Kalın Fatura
Danimarka başkenti Kopenhag'da dün bir futbol sever 2 yıldır süren dava'da çıkarıldığı mahkemede ağır para cezasına çarptırıldı.Bu taraftar 2 haziran 2007 tarihinde Danimarka ve İsveç arasında oynanan Euro2008 eleme maçında durum 3:3 iken sahaya atlayıp maçı yöneten Alman hakem Herbert Fandel'i taciz etmişti.Fandel müsabakayı anında tatil ederek maçı yarıda bıraktı.Bunun üzerine UEFA İsveç'i 3:0 hükmen galip ilan etti ve Danimarka'ya yüklü para cezası keserek iki resmi maç için sahasını kapattı.Dün Kopenhag Mahkemesi bu futbol severe kalın bir ceza faturası kesti "120.000 bin €",Danimarka Futbol Federasyonu önceden belirlediği 200.000 bin € ceza mahkeme tarafından stadın güvenlik yetersizliğinden dolayı 120.000 bin avroya kadar indirildi.
Çapulculuğun faturası ağır olmuş,yinede şanslıymış daha fazla olabilirmiş ama böyle kendini taraftar sanan geri zekalılara müstahak.120.000 bin avro iyi para,Avrupa'da orta sınıf işçinin 4 yıllık maaşı,bu paraya Almanya'da 3 Opel İnsingnia alabilirsiniz,İstanbul'da Güngören semtinden güzel bir daire....
GALATASARAY RUHU !

Ali Kırcanın dün yaptığı muhteşem konuşmasının sonunda söylediği gibi "biraz etrafınıza baksanız göreceksiniz !"
Maalesef biz rayban markalı at gözlüklerimizi çıkarıp sizin gibi güzel insanları göremiyoruz,görmemek istiyoruz dersem biraz ağır olucak ama yalan değil !Çünkü sizin maçlarınız üzerine televizyonlarda saatlerce absürd yorum yapanlar yok,formanızın üzerinde jan-janlı bir sponsorun reklamıda bulunmuyor,sade GALATASARAY Arması var,fazlasına da gerek yok zaten.Siz Sevgilerin en büyüğünü hak ediyorsunuz,kazandığınız Avrupa ve Dünya Şampiyonluklar dan dolayı değil.Hayır ! Sizleri bu sene Almanyanın Wetzlar şehirinde hayatımda ilk kez canlı seyretme fırsatı buldum,ortaya koyduğunuz performansınız satırlara yazarak tarif edilemez şekilde o kadar mükemmelsiniz.Ben şunu hissetim,siz kazanmaktan önce üzeriniz de asil Galatasaray formasının hakkını vermek için tüm engelleri aşarak bütün gücünüzle mücadele ediyorsunuz,bizlerin sevgisni kazanmak için ve bu sevginizi bizler ile paylaşırken kazandığınız kupalardan daha çok bizlerin sizinle çoşmamızdan aldığınız haz mutlu ediyor.Ama biz biraz etrafımıza bakıp bunları görmüyoruz !
Daha çok güzel şeyler yazmak isterdim ,sade sizi çok SEVİYORUM demekten başka bir şey gelmiyor elimden.Kara bulutların üzerimize çöktüğü şu lanet olası günden sonra,tünelin ucunda görünen ışksınız.......
Erdal Güngör
Shame in the Game !
Dün Galatasaray Basketbol şubesinde yaşanan skandal olayın ardından yankıları hala kesilmiyor.Fazla detayına girmeyeceğim çevrede ki blogcu Arkadaşlarımız gerekenleri yazmışlar ve ben şahsen çoğunun fikirlerine de katılıyorum sade kendim açısından bir kaç ilave yapmak istiyorum.
Galatasaray'ımızın değerli Başkanı Sayın Adnan Polat bir kaç ay önce şöyle bir kelime söyledi "Galatasaray Türkiye'dir",evet bu çok doğru,son yurtdışında yapılan araştırmalara bakıldığında Türkiye denilince akıllara ilk gelen Galatasaray.Elbette bir Galatasaraylı için bunlar çok gurur verici ama şunu sakın unutmayalım Galatasaray'ımız bunların hepsinden önce bir Kültür ve Spor yuvasıdır,tam 528 yıl bu böyledir ! Galatasaray Türkiye'de medeniyetin eşiği,batıya açılan penceresidir,Galatasaray Futbol Kulübünün büyük kurucusu Ali Sami Yen değerli sözlerini unutmayalım "Türk olmayan Takımları yenmek".
Yenmek ama nasıl? Başarıya giden her yol mubah mantığı Galatasaraylılık ruhunda yoktur ve olmamalıdır ! Son günlerde kulübe gelir kaynağı üretip önemli projelere imza atıldı fakat biz bu projelerden borçlarımızdan arınıp trilyonlarca avrolar,dolarlar ile kasamızı dolduralım,dünyanın en büyük başarılarını kazanalım,hiç biri bu çirkin olayı örtemez ! Bu kulüp tarihinde çok kötü olaylar yaşadı,Ateş-Güneş kavgası mı dersiniz,Sahip Somlar mı,kendi Taraftarını polislere dövdüren Başkanlarımı,hepsine göğüs gerdi ama bu son yaşanan olayı temizlemek için büyük fedakarlıklar gerekiyor !
