Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

Oyuncular Ve Rolleri

2. Januar 2026 , Geschrieben von Erdal Güngör

Regista, Mezzala, Raumdeuter, Enganche, Segundo Volante, Carrilero, Trequartista. Bu terimler futbol menajer oyununda ortaya çıkmadı, yaklaşık 100 yıllık geçmişi var. Her futbolcuya belirli bir görev atamaya kalkınca, bilinenlerin yanı sıra bu tür rol tanımları da karşınıza çıkar. Eminim bu terimleri yorumcular veya analistlerden duymuşsunuzdur, ancak tam olarak ne anlama geldiğini çoğu kişi bilmiyor.

 

Bu terimler, 19. Yüzyılda, modern futbolun doğduğu İngiltere’de icat edilmedi. Kökenini dünyanın farklı yerlerinde bulabilirsiniz, her birinin kendine özgü bir hikayesi var. Bazıları bir oyuncunun adından verilen bir rol iken, diğerleri gerçekte bir film yönetmeni (regista) veya uzay araştırmacısı (raum deuter) anlamına geliyor.

 

Hepimiz 6 numarayı defansif orta saha oyuncusu olarak biliyoruz. Ancak geçmişte İngiltere'de bu pozisyon 4 numara olarak biliniyordu, Güney Amerika'da ise hala 5 numara olarak biliniyor. Peki, aynı pozisyon farklı ülkelerde nasıl farklı numaralarla anılmaya başladı ve neden aynı pozisyon için bu kadar çok yeni ve tuhaf roller ortaya çıktı? Bunu öğrenmek için, futbolun hiç kuralı olmadığı zamanlara geri dönelim. Geçen bir yazı ele aldım “Futbol Taktikleri ve Gelişimi” yazıda futbol taktiklerinin 150 yıllık gelişimini detaylı yazıyor, isteyen önce o yazıyı okur sonra buradan devam eder.

 

O zamanlar, takımların dizilişlerine bakıldığında, herhangi bir yapı veya düzen yoktu, sadece bir grup oyuncu topu ileri geri kovalıyordu. Modern futbol ve ragbi henüz yeni başlamış olduğundan, ikisi arasında neredeyse hiç fark yoktu. Ancak, 1900'lü yıllarda, her iki sporun da kendi ayrı yollarıyla gelişmesine olanak tanıyan yeni kurallar ortaya çıkınca çoğu şeyler değişti.

 

Her oyuncuya belirli bir pozisyon verilen, ilk gerçek formasyon olan piramit dizilişi ortaya çıktı. Ancak tribünlerden bakıldığında, taraftarlar maç sırasında oyuncuları tanımakta zorlanıyordu ve antrenörler bile oyunculara net talimatlar vermekte sorun yaşıyordu. Bu yüzden, oyuncuları tanınabilir hale getirmek için her pozisyona 1'den 11'e kadar belirli forma numaraları verildi. Böylece 2 ve 3 numaralar merkez savunma oyuncuları, 4 (5) ile 6 numaralar orta saha oyuncuları, 7, 9 ve 11 numaralar forvetler oldu. Futbol daha da gelişirken, savunmada daha fazla dengeye duyulan ihtiyaç da arttı. Bu da W-M dizilişinin ortaya çıkmasına neden oldu. Sonra, İngiltere'de bir adam çıktı, Herbert Chapman, piramidi W-M'ye dönüştürmek için 5 numarayı geri çekerek gerçek merkez savunma oyuncularını daha geniş bir alana yaydı.

 

W-M yavaş yavaş dörtlü savunmaya dönüşürken, altı numara da beşliye dahil oldu. Bu nedenle İngiltere'de dört numara, defansif orta saha oyuncusu olarak bilinir hale geldi. Ancak İngiltere dışında durum farklıydı. Avrupa'nın büyük bir bölümünde, orta ve sağ bekler daha geriye çekildi ve altı numara oyun kurucu oldu. Güney Amerika'da ise sol ve sağ orta saha oyuncuları geri çekilerek beş numara merkez (pivot) olarak kaldı. İngiltere'ye dönersek, altı numaranın Avrupa'da olduğu gibi merkez orta saha olarak kullanılmasına yavaş yavaş geçildiğini görebiliriz. Ancak zamanla, her numaranın tek bir sabit role bağlı olduğu bir yapı ortaya çıkmıştır.

