No Alla Tessera Del Tifosi
İtalya'nın Başkenti Roma'da 14 Kasım tarihinde tüm ülkenin Taraftarları bir araya gelerek yeni yılda çıkacak Taraftar Kartına karşı protesto düzenleyecekler "No alla tessera del tifosi" Türkçe "Kart içinden çıkan Taraftar değiliz" anlamına geliyor(İtalyanca biliyorum sanmayın Google-Translate yalancısıyım :)) daha net açılımını bilen varsa düzeltirim).
Protestoyu düzenleyen yetkililer gelecek Taraftarların bu sefer kendi renklerini ön plana çıkarmamalarını,atkılarını ve formalarını evde bırakmalarını istiyorlar ! Amaç gönül verilen renklerin değil bütün Tribünlerin sorunu haline gelen "Taraftar-Kartı" uygulamasına karşı verilen tepkinin sesi duyulması.Aynı zamanda Taraftarlar arasında süren kavgalarını bir günlük için kenara bırakıp olaysız yürüyüş olmasını bizzat rica ediyorlar.
Yürüyüşe saat 10:00'da Piazza Esquilino önünde toplanıp oradan başlanıyor.Sonra Via Cavour,Largo Corrado Ricci,Via dei Fori Imperiali,Via Celio Vibenna,Gregory,Piazza Porta Capena,Via dei Cerchi üzeri sürerek Piazza Bocca della Verita'da sona eriyor.Yürüyüş boyu Taraftarlar imza toplayıp bildiri dağıtacaklar.Toplanan imzalar bir dosya halinde Strassburg'da bulanan Avrupa Birliği Anayasa Mahkemesine sunulacak.Bu dosyanın içinde Taraftarlar şimdiye kadar özgürlüklerinin nasıl kısıtlandığını ve gelecek yaptırımların yürürlüğe girmesiyle İnsan haklarının ihlal edildiğini dile getirecekler.
Evet orası İtalya,gelelim bizim ülkemize Türkiye'ye.Dün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramıydı,tüm ülkemizde kutlandı.Taraftar oluşumları'da kutlamalara katıldılar.Şimdi bu durumun bir özelliği yok..sanıyorsanız yanılıyorsunuz,buyurun "Mutlak Gol" neler yazmış hep beraber okuyalım >>> link
Yeri geldiğinde Bağımsızlıklarına leke sürdürmeyen sözde "Tribüncüler",daha hala 29 Ekim Cumhuriyet Bayramının ne anlama geldiğinin farkında değiller.Zaten olamazlar çünkü onlar yaşadıkları süre hep birilerinin buyruğuna girip kölesi oldular.Türkiye Cumhuriyeti 86. Yıldönümünü kutluyor,tutuğun takımın renklerini içeren formları, atkıları giyinip takınmanın ne gibi anlamı olabilir? Yoktur tabii ki,çünkü böyle bir günde Türkiye'nin farklı renklerinde olan bütün herkes dil,din,ırk hiç fark etmeden TEK RENK TEK YÜREK OLMALIDIR !
Ben bu tür olayları çıkaranları,içine girenleri,karışanları artık hangi renkten olursa olsun,bırakın Taraftarlığı,onlar benim gözümde çapulcu bile olamazlar,"BOŞ MAHLUKLAR".Şimdi kalkmışlar süslü püslü yazılar düzerek utanmadan kendilerini savunuyorlar.Sizler resmen endüstriyel futbolun uşağısınız !
KAHROLSUN endüstriyel Futbol !
>> LİBERTA PER GLİ ULTRAS ! <<
Erdal Güngör
Nasıl Yaşıyorsan Öyle Oynarsın
Yukarıda ki sözler Arjantin'in büyük futbol ustası Cesar Luis Menotti'ye ait. 1970 Yılları'nda futbolun siyaset ruhunu ortaya çıkartıp Solcu Sistem futbolunu icad eden, (yanlış anlaşılmasın bu lafı Menotti'i söylüyor) 1978 yılında Arjantin Milli Takımınla dünya kupasını kazanan, günde 15 paket sigara içen "El Flaco", Türkçesi ince sırık.
Bu arada Menotti 72 yaşında sağlıklı şekilde hayatını sürdürüyor ama siz yinede sigaradan uzak durun.

"Solcu Sistem Futbolu" kelimesi bana da biraz tuhaf geldi. Menotti'ye sorulduğunda cevabı net "Nasıl yaşıyorsan öyle oynarsın" şöyle de tarif edilebilir "sahaya yansıttığın oyun kendinin ve yaşadığın ülkenin hayat tarzının aynasıdır".
Arjantin nasıl yaşıyor ve oynuyor sorusuna büyük hocanın verdiği cevabı iyi okunmalı;
"Her kültür içinde bir çok sentez vardır, müzik, dil, giyim tarzı ve futbol bunlardan biridir. Arjantin 1960'lı yıllarda kültürel krizin içine düştü, ister istemez futbolda bundan nasibini aldı. Malum, Başarsızlıklarda eklenince işler iyice tersine gitmeye başladı.
Biz ülke olarak şu karara vardık, o andan itibaren kendimize ait ve özel sandığımız, inandığımız tarzımızı bir kenara bırakıp dışa açıldık. Bir anda her şey yerine oturmaya başladı. Dışarıdan aldığımız yenilikler futbol oyunumuza olumlu şekilde yansıdı. Sosyolojik açılımını iyi yapamazsan kontrol edilemez vahim hataları tetikleyen olaylar başlar.
Bizim çöküşümüz İsveç'te düzenlenen 1958 dünya kupasında Çekoslovakya'ya 6 gol yediğimiz maç ile başladı. Bütün otoriteler oyunumuzun gerilediğini daha atletik ve fizik yapımız üzerine çalışmamızı söylediler. 1940 ve 1950 yıllarında Arjantin Milli takımı çok başarılıydı, yetenekli oyuncularla dolu geniş kadromuz vardı. Öyle ki 2-3 takım çıkarabilirdik.
İsveç'ten sonra tam 10 yıl bir kaosun içine düştük ve 1970 dünya kupasına katılamadık. Hep inandığımız bize uygun sandığımız Estudiantes La Plata takımının oynadığı futbolun sistemiydi. Onların oyun tarzı adam markajı, pres ve mücadeleye dayalıydı. Bu değiştirilemez mi diye hep kendimize sorduk, o yıllarda bilim adamları futbolu yönetiyorlardı. Ama kesinlikle böyle olmamalı, bir zamanlar insanlar filozofların her sorunu çözebileceğine inandıkları gibi.
Oyunun güzel yönünü ortaya çıkaran çok az takımlar vardı. İnter'in Catenaccio sistemi o yıllarda modaydı. Sonra 1970 dünya kupasında Brezilya fırtına gibi estiği turnuvada kupayı kazanınca insanların kafasında çoğu şeyler değişmeye başladı. Ben Huracan kulübüne iş başı yaptığım gün Brezilyalıların oyun metodunu adapte ettim.
Futbolculara güzel futbol oynamalarını anlattım, onlara geçmişteki efsane oyuncuları hatırlattım. Futbolcularım şaşkınlıkla bana şu soruyu yönelttiler "doğru olabilir hocam ama neden kazananlar hep aynı takımlar?" Onlara aksini ispat etmek için çok çaba harcadım. Futbol illaki en yüksek tempoda oynan, büyük efor sarf edilen oyun olmadığını anlattım. O zamanlar futbol taktik ve fizik güce dayalı oyundu ama benim için futbolun insancıl yanı daha önemli. Sahaya sade galibiyet için çıkanlar ve zafere giden her yolu mubah görenler benim gözümde hepsi "sahtekar", bu kişiler Futbolun ne anlama geldiğini idrak edememişler, futbol "GÜZEL OYUNDUR!"
Bu çok iyi algılanmalı, "Sahtekar" kelimesinin açılımı sahaya futbol oynamak için değil sade kazanmak için çıkanlardır, futbol oynanarak kazanılmalı.Eğer bir oyuncu çıkıp şunu diyorsa "Beni sade kazanacağımız zafer ilgilendirir" o kişi benim gözümde sahtekardır, kazanmak için her türlü yola baş vuracaktır gerekirse aldatacaktır.
Örneğin Poker oyununu sade para kazanmak için oynayanlar vardır, bazıları Poker'den zevk aldığı için oynar ama onlarda kazanır. Kısacası biz o yıllarda futbolun öncelikle "GÜZEL OYUN" olduğunun değerini yitiriyorduk. Almanlara hep şablon futbol oynadıkları söyler abartırlardı. Almanlar 1974 Dünya Kupası finalinde Hollanda'yı dize getirirken takım içinde çok yetenekli oyuncuları bulunduğu için tek başına kazanmadılar.Her şey organize halindeydi, takım olarak zafere ulaştılar. Bu organize tarzları oyunun önemli senteziydi günlük yaşamları gibi "Bir Ülke nasıl yaşıyorsa öyle futbol oynar".
Bu yazı Eylül ayında Almanya'da çıkan 11 Freunde Dergisin'de Menotti ile yapılan röportajın özetidir, elimden geldiği kadar çevirdim sizlerle paylaşmak istedim.
Biz, Ülke olarak şu an yaşadığımızı sahaya yansıtıyoruz. Futbolun ilerisini görmek için geriye bakmak yeterli, her şeyden önce futbolun güzel oyun olduğunu bilmeliyiz. total başarıya odaklanmadan önce total Futbol oynamasını öğrenelim, güzel oyunun ne anlama geldiğini idrak edelim. Hile yaparak değil delikanlıca, güzel oynayarak kazanalım !
Erdal Güngör
BUNDESLİGA "Mainz 05 Süpriz Peşinde"

FSV Mainz 05 Cumartesi günü deplasmanda Şampiyon Wolfsburg'a karşı bu sezon ilk deplasman galibiyetini alma hayalleri kuruyor.Şimdiye kadar deplasman maçlarından sadece 4 puan çıkartan Mainz,bu kötü gidişi durdurmak istiyor.Teknik Direktör Thomas Tuchel maçın kendileri açısından rahat geçeceğinden emin ,"Biraz şansımız yaver giderse neden 3 puan almayalım" sözleri sade Wolfsburgluları şaşırtmadı.Thomas Tuchel bu sezon Almanya'da herkesi şaşırtmaya devam ediyor.Geçen sezon Mainz 05 U19 takımını başarıyla çalıştıran ve Şampiyon yapan genç hoca,kendisinin de hiç beklemediği an takımın başında buldu.Mainz 05 Yönetim kurulunu bu cesaretlerinden dolayı kutlamak lazım.Ama bunu ilk defa yapmıyorlar, 5 sene önce Jürgen Klopp'da aynı Tuchel gibi aniden kendini takımın başında bulmuştu,sonra Almanya'da efsane oldu.Şimdi Dortmund takımının başında eski günlerini arıyor,bu akşam Hertha Berlin karşısında kendi sahalarında önemli müsabakaya çıkacaklar.İki takımın mutlak üç puan almaları şart,hele Berlin için bundan sonra her maç ölüm kalım niteliğinde değer taşıyor.
Thomas Tuchel,Mainz 05 Teknik Direktörü
Wolfsburg bu sezon henüz beklenen performansı ortaya koyamadı,aynı Grafite gibi.Geçtiğimiz sezon Dzeko ile beraber toplam 54 gol atan Brezilyalı sakatlıktan kurtulduktan sonra bir türlü eski formunu yakalayamadı ve moral bozukluğu yaşıyor.Bunun üzerine Wolfsburgun hocası Armin Veh Grafiteyi bir kaç günlüğüne kafasını dağıtması için ülkesine yolladı.Kaç bavulla gittiğini sormayın zaten Almanya'da böyle saçma detaylara önem veren yok.Benim kafamı kurcalayan Brezilyalı futbolcular,daha çok Orta Avrupa Ülkelerinde oynayanlar, bazen garip bir travmanın içine düşüyorlar.Sezon başında Schalke 04'de oynayan Rafinha'da aynı durum söz konusuydu,sonra hocası Magath onu bir kaç gün Ülkesine tatile yolladı şimdi sanki yeniden doğmuş gibi,son maçlarda form grafiği baya yükseldi.Aklıma Lincoln geldi,geçen sezon ortasında bir kaç günlüğüne ülkesine gitti diye adama yapmadıklarını bırakmadılar şimdi de Elona'ya taktılar.Neymiş derbi maçı bittikten sonra Fenerbahçe'de oynayan Brezilyalılar ile uzun sohbete dalmışlar,Arda da onu beklemek zorunda kalmış.Hani eskiden Galatasaray ve Fenerbahçeli oyuncular kol kola maçtan sonra yemek yemeğe giderlerdi?
Neyse konuyu dağıtmayalım,bu akşam Bundesliga saat 21:30'da Borrusia Dortmund-Hertha Berlin maçıyla start alıyor,dediğim gibi iki takım için çok önemli müsabaka.
Erdal Güngör
Vieri Sahalara Geri Dönüyor

Daha 6 gün önce futbolu bıraktığını açıklayan ünlü İtalyan oyuncu Christian Vieri,Brezilyanın Globesporte adlı internet spor sitesine verdiği demeçte Botafogo FC kulübüyle temasa geçtiğini ve tekrar futbola geri döneceğini açıkladı.Henüz tam olarak kesinleşmediğini ve bir kaç detayın eksik olduğunu söyleyen Vieri ,şimdilik sade bir ön anlaşma yaptığını sözlerine ekledi.Christian Vieri 36 yaşında,Bologna doğumlu,1998 yılında İspanya Primera Division,2003 yılında İtalya Serie A 'da gol kralı oldu ve 49 kez İtalya Milli takım formasını giymiş.Almanya'da 2006 yılında düzenlenen dünya kupasına ağır diz sakatlığı yüzünden gidemedi.Malum içinde uhde olarak kalmış Vierinin,2006 yılında İtalya dünya kupasını kazandı.
Acaba ?
Bakın şimdi bende huylanmaya başladım,Vieri 2010 Dünya Kupasının yeni Roger Milla'sı olabilir mi? Neden olmasın,son 10 dakika maça girer atar golünü,koşar korner direğine Tarantella oynar.
Vieri şayet Botafogo'ya Transfer olursa yalnız kalmayacak.Brezeliya'nın efsane yıldız oyuncusu Ronaldo ve kendi Vatandaşı Francesco Cocco ile temas de olan Sau Paulo kulübü takımı emekli kıraathanesine çevirdi.Tuhaf,Brezilyalılar genç yeteneklerini Avrupa'ya satarak ülke gelirine ciddi mali kaynak sağlıyorlar ama diğer yandan Avrupa'da ne kadar yaşlanmış oyuncular varsa ülkelerine topluyorlar.
Erdal Güngör
Kazandibi
Stuttgart 5 maç üst üste kaybetti yetmedi kupadan da elendi tamam dedik Babbel bavullarını toplar,keza kupa maçı sonrası Horst Heldtin yaptığı açıklamalar bu yöndeydi.Şimdi duydum Heldt fikrini değiştirmiş,yönetim Babbel'e bir şans daha veriyor,şansa bak hafta sonu Bayern geliyor bu kadar da şansızlık olmaz.Bazı söylentilere göre Heldt ve Babbel aynı apartmanda oturuyorlarmış,düşünün sizi işten kovan patronunuzla her gün yüz yüze geleceksiniz,mutlaka Heldt bu durumu da göz önünde bulundurmuştur.Babbel kovulsaydı ne değişecekti? Hiç bir şey, Stuttgart'ı şampiyon yapan ertesi sezon başarısız olup kovulan Armin Veh gittikten sonra ne değişti? Babbel geldi tekrar takımı toparladı üst sıralara çıkardı sonra elinden Gomez'i kaptılar.Yeni transferler tutmadı takım düşüşe geçti.Hele geçtiğimiz hafta sonu Hannover'e karşı ortaya koydukları futbolu gördükten sonra ben böyle şansın içine tükürüğüm dedim kendime.Yedek kulübesinde oturan,yaşla dolu gözleriyle maçı seyreden Babbel de mutlaka aynı düşünmüştür.
Medcezirlere benzer Teknik Direktörlük mesleği,çok nankördür.Birde mesleğin dışında kalanlar vardır,kişiyi yerden yere vuranlar,onlar daha nankör olurlar,acımasız ve şuursuz.Belki Stuttgart Yönetimi Babbel'e kovmak için daha sağlam bahane arıyor hatta onu kurtlar sofrasının tam ortasına atıyorlar.Nede olsa Bayern şu sıralar çıkışa geçti ve dün Kupada deplasman da bu hafta içinde ikinci kez karşılaştığı Eintracht Frankfurt'u 0:4 gibi farklı skorla yendiler.Ama Stuttgart yönetimi şunu da göz önünde bulunduruyordur,bir mucize yaratma peşin delerdir kim bilir? Babel'e küllerinden doğmasını fırsatını verip sonra çıkıp "biz hep istikrardan yanaydık" derler işin içinden sıyırırlar kendilerini,direksiyonun başında olmak güzel bir duygu,tekerin altında kalanın canı çıksın.
Teknik Direktör düşmanı damgasını yiyen Borussia M'Gladbach camiası bu sezon şaşırtıyor,hayret Frontzek hala görevde,belki Başkanları derviş mertebesine yükseldi,sabırlı şekilde muradına ermesini bekliyor.Bochum için her şey geç,onlara gerçekten bir sihirli değnek lazım belki Heiko Herrlich çorabından çıkartır bizi şaşırtır.Hertha Berlin düşme potasına giren takımların krikosu Funkel ile mümkünse 10 kat birden çıkmak istiyor.Hannover,Nürnberg,Köln.Bundesliga'da bu sezon alt sıralarda kazan kaynıyor,gemisini kurtaran kaptan dipten çıkamayanlar işkembe çorbası.
Erdal Güngör
Bugün 29 Ekim....

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vaad ettigi günler Hakk'ın.
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.......
YAŞASIN BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ !
Geçmişi Gölgeye Teslim Ettim
Elimizdekini cebimize tıksak, “tırsak kısrak savaşa havlu attı” der ve sırıtırlar. Dalga bu devrin baş motivesi. Ne kadar güler ise düşman o kadar ağlatır seni, kendini geçmişteki geri adımlarından kurtar, ışık ileride parlar ve yamyamlar var burası dar. Her an önünde yar, Tanrılar sözlüğünde buna sınama denir, sınavın elbet sonu gelir, notuna göre bedelini öderiz bu geçmişin bu kesin. Zaten inancımız olmasa var olmanın anlamı anlamsızlıktan başka bir anlama gelir miydi? Ve bu zamanlama, kaderimizin yanlışı ya da doğrusu, olgusu yoktur, kukla duygusu, askıya alınan o insan bulgusu, tekrar edilen o geçmiş döngüsü, karasis örtüsü; gölgelerin emaneti sen misin? Karanlıklar çöktüğünde gömülesi bedelin ve eskide kalan soğuk iklimlerin. Dostuna attığın tekmenin ya da hiçe saydığın ilahi adaletin bir sonucu olmalı bu da kesin, sen teksin takibinde geçmişin!…
Anlam veremediğim bir yığın manzara peşimize takılmış ve cereyan eden çıkar savaşları kalbimizi yerinden çıkarmış ya barış?… Minik ellerinizle yakaladığınız o büyük kelebekleri öldürebilirsiniz. Herşey cüsse değil yeterki küstürmeyin çocuğu, öldürmeyin kendinizi, yok oluşu simgeler umut katliamı, yarın bir kapıdır ve sen uykudan o kapıdan geçmek için uyanırsın. İnsanların icadı kukla medeniyetinde herkesin bağlı olduğu bir ipi var, ipi tutan Tanrılar akıbetini sorgular, bulgular yargılar bir oyun gibidir adı yaşamaktır, ölümse oyunun sonudur. Her nedense oyunun sonu yok gibidir, bir gider biri gelir. Ve birini eler, siler kendini oyunun listesinden, simgelerde saklanır gidişinin nedeni ve her geçmiş gölgelere emanet edilir, gelecek sansüre maruz kalmış,belirsizdir. Bu nedenle seni takibe alan gölgelerdir. Sen yürüdükçe seni sorgular ve bir gün güneş batar. Geçmişi gölgeye teslim ettim ve şimdi gölgeler takibimde,ardımda bir yığın manzara, sorgusu başladı.
Geçmişi gölgeye teslim ettim ve şimdi gölgeler takibimde,ardımda bir yığın manzara.
Sorgusu başladı yarının ufukta gün batmakta, her gelişin bir gidişi meçhuşle farz arz ederim sorgumu kesin. Gün dönümünde sıradaki gelsin gölgemi karanlığa teslim edin.
Futbol Temel Kültürü
Yaşadığım Almanya'da neredeyse her üç kişiden biri hayatında mutlaka bir futbol kulübünde oynamış,tabii Erkekler ağırlıklı duruyor.Son yıllarda genç Bayanlarında çocuk yaşta futbola hevesli olduklarını görmek mümkün ve bu sayı gün gittikçe artıyor.Almanya Futbol Federasyonu sayı olarak dünyanın en büyüğü sayılır,yaklaşık 7 milyon civarında lisanslı futbolcu var,bunların 250.000 bin tanesi Türk ! Diğer spor dallarına da merak çok,Hentbol,Buz Hokeyi,Basketbol,Voleybol,Atletizim,Güreş,Jimnastik,Yüzme,Tenis,Masa Tenisi.Kısaca neredeyse tüm spor dalına meraklı çok insanlar var bu Ülkede.Sporu adeta soluyan bu toplum'da sabah akşam sade spor konuşulması,Televizyonlar 24 saat sade spor'dan bahsetmeli diye sanıyorsanız yanılıyorsunuz.Spor için belirli günler var,öyle boş sohbetler yok uzmanlar eğitici ve objektif yorumlar yapıyor,tabii süreler kısıtlı,saatlerce aynı konu üzerinde geyikler dönmüyor.Yapılan eleştiriler vurun abalıya yerle bir edin mantığında konuşulmuyor hele hararetli tartışmalar hiç yok.
Dün akşam çalışmadım biraz GS TV'nin tadını çıkarıyım dedim,bakalım paralı olalı neler değişti.Bir tartışma programı vardı ismini unuttum.Üç Ağabeylerimiz Levent Tüzemen,Hasan Tankaya ve Cüneyt Tanman hafta sonu oynanan derbi üzerine muhabbet ediyorlar.Levent Tüzemen Ağabey kendine has tavırlarıyla hararetli şekilde Rijkaard'ı eleştiriyor.Kendini öyle kaptırmış ki yanında oturan Cüneyt Tanmana iki de bir "Yapma Kaptan" sözleriyle sesini yükselterek tartışmayı daha hararetli boyuta getiriyor,hatta bir ara Cüneyt Tanman nazikçe onu uyarıyor "Levent Ağabey ben bir şey yapmadım" diyor.Ne söyleyim benim hoşuma gitti gurur duydum.Neden hoşuma gitti gururlandım? Tartışmadan dolayı değil hayır,benim hoşuma giden bir kez daha Galatasaray nasıl bir Büyük Camia olduğunu dünya alem görmesiydi.Kendi içinde öz eleştiri yapmanın hatta bu eleştiriler bazen en absürt ve sert geçmesine müsaade edilmesi sade büyüklüğünün bilincinde olan Camialar da görülür. Hele bu tür eleştiriler daha üstünden 2 gün geçmemiş ezeli rakibine karşı mağlubiyet sonrası yapılması Galatasaray'ımızın nasıl bir özel kulüp olduğunun kanıtıdır.
Gelelim eleştirilere.Yapma be Levent Ağabey,sen Futbolun Temel Eğitimini almış değerli insansın Rijkaard bu kadar ağır eleştirileri hak etmiyor.Evet zamanında Barcelona'da başarılı oldu ama istediği oyun şeklini oturtana kadar başından neler geçtiğini futbolu yakından takip eden senin gibi üst düzey spor gazetecisi bilmeli.Rijkaard,Neeskens ve Teknik ekipte bulunan diğer Hocalarımız ne yapması gerekiyor sence? Ellerinde sihirli değnek varda kullanmıyorlar mı,Rijkaard Galatasaraylı oyunculara Futbolu sıfırdan mı öğretsin? Galatasaray'ın A Takımında oynayan tüm Futbolcular temel eğitimlerini tamamlamış üst düzey elemanlar eğer Servet Leo Franco'ya geri pas çıkarıyor ise ona yardımcı olması gerekmiyor mu? Bunları Rijkaard her gün anlatmalımı,futbolcular kendiliğinden idrak edemiyorlar mı,illa Rijkaard elinde sopayla ortalıkta mı dolaşsın,saha kenarında bazı Hocalar gibi taklamı atsın? Ayhan,Arda,Mustafa üçü de orta saha oyuncusu,takımın sergilediği futbolun beyinleri,top ayaklarına geldiği andan itibaren kafalarında bir sonra ki pozisyonu kurmaları lazım değil mi.Oyuncular birbirine yardım etmeli kısaca çok koşmaları gerekmiyor mu ve en önemlisi bloklar arasındaki mesafeleri kısa tutmaları şart değil mi ?! Çağımızın futbolunda bir üst düzey orta saha oyuncusu ne yapması gerektiğini geçtiğimiz günlerde Mesut Özil ,11 Freunde dergisinin onunla yaptığı röportaj'da açıkça anlatmış,okumakta fayda var. Mesut Özil Röportajı; "Futbol Hislerim Türk"
Program bitti arkasına Rijkaard ile sohbet başladı.Galatasaraylı Yöneticilere bir sorum olacak,o tercümanı Kapalı Çarşıdan mı buldunuz? Olmaz böyle şey,kapalı çarşıda çalışan turist rehberleri bile daha iyi İngilizce konuşuyorlar.Bakın bu çok önemli,takımın başına dünya çapında teknik kadro getiriyorsunuz ama oyuncular ve Teknik ekip arasında komünikasyonu oluşturacak kişi İngilizceyi Tarzan'ca konuşuyor.Hadi Rijkaard'ın TV'de vereceği kısa röportajlar da belki yeterli ama Teknik konular o kadar çok önemli ki yanlış çeviriler iletişim kopukluğu doğurur ve bu oyuncular arasında yanlış anlaşılmalara yol açar.Hele Rijkaard gibi entelektüel hocanız varsa satırlar arasında söylediklerini iyi okuyup iletilmeli.Rijkaard oyuncuları kabaca uyarmaz,kibarca söylediği bir kelimeyle karşındakini dize getirir,"kızım sana söylüyorum oğlum sen anla" şeklinden.Açıkçası dün akşam seyir etiğim sohbet programından sonra iyice kuşkulanmaya başladım.Oyuncuların son haftalarda ortaya koydukları performansı da göz önünde bulundurduğumda Rijkaard ve futbolcular arasında iletişim kopukluğu olduğunun kanısındayım.Çünkü tercüman programda bile sunucunun sorduğu soruların yarısını Rijkaard'a tercüme edemedi,seyircilerin hepsi su gibi İngilizce bilmek zorun da değil.Evet Futbol dili Uluslararası ama diğer yandan baktığımız zaman Futbol ve Spor Kültürü eksik olan Ülkede işin içine Teknik konular girdimi iş değişiyor.Tercüman konusunda en kısa zamanda mutlaka önlem alınmalı diye düşünüyorum.Yeni yapılanma içine girilmiş gelecek 10 yılın Galatasaray'ı inşa ediliyor,temeli sağlam oluşturmak için Rijkaard ve takım arasında olan irtibat da çok sağlam olmalı !!!
Erdal Güngör
Bilanço !
Bir derbi daha geride bıraktık,fazla detaylara girmek istemiyorum çok yazılıp çizildi artık gına geldi.Benim kafamı kurcalayan maçı yöneten hakem Bünyemin Gezerin dün bir gazeteye verdiği demeci oldu.Efendim maçı iptal etseymiş camlar çerçeveler kırılırmış,Televizyon başında oturanlar konunun farkına varamazmış."Al sana kaya nerene dayarsan daya",bu saçma sapan açıklama için söylenecek tek kelime budur.Artık hakemler futbolu spor değil tamamen bir TV ürünü olduğunu şuur altı yapmışlar,onlar için spordan uzak bir eğlence olmuş.Şayet gerçekten Türkiye'de hakemlerin zihinleri bu yönde ise vay bizim halimize.Kabahat hakemlerde değil,esas suçlular onları bu hale sokanlar,peki böyle üst düzey seviyeye gelen hakemler nasıl bu hale gelebilir? Önceden de belirttiğim gibi Türkiye'de hakemlerin temel futbol eğitimi zayıf hatta çoğunun hiç yok,eğer olsaydı Bünyemin Gezer gazeteye bu tarz boş demeçler verme durumuna gelmeyecekti.
Kadıköy'de yıllardır aynı olaylar oluyor,2001 yılında tezekli maçla başladı ta ki günümüze kadar.Sözde olup bitenler münferit olaylardı diğer yaptırımları da hafifleterek tatlı sert şakalara bağlandı,pazar günü olduğu gibi.2001 yılında bu gözler üzerine sidik torbalarını atanları,kocaman ultravesti pankartının açıldığını gördü,münferit deyip geçiştirildi.Sonra 6 kasım 2002 yılında maç öncesi ısınırken Eser hocamızın kafasının yarılması aynı maçta Hasan Şaşın başına yağan yumurtalar.2006/2007 sezonunda yine maç öncesi ısınırken Hakem Selçuk Derelinin başında patlayan pet su şişesi,Geretsin başına atılan çakmaktan sonra yaralanması,Mondraganonun üzerine atılan ses bombası.Buna karşılık 2006 yılında ASY' de oynanan TK maçının ikinci yarının başlarında Kapalıdan atılan 200 pet şişe,sonra hepimizin bildiği 19 Mayıs 2007 olayları.19Mayıs olaylarından sonra 15 kişi kameralardan tespit edilerek,kendi renktaşlarını aforoz eden kansızlara hiç değinmiyorum(!) yaklaşık 3 ay hapis cezası yedi,Galatasaray Kulübüne 5 maç seyircisiz ceza verildi.Cezayı kesen tff 2006 yılında atılan 200 pet şişeden örnek olarak yola çıktı ve Galatasaray'ın sabıkası olduğunu,olayların Organize edildiğini öne sürüp bu ağır cezayı verdi.Tamam kabul,doğru karar hiç tartışmam bile,fakat yıllardır Kadıköy'de sırf Galatasaray maçlarında aynı olayların cereyan etmesi Fenerbahçe'yi sabıkalı duruma getirmiyor mu? Olaylar Münferit yapılıyorsa neden bu kişiler kameralardan tespit edilip cezası verilmiyor? Neden medya zamanında tutuklanan 15 Galatasaray taraftarını kamuoyuna Terörist olarak yansıtırken,benzerini Kadıköy'de münferitler için yapmıyor?
Yapamazlar çünkü Fenerbahçe'nin arkasında ki gücü mevcut iktidardan alıyor.İktidar illaki Hükümet olmak zorunda değil,bu Ülkenin değişik resmi organları olabilir örneğin Ordu,İstihbarat kurumu,mhk,tff.Benzer örnekleri demir perde arkasında olan Ülkelerde vardı.Dinamo,Kızıl yıldız vb. kulüpler Devletin bazı resmi kurumları tarafından destek alıyorlardı hatta yönetiliyorlardı.Dinamo Moskova,Dinamo Berlin,Steaua Bükreş bir çok örnekleri var.İşte Fenerbahçe sesiz sedasız,sözde demokratik yönetilen bir ülke'de iktidarın kulübü haline geldi,geçmişte ki Dinamo kulüplerinden hiç bir farkı yok.Ortamın bu hale gelmesinin diğer önemli sebebi Türkiye'de endüstriyel futbolun yanlış algılanması ve uygulanmasıdır.Evet UEFA her kulübün bir şirket gibi yönetilmesini kriterlerinde şart koşuyor ama kesinlikle kırmızı çizgiyi aşılmamasına dikkat çekiyor !
Nedir bu kırmızı çizgi? Kırmızı çizgi ilk başta etik değerlerdir,her alt yapıdan yetişen futbolcuya öğretilen temel eğitim ilk başta rakiplerine karşı saygılı olmalarıdır,şahsi kinleri,düşmanlıklar sportif rekabetin önüne geçmemeli.Futbol sportif rekabet içeren bir oyundur,sanayileşen futbolun içine ticari rekabet de girdiği zaman değişik boyutlar oluşur ve bunlar tehlikeli haller alabilir.İşte UEFA bu çizginin aşılmaması için kulüpleri sürekli uyarır.Futbol kulüpler şirket olabilirler ama sonuçta sporu temsil ettikleri için diğer sanayi şirketlerinden farklıdırlar,aralarında olan rekabeti mali gelirlerinle değil sahada spor çerçevesi içinde yapmalarını ister UEFA.Türkiye'de bu rekabet artık düşmancılı bir hale gelmiştir dün akşam Rijkaard GS TV'de söylediği gibi "it was a very hostile atomsphere" Türkçesi "çok düşmancılı bir atmosfer vardı".Fenerbahçe son yıllarda endüstriyelleşme de önemli adımlar attı ve büyük mali güce sahip.Henüz mali gücünü tam olarak sportif başarılara yansıtamadı,bu açığı kapatmak için bazen çirkin boyutlara ulaşan,kısa vadeli başarılarla kapatmaya çalışıyor,son derbi maçı bunun en çarpıcı örneği.Galatasaray yıllardır stat yaptırmak ister sürekli sudan uydurma bahaneler ile bu engellenir çünkü sportif rekabetin önüne geçen ticari rekabet kurumların içinde olan Fenerbahçeli elemanları kendi tuttukları kulübe avantaj yaratma duygusunu ortaya çıkartır çünkü o kişinin şuur altına işlenmiş bir şey vardır "eğer Galatasaray o stadı yaptırırsa bir daha kimse önüne geçemez".Fenerbahçe camiası son 12 yıldır bu doktrini kendine benimsemiş ve bununla yatıp kalkıyorlar !
Avrupa'da da endüstriyel futbol yıllardır başarıyla uygulanıyor ama kesinlikle kimse Türkiye'de olduğu gibi kırmızı çizgiyi geçmiyor.Evet bazı büyük kulüpler sezon öncesi ödedikleri aşırı transfer ücretlerinle futbol piyasasın da enflasyon yaratıyorlar ama bunun hiç bir zaman oyunu çirkinleştirerek,rakiplerinin onuruyla ve gururlarıyla oynayarak onları bitirmeye yönelik bir savaşın içine girmiyorlar.Örneğin İspanya'da Real Madrid,bu sezon başı 250 mio.avro transfer bedeli ödediler fakat şimdiye kadar bu sportif başarılarına yansımadı.Hiç Real başkanının çıkıp "kardeşim ben şu kadar para harcadım bu sezon her branş da şampiyonum kimse şüpheye kapılmasın" gibi açıklamalar yaptığını duydunuz mu? Belki arkadaş çevresinde konuşuyordur ama kesinlikle kamuoyuna yansıtılmıyor çünkü yansımış olsa oyun sportif rekabetten çıkar belirli kitlelerin şahsi savaşına döner.Bayern Münih Almanya'nın en zengin ve Bundesliga tarihinde en fazla Şampiyonluk kazanmıştır ama baktığımızda 45 senelik Bundesliga tarihinde 12 değişik kulüp Şampiyon olmuştur hatta 9 tanesi Avrupa Kupasını kazanmış,bununda nedeni her zaman Sportif rekabetin ön planda tutulması ve halka bu yönde aşılanması.İyi olan kazansın ama her başarıya giden yol mubah olamaz,olmamalı yoksa toplum bölünür.Ufak bir hatırlatma yarın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı !
Erdal Güngör
VFL Bochum'un Yeni Teknik Direktör'ü Heiko Herlich

VFL Bochum sezon başından bu yana aldığı kötü neticelerden sonra Bundesliga'da sonuncu sıraya oturdu ve ciddi şekilde düşme kriziyle karşı karşıya.Kötü gidişi durdurmanın çarelerini arayan Bochum umutlarını Heiko Herliche bağladı.Bu akşam resmen 2012 yılına kadar sürecek kontratına imza atan Herlich bir zamanlar Bundesliga ve Alman Milli Takımın'da fırtına gibi esiyordu.Porfesyonel Futbol kariyerine Bayer Leverkusen'de başlayan Herlich,1993'de Borussia M'Gladbach takımına transfer oldu.1995 yılında tartışmalara yol açan transfer sürecinden sonra Borussia Dormund kulübüne gitti.Dortmund'da 2 kere Almanya Şampiyonuluğu yaşadı.1997 yılında Şampiyonlar Ligi ve Dünya Kıtalar kupasını kazandı.Heiko Herlich'e 2000 yılında beyin tümörü teşhisi koyuldu ve yaklaşık 1 sene futbol'dan uzak kaldı.Beyin tümörü hastalığını yenen Herlich 2001/2002 sezonunda geri dönüş yapmasına rağmen eski formuna kavuşamadı ve kariyerini noktaladı.2005 yılında A-Klas Bundesliga Antrenör lisansı alan Herlich şimdiye kadar sade alt yapılarda görev aldı,son çalıştırdığı takım Alman U17 milli takımıydı.Cumartesi günü ilk kez kariyerinde bir Bundesliga Takımında Teknik Direktör olarak sahaya çıkacak Herlich'i Bochum'da zor günler bekliyor.Hafta sonu Frankfurt'a deplasmana gidiyorlar ve Bochum'da beklentiler büyük.Özgüvenini kaybetmiş Bochum takımını tekrar başarıya çıkarmak epey zor gözüküyor,şu sıralar düşme potasında toplam 9 takım var.Bunların içinde VFB Stuttgart ve Hertha Berlin gibi geçtiğimiz sezon fırtını gibi esen kulüpler bulunuyor.
Erdal Güngör