Unutmayalım ! 19 Mayıs 2007 tarihinde yaşanan olaylar sonrasında Taraftarlarına çapulcu diyenler,sonra genel kurul kürsüsünden kulübün milyonlarca avro zarara uğradığını ve bu zararın faturasını Taraftarın ağır ödeyeceğini açıklayanlar.Eğer siz hala Galatasaray Türkiye sözünün arkasında duruyorsanız ve şu son günlerde Türk toplumu içinde yaşanan ahlak çöküntüsüne dur demek istiyorsanız işte şimdi elinize büyük fırsat geçti.Hemen Basketbol takımını TBL'den çekip,derhal Yönetim kurulunuzla birlikte istifa edin ve milyonlarca Galatasaraylıyı bu pis lekeden kurtarın yoksa tarih sizi affetmez !
Galatasaray Türki'yedir ve Türkiye gözlerini çevirmiş Galatasaray'a bakıyor !
Erdal Güngör
TEK BÜYÜK GALATASARAY !

Solidarität = Dayanışma !

Almanya Federal Mahkemesinin 30 Ekim'de bir Bayern Münih Taraftarının itirazını geri çevirip şüphe üzerine stat yasaklarının devamına karar vermişti.Bu kanundan mağdur kalan ve stat yasaklarına mahkum edilen Nürnberg taraftarları da bulunuyor.Federal Mahkemenin aldığı kararı ve stat yasaklarını protesto ettiklerinden dolayı hafta sonu deplasmanda oynanacak Wolfsburg maçında Ultras Nürnberg 1994 takımlarını tribünde destek vermeyecek.Kararlarını bir yazılı bildiri yayımlayarak açıklayan Nürnbergli Ultralar,stat yasağı alan Arkadaşlarınla dayanışma içinde olduklarını,onları tribünden uzak kaldıkları bu zor günlerinde yalnız bırakmayarak destek veriyorlar.Oluşumlarının kurulduğu gününden itibaren hep tribünde destek verdikleri kulüplerini ilk defa yalnız bırakan Ultras Nürnberg,21 Kasım Cumartesi günü stada girme yasağı alan arkadaşlarınla o gün bayan Hentbol takımının maçına gidip tribünde destekledikten sonra takımlarının deplasmanda karşılaşacağı Wolfsburg müsabakasını hep beraber televizyonda seyredecekler.
Ultras Nürnberg'i bu dayanışmasından dolayı canı gönülden kutluyorum,birde ülkemize bakıyorum için kan ağlıyor.Geçen hafta 36 Beşiktaşlı taraftara verilen 1 yıllık stat yasağı kendi arkadaşlarının bile sanki umurunda değil,herkes "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" mantığıyla hareket edip üç maymunu oynuyorlar,yazık !
Ultras Nürnberg'in yazılı bildirisini orijinalini aşağıya ekliyorum ;
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Solidaritäts-Tag mit der „Sektion Stadionverbot“: Gemeinschaftliches Fußball schauen im TV, Soli-Feier und Besuch des Heimspiels der Handball-Damen am 21. November! Beginn: Ab 13 Uhr im UN-Lokal
Die Gruppe ULTRAS NÜRNBERG 1994 wird das Auswärtsspiel des 1. FC Nürnberg beim VfL Wolfsburg nicht besuchen, sondern stattdessen den Tag gemeinsam mit den Stadionverbotlern verbringen. Wir laden alle Glubbfans aus der Nordkurve dazu ein, sich uns anzuschließen. Setzt zusammen mit uns ein Zeichen gegen Stadionverbote und Meldeauflagen! Zeigt den gelebten Zusammenhalt in der Nordkurve!
In der Geschichte unserer Gruppe kam es bisher nicht vor, dass wir bei ein Pflichtspiel komplett boykottiert haben. Unser ganzer Stolz und unsere selbst gesteckte Verpflichtung ist es, immer und überall vertreten zu sein! Stürmische Zeiten erfordern jedoch radikale Maßnahmen, weshalb wir uns schweren Herzens dazu durchgerungen haben, nicht nach Wolfsburg zu fahren. Die FreundMeldeauflagen stoppen – Stadionverbote aufheben – Solidarität zeigenschaft und Verbundenheit zu unseren Mitgliedern, die mit einem bundesweiten Stadionverbot belegt sind und teilweise sogar Meldeauflagen bekommen haben, ist so stark, dass wir auf ein Auswärtsspiel verzichten um lieber mit ihnen einen schönen, gemeinsamen Tag zu erleben! Wir wollen den Stadionverbotlern damit Kraft geben, die schwersten Momente in ihrer Zeit als Glubbfan durchzustehen! Gleichzeitig wollen wir wiederholt unsere ablehnende Haltung zu Stadionverboten und Meldeauflagen deutlich machen und damit erreichen, dass sich mehr Glubberer mit dieser wichtigen Thematik auseinandersetzen!
Das Auswärtsspiel in Hoffenheim war das erste Mal, dass es bei einem normalen Bundesliga-Spiel Meldeauflagen für Mitglieder unserer Gruppe gab. Damit ist eine neue Qualität der Repression in Nürnberg erreicht worden, die wir in dieser Form nicht für möglich gehalten haben! Sämtlichen Mitgliedern der „Sektion Stadionverbot“, ob mit oder ohne Meldeauflagen, ist damit die Möglichkeit genommen, weiterhin mit uns zusammen auswärts zu fahren. Personen mit Meldeauflagen müssen sich am Spieltag zur Anstoßzeit auf der Polizeiwache melden. Alle anderen Personen bleiben aus Selbstschutz ebenfalls zu Hause, um nicht Gefahr zu laufen, in Situationen gedrängt zu werden, die nachher ebenfalls als Grund für eine Meldeauflage herhalten müssen.
Die Meldeauflagen wurden von der Polizei ohne Vorwarnung in die Wege geleitet. Somit wurde uns die Möglichkeit genommen, selbst Lösungsvorschläge zu erarbeiten, die zu einer anderen Einschätzung der Situation auf der Seiten der Sicherheitsorgane geführt hätte. Besonders die „Sektion Stadionverbot“ geht mit der Lage in der sie sich befindet, sehr realistisch um. Selbstverständlich können Gesetzesüberschreitungen zu Konsequenzen führen, die zu akzeptieren sind! Nicht akzeptabel ist es jedoch, dass Vorwürfe konstruiert werden oder angebliche Ermittlungen, von denen die Betroffenen selbst nichts wissen, als Gründe für die Meldeauflagen genannt werden. Absolut unverständlich ist es zudem, dass Personen aufgrund der deutlich erkennbaren Szeneunkenntnis der Polizei vollkommen falsch kategorisiert und somit weiter kriminalisiert werden! Die Meldeauflagen sind nicht nur ein absolut untaugliches Mittel, sondern wirken sich ausschließlich kontraproduktiv aus. Die Spirale dreht sich weiter, ein Ende ist nicht in Sicht! Die Erteilung der Meldeauflagen hat offensichtlich das Ziel unsere Gruppe in zwei Lager zu spalten und den integrativen Charakter von ULTRAS NÜRNBERG zu zerstören. Dies werden wir nicht zulassen! Bei unserer Freundschaft gibt es keinen Unterschied zwischen Stadiongängern und Stadionverbotlern. Die Welle der Repression schweißt uns nur noch mehr zusammen! Mit dem Solidaritäts-Tag stellen wir dies eindrucksvoll unter Beweis.Ein großer Teil unserer Stadionverbotler ist nur aufgrund des Verdachts an einer Straftat teilgenommen zu haben aus unserer Kurve verbannt. Die Ermittlungsverfahren ziehen sich seit mittlerweile elf Monaten ins Land, ein Ergebnis ist nicht in Sicht. Wir halten diese Praxis für einen Verstoß gegen die Unschuldsvermutung, die auch im Bereich von Fußballspielen gelten muss!
Das Urteil des Bundesgerichtshofs (BGH) vom Freitag, den 30. Oktober 2009, das Stadionverbote auf Verdacht nicht nur für rechtmäßig erklärt, sondern regelrecht fordert, macht deutlich, dass es gerade jetzt wichtig ist, ein klares Zeichen zu setzen! Nur ein breiter Widerstand gegen dieses Fehlurteil kann verhindern, dass die Fanszene weiterhin mit ungerechtfertigten und vorschnellen Stadionverboten überzogen wird!Am Solidaritäts-Tag am 21. November wird es im UN-Lokal eine kleine Feier geben und anschließend gemeinsam das Glubb-Spiel in Wolfsburg im TV verfolgt. Nach dem Spiel besuchen wir zusammen das Bayernliga-Heimspiel der Handball-Damen gegen Dachau um die Mädels lautstark zu unterstützen!
Wir wollen unseren Stadionverbotlern einen schönen Tag bereiten, der nicht so trostlos ist, wie die sonstigen Auswärtsspiele bei denen sie zu Hause bleiben müssen. Dabei hoffen wir auch, dass durch unser Fehlen in Wolfsburg möglichst viele Glubberer dazu gebracht werden, sich mit der Stadionverbots-Problematik zu beschäftigen und sich ausführlich zu informieren.
Wir wollen niemanden verbieten nach Wolfsburg zu fahren. Wir freuen uns über jeden, der sich solidarisiert und am 21.11. ins UN-Lokal kommt. Wer trotzdem nach Wolfsburg fährt, wird von uns nicht verurteilt. Dennoch bitten wir alle Wolfsburg-Fahrer unsere Entscheidung, die wir hier dargelegt haben, zu respektieren und dies auch im Stadion zum Ausdruck zu bringen! Unterstützt unseren 1. FCN situationsbezogen mit Anfeuerungsrufen, aber macht trotzdem deutlich, dass wir fehlen und nicht ersetzbar oder imitierbar sind!
Ezeli Rekabet "Cezayir - Mısır"

Geçtiğimiz cumartesi günü 2010 dünya kupası eleme maçları vardı,bunlardan birisi Afrika kıtasının iki ezeli rakibi Cezayir ile Mısır arasında oynandı.Alman Bundesliga takımı VFL Bochum'da forma giyen Cezayir milli takım oyuncusu Anthar Yahia,Mısır'da başına geldiklerini anlatıyor.
"Cumartesi günü Mısır'da yaşadıklarımızın şokunu henüz atlatamadık,hayatımda şimdiye kadar böyle agresif bir ortamda futbol oynamadım.Cezayir milli formasını tam 40 kez giydim,maçların çoğunu Afrika kıtasında oynadım,çok sert deplasmanlara çıktık ama geçen cumartesi günü gibi ölümle hiç karşı karşıya kalmamıştım,futbol maçından daha çok bir savaşı andırıyordu.Tüm olaylar önceden planlanmış,havaalanında yola çıktığımızda iki polis birliği otobüsümüzü eskort ediyordu,sonra şoför yolu değiştirdi ve bir kavşakta aniden durdu,polislerde ortadan kaybolmuştu.O sırada yüzlerce kişi otobüsü taşlamaya başladı üç takım arkadaşımın başından ağır yara aldılar.Onca kişi nerden çıktı anlamadık.Oradan kurtulduk ama olaylar dinmedi,Otel lobisinde bizi havaalanından alıp güvenliğimizi sağlayacak özel güvenlik ekibine rastladık,sözde bizi karşılamaları birileri tarafından yasaklanmış,tabii münakaşa oldu zor ayırdılar.Cezayir'de oynanan ilk müsabakada biz Mısırlıları çiçeklerle karşıladık,başkent Cezayir Şehir hava limanından Mısır takımının kalacağı Otel arası 70 km,Mısır takımı hem havadan hem karadan en mükemmel şekilde korundu,zaten iki Ülkenin arasında şimdiye kadar hiç bir siyasi sorun olmadı.Fakat bu Mısır'da oynayacağımız rövanş maçı öncesinde Futbol Federasyon Başkanları basına verdiği demeçte "her Cezayirliyi birer taşla karşılayacağız" bizleri Mısırlı taraftarlarına hedef gösterdi,inanmıyorsanız Gazetelere bakın görürüsünüz."
Peki olaylar neden bu hale geldi ve bu ezeli rekabet iki Ülke milli takımları arasında nasıl ortaya çıktı? Mahia'yanın anlattığına göre 20 yıl önce Cezayirli taraftarlar aynısını Mısırlılara yapmışlar ve onlarda intikamını almış.Bakın aradan 20 yıl geçmiş,iki jenerasyon yetişmiş,büyümüş ve hala o zaman yaşananlar sıcak tutuluyor.Cezayirliler suçlarını kabul etmişler ve Mısırlıları ilk müsabaka da ülkelerinde çiçeklerle karşılayıp güzel ağırlamışlar ama Mısırlılar unutmamış,doğruyu söylemek gerekirse birileri unutulmasını istememiş.Olayların baş suçluları her zaman olduğu gibi Taraftar olarak gözüküyor,başka kim olabilir ki? Ama kimse kalkıp taraftarı bu hallere getirenlerin akıbetini sorgulamıyor.Yapamazlar çünkü "balık baştan kokuyor",aynı bu olayda olduğu gibi koskoca ülkenin Futbol Federasyonu başkanı çıkıp halkını şiddete teşvik ediyor ve o ülkenin medyası da bunu fırsat bilip birazda kendinden katarak halka gümüş tepside sunuyor gerisi teferruat.
Sonra kalkıp "spora bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor" diyerek fiyonklu laflar dizenler var.İyi değiştirelim ama nasıl? Karşımda obezite sorunlu 180 kilo ağırlığında bir kişi sade ağzı güzel laf yapıyor diye Basketbol anlatıyorsa,ben önce şunu sorarım bu adam hayatında hiç spor yaptı mı? Bırak sporu sıkı sohbete sarsak kalp krizinden gidecek zor nefes alıyor ama televizyonda spor programının baş köşesine oturtmuşlar,sırf bizim spora bakış açımızı değiştirsin diye.Yatıp kalkıp dua edelimde sarışınların nesli tükenmesin......
Erdal Güngör
MEDYA TERÖRÜ !
Dün akşam Türk Televizyonlarında sıkça rastladığımız bir medya terörü ile yine karşı karşıya kaldık.Hafta sonu oynanan Basketbol derbisinde yaşanan olaylar şahsen bir Galatasaraylı ve Spor sever olarak benim için utanç vericiydi.Maalesef ortaya konulan oyun ve muhteşem tribün performansları çirkin olayların gölgesinde kaldı.Fakat biz bu filmi yıllardır görüyoruz,Türkiye'de işporta zihniyetinde yüz yıllık kulüplerin başında olan bazı yöneticiler medyayı arkalarına alarak Sporu ve bununla birlikte Futbolu çirkince pazarlamaya uğraşıyorlar.Maalesef biz Taraftarlar bu çirkin oyunun figüranı olduk,doğruyu söylemek gerekirse farkına varmadan birilerinin buyruğuna girdik.İkili ilişkilerin önemli olduğu ülkemizde,bu ilişkileri sağlam tutarak sözde tribünlerimizi korumak istedik ama ne kadar yanlış olduğunu bir türlü anlayamadık ve hala aynı yanlışlar yapılmaya devam ediliyor !
Hafta sonu yaşanan olaylar tesadüf değil,nasıl o iki rakip takımı tutan şahısların orada olması gibi.Onlar birileri tarafından oraya gönderildi,istedikleri kadar inkar etsinler,yok arma sevgisiymiş filan,falan bunları geçin,çoraplarıma anlatsınlar,nasıl karaktersiz ahlaksız yalancı olduklarını dün akşam tüm Türkiye gördü.Bu şahıslar salona provokasyon için geldiler ve emellerine ulaştılar,sizde oyuna geldiniz bravo ! Sahaya atlayan o iki "KARDEŞİMİZ " evet onlar bizim kardeşimiz.Yaptıklarınla ne kadar çok iki geri zekalı gibi davrandılarsa,onlar bizim Kardeşimiz.Dün akşam bu iki kişi medya teröristleri tarafından tüm Türkiye'ye teşhir edilerek büyük bir İnsanlık suçuna uğramışlardır,evet dün akşam yapılanlar Televizyonda iki Galatasaray Taraftarını teşhir ederek malum TV kanalı İNSAN HAKLARINI İHLAL ETMİŞTİR ! Neden ihlal etmiştir ? O iki kişi maçtan sonra polis tarafından tutuklanmış mı? EVET,karakolda ifadesi alınmış mı? EVET,açık adreslerini polis biliyor mu? EVET,Savcı karşısına çıkıp dava açılmış mı? EVET.Şimdi serbest bırakılıp tutuksuz yargılanacaklar,yani bu insanlar kaçak değil ! Nasıl olurda bir özel Televizyon Kanalı yargıya intikal etmiş ve henüz resmi kararı verilmemiş iki sanık kişiyi Televizyon karşısında milyonlarca insana toplum düşmanı olarak lanse edebiliyor?
Evet İngiltere'de spor müsabakalarında olay çıkaran şahıslar TV'lerde lanse ediliyor ama bu öyle sanıldığı gibi kolay değil.TV'lerde resimleri gösterilen şahıslar polis tarafından kimliği belirlenememiş kaçak kişiler ve polis harekete geçmeden önce mahkemeye baş vuruyor,bu talebi onaylandıktan sonra ve SADECE DEVLET KANALI BBC'de şahısların resimlerini yayımlayarak araştırmasına müsaade ediliyor ! Bu uygulama AB'nin diğer ülkelerinde kesinlikle yasak çünkü İnsan Haklarını ihlal ediyor.İngiltere geçmişte yaşadığı ağır olaylardan dolayı bir istisna,ancak tüm kanuni prosedürleri yerine getirilmiş ise AB buna müsaade ediyor,eğer mahkeme "hayır resim yayımlayamazsınız" kararı verdimi,kimse kalkıp kendiliğinden televizyonlarda gösteremiyor.Şayet o iki Kardeşim burayı okuyorlarsa hemen kendilerine sağlam avukat tutsunlar ve malum özel TV kanalı AİHM şikayet ederek tazminat davası açabilirler.Tabii yaptıkları geri zekalı çirkin olaylarda suçlu oldukları açıkça ortada,hiç tahrik olduk ayaklarına yatmasınlar bunun cezasını çekeceksiniz çünkü Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını ihlal ettiniz.Taraftarın işi tribünde takımına sonsuz destek vermek,Ki o gün muhteşemdiniz.Taraftar takımı kadar sporu da aynı ölçüde sever,rakip oyuncuya vurmak spora hakaret etmektir ! Her ULTRA'NIN görevi endüstriyelleşen sporun içinde kaybolan amatör ruhu korumak,onu ayakta tutmaktır.Endüstriyel spor fairplay'i kabul etmez çünkü onlar için zafere giden her yol mubahtır,holiganlık bile belirli fairplay kuralları çerçevesinde yapılır.FAİRPLAY =ADİL OYUN,sizce oyun adil mi?
KAZANMAK İÇİN ÇİRKİN OYNAMAYALIM !
GÜZEL OYNAYARAK KAZANALIM !
Erdal Güngör
Holigan

Holiganlar toplu halde gezer ve her an şiddete eğilimli olduklarını ortaya koyarlar. Bu onların normal yaşantılarında da böyle olduklarının anlamına gelmez çünkü holiganlar arasında değişik karaktere sahip kişiler vardır.
Örneğin bir kişi çok yüksek kariyer sahibidir, iyi işi vardır güzel para kazanıyordur ama boş zamanını dövüşmekle geçirir. Holiganlar genelde futbol maçlarında daha çok ortaya çıkarlar. Diğer seyirciler yada taraftarlar gibi değilerdir ve belirli prensipleri vardır.
Holiganlar kulüp ürünleri taşımaz ama gönül verdikleri takımın en fanatik taraftarıdırlar. Şiddete eğilimli olmaları gittikleri her müsabakalarda amaçları kavga çıkarmak değildir, kimler ile temase geçeceklerini önceden bilirler.
Mesela, holiganlar formalı dolaşan rakip taraftarlara durduk yere saldırmaz, kadınların ve çocukların kılına dokunmazlar, dövüşleri belirli kurallar çerçevesinde yapılır. Önceden rakip holiganlar ile bir yer tespit edilir. Dövüşürken yaralayıcı aletler kullanılması, yere düşene vurulması kesinlikle yasaktır!
Olay tamamen iki tarafın güç ölçüşmesinden öteye gitmez. İstisnalar olmuştur elbette,1970 ve 1980'li yıllarda İngiliz Holiganlar genelde yurtdışı müsabakaların da, İtalya, Almanya vb. ülkelerde lüks butik mağazaları yağmalamış karşı tarafı yaralayan hatta öldürücü aletler kullandıkları görülmüştür.
"Hooligan" kelimesi nerden geliyor?
Bir çok rivayetler var, isimin 19. yüzyılda İrlandalı O'Hoolihan ailesinin çok kavgacı olduğu için onlardan alındığı söylenir. Bir diğer rivayete göre yine 19. yüzyılda bu sefer İngiltere'de Patrick Hooligan isimli çete liderinin polis kayıtlarında ismi geçtiğinden dolayı ortaya çıkmıştır. "Hooley" kelimesi İrlanda lehçesinde "çılgın" anlamına gelir.
Spor müsabakalarında topluca dövüşmek sade İngilizlere mahsus değil, geçmişte Türkiye'de benzer olaylar yaşanmıştır. Örneğin Birinci dünya savaşı öncesi Galatasaraylı Sabri Mahirin karıştığı bir kavga.
" Galatasaray’da futbol oynarken Rum kökenli Osmanlı vatandaşlarının takımıyla yapılan bir maçta olay çıkınca Sabri Mahir yumruklarıyla olaya katılır. Bunun üzerine iktidar çevreleri tarafından mimlenir. Çareyi yurt dışına çıkmakta bulan Sabri Mahir Fransa’nın Racing takımında futbol hayatını sürdürür."(Kaynak: Melih Şabanoğlu,"Galatasaray'ın sarı kırmızı çocukları")
Spor müsabakalarında kavga çıkması yeni bir şey değil. M.Ö. benzer olayların yaşandığı tarih kitaplarında geçer, TARAFTAR ? başlıklı yazımda bu konuya değindim.
İngiltere'de holiganlığın 20. yüzyılda yeniden hortlaması 1950 yıllarının ortasına dayanır. Casuals ile bu alt kültürü başlatanlar o Yıllarda Teddy Boys ve Mods'lardır (Modernist). Pahalı ve modern dizaynlı kıyafetler ile dikkat çeken grupların kendilerine özel müzik tarzlarıda vardı "Soul, Ska, Beat Music, R&B." Mods'ların diğer özelliği kullandıkları İtalyan "Vespa" motorlarıydı. 1979 yılında gösterime giren "Quadrophenia" filmi bu alt kültürleri konu olarak ele aldı. The Who grubu hayranlarına şiddetle tavsiye ederim.
Kendilerini "Absolute Beginners" Türkçesi "hayata sıfırdan başlayanlar" olarak tanımlayan Mods'lar toplu halde gezerdi. Baş düşmanları deri kıyafetli, ağır motosiklet kullanan ve Rock müziği dinleyen rockerlerdi. Düşmanlıkları kan davasına dönüşen, birbirlerinin mekanlarını basan ve karşılaştıkları her yerde şiddetli kavgalar çıkaran bu iki grubun çatışmaları ilerleyen yıllarda futbol statlarına sıçradı.
Tribüne sıçrayan şiddet olayları sokak çetelerinin savaşlarını andırıyordu, artık bu kişilere halk arasında "Hooligans" denmeye başlandı. 1970-1980'li yılları arasında doruk noktasına ulaşan holiganzim, kuşkusuz 1971 yılında Stanley Kubrick tarafından beyaz perdeye tasarlanan Anthony Burgess'in romanı "A Clockwork Orange" filmi içinde yer alan "Alex" karakteri büyük rolü vardı.
İngiltere'de emekli holiganlara sorduğunuzda çoğu bu filmden etkilendiğini söyler. Juventus Ultra oluşumu "Drughi" adını bu filmde canlandırılan Droogs çetesinden almıştır. A Clockwork Orange filminde şiddetin abartısı, Beethoven müziği eşliğinde zayıf ve çaresiz insanlara acı çektirmek, bazı kişilerin mazoşist duygularını kabartmış ve artık yumruk yumruğa kavgalar yerine karşı tarafın canını yakma zevki bağımlılık haline gelmişti.
Şimdi Broadway klasiği "West Side Story" hangi kategoriye koyalım diye sorarsanız, Sharks ve Jets çetelerinin bale figürleri ve müzik eşliğinde neden birbirlerine bıçak çektiklerini ancak Leonard Bernstein açıklayabilir.
İnsanları şiddete yönlendiren bir çok nedenler vardır. Örneğin grup psikolojisi, alkolün etkileri, yaşadığı sosyal çevresi, aile ortamı, toplum ve İNSANLARA ŞİDDETİN SUNULUŞU!
En çarpıcı örneğini ülkemizde görüyoruz. "Texas Chainsaw Massacre" filmini aratmayan Ulusal Televizyon kanallarında her gün anahaber bültenlerinde bizlere sunulan şiddet görüntüleri.
Artık öyle bir hale geldıki biz ailece yaklaşık bir yıldır bu haber bültenlerinden uzak duruyoruz çünkü seyretmeye yüreğimiz dayanmıyor. MOBESE kameralarından trafik kazası görüntüleri mi dersiniz, vahşice işlenen cinayet haberleri mi, saymakla bitmez. Psikolojisi sağlam insanın sürekli bu haberleri seyrettikçe bunalıma girmesi kaçınılmaz.
Şiddet her kişinin özünde vardır, bir insanın içinde ne kadar çok sevgi varsa o kadar miktarda şiddet bulundurur ama Sevgi iyidir Şiddet kötüdür! Bu iki önemli unsur insanların yaşam dengesini sağlar. Dengeyi sağlamak için Sevgiyi öne çıkarmalıyız yoksa şiddetin parçası olur sürekli kötülük işleriz. İnsanlar sevgi, saygılı, adaletli bir toplum içinde yaşıyorsa şiddet fazla barınamaz. Ama toplumun şiddet temel parçası haline gelmiş ise orada Sevgi bitmiştir. Bü yüzden de Şiddeti yok etmek mümkün olamaz, çünkü şiddeti ortadan kaldırmak için daha çok şiddetli kararlar verilmek zorunda kalınır.
İnsan için şiddeti mekruh kılan ölçüler vardır. Örneğin, futbol içinde bunları görebiliriz. Futbol mücadeleye dayalı oyundur ve şiddeti kaldırır bu da seyircilerin hoşuna gider, mesela maç esnasında yapılan sert fauller. Hatta bazı fauller kural çerçevesi içinde kaldı mı verilmez avantaja bırakılır.
Alpay Euro1996'da Hırvat oyuncuyu devirseydi ülkede kahraman ilan edilecekti. UEFA, Alpay'a fairplay ödülü verdi Türk kamuoyu onu yerden yere vurdu. Aynı Alpay Euro2000'de çeyrek finalde Portekizli oyuncuya yumruk attı kırmızı kart gördü oyundan atıldı. Takımını yalnız bıraktı diye bu sefer Türk kamuoyu tarafından parçalandı.
Türkiye'de Halk şiddetin ölçüsünü kaçırdı, nefretimiz çoktan sevgimizin önüne geçti şiddetin kölesi olduk. Öyle tehlikeli hal aldı ki, Türkiye'de toplum şiddeti kanıksadı!
Türkiye'de Holiganlık ya da Ultras gibi alt kültürler Avrupa'da gibi oluşmadı. Evet taraftar grupları var ve Türkiye'de geçmişte "Tribün Kültürüde" vardı ama 1990'lı yılların sonunda başlayan çöküş, başarıya endeksli tüketim toplumu bunların hepsini yok etti.
Bu çöküntünün baş sorumluları futbolu yöneten başkanlar ve medyadır. Futbolu işportacı zihniyetinde pazarlayanlar egolarını tatmin etmek, verdikleri boş vaatleri yerine getirmek için kulübün paralarını etrafta saçarak taraftarlarını kandırıyorlar, medyada tüm bu olup bitenlerden nemalanıyor.
Erdal Güngör
Roma'da Protesto Yürüyüşü !

Uzun zamandır planlanan yürüyüş dün gerçekleşti."Taraftar Kartı" adı altında yeni yıl yürürlüğe konulacak uygulamada taraftarların deplasmanlara kulüblerinden 7 avrroya temin edecekleri kart ile gidebilecekleri,onun dışında kimse misafir tribününe alınmayacağı kanunen 1 ocak 2010 yılından itibaren uygulanacak.Taraftar kartı temin etmek isteyenler ad ve soyadlarının yanısıra,açık adres,telefon,kan grublarını beyan etmeleri ve en önemlisi sicilleri temiz olma şartıyla kartı alma hakkına sahipler,önceden suç işlemiş taraftar bu uygulamadan faydalanamayacaklar.Taraftar kartını protesto etmek için düzenlenen yürüyüşte,İtalyanın tüm Tribün grupları tek slogan altında toplandılar No Alla Tessera Del Tifosi İtalya Başkenti Roma'da düzenlenen yürüyüşte imzalar toplandı,bununla birlikte hazırlanan büyük kapsamlı rapor önümüzdeki günlerde AİHM sunulacak !
Roma'da yapılan yürüyüşten görüntüler;
Doomsday !

Maya takvimine göre 21. Aralık 2012 yılında dünyanın sonu,mahşer günü."We were warned" bizi uyarmışlardı,2012 filminin afişinde öyle yazıyor.
Bizi uyardılar bir değil bir kaç kez ama kimse umursamadı,ilk kombine biletleri piyasaya sürüldüğünde çok şeyler yapılacaktı,protesto yürüyüşleri,imza kampanyaları sonra bıçak gibi kesildi,herkes paşa paşa kombinesini satın aldı,hatta tribünü bile bölmüşlerdi "Kombineliler - Kombinesizler". Barış anlaşmaları imzalandı,yetmedi kurana el basıldı.Tribüncüler sözünde durdu ama iki yıl sonra medya hortladı,olmayan bir terörü yarattılar kimsenin kılı kıpırdamadı.Taraftarları başarıya endeksli kapitalist sistemin kölesi yaptılar,susmaları için onları nemalandırıyor,baş kaldırdıklarında medyayı üzerlerine salarak "Bedava Bilet" konularıyla aşağılıyorlardı,Ki hala yapıyorlar.Bedava bilet suç mu? Hayır kesinlikle değil,kulüp istediğine belirli miktar bilet verebilir,örneğin şu an ki Galatasaray yönetimi Sayın Özhan Canaydına yeni yapılan stat dan loca hediye edeceğini açıkladı,bunda hiç bir kusur yok.Kulüpler yılların tribüncülerine bir veya iki sezonluk kombine hediye edebilir hiç sorun olmaz.Ama bunlar kamuoyuna suç işlenmiş gibi yansıtılıyor.Kayserispor Taraftar oluşumu "Kapalı Kale 38" tribünden çekilmesinin altında yatanlar da bunlar.Bu insanlara bedava bilet verilmemiş,verildiyse bir iki den öteye gitmemiş,söylenenlere göre yeni stada geçileli ne bedava bilet isteyen var nede alan,sade fahiş bilet fiyatlarına tepki verdikleri için sürekli polis den baskı yiyerek sonunda tribünü bırakma kararı aldılar,ne kadar acı bir şey kulüp taraftar kaybediyor.
Yinede kabahatin büyüğü taraftarlarda.Malum,Türk insanı içinde olan saflık ve iyi niyet,kulüp Başkanının gülümsemesi,onunla ayak üstü iki sohbet,"ben filanca yöneticiyi tanıyorum" gibi hava atmalar,hepsi hoş güzel,tabii ki bir kulüp Başkanı yada yöneticisi ile ahbaplık olabilir kimse karışamaz ama dikkat edeceksin kardeşim,mesafeyi korumalısın,bir bakmışsın birilerinin kuklası olmuşsun.İşte o birileri seni kullanmaya kalkar,baktı takım kötü gidiyor TD' e karşı bağırttırır,hakemler iki hata yapar sana hedef gösterir kurumlara karşı yürüyüş yaptırtır,yabancı oyuncu satın alır "hadi yürüyün havaalanına karşılamaya" der sende toplarsın arkadaşlarını her istenileni yerine getirirsin.Sonra bakarsın kulübün başındaki adamlar tüm değerleri ayaklar altına almış,paraları etrafa saçarak kulübü borç batağına sokmuşlar.Sonra para kaynağı bulmak için "her yol mubahtır" mantığından yola çıkarak,formanın renkleri değişir reklam panolarına döner,statların isim hakları satılır,tv'ler şifrelenir.Sen bunlardan rahatsız olursun "Başkan ne yapıyorsun" diye sesini yükseltin mi,"sen karışma işine bak" diyerek azarlarlar hatta sana bir sene önce düşman olarak hedef gösterdikleri insanlar ile birlik olup üzerine yürürler ve bir gün karakola çağırırlar keserler cezayı kimsede kalkıp sana arka çıkmaz,o çok güvendiğin tayfan bile !"Liberta per gli ULTRAS"(Ultra'lar özgür ve bağımsızdır) sloganını küfür sananlar bile var.
Küfür demişken,Türk Toplumunun kanayan yarası,sade tribünlerin değil zaten tribünler toplumun aynasıdır.Kendi başımdan geçen bir olayı anlatayım,yıl 1979 Türkiye de tatildeyiz,Babamım memleketi Konya Ereğli'den geri dönüyoruz.Yolumuzun üstünde olduğu için Babam asker arkadaşını ziyaret etmek istedi ve Türkiye'mizin o güzel ilçesine uğradık.Neresi olduğunu yazmayacağım çünkü kulaklarımla duyduğum sözler yörede gayet normal karşılanıyordu.Lafı fazla uzatmayalım bu ilçemizin halkı birbirine küfürle hitap ediyordu,"ne yapı yon goduğum" iyiyim a... goduğum" vs. Fazla detaylara girmeye gerek yok insanlar öyle alışmış yani millet durmadan birbirine koyuyordu,tabii lafla hitap şekilleri öyleydi.Türkiye'nin her ili böyle olduğu anlamına gelmiyor ve aradan 30 yıl geçti.Hepimiz küfür ediyoruz hiç boş yere inkar etmeyelim,toplum içinde insanlar bazen sinirlerine,öfkesine hakim olamadı mı kontrolsüz işler yapıyor fakat biz küfür'ü her halde kullanıyoruz hatta çok hoşlanıyoruz ve gariptir,karşılıklı küfürleşme şenlikleri bile yapıyoruz.Örneğin tribünde oyuncularımızı çağırdığımızda ve karşılık aldık mı hemen "hanzo filanca kulübün anasını....." ekliyoruz peşine.Hadi hanzo kadınlardan hoşlanmıyorsa? Hem hanzo 23-24 yaşında genç delikanlı erkek neden yaşlı kadınlar ile cinsel ilişkiye girmeye kalksın? Üstelik biz onu teşvik ediyoruz böyle bir ilişkiye girmesi için.Bu tarz tezahüratlar hanzoya motivasyon mu katıyor,onu daha mı güçlendiriyor? Saçma,ama zamanında bende çok yapıyordum şimdi yaşlandık akıllandık..mı? Huylu huyundan vaz geçmezmiş,iliğimize işlemiş.Fakat hepimiz aynı fikiriz,küfür'ü sevmiyoruz,bunun çözümü tribün liderlerini evlerinden alıp karakola çekerek ceza kesmek değildir,her suç işleyen kanun önünde cezasını çekecektir ama cezalar ne kadar sert olursa olsun bu kişiler ıslah olacak mı? Türk toplumunun küfür den kısmen tedavi olması için nasıl sigaraya karşı mücadele veriliyor aynen bu şekil mücadele verilmeli,ancak böyle kurtuluruz.
Taraftarları küfür'e yönlendiren bir sürü sebepler var,küfür'ü bazen çaresiz kalan insanlar silah olarak kullanırlar.Sezon biter transfer dönemi başlar,kimsenin hayal edemeyeceği oyuncular gazetelerin manşetlerini süsler,televizyonlarda bir sürü anlamsız dedikodular döner,çıkar bir kulüp başkanı uzun yıllar şampiyon olacaklarının vaadinde bulunur.Taraftar öyle hale getirilir ki artık gerçek ve sanalı ayırt edemez,sonra verilen vaatler yerine gelmedi mi,medya'da yangına körükle giderek hedef gösterince bu sefer taraftar nereye saldıracağını şaşırır ve sonunda tribünde patlar.Son yaşanan saatçinin yaptığı küfürler,arkasına Galatasaray taraftarının aynı şekilde verdiği cevap,peşine yangına körükle giden Hıncal Uluççun yazısı.İşte bunların hepsi bir zincirleme reaksiyon oluşturarak olaylar önlenmez hale geliyor,şimdi belki Galatasaray Taraftarları saatçiye tribünde verdikleri tepkilerinden dolayı ceza alacaklar,peki saatçi? O çıkıp gazete köşesinden yarım ağız özür diledi,adalet yerini buldu,Türkiye'de adalet sade güçlülerden yana mı?
2012 filminin sonunu merak ediyorsanız,seyredin derim o zaman belki anlarsınız !
Erdal Güngör