Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör
Neueste Posts

Borussia Dortmund 100 Yaşında

20. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

image slshow einzel 0 45

image slshow einzel 0 47
(resimler kicker dergisinden)
Weiterlesen

Buz Gibi

19. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Galatasaray kendi sahasında,kendi taraftarı önünde,bilhassa maçın birinci yarısında muhteşem oyun sergiliyor,iki tane buz gibi golü verilmiyor ve ASY' de  kimsenin kılı bile kıpırdamıyor,cehennem bugün  soğuk günlerinden birini yaşadı.Şimdi kalkıp bu takımın öz güveni yok demek haksızlık olur,takım inişli çıkışlı ilk yarı sezonu geçirdi,üç kez kendi sahamızda,kendi taraftarımız önünde  elimize geçen liderlik,artık hangi nedenlerden olursa olsun,bu önemli  fırsatları kullanamadık .Ama buna rağmen defans dışında teknik heyetin tasarladığı oyun konsepti şahsen oturuyor diyebilirim.Eksik olan bir çok şey var tabi ki fakat bu genç takımı ateşleyecek onların bir itici güce ihtiyacı oldukları açıkça ortada.Bu itici güz kuşkusuz Galatasaray'ın vefakar taraftarları,kimse yanlış anlamasın yıllardır tribüne emek verenler,yaz,kış,yağmur,çamur,iç saha,dış saha deplasman kovalayanlar, tüm branşlarda Galatasaray'a destek verenlere kesinlikle lafım yok,onlara karşı saygım sonsuz zaten hep aynı belli kişiler.Benim sözüm diğerlerine,neredesiniz kardeşim neden takımı böyle önemli maçlarda yalnız bırakıyorsunuz,hadi geldiniz böylemi takıma destek verilir? Şükür son 10 dakika biraz kıpırdama oldu ve rakip baskı altına alındı ama o dakikaya kadar cılız homurtular dışında hiç bir tepki yok,biz bu maçı Ankara'da oynasaydık kesin daha fazla atmosfer  olurdu !

Ali_Sami_Yen_Hell.jpg

Bugün galibiyeti hak eden taraftık ama defansta yaptığımız klasik hatalarımız bir türlü kesilmiyor.Ofsayt tuzağı kurmak ve uygulamak müthiş uyum ister,bir kişi hata yapsın sonucu telafi edilemez,ki Caner Gençlerbirliği nin yakaladığı iki pozisyonunda ofsaydı bozan oyuncuydu ve itiraz ettiği için aldığı kart çok doğru.Direkten dönen topta defans oyuncularımızın literatüründe "adam paylaşımı" sözcüğü olmadığına yine şahit olduk,kaçıncı kez aynı hataları yapıyoruz  ben saymadım,sırf bu hatalar için özel istatistik yapan arkadaşlar vardır yazıp bilgilendirirseler memnun oluruz.İlk yarı attığımız iki gol bana göre buz gibi goldü ! Hem Ardanın,hem de Kewell'in golleri,TV ekranlarında ki görüntüler yanıltmasın.Ardanın attığı golü Kuddusinin vermemesi tahminim Gençlerbirliği oyuncuların sert tepkileri yüzündendi,eğer koluna değmiş olsa da pozisyonda art niyet yok çünkü Arda topa çok hızlı geliyor ve elini geri çekiyor.Kewell kesinlikle aynı hizadaydı ama geçerli olan hakemin kararları gerisi teferruat.Elano,Kewell,Arda ve Keita,bilhassa Keita bu akşam mükemmel oynayanlar arasındaydı,maalesef bu akşam yine bariz sert faullere maruz kaldılar Keita'nın isyanını haklı buluyorum.Hakem bir çok pozisyonda kasıtlı sertliklere müsaade etti,bu yüzden de Türkiye'de güzel futbol oynamak imkansız,mhk devre arasında yapılacak seminerde mutlaka bu konuyu ele alması gerekir diye düşünüyorum.Hakemlerin görevi kurallara göre oyunu yönetmenin yanı sıra oyunun akıcılığını sağlamak ve oyuncuları gereksiz sakatlıklardan korumak.Türk hakemlerinin futbol alt yapıları zayıf olduğunu defalarca yazdım hala arkasındayım.Devreyi lider bitirebiliriz yarın ki maçın neticesine bağlı,fakat bu hiç bir şeyi ifade etmez,biz Mayıs ayına bakarız !


Weiterlesen

Daha İyi Bir Tribün !

17. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Daha iyi bir tribün için ne yapılmalı, ya da şöyle de sorabiliriz "daha iyi bir tribün nasıl yapılır?"

Avrupalılara göre tribünlerde tezahüratları 1960'lı yılların başında İngilizler başlatmış ve bunlar Liverpool'un ünlü KOP tribünüymüş.Tabi Avrupalılar dünyanın en eskileri arasında yerini almış Galatasaray'ımızın "re-re-ra-ra" tezahüratını duymamışlar.Malum Türk takımlarının Avrupa'da başarıları o yıllarda üst seviyede değildi,bu yüzden Türk tribün kültürü ülkemizin sınırlarını aşamadı maalesef.1962 yılında Şili'de düzenlenen dünya kupası ilk defa İngiliz televizyonlarından canlı yayınladığında Brezilyalı taraftarların toplu "Brasil-Brasil" tezahüratları baya beğeni  toplamış.İngiltere'de o güne kadar sade maçtan önce ve maç bittikten sonra şarkılar söylenirken,Şili'den gelen görüntülerde Brezilyalı taraftarların maç içinde de sesli destek vermesi başta Liverpool taraftarlarını harekete geçirmiş ve onlarda benzer tezahüratları kendi tribünlerine taşıyıp o yıllarda fırtına gibi esen Liverpool'un dünyaca ünlü pop müzik grubu The Beatles'ın parçalarını maç içinde tribünlerde söylemeye başlamışlar.Bunlardan en çok okunan "She Loves me" ve "Love me do" parçaları,birde yıllardır tekellerinde olan Almanya ve Hollanda tribünlerinde de söylenen cenaze marşı "You'll never walk allone".Aşağıya eklediğim video 1964 yılında İngiliz BBC televizyonunun o yıllarda çektiği belgeselden bir bölüm KOP tribününü gösteriyor;



Karşılıklı tribünden diğer tribüne yapılan tezahüratların da ayrı bir öyküsü var,FSA(Football Supporters Association) Başkanı Rogan Taylor'a göre bu tezahüratın başlangıcı yine Liverpool KOP tribününden çıkma.19967/1968 sezonun ilk maçları,mevsim sonbahar Anfield Road klasik ada sisiyle kaplı ama maçın hakemi saha görüşü iyi olduğu için müsabakayı oynatıyor.Sis o kadar yoğun ki tribünlerden maçı net şekilde seyretmek imkansız .KOP tribünü takımlarının gol attığını ancak karşı tribünün sevinç çığlıklarından çıkan sesten anlıyor.İşi garantiye almak için aralarında karar verip karşı tribüne bağırıyorlar "who scored the goal"(kim gol attı),anında diğer tribünden hemen cevap geliyor "Hatley scored the goal"(golü Hatley attı).Tabi bu yetmemiş Hatley'in golü kafayla mı ya da ayağınla mı attığını karşılıklı bağırarak öğrenmişler.Liverpool taraftarlarının bu yaratıcılıkları gelecek maçlarda da sürmüş ve böylece tribünlere oturmuş.Tribünlerde tezahüratların başlangıcını sade İngiltere ile sınırlandırmak bence yanlış ve futbolu aynı coşkuyla yaşayan diğer ülkelere haksızlık yapmış oluruz.Örneğin tribünlere davulları Brezilyanın Torcida grupları getirmiş ve tüm Güney Amerika kıtasına yaymışlar.Avrupa'da davulları ilk kullanan İtalyanlar ve Türkler olmuştur,maç süresi içinde tezahürat yaparak takıma destek vermek Türkiye'de hep vardı şarkılar ve marşlarla eşlik etmek 1970'li yılların sonlarına doğru başladı.Sık rastlanan bir başka destek tarzı yine Güney Amerikalı taraftarlarından tasarlanmış bando eşliğinde tribünleri panayır alanına çevirmek,benzerini iki yıldır Eskişehirspor  taraftarlı tribünde yapıyorlar,beğenirsiniz beğenmezsiniz orası herkesin kendi seçeneğine kalmış,takıma katkısı var mı yok mu oraya bakmak lazım.



