Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

Münferit#18

20. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Mesajların ardı kesilmiyordu, aralarında bir tane M. yollamış açıp okudum;


“Selam moruk, nihayet yarın geliyorsun. Uzun zaman önce bir öykü yollamıştın hatırlıyor musun? Biraz değiştirdim yarınki buluşmamızdan önce okumanı tavsiye ediyorum. Burada her şey yolunda sıkıntı yok, memleketten birkaç dost daha geldi seni bekliyoruz, sana iyi okumalar hoşça kal.”


Son Durak


Sisli ve karanlık sezonun sonuna doğru yaklaşıyorduk. Zorluklarla dolu, bitmek bilmeyen bir haftanın sonu yine bilmem kaçıncı lanet olası bir Pazar günüyle doruk noktasına ulaşacaktı.


Yaşadıklarını tüm detaylarıyla hatırlamaya çalışıyordu, filmlerde olduğu gibi geriye dönüş sahnesi mümkün olmadığından dolayı hafızasını çalıştırmak zorundaydı ve tüm olanların mantığını çözmeliydi.


O sabah telaşla uyanmıştı, kara bulutların arasından açan güneş pencere camında biriken buharın arasından odanın içine sızıyordu.Yatağından  kalkıp pencereyi  açtı, karşısındaki dağlar tüm heybetiyle T..no kentini selamlıyordu. Tayfayla buluşmaya 5 saat vardı yatıp biraz daha dinlenebilirdi ama sonra vazgeçti.


Banyoya gitti, aynanın karşısında kendini görünce bir an irkildi, omuz kaslarının üzerinde dövmeler korkunç kâbusa benziyordu. Göğüs kısmı kuru kafalarla doluydu, sırtının iç kısmında gotik harflerle A.C.A.B. yazılıydı sol kolunun üstünde koyu mor renkli 1926 vardı, kulübün kuruluş yılı.


Hava açıktı, ilk bakışta güzel bir gün olacaktı sanki ama çoğu kez böyle havaların aniden değişip yağmura çevirdiğine şahit olmuştu. O günlerde televizyon karayipler üzerinden gelecek fırtına haberleriyle doluydu. Bilim adamlarının yaptıkları araştırmalara göre büyük fırtına deprem yarım adasını vurmasına az kalmıştı.


O sabah yine televizyon sırf fırtınadan bahsediyordu, spiker her iki kelimesinde havanın bozacağını sürekli tekrar ederek tahammül edemeyecek şekilde sinirlerini bozuyordu.  Birkaç ay önceye kadar Pazar günleri hava raporu ve çevre yolu trafik haberlerini kaçırmazdı. Maçı düşünüyordu eski, üstü açık statlarda oynadıklarında sırılsıklam ıslanıyorlardı. Kendi kendine güldü, sanki hava raporu durumu değiştirecekti. O güne kadar yağmur, kar, çamur, cehennem sıcakları hiç biri armanın peşinden gitmelerine engel olmamıştı.


Çevreyolları artık ilgisini çekmiyordu zaten uzun süredir deplasmanlara trenlere gidiyordu. Trenler güvenliydi, hem uzun zamandır gruptan ayrılmıştı yalnız yolculuğa çıkıyordu. Sade özel misyonlar olduğunda arabasını kullanıyordu. Bu Pazar günü yine gidecekti, içinde eski heyecan kalmasa da yola çıkmak zorundaydı. Tekrar dönüp aynaya baktı, kendini baştan aşağı doğru süzdü.


Şuna kesin kanaat getirmişti, her nerde haksızlık yapılıyorsa karşı saldırıya geçerek aynı seviyeyle karşılık verilmeliydi, bu yalan dünya’da ayakta kalmanın tek yolu zalimleri yok etmekti. O Pazar mutlaka Br…ia şehrine gitmeliydi. Br..ia ona yüzüne yediği tekmeleri, yumrukları hatırlatıyordu, şiddet dolu ama delikanlılığa yakışır şekilde.


Kahvesini alıp pencereden dışarı bakmaya başladı, üzerinde sade bir atlet birde spor şortu vardı sabahın tatlı serinliğinin tadını çıkarıyordu. Bir gün önce antrenmanda hocasının verdiği önemli taktikleri aklına geldi;


“Yumruğu atacağın elini kapalı tutmalısın”


Yavaş hareketlerle rakibine karşı savuracağı yumrukları gösteriyordu.


“Şayet gösterdiğim gibi vurmazsan elin cam bardak gibi kırılır dostum, hadi tekrarlıyoruz”


“bir, iki üç ve kapa”

“bir, iki, üç ve kapa”


Yılmadan tekrarlıyordu hocasının dediklerini


“bir, iki, üç ve kapa”

“bir, iki, üç ve kapa”


Bir ara bayılıp düşecekti, zorla ayakta duruyordu ama sonra toparladı.


“tamam, hocam anladım”


Hocasının sayıları tekrarlaması sinir bozucuydu fakat disiplinli şekilde usanmadan tekrarlayarak beton duvarı çıplak elleriyle dövüyordu. Elleri kan içinde kalmıştı ama hocasının verdiği talimatları doğru uyguladığı için kırık yoktu. Hocasının söylediklerini yabana atmıyordu, verdiği taktikleri kafasına iyi yerleştirmişti ve lazım olduğunda hazine kutusundan çıkarıp harfiyen uyguluyordu.


O aralar sentetik uyuşturuculara başlamıştı, hani şu kimyasal olanlardan. Eski bir bağımlıydı yaptığının tehlikeli olduğunun farkındaydı ama o böyle sınırlarını ölçüyordu, böyle saçma bahanelerle kendini kandırıyordu. Ve yeniden başlamıştı hap, cigara, kokain 10 yıl olmuştu bırakalı.


Son Paris’te kullanmıştı, üç gün uyuşturucu ve alkol, deliler gibi bir odada kapalı sanki 4. boyuta geçmiş farklı bir dünya içindeydi. Kaldığı otel pigallenin göbeğindeydi, pencereden Moulin Rouge ışıkları gözüküyordu. Bir ara Cezayirli torbacılarının rakipleriyle girdiği mıntıka çarpışmaları arasında buldu kendini. On sene önce Paris, tekrar canlandı gözlerinin önünde.


Kokain ve acid, birbirini tamamlayan tehlikeli karışım, yeniden keşfetmişti çünkü onu gençlik yıllarına götürüyordu. Yaşı otuzu aşmıştı, kik boks antrenmanlarıyla vücudunu fit tutuyor ve böylece uyuşturucuyu bastırıyordu. Madde bağımlılığı ona farklı kapılar açıyor, her seferinde kendinde yeni şeyler keşfediyordu.  Hani haberlerde bahsettikleri Kaliforniya kıyılarını tehdit eden fırtına gibi ve aynı fırtına şimdi ülkenin kuzeyini abluka altına almıştı.


Dışarıda hava kararmıştı rüzgâr gittikçe şiddetini artıyordu. Kahvesi soğumuş tadı kalmamıştı ama o yine son bir yudum aldı nasıl olsa biraz sonra ilk cigarası ağzını uyuşturacak ve pis tadı hissetmeyecekti. Kara bulutlar dağları kapatmış kent korkunç bir hal almıştı. Yatağındaki dilber hala uyuyordu hatta üşümüş sımsıkı beyaz yorgana sarıldı. Uykusunun arasında bir şeyler mırıldanıyordu,


“ne zaman şu saçma ritüellinden vazgeçeceksin”  

    

Usulca yanına gitti saçlarından okşadı sonra yanağından öptü, sımsıcak çıplak vücuduna sarıldı. Dedikleri doğruydu ama o mecburdu çünkü başka seçeneği yoktu.


“gitme bırakma beni, tekrar sarıl bana, neden gidiyorsun sevgilim? Bir futbol takımı için bu çilelere değer mi? Söyle!”


Cevap vermedi, usulca anlından öptü, ceketini aldı kapıyı örtüp dışarı çıktı. Sanki bu evreni terk edip başka bir gezegene geçiş yapmıştı, ömür boyu geri dönmeyecek gibi bir his vardı içinde…..devam edecek.

Werbung
Diesen Post teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: