Mentalita ULTRAS#27 Cenova 20/07/2001
I asked my mother why do you cry
She said your brother here... he just died
Well I told him not to go outside
He said he had to fight for his country's right
But don't you know that mother
Don't you know that we can't stop the violence, no
Because the war is not over
Until you can feel love, peace, and hear silence
But I smell gunpowder......
Carlo Guiliani 23 yaşında Romalı bir genç. Günlerden 20 Temmuz hava sıcak Carlo’nun kafası karışık, plaja mı gitsin yoksa Cenova’da G8 zirvesini protesto yürüyüşüne mi katılsın bilmiyordu. Sonunda Carlo Cenova’ya gitmeye karar verdi. Yürüyüş kortejinin içinden arkadaşına bir mesaj attı “moruk burada acayip şeyler oluyor”. Bu Carlo’nun dünya’ya son mesajıydı, biraz sonra Piazza Alimondo meydanında duran bir Carabinieri arabasına yangın söndürme aletini atarken kafasından polis kurşunuyla vurulup öldürüldü.
Uzun yıllar süren Ultras-polis sürtüşmesi 2001 yılında patlama noktasına geldi. İki taraf arasında senelerdir yaşanan kin ve nefret Cenova G8 zirvesinde bir intikam savaşına dönüştü. Bu hale geleceği için müneccim olmaya gerek yoktu ama yetkililer her zamanki gibi kafalarını kuma soktular. Cenova’da yaşananların sorumlusu kuşkusuz çevik kuvvet, bu resmen mahkeme kararıyla kanıtlandı. Sakin başlayan yürüyüşü polisin planlı ve bilerek yaptığı müdahaleleri vahşete dönüştürdü. Hâlbuki aylar önce, 17 Mart 2001’de Napoli’de düzenlenen “Global Forum” da çıkan olaylar Cenova’nın provası yapılmıştı. Piazza Plebiscito meydanında protestocular(aralarında Napoli Ultra grupları da bulunuyordu) ve polis arasında şiddetli çatışmalar çıktı. Yaşananlar İtalya adına utanç vericiydi ve Napoli’de bulunan çevik kuvvet futbol müsabakalarında sert tutumundan biliniyordu. Polis yaptığı operasyonlarda şüpheli kişileri hastanelerden zorla alıp sürükleyerek karakola götürmüştü. Bazı tutuklanan protestocular Raniero kışlasında işkence gördüğünden dolayı Amnesty İnternational kurumunu harekete geçirdi.
Bunun üzerine 8 polis sebepsiz yere insan kaçırmaktan ve işkence uyguladığından dolayı tutuklandı ama sonra mahkemede berat ettiler. Yüce yargı insan kaçırma iddiasını düşürdü fakat işkence yapıldığını ve insan hakları ihlali olduğunu doğruladı. Bu karar gerçekten tuhaf, ortada somut deliller varken yinede devlet memuru statüsünde olanları hiçbir adalet kurumu kolayca yargılama cesareti gösteremiyor. Peki, polis halkı korumakla mı görevli yoksa işkence yapmakla mı?
Birkaç iyi niyetli gazete aralarında Il Manifesto olayı ele aldı. Yaptıkları araştırmalar da olay günü görevli bir polisle yaptıkları gizli röportajı yayınladılar. Güvenlik nedenlerinden dolayı ismi verilmeyen polisin açıklaması şöyle;
“Futbol müsabakalarında olduğu gibi tüm sokakları kapatmamız emri verildi. Protestocuların Via Maria Caddesi üzerinden kaçacakları doğruları yansıtmıyor. Hem bu operasyonda yazılı emir arıyorsanız boşa vakit kaybetmeyin çünkü yok!”
O günlerde iktidarda olan Başbakan Amato liderliğinde sol-liberal hükümet ve ulusal medya olayları çarpıtarak kapanmasını sağladılar. Kimse polisle husumete girmek istemiyordu tartışmalar daha çok gelecek seçimler üzerineydi. Rutelli mi yoksa Berlusconi mi İtalya’nın yeni Başbakanı seçilecekti, insanlar bunu duymak istiyor böyle haberler reyting topluyordu. Hoş, Cenova’da yaşanan vahşette sağ-liberal hükümeti iktidardaydı. Yani hangi parti olduğu önem taşımıyor ülkeyi idare edenlerin maksadı üç aşağı beş yukarı hep aynı sade renkleri farklı.
Bu hava içinde Temmuz ayında yapılacak G8 zirvesi hazırlıkları başladı. Dediğim gibi zirvede büyük olayların çıkacağını tüm İtalya halkı biliyordu. O gün kimlerin geleceğini, bir hafta önce 13 Temmuz günü bazı gazetelerde Ultra gruplarının da yürüyüşe katılacağı açıkça yazılmıştı. Yetkililer çevik kuvvetin G8 zirvesinde Ultra’lar ile eskiden kalan hesaplarını kapamak için iyi organize olduğunu biliyorlardı. Her iki taraf kılıçları çekmiş gün sayıyordu. Gerçek amaçları küreselleşmeyi protesto etme amaçlı dünyanın dört bir yanından gelen parlamento dışı siyasi gruplar kurunun yanında yaştılar.
Ve böylece yürüyüşe katılacak gruplar Via Tolemaide meydanında toplandı. Tute Bianche, Ribelli del Sud bazı autonom gruplar onların alt grupları yurtdışından gelenler ve tabi ki tribüncüler. Cenova dahil Milano, Roma, Fiorentina, Perugia, Venedik, Torino, Terni , Livorno, Pisa, Napoli ve alt liglerden gelen Ultra grupları. Sayıları yaklaşık 3000 bin civarında olan Ultra’lar o gün renklerini taşımıyorlardı. Sade iki grup, Venedik’ten Noi Ultras/Onus ve Perugia’dan AfroGrifo kendilerini temsilen pankartla yürüyüşe katıldılar diğerleri ise sivildi. Sıradan vatandaş gibi demokratik haklarından yararlanarak küreselleşmenin bir parçası olan endüstriyel futbola karşı tepkilerini göstermek için Cenova’da bulunuyorlardı. Bunun yanı sıra çıkacak olaylarda Ultra gruplarını suçlu gösterilmesine karşı bir önlemdi.
Kendilerini futbolun önemli parçası gören tribüncüler yeni gelişen modern futbol sisteminde kenara itildiklerinin farkındalardı. Sosyal hayatlarının dörtte üçünü tribünde geçiren, karşılıksız sevdikleri ve renklerine gönül verdikleri kulüpleri yaşam tarzı yapan insanlar bir anda istenilmez kişi oldular. Paralı TV kanallarını, modern statları, ellerinde patates cipslerinle konforlu koltuklarda maç seyretmeyi. Orijinal taraftar ürünleri taşımayı az üreten bol tüketen müşteri olmak istemiyorlardı. İşin enteresan yanı o yıllarda Ultra hareketinde yeni gelişmeler görüldü. Yeni demeyelim de, doğrusu eski değerlerini sahiplenerek gerçek kimliklerini ortaya çıkardılar. 60’lı yılların sonunda olduğu gibi toplumsal haklarını savunan adaletsiz düzene karşı koyan parlamento dışı yeni bir siyasi platform oluştu. Bu defa sol-sağ vb. kutuplara bölünmeden tek vücut halinde hareket ediyorlardı. Yalnız bir şey değişmemişti, Ultra hareketinin başladığı senelerde olduğu gibi devletin güvenlik güçleri ile araları açıktı.
Şunun da altını çizmeliyim, yürüyüşe katılan Ultra’lar arasında aynı çevik kuvvete olduğu gibi sırf olay çıkarma zemini arayan ve hesaplaşmak isteyenler vardı. Çatışmak için sokaklar tribünlerden daha çok avantajlıydı. Cenova’da büyük olayların çıkacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Ve on binlerce insanın arasına kötü niyetli kişiler karışmıştı. 20-22 Temmuz günlerinde demokrasi adına güzel işlerde yapılabilirdi ama onlara yer kalmamıştı. Yılların getirdiği kin ve nefretin birikimi düğüm olmuş kopmasına ramak kalmıştı ve sonunda kıyamet koptu. Cenova’da iyi-kötü yoktu ya da iyi olanlar yerlerini cinnet geçirenlere bırakmak zorunda kaldılar. İtalya tarihinde o güne kadar hiç görülmemiş güvenlik önlemleri alındı tam 18.000 bin. Polis Carabinieri ve Guardia di Finanza birlikleri. Yaklaşık 50.000 civarında yürüyüşçü.
Sonucunu hepimiz biliyoruz. Bir ölü(Carlo Guiliani) yürüyüşçüler ve polisler arasında yüzlerce yaralı. Yarım milyar dolara varan maddi hasar viraneye dönen bir kent. Ve son günü polisin Diaz okuluna düzenlediği akıl almaz vahşet dolu baskınıyla kapanan G8 zirvesinin vahim bilançosu.
Gördüğünüz video polis ve ulusal kameraların çekimlerinden toplanan ve olay yerinde bulunan şahitlerin verdiği ifadelerden yola çıkarak savunma tarafından mahkeme için hazırlanmıştır. Yabancı dilde olduğundan kısa özetini geçeceğim. Grafikte maviler polis, kırmızılar yürüyüşçüler. Görüldüğü gibi polis kasıtlı olarak yürüyüş kortejinin güzergâhını değiştiriyor. Polis merkezinden ulaşılmak istenilen çevik kuvvet birliklerinden sağlıklı bilgiler alınamıyor hatta bazıları çağrılara hiç cevap vermiyor. Bir koordinasyon zafiyeti olduğu kesin fakat polisin o gün kullandığı “silahlar” yasalara aykırı! Görüntülerde polislerin elinde normal cop değil demir sopalar var! Atılan göz yaşartıcı bombalar C8 ve uluslar arası savaş antlaşmalarına göre kimyasal bomba kategorisine giriyor. Böyle toplu yürüyüşlerde ve statlarda kullanımı kesinlikle yasak! Organize suç işlendiği açıkça ortada.
Yukarıdaki görüntüler ise G8 zirvesinin son gününde Diaz okuluna yapılan baskından. Okulda 93 kişi konaklıyor çoğu yürüyüşe katılmaya yurtdışından gelen yabancılar aralarında kadınlarda var. 150 kişilik çevik kuvvet birliği gece yarısı okulu basarak masum insanları uykusundan kaldırıp resmen işkence uyguluyor. Ortada hiçbir bahane yok üstelik bir baskın emri verende yok. Sadece şüphe üzerine kontrol amaçlı yapılan bir ziyaret. Bu demeç zamanın içişleri bakanı Scajola’ya ait. Ve İtalya uluslararası bir krizin içinde.
Polis ne kadar iyi organize olsa da şuursuzca yaptıkları saldırılardan ağır hasar alıyorlar. Bu gayet doğal köşeye sıkışmış insanda oluşan korku ve panik büyük bir güce dönüşeceği kaçınılmaz oluyor. Ve yıllardır acımasızca ezdikleri Ultra’lar hiç beklenmedik anda kontrolü ellerine geçiriyorlar. Mağdur durumda kalan polisin elinde kalan tek çare silahlarına sarılmak oluyor ve ilk nasibini alan Carlo Guiliani. Keşke Carlo plaja gitseydi ama o sonuna kadar inandığı davasının peşinden gitti gerekirse ölümü göze alarak.
AS Roma kulübü Carlo’nun cenaze masraflarını üstleniyor ve Sarı kırmızı bayrakla kaplanmış tabutuyla defnediliyor. Cenova’da yaşananlar tribünlerde kayıtsız kalmıyor. Aylarca oynanan tüm müsabakalarda pankartlar açılıyor. Milano tribünlerinde “Cenova 20/07/2001 unutursanız sizde suçlusunuz” ve diğeri “Ultras, Radikaller, Siyasiler sokakların insanları. Roma Curva Sud; Carlo Guiliani ebediyen Sarı kırmızı. Oda ne Lazio tribününde bir pankart “Farklı görüşler, Carlo Guiliani ruhun şad olsun”. Ne garip değil mi, ölümlerde renkler ezeli rekabet düşmanlıklar bir kenara bırakılıp kenetleniyor tribüncüler. Ama illaki birilerimi ölmesi gerek?
Cenova 20/07/2001 unutmayacağız! LIBERTA PER GLI ULTRAS ! ……devam edecek.