Ve böylece esas konumuza geliyoruz,başlıkta yazdığım gibi "Daha iyi Tribün nasıl yapılır".Her şeyden önce şunu iyi bilmemiz gerekiyor,her ülkenin farklı kültürleri vardır,örf ve adetleri kendilerinin özdeşleştiği yaşam tarzları değişik karakterleri ve hayata bakışları.İnsanlar tribünlerde ortaya koydukları davranışları yaşadıkları toplumun içinden çıkan bir yansımadır.İngilizler,Orta ve Güney Avrupalılardan farklıdırlar,aynı Güney Amerikalıların diğerlerinden farklı olduğu gibi.Örnek verir iken sürekli İngiltere'de şöyle,Avrupa'da böyle,Güney Amerikalılar filanca demenin bizim için bir faydası olmayacaktır çünkü biz farklı insanlarız.1960 yıllarında İtalya'da başlayan Ultras hareketi  Orta ve Güney Avrupa'ya ne kadar geç ulaşmış olsa da tribünlere apayrı bir hava getirdi.Tribünde takıma verilen desteğin yanında yaşadıkları yöre ile ne kadar çok özdeşleştiklerini ortaya koyan Ultras oluşumları,pankartlar,Koreografiler ile özgür düşüncelerini ifade ederek yaratıcılıklarını gösterdiler,bunlara sonra meşale ve pyro tozu yakılması eklendi.Maçın gidişi nasıl olursa olsun 90 dakika susmadan takıma destek veren Ultra'lar tribüne yeni bir hava getirdiler.Tabi burada da yine ülkenin şartlarını,insanların kültür ve yaşam tarzlarını göz önünde bulundurmak gerekiyor.Lakin İtalyan futbolcular bu destekten hoşlanıyor ve motive oluyorlardı.İngiliz futbolcuları da taraftarların tribünlerde spontane bağırmaları,şarkı söylemeleri,alkışlamaları ile motivasyon kazanıyorlardı.Güney Amerika kıtası yine kendilerine uygun destekleriyle coşuyordu,peki biz bunların arasında tribün olarak hangi kategorideyiz?

 

Türk tribünlerinin 1990'lı yıllarının ortasına kadar kendine öz bir ekolü vardı,çılgınca verilen destek,rakip takımı baskı altına almak,futbolcuları bilhassa maç başlamadan önce müsabakaya adeta ateşlemek ülkemizin tribünlerinin özeliğiydi.Kuşkusuz en etkili tribünler 1960'dan 1980'li yılların ortasına kadar Anadolu kulüplerindeydi.Bursa,Eskişehir,Göztepe,Karşıyaka,Ankara ve Trabzon,eskisi gibi olmasa da hala başı çekenler arasındalar.İstanbul'un üç büyük kulüpleri için bu Anadolu kentlerinde futbol oynamak cehennem çilesine dönüşüyordu,benim bunların arasında favorim Trabzonspor tribünleri.Onların rakibi baskı altına almaları adeta sindirmeleri o yıllarda dünyada eşi yoktu sanırım.Avrupa Kupalarında eşleştikleri Liverpool'u 1:0 yendikten sonra İngiliz futbolcuların verdikleri demeçler "biz hayatımızı kurtardık neticeyi telafi ederiz" demeleri  yabana atılacak gibi değildi o zamanlar,şimdi ancak 61.dakikada saman alevi gibi parlayıp hemen sönüyorlar.İstanbul tribünleri arasında tek favorim uzun yıllar kovaladığım Galatasaray tribünleridir,bilhassa Avrupa kupalarında ASY cehennemi olarak tüm dünyaya ismini duyuran Galatasaray taraftarları takım desteklemekte bir numaralar,ne kadar şu sıralar bir çıkmazın içine düşseler de !

cimbom


Aslına bakarsak çıkmaz değil daha kötü bir durum söz konusu.Ki bunda kimsenin suçu yok çünkü Türkiye'de son 15 yıl içinde toplum anormal şekilde değişti.Geçen gün TD sitesinde okuduğum bir yorum şu an ki durumu açıkça ortaya seriyor;


"İnsanlar hayattan uzaklaşıyorlar.. İş yerlerinde yüz binlerce suratsız insanız hepimiz... Evde kavgacı huysuz, sokakta sinirli asabi... Hiçbir şeyden "zevk almıyoruz"... Yaşama isteğimizi kaybediyoruz ulan ötesi var mı... Toplumsal bunalım had safhada.. Gelecek kaygısı almış başını gidiyor.Değil bedava bilet, adamın evinin bahçesine kursan stadı, "sittirin kardeşim kafa şişirmeyin" diyecek konuma geldi insanlar.. Yoksa şiddet, beli yerler dışında bilet fiyatları, basın, 3 büyükler, federasyon falan hiçbirisi "hayatın kendisi" kadar önüne geçemez bu kültürün..."


Hani acı gerçekler derler ya işte bu yorumda öyle bir şey,çok doğru tespit şu an yaşadığımız durumun kısa özeti.Yukarıda belirtmiştim,insanlar nasıl yaşıyorlarsa tribünlere de o yansıyor.Artık Türkiye'de futbol sever diye bir kitle kalmadı,onları futbolun uzman takipçileri olarak tanımlarsak daha doğru olur.Eskiden İstanbul'un nerdeyse her mahallesinde bir futbol takımı vardı,kavenin dışında asılı kara tahtada maçın oynanacak tarihi,başlangıç saati ve takım kadrosu yazardı.Bir çok semt takımları vardı aklıma gelen Galata,Vefa,Karagümrük vb.,şimdi çoğu tarihe karıştı ya da yaşam mücadelesi veriyorlar.Kuşkusuz endüstriyelleşen futbolun ve medyanın insanları yanlış yönlendirmesinin büyük katkısı var.Futbol kulüplerinin ticaret şirketlerine dönüşmesi,insanların futbola süpermarketten alınan bir tüketim maddesi olarak bakışı tribün kültürünü bitirme noktasına getirdi.İnsanlar sezon başında binlerce lira verip aldıkları kombinelerin karşılığını bekliyorlar,maç istedikleri gibi gitmediği zaman basıyorlar kendi oyuncularına küfrü,teknik direktörü istifaya çağırıyorlar,futbola oyun olarak değil mağazadan satın aldıkları bir beyaz eşya gözüyle bakıyorlar,maalesef bu eşyanın garantisi yok bozulduğu an geri veresin.İşte böyle karmaşık ortamın içinde "daha iyi tribün" oluşturmak yoktan var etmek kadar zor.Aslında çözüm çok basit ve ortada duruyor,takımı desteklemenin en önemli maddeleri şöyle olabilir;


1.Maç başlamadan önce oyuncuları ateşlemek

2.Müsabaka başladığı dakikadan itibaren oyuncuları gol atmaya teşvik etmek,oyunu yönlendirmek

3.Rakip takımı ve Hakemi baskı altına almak

4.Coşkulu tezahüratlar ve onları doğru zamanda söylemek


Yazıldığı gibi basit gözükmüyor,benim gibi klavyenin başına oturup ahkam kesmek herkes yapar.Stat atmosferinden mükellef  taraftar oluşumlarını sürekli eleştirmekte hiç bir şeyi değiştirmez,ne yapsınlar ellerinden ancak bu kadar geliyor.Daha iyisini ortaya çıkarmak için onları çabalarında yalnız bırakmamaktır,bir avuç insanın gayretiyle ancak bu kadar olabilir tüm stat katılmalıdır,kısacası taraftarın içinde olmalıdır bu coşku.Ne zaman insanlar televizyon yorumcularının onlara futbolu steril sunuşlarının etkisinden kurtulur ,futbola salt oyun olarak bakarlar ve canlı yaşamaya çalışırlar,işte o zaman "Daha iyi tribünler kendiliğinden oluşur !"


Weiterlesen

Kim Olacak ?

15. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

AMilliTakim

Fatih Terim milli takımı bıraktıktan sonra hepimizin kafasını kurcalayan soru,A Milli takım teknik direktörümüz kim olacak? Henüz karar verilmedi,adaylar çok ama gelen yok. TFF' nin hayallerini Hiddink süslüyor,Lucescu'da olabilir,Belediye zabıtası Abdullah Avcının da ismi geçiyor.Bizim dilimizden anlayan olsun diyenler için bu üç aday en ideali.Peki bizim dilimizden anlayan Fatih Terim neden gönderildi? Hani şu ünlü spor kamuoyumuz var ya,işte onların yarattığı zihniyete ters geliyordu Terim.Kim bu kamuoyu? Hıncal ve tayfası çakma aydınlar ve onların peşinden koşan,ağızlarının içine bakan sanal futbolseverler.Şimdi Mahmut emmi onları nasıl memnun edecek kara,kara düşünüyor.Geçen hafta Johann Cruyff'un röportajını okudum,şöyle diyordu;"Eskiden ülkelerin kendine ait ekolleri vardı,İskoçların,Belçikalıların sahada oyunlarından anlıyorduk,şimdi ekol kalmadı." Büyük usta doğru söylüyor,aslında bu bizim için büyük avantaj çünkü Türk futbolunun şimdiye kadar bir ekolü olmadı,işimiz çok kolay öyle değil mi ? Çizeriz kağıt üzerine bir taktik,nasıl olsa karşı tarafta benzer bir şey oynuyor yürüyün aslanlarım hedef karşı kale.Futbol ekolü olmayan ülkenin neden milli takımının başına büyük paralar vererek yabancı hocalar getirelim ?

Weiterlesen

+35 Just Do It

15. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Futbol mabetlerini ziyaret etmek sağlam kafayla yapılacak bir ibadet değil,her ibadetin kendine ait bir özelliği vardır.Futbol statları ne Mekke'ye benzer,nede Vatikan'a,Kudüs'te ki ağlama duvarına hiç benzemez,biz anca mağlubiyetlerde ağlarız.Sarhoş kafayla Kabe'yi tavaf edenleri gördünüz mü? Ya da burnuna 250 gram persil çamaşır tozu çekip,2 şişe jack'i kafaya diktikten sonra kilisede günah çıkaranlar? "Aziz peder günahkarım rahatlamak  istiyorum","boşalt oğlum içinde ne varsa","bööööö....." Deplasman otobüsleri sakın hicaz kafilelerine benzetmeyin çarpılırsınız,şişenin içinde  gibi durmuyor meret.Onca bira,viski,cigara,geride bırakılan sevgililerin matemi içinizdeki sanatkar ruhunu ortaya çıkarır.Müstehcen bestelerden sonra kopan kahkahalar,damardan giren şarkıların göz yaşları,mola tesislerinin tuvalet  duvarlarına natürmort manzaraları,altına da tosun imzayı çaktın mı,var mı ulan ötesi.

mal

Futbol,rahatlatır tüm haftanın yorgunluğunu üzerinden atarsın,rakibin anasına söverken.Sahi kadınlarda erkekler gibi küfür ediyorlar,olmuyor,evet çok ayıp ama aslında o değil demek istediğim,biyolojik açıdan iki cinsin fiziksel yapısı,yani.Anlamadığım bir kadın rakibin neden anasına söver,Babasına sövse daha uygun olmaz mı ya da abisine,gaymisin kızım? Hem neresine ve nasıl koyacaksın öyle yapıya sahip değilsin bir kere. Bir erkeği düşünün tribünden sahada ki oyuncunun anasına söverken tam o anda sırtına biri dokunuyor,karşısında 100 kilo ağırlığında orta yaşını geçmiş botoksları solmuş bir bayan,"hşşşşt yavrum ben sövdüğün oyuncunun annesiyim,gel kucağıma cicim" değinde ne olurdu acaba? Hadi maçtan sonra sövdüğün oyuncu seni bulur yanına gelip "hayallerimin erkeğisin" dediğinde ne yaparsın? Ağızdan çıkan laflar bumerang gibi geri dönerse,çıkmaz sokağa girmiş gibi,işte o an bittiğin andır. Hem neden biz cinsellik içeren küfürler ederek birbirimizi aşağılıyoruz? Seks güzel bir şey diye biliyorum,yoksa kadın erkek ilişkisi iki cinsin savaşımı,bizler anne ve babamızın aralarında -/+ 15 dakika süren kavganın,aşağılamanın 9 ay sonra ortaya çıkan bir ürünümü yüz?  Kamasutra yasaklansın ağabey !


Futbol supaptır ,bunca deşarjdan sonra eve gidip kadınlar el örgülerini daha mı rahat işliyorlar,ya da bir erkeğin koltuğuna kaykılıp maksim gorki romanına kaldığı yerden okumaya devam mı ediyor? "Küfür'e karşıyız hem de  çok karşıyız,futbol oyun futbol kardeşliktir.Hepsinin üstüne çekelim bir sünger ama son keeezzzz......."

Siz,siz olun fazla junkfood yemeyin sağlığa zararlı !

Weiterlesen

Mourinho in Action

14. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Severim bu çılgın Portekiz'i onunla aynı yaştayız karakterimiz de biraz benziyor,benim ruh eşimdir  Mourinho. :))

morinho

Koçingen Mourinho pazar günü oynadıkları Bergamo maçından sonra  yine İtalyan gazetecilerine yazılmış.Aldıkları 1:1 beraberliğin gerginliğinden olacak sanırım,maç bittikten sonra İnterli oyuncularla söyleşi yapan Corriere dello Sport muhabirinin üzerine yürüyüp  s.ktir makamında gazelleri sıralamış.Etrafta bulunan bir kaç Inter taraftarı kızgın Mourinho'yu güçlükle sakinleştirmişler az kalmış gazetecinin fiyakasını bozacakmış.Malum,bu olaydan sonra 46 yaşında ki Usta hocaya ceza kapıda,muhtemelen bir kaç maç tribünden seyirci olarak iştirak edecek müsabakalara.Bir sene önce benzer bir olayı İtalyan Devlet TV kanalı RAİ' de katıldığı canlı yayında yaşatmıştı hayranlarına.Yine bir mağlubiyet sonrası spor programına davet edilen Mourinho,stüdyoda bulunan bir gazetecinin sorduğu "Mancini ve onun arasında farkı ne olduğu" sorusu üzerine gazeteciyi azarlayıp stüdyoyu terk etmişti.Mourinho'nun bir gün Türkiye gelmesini dört gözle bekliyorum,çünkü bizim çakma gazetecilere onun gibi eli sopalı biri lazım.


I LOVE YOU MOURİNHO !

Weiterlesen

Supporter News #

13. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Avusturya-Innsbruck


waker

FC Wacker Innsbruck yıllardır Avusturya'da taraftarlarınla iç içe olan,tribün kültürüne önem veren örnek kulüplerin arasında geliyor.Bu duruşlarını yeni yılda statlarda şiddeti önleme amacıyla yürürlüğe koyulan yeni çıkacak kanunlara karşı ciddi tepkilerini ortaya koyarak gösterdiler.Son yapılan genel kurul toplantısında taraftar gruplarını da davet ederek sade belirli maçlarda kontrollü meşale yakılmasına müsaade edeceklerini ama kulübe zarar verecek şahısların Taraftar gruplarının yardımıyla bu kişileri aralarından çıkarmaları için ricada bulundular.Tribün ve Taraftar Kültürüne EVET ama Kulübe zarar verecek olayları  kabul etmeyeceklerini ve bu kişileri kendi içlerinde ağır ceza vereceklerinin altını çizen kulüp yöneticileri Taraftarlarından bilhassa ırkçılık hareketlerinin gelişmesine fırsat tanımamalarını uyardılar.Son oynanan Austria Wien-A.Bilbao müsabakasında çıkan olayların Avusturyalı neo nazi grupların düzenlediğine dikkat çeken Insbruck kulüp yöneticileri,bu tarz olaylara kesinlikle kendi tribünlerinde müsaade etmeyeceklerini taraftarlarına vurgulayarak tüm bunların dışında kulübe en mükemmel desteği vermelerini,hatta gerekirse yönetimi pankartlarınla seviyeyi bozmadan,bağımsız ,özgür eleştirilerine karşı çıkmayacaklarını da taraftarlara ilettiler.Böyle yöneticiler her kulübün başına nasip olur inşallah,ne diyelim.Kardeşim öyle serbest meşale yakmakta olmuyor ki,illa stada sokmak için oramıza buramıza saklamadan tadı çıkmıyor bu işin.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Almanya - Leverkusen


lever

Stat Yasaklarına karşı Dayanışma


8 Ocak 2010 tarihinde Almanya'nın Bundesliga ekibi Bayer Leverkusen kendi sahasında Hollanda'nın FC Twente takımı ile bir dostluk maçı düzenleyecek.Hazırlık maçlarında stat yasaklarının geçerli olmadığı için Leverkusen Nord Kurve (Kuzey Tribünü) yasaklardan mağdur kalan arkadaşlarını maçlara davet ediyorlar.Maçta atmosferin üst düzeye çıkması için tüm Leverkusen seyircilerinin de stat da yerlerini almasını isteyen Kuzey Tribünü,bu maçta sade takımı destekleyeceklerini ve kesinlikle meşale ve ona benzer pyro tozlarını yakmayacaklarına dair söz verdiler.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Almanya - Karlsruhe


karlsruhe

 

Karlsruhe'de son günlerde hareketlilik var,sportif başarının yükselişe geçmesi ile maraton tribünde yeni bir taraftar oluşumu kuruldu "Ultra1894".Bu yeni oluşumun yaptığı açıklamada kesinlikle diğer dört oluşumun otoritesini zedelemeyeceklerini söylüyorlar.Amaçları Karlsruhe şehrinde taraftar ve tribün kültürünü pekiştirmek,yeni yetişen gençlere  tribün ve Ultras kültürünü yakından tanımalarında yardımcı olacaklarını vurguluyorlar.Şahsen tribünlerde bir çok  grupların olmasından yanayım,tabi kemik tayfaya uymak şartıyla bu ancak gerçekleşebilir.Çok gruplar tribüne yenilik ve renk getirir.

 

 

 

Weiterlesen

Çakma Futbola Karşı Devekuşu Kabare ;)

12. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

1980'li yılların vaz geçilmeyenleriydiler,1967'de Haldun Taner,Ahmet Gülhan,Zeki Alasya ve Metin Akpınar tarafından kurulan DEVEKUŞU KABARE.Bir kere İstanbul'da canlı seyretme imkanım olmuştu,Aşk Olsun oyunuydu.Diğer oyunlarını müzik kasetlerinde dinlerdik saatlerce,en beğendiğim oyunları Geceler'di ama zamanın Cumhurbaşkanı merhum Özal tarafından Video'ya çıkarılması yasaklanmıştı.Sizlere Dün Bügün oyunlarından bir bölüm sunacağım günümüzün endüstriyelleşen çakma futbolunu ele alıyor.Oyunu 1972 yılında Haldun Taner yazmış,tabi sonra o zamana göre yeniden tasarlanmış.Oyunun bu bölümü sözde bu günün futbolunu ele alıyor,unutmayalım oyun 1991 yılında Devekuşu Kabarenin son olarak sahneye koyduğu eseriydi yani dünden,ne değişmiş görelim...







Weiterlesen

Skandal Maç Borussia Mönchengladbach - Hannover 96 !

12. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Bloğu takip edenler bir ara Alman BUNDESLİGA maçlarının özetlerini yazdığımı bilirler,bunu 12.haftaya kadar yaptım.İkinci kez patlak veren şike skandalından sonra Alman lig maçlarına yorum yazmayacağımı da açıklamıştım,bugün seyrettiğim B.M'gladbach-Hannover müsabakasının ardından ne kadar çok doğru karar verdiğimin huzuru içindeyim.Skandal bence hafif kalıyor eğer daha ağır kelimeler varsa yazacağım ama bulamadım seviyeyi bozup kuru küfür etmek de istemiyorum.Olmaz böyle şey Arkadaşlar hadi  10 sene önce böyle maçlara beceriksizlik,basiretsizlik deyip gülüp geçerdik ama şu son patlak veren bahis skandalı sade benim değil tüm futbol severlerin kafasını karıştırıp midesini bulandırıyor,imkanım olsa size bu maçı çok seyrettirmek isterim,inşallah önümüzde ki hafta  spor programlarında Alman lig maçları arasında bu müsabakada ele alınır.


Maçı skandal hale getiren Hannoverli oyuncuların kendi kalelerine attıkları üç golün yanı sıra M'gladbach'ın yediği üçüncü gol.Bu maçta 8 gol atıldığı kimseyi yanıltmasın müsabaka vasatın altındaydı,geçen hafta GS-İBB maçı daha göze hoş geliyor.Futbolda her şey mümkün zaten bu oyunun güzelliği de orada.On sene önce bu maçı bana yutturabilirlerdi ama şimdi ki zamanda yemezler gardaş ! Goller öyle tuhaf ki elimden geldiği kadar anlatmaya çalışacağım.İlk golü öyle böyle kabul edebilirim,pozisyon geçmişti ortalanan topu Hannover'in defans oyuncusu Haggui kalecisinden önce müdahale ederek bloke etti,top boşta kalınca Hannover kalecisi Fromlowitz ileriye doğru çektiği şut Haggui'sin dizine çarparak ağlarla buluştu.Hadi bunu yedik ama üçüncü gole ne diyeceğimi bende bilmiyorum.Fromlowitz degaj yapıyor top gladbachlı oyunculardan geri dönüyor. Djapka geri dönen topu  kontrolü altında göstere göstere kalecisini kontrpiyede bırakarak kendi kalesine şahane gol atıyor.Kim ne derse desin bu golü bana yutturamazlar o kadar çok kasıtlı yapılmış hareket ki tarifi mümkün değil.Gelelim Hannover'in attığı üçüncü gole,M'Gladbach'ın defans oyuncusu Jaures kendi ceza sahasının alt pas çizgisinde rahat pozisyonda topu Hannoverli Schulz önüne alda at dercesine yuvarlıyor,bu golü huysuz Virgin bile hiç kaprislere girmeden atacağını kimseye anlatmama gerek yok sanırım.Durun gitmeyin daha bitmedi,son gol okullarda "kendi kaleme en kral golü nasıl atarım" başlığı altında ders olarak okutulmalı,Cüneyt Arkın olsaydı "NAYIIIIRRR...NNOOOOLAMAAAZ" narasını basardı.Golün kahramanı yine Haggui,Hannoverli  eleman 17 metreden bir geri pas attı plase ters köşe.Maçı anlatan SKY TV spikeri bahis skandalının ayyuka çıktığı şu günlerde bu maçın mutlaka mercek altına alınmasını şakayla karışık ima etmesi öyle yabana atılacak gibi değil !

Weiterlesen

Her Maç,Son Maç

12. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Belçika liginin lisans komitesi aldığı son karar birinci lig ekibi Royal Excelsior Mouscron'u kötü vurdu. Maddi gelirleri yeterli olmadığından dolayı resmen iflasını açıklayan Excelsior, birinci profesyonel ligi lisansı elinden alınarak ligden çekilmesine karar verildi.Bu karardan sonra kulüpten futbolcular birer birer ayrılıyorlar ama ne hikmetse takım o günden beri maç kaybetmiyor.Ellerinde takımın eskilerinden sayılacak alt yapıdan yetişen  17 yaşında  Maxime Lestienne kaldı.Excelsior takımı ligde devam etmesi kulüp yönetiminin son çare olarak gördükleri itiraz baş vurusu.Standart Liege maçı öncesi lisans komitesinin kararına kabul etmediklerini, bu davanın sivil mahkemede ele alınması için tahkim kuruluna başvurularından henüz karar çıkmaması  Excelsior'u hala ayakta tutuyor.Onlar için her maç son maç,Standart Liege maçı öncesi takımda kalan oyuncular çıktıkları müsabakadan golsüz beraberlik alınca taraftarlar saatlerce stat dan ayrılmadılar "On ne bougera pas!" Türkçesi,"biz hiç bir yere gitmiyoruz" anlamına gelen tezahüratla kulüplerine sahip çıktılar.



Liege maçı 30 Ekimde oynandı,o tarihten beri Mouscron kulübü her gün bir kötü haberle sarsılıyor.Sponsorların karşılıklı kontratlarını fesih etmesinden sonra iyice maddi krize giren kulüp,bu yüzden elindeki  hizmet elemanları maaşlarını alamadıkları için işlerini bıraktılar.Standart Liege maçının akabinde  Miroslav Djukic yönetiminde teknik heyet görevinden istifa edince kulüpte kalan kaleci antrenörü Hans Galje teknik direktörlüğe geçti.Geriye kalan bir avuç profesyonel oyuncuların para alamadıkları için maçlara çıkmaması Hans Galje'nin alt yapıdan gelen ve amatör oyuncular ile kadro kurmaktan başka çaresi kalmıyor.Takımın alt yapısından yetişmiş yıldız oyuncuları 17 yaşında ki Maxime Lestienne Roeselare deplasmanında alınan 1:2 galibiyette sahanın en iyi oyuncusuydu,maçtan sonra verdiği demeçler onun bu genç  yaşta ne kadar olgun insan olduğunu ortaya çıkarıyor;"Bu kulübe geldiğimde 4 yaşındaydım,bu güne kadar hiç bir maçını kaçırmadım Excelsior bana çok şeyler verdi,şimdi geri ödeme sırası bende sakatlanmaktan korkmuyorum gerekirse bacaklarımı feda ederim."Aklıma Metin Oktay ve Cristiano Lucarelli geliyor meğer hala öyle insanlar var şu fani dünyada.

genk-volgt-goudhaantje-maxime-lestienne 5 460x0

Maxime ve Arkadaşlarının ölüm kalım mücadelesi devam ediyor,Standart Liege'e karşı alınan berberlikten bu yana 3 maçta 9 puan çıkardılar gol istatistikleri de fena sayılmaz 7:1.Excelsior bugün kendi sahasında Lokeren'e karşı belki son kez seyircisi önünde sahaya çıkacak,henüz ortada kesin netice yok,şimdilik kulübün yönetimine federasyon tarafından Alain Zenner atanmış,önümüzde ki günlerde  Excelsior'un yaşam mücadelesine devam edeceğine o karar verecek.Maxime ve takım Arkadaşları bu mücadeleyi devam ettirmeye hazırlar...


Weiterlesen