canları sıkıldığında da renktaşlarını dövüyorlar. Ve bu geri zekalılar kendilerini büyük tribüncü sanıyor….devam edecek.

Weiterlesen

Bugün Günlerden GALATASARAY!

10. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

yolda.jpg

Weiterlesen

Organize Provokasyon !

9. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

wilde_horde_1996.jpg

Alman yanın eski Ultra gruplarından sayılan “Wilde Horde 1996” oluşumuna 1.FC Köln yönetimi tarafından süresiz stat yasağı verildi. Kaynak >>>link


Haberi bu akşam 11 Freunde sitesinde okuduğumda hiç şaşırmadım, böyle bir şeyin olacağını bekliyordum. Zaten son zamanlarda Almanya’da tuhaf olayların ardı kesilmiyor, sanki birileri tribüncüleri yok etmek için düğmeye bastı.


Gelelim esas konuya. Geçtiğimiz hafta sonu deplasmandan dönen B.Mönchengladbach taraftarları çevre yolunda maskeli bir grup tarafından saldırıya uğradı. Medyaya göre saldıranlar Kölnlü, hoş maskeli kişilerin Köln taraftarı olduğunu nasıl anladılar merak ediyorum. Olay biraz tuhaf, gerçi Köln ve Gladbach arasında bir ezeli rekabet var ama bu sade maç günleri ortaya çıkıyor. İkincisi, saldırıya maruz kalan otobüsün içinde olanlar çoğu aile. Saldırganlar kimsenin canını yakmıyor sade otobüsü taşlıyorlar. İlk görünürde bir gözdağı veriliyor karşı tarafa, gerçekten iki kulübün holigan ya da Ultraları saldırıya karışsaydı aile dolu otobüse saldırmazdı ve kimsenin haberi olmazdı!


Peki, neden durduk yere böyle saçma saldırı gelişti? Basının esas işi saldırının nedenleri araştırmak ve gerçek suçluları ortaya çıkarmak, normalinde böyle olmalı. Ama işin içinde kötü niyet var hedef Ultralara çamur atmak!

Suçluları hemen bulmuşlar, ilk hedef Ultralar. Fakat kimse bu adamların ifadesine başvurmuyor, sormuyorlar hemen infaz gerçekleşiyor.


Wilde Horde 1996 oluşumu son gelişmeler hakkında bir açıklama yapmış >>>  link

Olayın gerçekleştiği saatte tüm grubun Köln kentine ulaştığını çoktan herkesin evinde olduğunu yazıyorlar.


İstedikleri kadar çırpınsınlar, zira benim gözümde bu olay birileri tarafından organize edilmiş adi bir provokasyon. Sezon öncesi bazı kulüplerin meşale yakma konusunda olumlu tutumu aniden değişince bu tarz tuhaf olaylar artmaya başladı. Diğer yandan Almanya’da statlarda hala büyük ölçüde ayakta seyretme sektörleri mevcut. İşte bu futbolu pazarlayan kan emicilerinin gözüne batıyor, tribünleri tamamen koltuklu yapmak için her türlü pisliğe başvuruyorlar. Bu konuda söyleyeceğim tek söz;


                             KAHROLSUN endüstriyel futbol!

Weiterlesen

Münferit#16

8. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Ultra'nın bir duruş olduğunu yaşadıkça farkına varıyorsun. Tarifi mümkün olmayan, kimsenin anlayamayacağı bir duruş, lanet olası toplumun içinden kaçıştır Ultras, bir varoluş felsefesi.

 

Öyle ki, bu duyguyu birkaç deplasman yaptıktan sonra anlıyorsun. Tren bagajında ya da otobüs koridorunda yatmaktan çektiğin sırt ağrıların başlayınca. Bir parça kuru ekmeği 10 kişi bölüşürken. Tüm hafta boyu bilet parası toplamak için köle gibi çalıştığında. Bazen para bulamadığın zaman içinden bir ses illa düşmanın şehrine gitmelisin diye seni zorlayınca. Sonra birkaç arkadaş otostop yapmaya karar verip, parçalayacaklarını bildiğiniz halde armanın peşine takılıp gidince. Çünkü ilk maçta sizde onları cehennemin dibine kadar kovalamıştınız.

 

Yaşıtların yataklarında mışıl, mışıl uyurken sen ellerin uyuşurcasına sabahlara kadar pankart boyarken. Bir deplasman dönüşü okula geç kalıp sınavları astığında. Cebinde son kuruşunu, tek suçu Ultra olan arkadaşını kurtarmak için avukata harcayınca. 200 kişiyi ufacık yere sıkıştıran, insanların onurunu, şerefini ayaklar altına alan aşağılık polislerin pis ağız kokularını suratında hissettiğinde. Gazetelerde terörist olduğunu okuyan annen babanla kavga ederken, deplasmana gittiğin için sevgilin terk edince. Okulda ders yaparken hala tren yolculuğunun sarsıntısı beynini kemirirken, polis kasklarının üstünde parçaladığını, sopa sesleri kulaklarından çıkmayınca, işte o zaman her şeyin farkına varıyorsun.

 

Ultra olmak bağımsız yaşamak demektir, hiç beklemediğin anda bağımsızlığını elinden alacaklarını bildiğin halde.

 

Ultra olmak tribünle sınırlı değildir. Evde, sokakta, işyerinde, okulda, yatakta, banyoda, tuvalette, kütüphanede, hastanede kısacası her yerde Ultrasın.

 

Ultra demek, bazen tek başına tüm dünyayı karşına alıp 365 gün bu Allahsız düzene karşı isyanını sürdürmektir….devam edecek.

Weiterlesen

Necati Ateşinson

6. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Hatırlayın Henrik Larsson vardı, İsveçli oyuncu yıllanmış şarap gibiydi. 33 yaşında Barcelona’ya transfer olduğunda herkes şaşırdı ama Rijkaard onu takıma almakta haklı olduğunu tüm dünyaya gösterdi.

Henrik_Larson_Wallpaper.jpgUnutmayalım Hagi bize geldiğinde 32 yaşındaydı ve kariyerinin altın yıllarını yaşadı 36 yaşına kadar milli takımda oynadı. Hala Manchester United kulübünde top koşturan bir Ryan Giggs var mesela.


Necati Ateş bir Hagi klâsına asla ulaşamaz ama Larsson ya da Giggs kumaşı elbette var hatta benim gözümde daha fazlası.

necati_ates_6678.jpgNecati Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra kendini müthiş geliştirerek uluslar arası klâsa ulaştı. Ve durmuyor, hala öğrenmeye aç ve futboldan büyük zevk aldığı her halinden belli. Bu arada ufak bir belirtme, uluslar arası klâsa ulaşmak için illaki yurtdışında oynamaya gerek yok. Bir futbolcu ilerlemiş yaşına kadar üstüne koyarak, teknik ve karakter yapısında istikrarlı ise uluslar arası seviyeye gelmiştir. Necati Ateşte tüm bu özellikler var. Türkiye’den son olarak bu özelliklere sahip Tugay Kerimoğlu çıkmıştı ve şu anda onun seviyesinde olan sade Necati Ateş var.


Önümüzdeki sezon, şayet UEFA ağır cezalar vermezde Şampiyonlar ligine katılırsak Necati’den çok faydalanacağız. Şahsi görüşüm, Abdullah Avcı kurduğu genç milli takımın içinde Necati Ateş gibi gelecek nesillere örnek olacak futbolcuya yer vermeli. Bakın bu çok önemli, Necati gibi uluslar arası klâsa ulaşmış oyuncular genç kadronun içinde olması takıma mental açıdan büyük güven verir, rahatlatır ve diğer futbolcuların kendilerini geliştirmesinde önemli rol oynar!

Weiterlesen

Münferit#15

6. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Nihayet beklediğim anons yapıldı, tren gara yanaşmış yolcularını bekliyordu. Bilgisayarımı kapatıp limonatamdan son bir yudum aldım ve yola koyuldum. Bu arada e-mail kutuma haberler yağmaya devam ediyordu, trene biner binmez ilk işim merakla yeniden laptopumu açıp okumaya koyuldum.

 

“Merhaba canavar

Demek terk ediyorsun buraları, sende haklısın sonunda kaçınılmaz oldu. Hepimizin olanlardan haberi var sana sonsuz destek veriyoruz yoldaş. Duydum yeni bir şeyler organize etmek istiyormuşsun, benim fikrimi biliyorsun şahsen karşıyım ama bunu anca sen başarırsın, bol şans. Sana anlatacak hikâyem yok dostum, onun yerine 25 yıldır yürüdüğüm yolu kendi açımdan nasıl gördüğümü anlatacağım.

Maraton tribünden yükselen tek ses T…O

Kucak dolusu sevgiler.”

 

ULTRAS

 

Biz Ultra'yız. Halkın içinden çıkan hafta sonu savaşçıları, yer altından geçen nehirlerin akıntılarında boğuşan isimsiz kahramanlar. Biz hergeleyiz, toplum içinde şiddetin doğurduğu yaramaz çocuklar. Size göre bizim bu dünyada yerimiz yok, her şeye rağmen bizler stat varoşlarında yaşamımızı sürdürmeye devam ediyoruz.

Biz futbolsever değiliz, Ultra'yız! Futbolseverlerin fan kulüpleri olur, uydu yayınları, janjanlı kulüp ürünleri, yıldız oyuncularla çekildikleri hatıra resimler. Biz Ultra'yız, böyle boktan işlerle uğraşmayız.

 

Biz Ultra'yız, tek amacımız takımımızı iyi ve kötü günde desteklemek, kargaşa ve şiddet dolu çatışmalardır bizim dünyamız.

 

Biz Ultra'yız, sandığınız gibi cahil değiliz, kavgalarımız cahillik kaldırmaz. Bizi tanımayanlar, bu hareketi derinden yaşamayanlar, hissettiklerimizi asla bilemezler. İnsanların doldurduğu tribünün kaynar kazana dönüşmesi, yüzleri atkılarla kapalı, bir elinde yanan meşale öbür elinde sopa. Zincirle polislere meydan okumaya her an hazır gizemli yaratıklarız.

 

Esas cahil sizsiniz! Siz, Pazar günleri sevgilinizle el ele parklarda gezerken, annenizin mis gibi yemeklerini midenize indirirken. Bizler o sırada büyüleyici çatışmalar içinde, rakip taraftarların otobüslerini taşlayıp, sonra polis piçlerine düzenlediğimiz saldırılarla meşgulüz!

 

Sizin gibi cahiller, her tribünün, kentin tarihi parçası olduğunu bilemez. Çeyrek asır bir pankartın arkasında duran insanların aynı yaşıtlarıyla girdiği kavgaları, hurdaya çevirdikleri polis araçlarını, ateşe verdikleri tribünlerin sebeplerini anlayamazsınız.

 

Açık konuşayım, Ultraların tek amacı farklı renklere sahip taraftarların ağzını burnunu kırmak. Gençken M…no’ya gitmiştim, feci dayak yedim. Sonra üzerinde “Ultras” yazılı atkı satın aldım, karşı tarafa onlarla aynı yolda yürüdüğümü göstermek içindi. Bir daha sefer yine dayak yiyince bu defa elime sopa geçirip karşı saldırıya geçtim.

 

Şimdi soruyorsun kendine, “bu adamın beyni var mı?”

 

Benim beynim yok! Yaşadığım dünya içinde böyle şeyler geçersiz. Bizim dünyamızda tek geçerli olan yumruklarımız. Beyin, sette duranlara lazım tezahüratları başlatanlara, onlar bizim ne yapacağımıza karar verir, bizde uygularız.

 

Ben değişik birisiyim, işsiz, uyuşturucu bağımlısı, çöplük gezegeninde yaşayan bir hamamböceği. Bu lanet olası dünya bize şiddettin içinden daha çok şiddettin doğduğunu öğretti.

Ve bu dünyada farklı renklere gönül verenler, birbirlerine karşı saygı duysalar da, daima birbirinden nefret ederler!

 

Biz Ultra'yız, yaşayan son savaşçılar…..devam edecek

Weiterlesen
<< < 1 2 3 > >>