31 Mayıs 2013, UYANIŞ! Vol.2
Devam edecek.......!
31 Mayıs 2013, UYANIŞ! Vol.1
İlk kez 2011 yılında İstanbul’a tatile gelmiştik taksim gezi parkını gezerken karşılaştık onlarla, tanıştık ayakta ufak sohbet. Yurtdışından geldiğimizi anladılar ve dört bir yandan bizi bilgi bombardımanına tutular. Belki ilk defa davalarını ciddiye alan, ilgilenen birileriyle karşılaşmışlardı. Daha sayıları çok azdı ufak stantlarında imza topluyorlardı, sıkı doğacı olduğumuzdan çaktık aile boyu imzalarımızı güzel sohbetimiz bitti ayrıldık. Ertesi sene gittiğimizde yine aynı simalarla karşılaştık sayıları da çoğalmamıştı.
Sanki parkın vazgeçilmez simgesi olmuşlardı. Garip, Halkın çoğu bu güzel insanların yurtları için verdikleri mücadeleyi umursamıyordu. Hatta aralarında bu kişilerin belediye tarafından turist çekmek için parka yerleştirildiğini söyleyenler vardı. Ve biz, ufak stantlarında yılmadan mücadele veren güzel insanların aslında işlerinin çok zor olduğunu o an anladık çok üzüldük. Don Kişotun hayal değirmenleri daha gerçekçi duruyordu.
Koskoca Halk anca bu kadar aptallaştırılabilirdi. İnsanlar kendi elleriyle yarattıkları sahte tanrının kölesi olmuştu! Oysa, 3. Köprü yapsınlar diye çağrılan Japonlar bile kıyamadılar, bunca sene zalimlerin kıydığı İstanbul’a “gelin yapmayalım 3. köprüyü” dediler. Ama vicdan bir tek insanda vardır, vicdansızlar insan olamaz!
Ne olduysa 31 Mayıs 2013 sabaha karşı oldu. Aynı o Türküdeki gibi, bir sabah uyandık elleri bağlanmış yurdumuz her yanı işgal altındaydı! >> link
Bir avuçtular ilk başta sonra milyonlara büründüler, özgürlük için alkanlara. Ve hala sistematik şekilde öldürülüyorlar.

31 Mayıs 2013 günü bir ülke uyandı, kenetlendi. Televizyonda seyrettikleri çok uzaklarda savaş kapılarını çaldı 31 Mayıs 2013 günü. Ülkenin bir köşesinde devletin bilerek işlediği katliamları hissetmeye başladılar. Tribüncülerin müptelası olduğu biber gazı gözlerini yakmaya başladı hatta bazıları gözlerini kaybetti, canlarını!
31 Mayıs Gezi Parkı direnişinin birinci yıldönümü. Üç gün boyu faşistlere karşı verdiğimiz kutsal mücadelemiz blogda anılacak.....bu daha başlangıç mücadeleye devam!!!
#31Mayısta1MilyonTaksime
Devam edecek.......
Zalim Muhbirler
Elia Kazan 20. Yüzyılın ortaya çıkardığı en büyük film yapımcılardan biriydi. Emiliano Zapata filmi ile McCarthy’nin kara listesine girdi. Komünist propagandası yapmak, ülkeyi bölme suçuyla yargılandı. Geçmişte Amerikan Komünist partisi üyesiydi ama sonra ayrıldı. Araştırma komisyonuna çağrıldığı gün herkes Kazan’dan bir baş kaldırma beklerken tam tersi yaşandı. Elia Kazan komünist sosyalist sisteme karşı olduğunu, ülkesini çok sevdiğini ve filmleri tamamen ticari amaçlı olduğunu, kapitalist sistemi överek methiyeler dizdi. Yetmedi camia içinde komünist eğilimli sanatçı arkadaşlarının isimlerini gammazladı(!) aralarında Charlie Chaplin’de vardı. Fakat, bu isimlerin hepsi komite tarafından biliniyordu.
Kazan sonunda yargıdan yırttı. Charlie Chaplin Amerika’dan ayrıldı ve bir daha geri dönmedi. Elia Kazan büyük başarılara imza atmaya devam etti, ama sanatçı camiası içinde muhbir olarak damgalanmıştı. 1999 yılında ömür boyu emeklerine özel Oskar verildi. Ödülü alırken salonda çoğu kişi Kazan’ın McCarthy döneminde tutumu yüzünden ayağa kalkmadı!
Elia Kazan bir muhbirdi. Birde Whistleblower var >>> Whistleblower Julian Assange(Wikileaks) ve Edward Snowden(NSA davası) bu ikisi Whistleblower. Devlet kurumları, temsilciler(hükümetler vs.) Halka karşı işlenen suçları ortaya çıkaranlara Whistleblower denir. Gerçi onlarda bir şekil muhbir sayılır ama yaptıkları ihbarlar tüm kirli olayları ortaya çıkartıp aydınlatarak topluma hizmet etmektir.
Neden bu örnekleri veriyorum? Açıklamadan önce Cumhuriyet gazetesinde çıkan Mine G. Kırıkkanat’ın son yazısını mutlaka okuyun;
###
Hava Kurşun Gibi Ağır...
Geçen çarşamba günü Kadıköy-Beşiktaş seferini yapan 15.15 vapuruna bindim. Alt arka salon yolcuları arasındaydım. Vapur kalktıktan kısa süre sonra, üç gencin oturduğu köşeden caz notaları yükseldi.
Delikanlının biri gitar, öteki saksofon, genç kız ise mızıka çalıyordu. Ankara’nın Bağları türküsünü, başarılı bir caz yorumuyla çalıp söylemeye başladılar. Keyifle dinliyorduk.
Ansızın ızbandut gibi bir çımacı girdi içeri. Hiddetli adımlarla gençlerin yanına gidip, bir şeyler söyledi.Gençler müziği kesti, ama kütük yasakçılara da şerbetli görünüyorlardı. Gitar çalanın, “Para toplamıyoruz ki, müzik ve şarkı da mı yasak?” diye sorduğunu duydum.
Ansızın bir erkek yolcu fırladı kalktı yerinden. “Bu da mı yasak?” diye sordu, çam yarması vapur görevlisine. “Bu da mı?..” Bir başka yolcu, oturduğu yerden, “Biz şikâyetçi değiliz, canımız isterse para da veririz, sana ne?” diye bağırdı, kendisinden iki kat iri çımacıya.
***
Derken, inanılmaz bir şey oldu, itirazeden ilk yolcu, türküyü kaldığı yerden alıp, avazı çıktığı kadar bağıra bağıra söylemeye başladı:
“Ankara’nın bağları da
Büklüm büklüm yolları
Ne zaman sarhoş oldun da
Kaldıramıyon kolları!...”
O ana kadar sessiz kalan kadınlar,erkekler, türküyü alkışlar eşliğinde, bir ağızdan söylemeye başlamasın mı?
Yer yerinden oynuyordu.
İçeri girerken afrından tafrından geçilmeyen çımacı, epeyce şaşkın ve ürkmüş, çıkıp gitti. Yolcuların,“Çalın çocuklar, çalın!” diye teşvik ettikleri genç müzisyenler, Ankara’nın Bağları’nı bitirip, Commandante Che Guevara ağıtına geçtiler.
Salona, dokunanı çarpacak bir öfke egemendi.
Kimi sözlerini bilmediği şarkıya “nını, nını” diye eşlik edip el çırparken, kimileri de yüksek sesle verip veriştiriyordu: “Mevlüt okusalar yasak değil tabii!”, “Suriyeli dilencilerin para toplamasına ses çıkarmazlar ama!..”
***
Bazıları gençlerin yanına gidip, “Siz istemiyorsunuz, ben veriyorum!” diye ceplerine para tıkıştırdı. Beşiktaş’a yaklaşmıştık. Enstrümanlar kılıflandı. Müzisyenlerden gitarist olanı, “Desteğinize teşekkür ederiz”dedi. “Ama şimdi zabıtayı çağırmıştır bunlar, bizi iskeleden alacaklar. Birlikte çıkalım, belki bir şansımız olur...”
Vapur iskeleye yanaşıyordu. Gerçekten de dört zabıta bekliyordu çıkışta, lumbozlardan görüyorduk. Yolcular ayağa kalkıp gençleri ortalarına alarak çıkışa doğru yürüdü.
Küçük kızının elini tutan bir baba,müzisyenlere “Sizin eli boş çıkmanız daha doğru olur” dedi. “Verin bakayım şu gitarı bana!”
Tüm gerçek cesurlar gibi, ufak tefek,kendi halinde bir adamdı. Aldı gitarı,bir elinde kızı, bir elinde gitar, ilerledikapıya. Bir başka yolcu, saksofonu alıp astı omzuna. Genç kıza, mızıkayı cebine sokup, önden gitmesi söylendi. Eh, artık benim de bir şey yapmam gerekiyordu. Müzik üçlüsünün lideri olduğu anlaşılangitariste yaklaşıp koluna girdim,“Sen benim oğlumsun, ben de senin annen, yürüyelim!” dedim.
***
Müzisyenler, yolcuların nasıl gergin ve her birinin yaptığı her hareketin bir karar olduğunun, pek farkında değildi. Gençliğe özgü aldırmazlıkla durumu çok eğlenceli buluyor, kıkır kıkır gülüyorlardı. Oysa onlara sahip çıkanlar, kavgayı göze almışlığın sessiz ciddiyeti içindeydiler.
Korumaya aldığımız gençlerin göremediği o vahim kararlılığı, onları bekleyen dört zabıta sezdi. Donup kaldılar. Gözlerinin içine baka baka,önlerinden geçip gittik, hep birlikte. Yola çıktığımızda, müzik aletlerini teslim alan gençler “Sağol abla, sağol abi!” cıvıltıları arasında uzaklaşırken, biz erişkinler aynı gergin sessizlik ve ciddiyet içinde dağıldık.
***
Hava kurşun gibi ağır, sevgili okurlarım. Bu ülkede, azgın bir azınlığın sürekli tekmelediği mutsuz çoğunluğun öfkesi artıyor. Türkiye fokur fokur kaynayan bir kazan. Kapak henüz atmadı, çünkü itici gücüne henüz ulaşmadı. Bu çoğunluğa yön vermesi gereken muhalefet partileri, ne kaynayan öfkenin farkında, ne kendilerinden kesilen umutların...
Sabır tenceresi ne zaman taşar,kapak nerede, nasıl bir gerekçeyle atar bilemem. Ama ufukta, hem iktidarın, hem de muhalefet partilerinin boyunu aşacak, atıllaşan siyasal arenayı basacak bir öfkeselinin boğuk uğultusu büyüyor.
- Mine G. Kırıkkanat, Cumhuriyet Gazetesi
Bu ibretlik yazıyı duvarınıza asın, çoğaltın dağıtın herkes okusun!
Şimdi gelelim neden bu örnekleri verdiğime.
Bundan bir hafta önce, Galatasaray-Beşiktaş Basketbol çeyrek final ilk maçında hakeme sözlü tepki verdikleri yüzünden pota arkasında duran 9 münferit Galatasaraylı taraftar tutuklandı. Hepimiz maç esnasında adrenalin ile heyecan birbirine karışınca kendimizi kaybediyoruz. Bu gayet doğal çünkü futbol, basketbol vb. mücadeleye dayalı sporların ruhunda var.
Hadi tribünü birkaç saniyeliğine unutun, saha içine ve kenarına bakalım. Saha içinde Melo’nun maskaralıkları hepimizin hoşuna gidiyor değil mi? Fiyakalı centilmen TD’ müz Mancini hakem yanlış karar verince “porca miseria putana” İtalyanca küfürler savurarak çizgiye fırlıyor. Bir daha sefer onları da polise şikayet etsenize bir şey deneyeceğiz.
Dünya’nın neresine giderseniz gidin her kulübün ateşli taraftarı olur! Taraftar psikolojisi diye bir şey vardır ve bu psikolojiyi en iyi anlayan yıllarını tribünlere vermiş tribün liderleridir. Ama ne hikmetse, bahsi geçen 9 kişi Galatasaray tribün grubu ultrAslan’nın önde gelenleri tarafından polise gammazlanıyor!
Gelelim düne. Serinin son maçı yer yine Abdi İpekçi salonu. Bu sefer grubun durduğu orta tribünden sahaya madde atılıyor, polis elini kolunu sallayıp hem de tribünün önde gelenlerinden bir Galatasaraylıyı tutukluyor ve herkes seyrediyor! Sizin gibileri varken e-bilete gerek yok ki. Türkiye’de tribüncüler bu gidişle kime karşı mücadele edeceklerini şaşırdı.
Şimdi 10 Galatasaraylı 6222 den yargılanacak en vahimi fişlenmeleri çünkü hafiften hayatları kaydı. Ömür boyu peşlerini bırakmayacak. Memnun musunuz beyler? Galatasaray SK size ödül mü verecek? Galatasaray tribünleri bu 10 kişinin alınmasından sonra refaha mı kavuştu?
Dün Twitter’e iki satır karaladım “Soma’da sosyal yardım yaparak günah çıkarmayın yukarda Allah var” bu sözlerimin hala arkasındayım!
Yazıya Elia Kazanla başladım onunla bitirelim. Büyük eserlere imza attı Kazan. Emilio Zapata filmi yanı sıra, benimde idolüm olan James Dean’i “East of Eden” filmi ile dünyaya tanıttı. Ama ne yaptıysa McCarthy döneminde menfaatleri için davasına ihanet ederek yoldaşlarını gammazlaması ömür boyu yakasına yapıştı mezara kadar bırakmadı.
Şunu sakın unutmayın. Sizde, ne yaparsanız yapın, bu yaşananlardan sonra Galatasaray’ın tarihinde kara leke olarak kalacaksınız...!
SOMA Faciası!
“Maden kazası madencinin kaderidir. Ölmek bu mesleğin kaderinde var” bu sözü dört yıl önce şu an Türkiye’nin başında bulunan faşist, zalim başbakanı söyledi!
Ben, kader ve şerre inanırım asla tartışmam! Fakat bir insanın kaderini Cenabı Allahtan başka kimse bilemez! Bir insan bilerek fani dünya işlerinden elini ayağını çeker tamamen ibadete vererek. Sırf öbür dünyaya hazırlanıp kendini ölüme terk ederse büyük günah işler. Çünkü bu açıkça intihar etmektir ve intihar İslam dininde çok büyük günahtır sonu cehennemdir! Kuranda böyle yazar!
Sorumlu şahıslar, devlet vb. kurumlar, hiçbir güvenlik önlemleri almadan insanları kaderlerine terk etmesine CİNAYET DENİR! Cinayet işleyenler katildir.
EVET! Bu durumda en büyük katil devlet, en büyük münafıklar devleti yönetenler. Allah hepsini ıslah etsin! Şunu unutmasınlar, öbür dünyada bunca insanın iki eli yakalarında olacak!
Soma’da hayatını yitiren Maden işçi şehitlerimizin ruhu şad, mekanları cennet olsun. Allah geride kalana ailelerine sabır versin!
DİRENE, DİRENE KAZANACAĞIZ!
Speziale Libero T-Shirte Beş Sene Stat Yasağı!
Geçtiğimiz hafta sonu Napoli-Fiorentina arasında oynanan İtalya kupa finalinde çıkan olaylardan hepimizin haberi var. Napoliler, bir arkadaşları eski Romalı Ultra tarafından vurularak ağır yaralandı haberini aldıktan sonra maçın başlamasını 45 dakika engellediler. Kolluk güçleri ile pazarlık yapan Napolili tribün lideri Gennaro di Pomaso üzerine giydiği t-shirtten dolayı 5 yıl stat yasağı aldı. İşte o T-shirtün bir hikayesi var; İtalya kupa finalinde çıkan olayların geniş yazısı bu pazar Evrensel gazetesinde LaVitaCurva köşemizde okuyabilirsiniz.

Catania, 27 Ocak 2007. Emniyet amiri Anna Maria Cancellieri Hanım son kararını verdi Catania-Palermo, diğer adıyla Sicilya derbisi 2 Şubat saat 18.00’de oynanacak. Bir gün önce güvenlik bahaneleri öne sürerek maçı öğlen saat 15.00’e alan yetkililer yoğun baskılar sonunda Catania başkanı Pietro Lo Monaco’nun protestolarına boyun eğmek zorunda kaldılar.
Başkan Lo Monaco federasyon yetkililerini tehdit ederek "maç akşam saat 18.00’e alınmaz ise sahaya çıkmayız" baskı yaparak isteklerini zorla kabul ettirdi. Şayet maç erken saatte oynanırsa 15.000 bin kombineli seyircinin gelemeyeceğini ve bu önemli derbide taraftarların takıma gereken desteği veremeyeceklerini öne sürdü. Diğer yandan müsabakanın Pazar gününe alınması mümkün değildi çünkü Sant’Agata şenlikleri vardı, üstelik müsabaka iki taraftarların birbirine olan husumeti yüzünden büyük risk taşıyordu ve güvenlik açısından saat 18.00’de oynanmalıydı. link
Tam bu andan itibaren, 27 Ocak 2007 Raciti'nin kaderi belli oluyor ve yavaşça ölmeye başlıyor ama henüz haberi yok.
Çünkü, emniyet amiri Catania stadyumunun kanunların öngördüğü güvenlik kriterlerini yerine getirmediğini bildiği halde yıllarca göz yumarak müsabakaların oynanmasına müsaade ettiği için.
Çünkü, emniyet amirine şantaj yapan Catania Calcio kulüp başkanı Lo Monaco çalıştırdığı stat amirinin binanın içinde tüm kapıları, misafir tribünü dâhil, kilitlerini açan ana anahtarına sahip olduğuna, orada yatıp kalktığına. Oğlunun sürekli şiddet olaylarına karıştığına ve bu yüzden stat yasağı aldığından haberi olduğu halde göz yumduğu için.
İtalya’da kuzeyden güneye deplasman kovalayan tribüncüler Catania şehrinin güvenli olmadığını bilir. Catania Ultra’larının istedikleri gibi tribünler arası cirit attığını hatta yer altı tünellerinden rakiplerin bulunduğu soyunma odalarına kolayca ulaştıklarından haberdardır. Bir tek emniyet amiri ile Catania kulüp başkanı mı bunları bilmiyordu? Tabi ki biliyorlardı ama hiç o güne kadar umursamadılar.
2 Şubat 2007, saat 16.30, maçın başlamasına 90 dakika kaldı. Bu arada Raciti'nin ömrü kızgın tavaya düşen tereyağı gibi eriyor! Binlerce taraftar stadın etrafında oluşturulan güvenlik koridorundan içeri girmek için sabırsız. Görgü şahidi Sergio polise verdiği ifadesinden o anı şöyle anlatıyor;
“Kuzey tribünü önünde uzun kuyruk vardı, yaklaşık beş-altı bin kişi civarında. Güvenlik yeterli değildi milletle baş edemediklerini anlayınca stat kapılarını açtılar. Çoğu kişi kontrol edilmeden içeri girdi, benim bile kombine biletime bakmadılar. Gişelerde ne polis vardı nede özel güvenlik.”
O sırada Catania Ultra’ları Palermo’dan gelecek rakiplerini bekliyorlar. Gerekirse gece yarısına kadar bekleyecekler çünkü Palermolular geri vites yapmayacaklarını biliyorlar. Yolda kontrol da olmadığından boş gelmeyecekler, hepsi silahlı, aynı onlar gibi.
Beklemekten canları sıkılan Catania Ultra’lar ısınma turu yapmaya başlar ve ufaktan polise saldırıyorlar. İşte tam o sırada Palermolularda şenliğe dâhil oluyor ve cümbüş başlıyor. Bir yanda fişekler kâğıt bombalar fırlatan Ultra’lar. Diğer tarafta C8 göz yaşartıcı bombaları atarak savunmaya geçen polis.
Stadın içinde tam anlamıyla kargaşa yaşanıyor, malum maç iptal. Dışarıda ise Ultra’lar ve polis arasında ikinci dünya savaşını aratmayan şiddetli çatışma çıkıyor. Olayların tam ortasında görevli Filippo Raciti saat 19.00-19.10 suları arası sırtına bir darbe alıyor ve karaciğerine giden damarı kopuyor. Raciti darbeyi farkında ama çatışmanın sebep verdiği yoğun adrenalinden dolayı acıyı hissetmiyor. O görevine devam ediyor hatta bir karşı saldırıda ön saflarda. Bir buçuk saat sonra Raciti’nin vücudu artık dayanmıyor düşüp bayılıyor. 22.10’da Raciti düştüğü yerden bir daha kalkmıyor ve hayata gözlerini yumuyor.
Çatışmalar gece yarısına kadar sürüyor, bilanço vahim. 1 ölü 62 yaralı polis ve 25 yaralı taraftar. Tam anlamıyla bir savaş ve tüm dünya basınına manşet olan resimler.
Araştırmalar çelişkili, devlat telaşta, mutlaka kamuoyunun vicdanı rahata kavuşturmalı yoksa ülke yeniden bir uluslar arası kriz ile karşı karşıya kalacak.
Apar topar 17 yaşında bir genci tutuklanıp akbabaların önüne atıyorlar. Çelişkiler sürüyor çünkü hala Racitinin ölümüne sebep veren deliler ortada yok. Kâh kâğıt bombası deniliyor sonra kırık fayans parçası ortaya çıkıyor ama kimse kesin konuşmuyor. Ta ki savunma avukatının, olaydan üç gün sonra bir polisin verdiği ifade raporunu eline geçene kadar. İfadesinde polis olay gecesi kullandığı discovery cipinle bir arkadaşına çarptığını anlatıyor. Yeniden incelemeler başlatılıyor, bu sefer Parma’dan gelen olay yeri uzmanları Racitinin çizmesinde mavi araba boyası tespit ediyorlar markası “Discovery-Jeep”. Buyurun buradan yakın. link
Olaydan dört ay sonra, Haziran 2007’de 17 yaşında tutuklu genç serbest bırakılıyor ama devlet güçlerine karşı koyduğundan dolayı davası devam ediyor. Onun için bu dört ay kolay değil malum genç yaşta hapse düşmek, kamuoyu önünde polis katili yansıtılması ağır bir yük.
Tutuksuz yargılanan Antonio Speziale 9 Şubat 2010 yılında 8 yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Olay zamanı reşit olmadığından dolayı ceza verildiği günden itibaren geçerli, ne güzel dünya değil mi? Hoş, Sandiri’yi kahpece vuran polis sade 6 ay hapis yedi, sanırım üniformanın ağırlığından kaynaklanıyor.
Nitekim Raciti cinayetini kanıtlayacak deliler bulunamadı. Çatışma esnasında bir kâğıt bombasımı isabet etti ya da meslektaşının dikkatsizliği yüzünden mi öldü bu saatten sonra pek önemi yok. Raciti ölmeseydi istatistiklere göre mutlaka bir başkası dünya değiştirecekti. Çünkü yıllarca süren Ultra-polis husumetinin içinde sağ kalmak büyük marifet.
Ve yine o can sıkıcı soru “NEDEN?”
Gelin biraz geriye gidelim ve siz heysel faciası Mentalita ULTRAS#13 Heysel,Bir Trajedinin Anatomisi ile 2007 senesinde Catania’da yaşanan olayın arasındaki farkı bulun. Aradan 22 yıl geçmiş yeni milenyuma girmişiz, sözde çağ atladık. Değişen ne?
Raciti keşke ölmeseydi toprağı bol olsun. Ama şu soru hala cevap bulamadı. Aldığı darbeden kısa süre sonra bir şey olmamış gibi görevine devam ederken bir taraftarı yaralasaydı yahut öldürseydi? Tabii üzerinde devleti temsil ettiği üniformasıyla tüm yetkilere sahip, aynı James Bond gibi lisanslı katil.
Durmadan yeni yasalar çıkarıyorlar ama ilk çiğneyen devletin kendisi. Somut örnekler Catania emniyet amiri Bayan Anna Maria Cancellieri ve kulüp başkanı Lo Monaco. Suçlu her zamanki gibi Taraftar, ne sandınız?
Dünya’nın Tek Günah Keçileri Tribüncüler mi?
Galiba...yok canım kesin tribüncüler! Neden mi? Size iki örnek, ikisi de İngiltere’den. Futbol aleminin burjuva güruhu her fırsatta bize sürekli örnek gösterdiği İngiltere’den. Herkesin cici, cici formalarını giyip aile boyu maça gittiği, sinemada filim seyreder gibi futbol maçı seyredenler sürüsü. Sade heyecanlı pozisyonlara hooouuuuvvvv sesleri çıkaranların ülkesinden iki çarpıcı örnek;
1.İlk örneğimiz 2 Middlesbrough taraftarının başına gelen garip olay. İngiltere’de futbol taraftarı iseniz sade gittiğiniz statlar, tutuğunuz takımın yanı sıra takıldığınız lokallere de dikkat etmelisiniz. Yoksa maç seyretmek için gittiğiniz lokal ilerde başınıza büyük olaylar açabilir! Tony McManus ve arkadaşı 2002 yılında gittikleri bir lokal 8 sene sonra başlarına büyük bela oldu. 2002 senesinde Tony ve Arkadaşı London kentinin Tottenham semtinde bulunan ve Middlesbrough holiganlarının mekanı olarak bilinen lokalde maç seyrediyorlar. Fakat, o mekanda sürekli olay çıktığından ikisi de habersiz, tesadüfen oradalar. Aradan sekiz yıl geçer. 2010 senesinde Tony ve arkadaşı Güney Afrika’da düzenlenen futbol dünya kupasına hazırlık yapar. Uçak biletleri, kalacakları hotel hepsi hazırdır gitmye gün sayarlar. Ama oda ne yola çıkmaya birkaç gün kala savcılıktan mektup gelir. Tony ve arkadaşı 2002 yılında gittikleri malum lokale girişleri CCTV(mobese) kameraları tarafından kayıt edilmiş. Yukarda bahsettiğim gibi, lokal polis tarafından yakın takibe alındığından dolayı mekanı ziyaret eden herkes otomatikman fişleniyor. Maç seyretsin seyretmesin. Mekana gelenler hayatlarında hiç suç işlemse, polis sicili olmasa bile potansiyel suçlu sayılıyor! Ve bu sebepten dolayı Tony ve arkadaşı Güney Afrika’ya gidemiyorlar. Masraflarının karşılanmaması cabası. Uzun yıllar süren mahkemeden sonuç çıkmıyor, polisin delilerini geçerli sayarak iki futbol taraftarının aleyhine karar veriliyor “Hadi canım sende..” dediğinizi duyuyorum, sizi şuradan alalım >>> link
2. Gelelim diğer garip örneğimize, yine İngiltere’den. Bu sefer mağdur olan bir Manchester United taraftarı, suçu sırt çantasında yolda içmek için aldığı birkaç kutu bira ve son kalan kutuyu unutması. Jamie Bazley gittiği Newcastle deplasmanına St. James’ Park stadına giriş yaparken güvenlik güçlerinin çantasını aramasında unuttuğu kutu biranın çıkması başına bela olur. Jamie, girişte güvenliğe durumu anlattıktan sonra kutu bira güvenlik tarafından alınır, sözlü uyarılıp serbest bırakılır. Olay kanun gereği Manchester United kulübüne bildirilir. Fakat kulüp Jamie’nin savunmasını kabul etmez! İşin garip yanı yeni sezon için kombinesi yenilenen Jamie Bazley kulüp ve Futbol federasyonu işbirliği sonucunda süresiz yurtiçi ve yurtdışı deplasman yasağına çarptırılır! Jamie kızgın, nasıl bir zalim dünyanın içinde yaşadığını anlamıyor. Açıkçası bende anlamakta güçlük çekiyorum, sen adamın kombinesini yenile ardından yurtiçi yurtdışı deplasman yasağı ver. Sadistliğin farklı boyutu üstüne birde fantezi yapmışlar. Buyurun kaynak >>>> link
Jamie geçen hafta kulüpten gelen uyarı mektubunu Twitter de paylaştı;
Bu saçma uygulamaya söyleyecek fazla bir şey yok. Olay İngiltere’de duyulduktan sonra Jamie Bazley’e tüm futbol taraftarlarından destek geldi tribünlerde pankartlarla uygulama protesto edildi.

14 Nisan 2014 tarihinde Türkiye’de yürürlüğe koyulan ve futbol maçlarında uygulanan pasolig kartı ile benzer vahim olaylar kesin yaşanacak! Ve bu yüzden şu lanet kartı tüm taraftarlar boykot etmeli! Eğer uygulama devam ederse ilerde en ufak olayda ebediyen statta maç seyredemeyecekler! Olur ya insanlık hali, maç esnasında heyecandan hakeme yada oyuncuya salladığınızda yaka paça stattan atılacaksınız. Sonra mı? Bu uygulamanın esas can yakan yönü, futbol maçlarında karıştığınız her hangi ufak olay sicilinize işlenecek ve ilerde karşınıza çıkacak. Öğrenciyseniz eğitiminizi devam ettirmeniz tehlikeye girecek istediğiniz okula alınmayacaksınız. Tüketici kredisi için başvurduğunuz banka talebinizi geri çevirecek ve daha nice zulüm, baskılara maruz kalacaksınız artık orasını siz düşünün.
Öyle bir dünya içinde yaşıyoruz ki, artık zengin, orta direk, fakir sınıflandırması kalmadı. İki tür kategori var “Ezenler ve Ezilenler!”
KAHROLSUN endüstriyel FUTBOL!