 

İlerleyen yıllarda futbol yavaş yavaş katı bir hale geldi. İtalya'da bu durumdan memnun olmayanlar, her tür oyuncunun kendine özgü becerilerine göre uyum sağlayabileceği şekilde pozisyonları neden değiştirmeyelim diye düşündüler. Bu da her pozisyonda birden fazla rolün ortaya çıkmasının başlangıcı oldu. En ünlü yeniliklerin görüldüğü pozisyonlardan biri de altı numara pozisyonuydu. Geçmişte altı numara pozisyonunu duyduğumuzda tek görevi ikinci bir savunma duvarı görevi görmek ve top çalma, rakip pasları keserek topu kazanan rolü ile biliniyordu. Sonuç olarak, savunma ve hücum arasında genellikle bir bağlantı eksikliği ortaya çıktı ve bu da orta saha oyuncularını tüm maç süresinde ileri geri koşu işini yapmak zorunda bıraktı.

 

Bu sorunu çözmek için İtalyanlar, yaratıcı bir oyuncuyu 6 numaralı pozisyonda oynatıp onu tüm hücum paslarının ana merkezi haline getirmeyi düşündüler. Ve bu yeni versiyon, kelime anlamı olarak bir filmin yönetmeni anlamına gelen “regista” olarak adlandırıldı. Regista’nın görevi geri planda kalmak, tüm sahayı okumak ve öngörüsünü kullanarak bir sonraki hücum hamlesini belirlemek olan yöneten bir oyuncudur. Böylece, forvetlere doğru pası seçmek için daha fazla zaman ve alan kazanan regista, önce topu taşımak zorunda olan ve o zamana kadar rakip oyuncular tarafından kapatılmış olan sekiz numara oyuncusundan farklıdır.

 

Bu rol ilk olarak 1930'larda, İtalyan teknik direktör Victoria Potozo'nun W-M sistemini W-W sistemine dönüştürmesiyle ortaya çıktı. Potozo, tamamen defansif bir orta saha oyuncusu kullanmak yerine, bu oyuncuyu geriden atakları başlatmak için yaratıcı bir merkez haline getirdi. O günleri hatırlayanlar bilir, bir dönem Andrea Pierlo'dan daha mükemmel bir Regista yoktu, özellikle de Anceloti Milan'da onu Noel ağacı (4-3-2-1) dizilişinde oynattığı dönem. Ancak, şöyle bir soru çıkıyor ortaya, bu sadece derin oynayan bir oyun kurucu değil mi? Açıkçası, derin oynayan oyun kurucu, Regista'dan evrimleşerek daha savunmacı bir dokunuş kazanmıştır. Çünkü Regista, esasen 10 numara pozisyonundan 6 numara pozisyonuna geri çekilmiş bir oyuncudur. Dolayısıyla, doğal olarak geleneksel bir merkez orta saha oyuncusuna göre daha az defansif görev üstlenir. Bu nedenle Ancelotti, Pierlo'yu yanına ikinci oyuncu ile eşleştirmek zorunda kaldı. Bu, forvette daha az hücum oyuncusu olması anlamına gelse bile. Günümüzde, temelde Regista ve top kazanma oyuncusu özelliklerini bir araya getiren derin oyun kurucuların ortaya çıkmasının nedeni budur.

 

 Regista, sıra dışı 6 numara pozisyonunda oynayan tek oyuncu değildi. Bu pozisyon, adını tam anlamıyla dönemin bir oyuncusundan almıştır. Bunu anlamak için, 1930'larda Arjantin'e, Carlos Volante adlı bu oyuncunun defansif orta saha oyuncusu olarak oynadığı döneme geri dönmemiz gerekiyor. Ancak, zamanının çoğu defansif orta saha oyuncusundan farklı olarak, Volante sahada son derece sıra dışı hareketler sergiliyordu; 10 numara gibi ileri çıkabiliyor, kanat oyuncusu gibi geniş alana yayılabiliyor ve hatta forvet gibi gol atabiliyordu. Volante Brezilya'ya transfer olduğunda, birçok taraftar ve teknik direktör onun oynadığı pozisyon için uygun bir terim bulamadı. Bu yüzden onun tarzında oynayan her oyuncuya “hey bak, o bir Volante” demeye başladılar. Zamanla bu isim Güney Amerika'da genel olarak 8 numaralı pozisyon için kullanılan bir terim haline geldi. Bu ismi Portekizce ‘den Türkçe ‘ye çevirdiğinizde, anlamı “direksiyon” oluyor.

 

Tıpkı direksiyonun arabayı yönlendirdiği gibi, Volante de akıcı oyunuyla maçı istediği gibi yönlendirebiliyordu. Yine de bu pozisyonun hareketli doğası nedeniyle, onu tek başına altı numara olarak bırakmak gerçekten riskliydi. Bu yüzden sekiz numaranızı top kazanma becerisi yüksek bir oyuncuya dönüştürmeli ve onu çift orta saha oyuncusu olarak eşleştirmelisiniz. Bu nedenle Brezilya'da hareketli orta saha oyuncusuna Segundo Volante, savunma orta saha oyuncusuna ise Primero Volante adı verildi. Ancak 6 numara birçok yaratıcı varyasyona evrilirken, ona yakın olan 8 numara kendine özgü sorunlarla karşı karşıya kaldı. Birçok rolüne bakıldığında, uzun yıllar boyunca takımlar için en çok tercih edilen seçenek iki yönlü (box-to-box) rolüydü.

 

İlerleyen yıllarda İtalyanlar, Regista ve Segudo Volante arası yeni bir oyuncu rolü ortaya çıkardılar adını Trequartista koydular. Güney Amerika kıtasına yayılan bu oyun tarzına Arjantinliler Enganche (kanca) dedi. Güney Amerika futbolunda, özellikle Arjantin'de derin kökleri olan bir roldür. Terim İspanyolca kökenlidir, ancak kavram 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. Arjantin'deki takımlar yaratıcılık ve yeteneğe öncelik vererek bu oyun kurucu rolü ortaya çıkarmıştır. River Plate ve Boca Juniors gibi kulüpler bu rolü popüler hale getirmiştir. Bu kulüpler, sıkı savunmaları aşmak için enganche'lere güvenmiştir. Enganche kısa sürede Arjantin futbolunun simgesi haline geldi. Avrupa'da bu rol, farklı isimlerle benzer bir öneme sahipti. İtalyanlar bu rolü trequartista olarak adlandırırken, İspanyollar genellikle media punta (orta saha) olarak adlandırıyordu. Terimler farklı olsa da rolün özü aynı kaldı.

 

Enganche, geleneksel bir hücum orta saha oyuncusudur. Forvetlerin hemen arkasında konumlanan bu oyuncular, oyunu yönetirler. Ana görevleri, tempoyu belirlemek ve paslarıyla savunmayı açmaktır. Box-to-box orta saha oyuncuları veya kanat oyuncularından farklı olarak, enganche daha odaklanmış bir alanda oynar. Zaman ve alan konusunda çok başarılıdırlar. Boşlukları bulma ve bu boşlukları paslar veya driplinglerle değerlendirme yetenekleri onları diğerlerinden ayırır. Her zaman en hızlı oyuncular olmasalar da zekâ, teknik beceri ve soğukkanlılıklarıyla bunu telafi ederler. Enganche’ye bizim topraklarda klasik 10 numara denir. Dünya çapında, bu rolde ün salan oyuncular Pele, Maradona, Zico, Platini, Hagi, Schuster, Totti.

 

Ancak 80'li yıllardan sonra birçok takım, üçlü savunma ve elmas orta saha gibi savunma sistemlerini denemeye başladı. Böylece hücum düzeni çok daha dar görünmeye başladı ve bekler ileri çıkıp genişlik sağlamak zorunda kaldılar, bu da arkalarında büyük boşluklar bırakıyordu. 1986'da Arjantin'in milli takım teknik direktörü Carlos Bilardo buna bir çözüm buldu. Bilardo, box-to-box orta saha oyuncusunun yanına bir oyuncu daha ekledi ve bu rolü üstlenen oyuncuya daha sonra Carrilero adı verildi. Bu da temel olarak yanlara doğru hareket eden bir servis oyuncusu anlamına geliyor. Carrilero'nun arkadaki boşluğu kapatmak için geniş alana yayılacağını bilerek, beklerin güvenle ileriye çıkmasını sağladı. Ancak, geri üçlünün arasına girebilen box-to-box orta saha oyuncusunun aksine, Carrilero'nun sınırlı bir hücum menzili olduğu göze çarpıyordu.

 

Bu, takımın hücumda büyük ölçüde beklerin üzerine yükü koyduğu anlamına geliyordu. Sonuç olarak, 2000'li yıllarda aynı dar sistemler, Carrilero'nun daha hücumcu bir versiyonu olan Mezalla'yı kullanmaya başladı. İlk olarak 1930'lu yıllarda W-M formasyonuyla ortaya çıkan bu sistem, Ancelotti gibi teknik direktörlerin dar sistemlerinde güçlü bir geri dönüş yaptı. Yani Mezalla'nın gerçek anlamı ne kanat oyuncusu ne de orta saha oyuncusu olan, ikisinin arasında oynayan bir oyuncu. Carrilero'nun sadece yanlara hareket etmesinden farklı olarak, Mezalla'nın ekstra ileri açıları var. Bu yüzden onu geniş oyuncularla dönüşümlü üçgenler oluştururken, kanat oyuncularını desteklemek için üst üste koşular yaparken veya forvet için ceza sahasına hassas paslar verirken görüyoruz.

 

Ancak, mezalla her zaman hücumcu bir sekiz numara anlamına gelmez, çünkü özellikle İtalya'da birçok varyasyonu vardır. Örneğin, Malinkovic gibi oyuncular, box-to-box orta saha oyuncusu ile oyun kurucu karışımı olan interno a mezzala (iç alan orta saha) olarak bilinir. Ve son olarak, “Enurizor Azala” olarak bilinen De Bruyne gibi oyuncular var ki, bunlar sadece Enganche gibi oyun kurucu görevi görüyorlar. Bu da insanı meraklandırıyor. Bu, sadece 10 numaranın başka bir versiyonu mu, yoksa gerçek 10 numara rolü tamamen farklı mı? Bunu anlamak için, eski piramit günlerine baktık mı 10 numara temel rolü sol tarafta oynayan forvet olarak karşımıza çıkıyor.

 

Fakat taktikler W-M'ye dönüştüğünde, aynı pozisyon daha geriye kaydı ve orta sahayı hücumla birleştiren daha merkezi bir rol üstlendi. Yani yaratıcı bir oyun kurucu ile orta saha oyuncusunun karışımı olan mezalla'nın aksine, klasik 10 numara aslında yaratıcı bir oyun kurucu ile forvetin karışımıydı. Ancak 1960'larda Catanachio'nun yükselişi ve kompakt savunma sistemleri bu pozisyonu kolayca marke edilebilir hale getirdi. Giderek daha fazla takım üçlü savunma sistemini denemeye başladıkça, orta sahayı güçlendirmek için kanat oyuncuları feda edilmek zorunda kaldı ve forvet tamamen yalnız kaldı. Her zamanki gibi, İtalyanlar bunun için bir çözüm buldu. Orta saha zaten üç oyuncu tarafından kapsandığından, bu pozisyona ikinci forvet, kanat oyuncusu ve orta saha oyuncusu olarak hareket etme özgürlüğü verilebilir diye düşündüler.

 

 

Bu özgürlük, Trequartista pozisyonunu ortaya çıkardı. Böylece, onu orta sahadan fırsatlar yaratırken, geniş alana yayılıp ceza sahasına ortalar açarken ve gol atmak için ceza sahasına geç koşular yaparken görüyoruz. Bu, düşük blok savunmalarının onu sürekli markalamasını inanılmaz derecede zorlaştırarak kafa karışıklığına yol açıyor. Ve bu kafa karışıklığı, Trequartista pozisyonunun İtalya dışına, hatta Latin Amerika'ya kadar yayılmasına neden oldu. Orada bu pozisyona yukarıda anlattığım gibi “enganche”, ismi verildi. Ancak ikisi arasındaki tek fark, Enganche’nin Trequartista'dan biraz daha az hareketli olması ve oyun kurma yeteneklerinden çok bitirme yetenekleriyle tanınmasıydı. Bu, trequartista hatlar arasında dolaşıp sürekli boşluk ararken, 9 numara sadece topun kendisine gelmesini beklediği anlamı çıkıyor. Bu, oyuncunun enerjisini korumasına imkân tanıyor ve doğru an geldiğinde, tüm gücünü ortaya koyarak savunmayı şaşırtabiliyor. Ancak, her iki rol de skora ve fırsat yaratmaya aşırı enerji harcadığı için, nadiren savunma görevi yaptıklarını görebilirsiniz. Sonuç olarak, günümüzün teknik direktörleri bu rolleri kullanmayı bıraktı ve bunun yerine 10 numaralı oyuncularından topun dışında daha fazla pres yapmalarını isterken, ekstra yaratıcılık için geniş ve derin oyunculara görev vermeye başladı.

 

Şimdiye kadar, tartıştığımız rollerin çoğunun geçmişteki sorunları çözmek için icat edildiğini gördük. Şimdi ise günümüze doğru ilerleme zamanı. 2010 yılında Almanya'da, o kadar sıra dışı bir rol oynayan bir oyuncu vardı ki, uzmanlar bile onun stilini tanımlamakta zorlanıyordu.  Bu oyuncu Bayern Münih’te oynayan Thomas Müller’di. Oyuncunun bir keresinde kendisine sorulduğunda, o da şu cevabı verdi: “Raumdeuter”. İngilizcesi “Space invader” yani Türkçe anlamıyla “uzay araştırmacısı”. Diğer oyunculardan az fiziksel güçlü, sprinter olmayan hatta driplingde bile en iyi olamayan bir oyuncuyu hayal edin. İşte bu oyuncu neredeyse on yıl boyunca her sezon yaklaşık 20 gol attı. Bunun nedeni, futbol terimiyle bir Raumdeuter’in aslında zekasını ve farkındalığını kullanarak saha çevresindeki boş alanları inceleyen ve o boş alanlara girerek gollerini atıyordu.

 

Thomas Müller bu konuda son derece üstün bir yeteneğe sahipti. Topun olduğu yere gitmek için özgürlüğünü kullanan trequartista ve enganche’nin aksine, topun olduğu yere gitmek yerine etrafında kalıyor, kalabalıktan uzaklaşarak, topun ona kolayca ulaşabileceği alanlara giriyordu. Bu da onu doğru zamanda doğru yerde bulunarak gol atmasını sağlıyordu. Müller şöyle açıklıyor; “Belki de benim özelliğim doğru zamanda doğru yere gelmek. Fakat, Raumdeuter, enganche ve trequartista'dan farklı, bu rol bir satranç oyuncusu gibi muazzam zekâ gücü gerektiriyor.”  Popülaritesi sayesinde Müller'in pozisyonu, 2018'den beri Football Manager oyununda kanat oyuncusu rolü olarak yer almakta. Bu noktada geriye dönüp numaralandırmadan raumdeuter'e kadar rollerin evrimine baktığımızda, çoğu yeniliğin yıllardır orta saha veya hücuma odaklandığı ve defansa neredeyse hiç dikkat edilmediği açık.

 

Ancak, günümüzün futbolunda bu kuralda ortadan kalktı. Örneğin, 2015 yılında bekler içe doğru yönelerek 6 numara olarak oynamaya başladılar ve bu, Pep'in Bayern'de ters bekleri uygulamaya koyduğu zamandı. Pep Guardiola İngiltere'ye geldiğinde, ters bekleri, onun yeni icat ettiği orta saha oyununa yardımcı olmak için hücumcu oyun kuruculara dönüştü. 2020'den sonra ise, kilit ters beklerinin ayrılmasıyla, bu rolü mükemmel bir şekilde yerine getirebilecek oyuncu kalmadı. Böylece Pep yeni çözümler aramaya başladı. Şans eseri, aynı dönemde merkez savunmacıların bu şekilde üst üste koşu yapma eğilimi ortaya çıktı. Campbell Rice Bash, Chris Wilder'ın Sheffield takımında üçlü savunma sisteminde bunu uygulandı.

 

Pep bu fikri gördü ve merkez savunmacılardan birini, orta saha oyuncusu gibi benzer bir görevde oynattı. Defanstan hücum bölgesine kadar ilerleyip sonra orta saha bölgesine katılıp, savunma yaparken de hızlıca geri çekilebilen bir stoper. Tersine oynayan bek ile bu pozisyonun hareket açılarını karşılaştırdığımızda, stoperin kendi pozisyonuna çok daha hızlı geri dönebileceğini görüyoruz. Bu, küçük taktiksel değişikliklerin ne kadar büyük etkiler yaratabileceğinin sadece bir örneği.

 

Bu tür çözümler, futbolun eski sistemlerin zorluklarıyla yüzleşerek ve bunları daha akıllı, daha etkili sistemlerle değiştirerek nasıl sürekli geliştiğini gösteriyor. Her şey tam bir kaosla başladı. Ardından numaralandırma geldi ve bu da yaratıcı rollere dönüştü. Şimdi ise tekrar kaosa doğru gidiyoruz, bir oyuncunun kimliğini tek bir isimle tanımlamanın neredeyse imkânsız olduğu bir kaosa.

 

Futbolun güzelliği de burada. Oyun, disiplin ve özgürlük arasında gidip geliyor çünkü hiçbir sistem veya oyuncuların rolleri sonsuza kadar mükemmel kalamaz. Bir gün, bugün övdüğümüz roller modası geçmiş olacak, başka bir yerde yeni ve tuhaf roller ortaya çıkacak. Sonuçta, bugün bildiğimiz futbol 100 yıl önce taraftarların gördüğü futbolla hiç alakası yok ve 100 yıl sonra da bizim için aynı şekilde tanınmaz hale gelebilir. İşte futbolu güzel kılan da budur…

 

©ErdalGüngör

 

Werbung
Diesen Post teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: