Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör
Neueste Posts

Salon Futboluna "HAYIR !"

10. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Kış geldi iki hafta sonra liglerin ilk devresi tamamlanıyor,oyuncular kısa tatile girecek ve sonra hazırlık dönemi başlayacak.Hazırlık dönemlerinde genelde salon turnuvaları,filanca bira markası kupası,bilmem ne araba üretici sponsor maçları düzenlenir.Bu tür organizasyonların takım için hiç bir sportif getirisi olmadığı gibi esas hedeflenen Televizyon ekranları bu kısa futbolsuz dönemde boş kalmaması.Almanya'da her sene olduğu gibi bu yılda Ultras oluşumları salon turnuvaları ve sponsorların düzenlediği müsabakalarda tribünlerden uzak duracaklarını açıkladılar.Arma sevdası için dünyanın bir ucuna giden damardan taraftarlar kulüplerin Armasını kendi ticari amaçları için kullananlara,ceplerini dolduranlara karşı bir protesto duruşu,tek kelimeyle helal olsun.


Böyle organizasyonları düzenleyen sponsor şirketleri futbol kulüplerini kendi menfaatlerine kullanmaları Taraftarlarda rahatsızlık yaratıyor "biricik kulübümüzün Armasını kirletiyorlar" diyor Alman Ultralar  ve şahsen bende onlarla aynı fikirdeyim.Zaten yoğun maç trafiği içinde olan futbolcular bu gibi turnuvalarda çok yıpranıyorlar,üstelik gereksiz yere sakatlanıp takım eksik kalıyor,kulübün kasasına giren uç kuruş para için bu tür eziyetler gereksiz.Hazırlık maçlarına amenna ama salon turnuvalar oyuna katkısı olmadığı gibi futbolcuların gelişmesinde de hiç bir faydası olmuyor.Taraftarlar için salon turnuvaları eğlenceden daha çok tam bir eziyet,fahiş bilet fiyatları,bütün gün salona bağlı kalmak,dışarı çıkma yasağı ve  bu yüzden salon içinde ki pahalı yiyeceklere muhtaç bırakılmak.Ultras oluşumlarının turnuvalarda takımlarına destek vermeyecekleri TV şirketlerinin işine gelmiyor,oysa onlar tribünlerde yapılan gösterileri de ekranlarda gösterip pazarlayacaklardı,ponponlu kızlarla idare edecekler.Taraftar oyunun önemli unsuru olduğunun altını çizen Ultra'lar,kesinlikle böyle organizasyonlara katılarak televizyon şovlarının parçası olmayacağız diyorlar,bravo !

noal-Kopie-1.jpg

Ne desek az,Arkadaşların sergiledikleri bu duruşlarına şapka çıkarıyorum.Doğru söylüyorlar,taraftar futbol oyununun parçasıdır televizyon ekranlarının değil ! Kesinlikle televizyon kameralarından uzak durulmalı,gerekirse boykot edilmeli,Ultras Manifestosunda yazdığı gibi;

"Bu yapay fabrika futboluna karşı, sadece bir kereliğine de olsa, tüm curvalar (kale arkaları) birleşmelidir!"

Ali_Sami_Yen_Hell.jpg

Meşaleler sönmesin,yeşil zemin üzeri konfetilerle kaplansın....KAHROLSUN endüstriyel FUTBOL !

 

 

Weiterlesen

Tek Başına Tayfa "İstanBULL'S

9. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Kimsin,adını bilmiyorum,tanımıyorum biraz önce TD sitesinde gördüm fazla söze gerek yok tek kelimeyle HELAL OLSUN....

akhisaristanbul202

kenanv
                                                           LİBERTA PER GLİ ULTRAS !

Weiterlesen

Tükeniyor !

9. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Futbolsever Taraftarlar, bu oyunun vazgeçilmez ve kurucu unsurlarından biridir. Futbolsever Taraftarlar, sadece "seyretmez", faaliyetleriyle bu oyunun renklenmesine, dengelerin değişmesine ve popülerliğinin artarak devam etmesine katkıda bulunur. Futbolsever Taraftarların, bu oyunla ilgili talepleri, istekleri, düşünceleri ve projeleri vardır. Bütün bunları doğrudan dile getirdiği yer, doldurduğu Tribünlerdir. Futbolsever Taraftar, kendisinin bu oyunda sadece bir "seyirci" ya da "olay çıkaran rahatsız edici unsur" olarak gösterilmesine şiddetle karşı çıkar.

Dolayısıyla Tribünleri dolduranlar, oraya sadece o oyunu "seyretmek" için gelenler değil, tıpkı futbolcular gibi, hakemler gibi veya kameramanlar gibi, OYNANAN OYUNU OLUŞTURAN, KURAN belirleyici bir unsurdur.


Yukarıda ki satırlar 2000 yılında yazılan Manifestonun bir bölümünden alıntı.Neden yazılmıştı bu manifesto ya da şöyle sormak lazım neden bir Taraftar oluşumu kurma hissine kapıldı Galatasaraylılar? 1990'lı yılların ortalarında fırtına gibi esen Galatasaray ve onunla birlikte yetişen yeni milenyum gençliği 21.yüz yıla girildiğinde iyice başarılara doymuş,maç seçen,spordan uzak,televizyon yorumcularının etkisi altında kalmış onların dediklerini esasa alan garip bir topluluk haline gelmişlerdi,ki bu gariplik şu günlerde vahim boyutlara geldi.Dokuz sene önce buna karşı önlem almak isteyen bir grup Galatasaraylı kurdukları taraftar oluşumunu iyi kötü bugünlere kadar getirdiler.İlk başta tribünlerde eski günlerin azda olsa havası yakalanmıştı fakat 2002 yılında değişen yönetim ve bununla birlikte gelen maddi bunalım, sportif başarısızlık,ezeli rakiplerin sansasyonel çıkışları Galatasaray taraftarlarını karamsarlık içine attı ve maalesef tribünlerde olumsuz yönde etkilendi.Artık statlara takımı desteklemek yerine maç seyretmeye gelenler çoğaldı,malum,endüstriyel futbolun gelişmesi insanların futbola bakış açısını değiştirdi.Statlara maç bakmaya gelenler takımı desteklemek yerine oyun istedikleri gibi gitmediğinde oyunculara küfür ettiler bunların üzerine  ateşli taraftarların yer değiştirmesi stat atmosferini bitirdi,tüketti.

Peki taraftar oluşumları bu gidişe neden dur diyemedi?

 

ASY

Yukarıda ki resmi internete buldum,siyah beyaz olduğuna bakmayın 1980'li yılların ASY stadı,sorumun cevabını o yıllarda kendim canlı yaşadığım bir anekdotla vereceğim.Yıl 1987 Galatasaray-Sarıyer maçı,ASY tıklım tıklım dolu iğne atsanız yere düşmez millet üst üste.Kapalı üst tribünündeyim maça kötü başlıyoruz,Erdal Keser penaltıdan Sarıyer'i 0:1 öne geçiriyor fakat tribünlerde homurtu yok Galatasaray taraftarı inanmış susmuyoruz takımı tezahüratlarımızla kamçılıyoruz.İlk devre Sarıyer'in üstünlüğünle kapanıyor,takım çubuklu formayla çıkmış biz ikinci yarı parçalı giysinler diye tempo tutuyoruz onlarda bizi kırmıyorlar ama oyunda değişiklik yok doğru söylemek gerekirse kötü oynuyoruz.Bir ara İlyas Tüfekçi boş kaleye gol kaçırıyor,onun topa vurduğu an bende belime bir tekme yiyorum.Arkamda bir arkadaş kendini maça o kadar kaptırmış ki kendini İlyas zannetmiş tribünde oda oynuyor maçı.Neyse,sarıldık öpüştük özür diledi,maçın son dakikasında Erhan Önal beraberlik golünü attı,hakem maçı bitirdi biz takımı tribüne çağırdık kucakladık sonra eve gittik.


Sorunun cevabı anlaşılmıştır sanırım,demek istediğim şu,artık o eski tutku,coşku kalmadı.Kimse başarısızlığı kabul etmiyor,hoş görü yok olmuş en acısı sevgi tükenmiş.Soruyorum stada maça gidenler hanginiz takımla birlikte oynuyorsunuz tribünlerde? Çoğunuz maça deşarj olmak için gidiyor,evde ya da kahvede rahat sallayamadığınız için tribünlerde rahatlıkla küfrü basıyorsunuz,herkes teknik direktör olmuş durmadan  yorum yaparlar çarpım tablosunu andıran taktikler düzerler,madem eğlenmiyorsunuz oyundan zevk almıyorsunuz neden çuval dolusu para harcayıp kombine satın alıyorsunuz?Tüm bunlara stat atmosferinden sorumlu olan sözde "ateşli taraftarlar" kendi kafalarına göre takılıp stadın üzerine ölü toprağı serpiyorlar.Ne yazıyordu manifestoda gelin bir daha hatırlayalım;


"Dolayısıyla Tribünleri dolduranlar, oraya sadece o oyunu "seyretmek" için gelenler değil, tıpkı futbolcular gibi, hakemler gibi veya kameramanlar gibi, OYNANAN OYUNU OLUŞTURAN, KURAN belirleyici bir unsurdur."


Oyunu kuran ve oluşturan,şu demek oluyor,takım atağa kalktığında onlara birlikte hücuma çıkıp arkadan destek vermek,savunmaya geçtiğinde rakibi kalemizden uzak tutmak,hakemi etki altına almak,oyuncularımızı motive etmek.Bunların hepsini dört dörtlük yerine getirmek için önce oyunu iyi bilmeli taraftar,içinde hissetmeli kısacası boş zamanında futbol oynamalı,kaçınız futbol oynuyor? Futbolu TV'den takip ederek,yorumcuların geyiklerini esasa alıp hareket ederseniz ortaya suni tatsız tribün performansı çıkar.Şu an görülen sade kuru gürültüden başka bir şey değil,eğer amaç sade kendinizi eğlendirmek ise çağırın bir kaç köy çalgısı en azından iki çiftetelli çalıp milleti havaya sokarlar.Evet şimdi bu satırları okuduğunuzda bana çok kızıyorsunuz,canınız sağ olsun dost acı söylermiş.Ama gerçekler kızmakla ortadan kalkmıyor,iyi niyetinizden kimsenin şüphesi yok fakat o eski hava kalmadı,insanlar değişti 20 senelik tezahüratlarla takıma destek olunmuyor aksine oyuncuların havası kayboluyor.Biz bu sezon kendi sahamızda üç maçta puan kaybetmeyebilirdik ama 12. adam devreye girmediği için sıradan takımlar geldi puanları çaldılar gittiler çünkü takımı sahada yalnız bıraktık.Cehennem buz tutmadan yeni yapılanmanın zamanı geldi geçiyor,hiç boş yere kendimizi kandırmayalım,KÖTÜYÜZ !

 

Weiterlesen

Could You ?!

8. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör



Bit pazarına nur yağdı etrafı sel götürüyor...

Weiterlesen

Dan Brown: "The Lost Symbol"

8. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör


Son yazdığı kitabı "The Da Vinci Code" arasında tam 5 sene geçti,Dan Brown yazdığı The Lost Sybol kitabıyla yine kafaları karıştıracak zaten bizde onu bu yüzden sevmiyor muyuz? Bu sefer masonların dünyasına dalmış,kafa karıştıran "Noetik"(Eski Yunancada algılamak,anlamak ya da kavramak anlamına gelen noetikostan (nottos) türetilmiş sözcük. İlkçağ Yunan felsefesinde, duyular ya da deneyle değil de yalnızca akıl yoluyla kavranılan bilgi türü için kullanılan genel bir terimdir. Duyumdan ve deneyimden bağımsız salt düşüncenin ürünü olan kavramların genel bir ifadesi için de kullanılır.)

Baş rol kahramanı "Devils and Angeles" ve "The Da Vinci Code" eserlerinden tanıdığımız Robert Langdon.Kitap 15 Eylülde piyasaya çıktı 2 senedir bekliyorduk,yayımcı kitap evinin oluşturduğu suni panik okuyucularda beklentileri üst seviyeye çıkardı.Sözde kitap ABD hükümeti tarafından gizli bilgiler içerdiği için piyasaya sürülmesi engelleniyordu,ne kadar doğru muamma ama tekrar  klasik bir Dan Brown eseri ortaya çıktığı ve yeniden Bestseller olacağı kesin.


Weiterlesen

Tribün Bir Yaşam Biçimidir

8. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Tribünde olmak hayata gider yapmaktır..
Bazen bir bardak suyu 10 kişi içmek
Bazen kolkola girip amacın uğrunda yürümektir..
Otobüste 2 kişilik koltuğa 3 kişi binmek..
Deplasmanlarda koltuk yerine yerde yatmak..

Sırf arma için amatör branş diye tabir edilen bütün maçlara gitmeye çalışmak..
Sesin kısık olduğu halde bağırmaya çalışmak..
Karşındaki döner bıçağına kemerle yanıt vermek..
Kızdan ayrıldığında tribündeki arkadaşına sarılıp ağlamaktır..

Hani bazen büyüklerimiz derler ya..
Ya oğlum/kızım ne işin var maçlarda..
Evde televızyon yokmu orda izle..
Hani orda olaylar çıkıyor ya..
Hani orda sanki serseriler yetişiyor ya..
Ama bilmediler hiç..Bilemediler..
Tribün'ün bir yaşam biçimi olduğunu anlayamadılar..

Ne arkadaşlıklar doğdu o soğuk havalarda..
Yağmur tanecikleri yüzüne düşerken sen arkadaşınlaydın..
Bağırıyordun o yağmurda..o çamurda..
Hani arabistan sıcağı derler ya..
Millet denizlere gider..
Sen antepe gidiyordun maç için..
Yanında arkadaşınla..

O arkadaşın senin kardeşin olmuştu..
Sanki ailenden biriydi..
Üzüntün üzüntüsü
Sevinci sevincin olmuştu bir kere..
Neydi sizi bu kadar birbirine bağlayan?
Yoksa aranızda çıkar muhabbetimi vardı?
Yoksa bir bardak su mu?

Aynı tastan çorba içmek hiç bu kadar güzel olmamıştı..
Kardeşim dediğin adam yanından ayrılmamıştı..
Onla yürümüştün tabiri caizse alayına..
Ve onla yürüyeceksin sen daha güzel yarınlara..

Öyle bir yerdi ki tribün..
Sürekli kavga eden sağcı solcu muhabbeti yoktu orda..
Müslüman,hristiyan,musevi ayrımı da..
Irkı,cinsi,cibiliyeti ne olursa olsun beraberdin sen onunla..
Baska hangi şey biraraya getirebilirdi bu değişik insanları?
Bir partimi?
Bir sosyal örgüt mü?
Üniversiteler mi?
Boşversene sen ya..

Dedik ya..Tribün bir yaşam biçimidir diye..
O yaşamdan feyz almaya bakın siz..
Bu yaşam biçimini,bu kardeşliği hala arıyorsanız..
Unutmayın eski açık göbekte size de bir koltuk var..
Bir fırt su size de düşer..
Bekleriz biz sesizce..

Tribün bir yaşam biçimidir..
Tabi yaşamasını bilenlere..
Weiterlesen

Futbolda Değişim

7. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

30 Ekim'de Alman Federal Mahkemesinin açıkladığı karardan sonra kulüpler birliği yetkilileri bir derin oh çekti.Artık stadın etrafında dolaşan suratları hoşuna gitmeyen yaratıklara şüphe üzeri  giriş yasağı cezasına çarptırılıyorlar,yetmedi bir kaç yıl stadın etrafında dolaşma yasağı da veriyorlar.Sakın "yaratık",içeriye girmeyi aklına bile getirmesin,çevreye salgıladığı beyin dalgalarından tespit edilip hapis cezası alabilir.Böylece Futbol Kulüpleri Modern Futbola uygun taraftar profilini koruma altına alarak büyük adım attılar.Haftaya cümbür cemaat,dedem,teyzem,ninem annem çoluk çocuk maça gidiyoruz.


Futbol dünya'da popüler olan tek spor dalı değil,bir çok spor branşları sanayileştirilerek bir tüketim ürünü haline getirildi.Artık yüz metre koşuları toprak pistlerde koşulmuyor zaman kurma saatle de ölçülmüyor,buz hokeyinde kas takmak şart oldu.Bunca değişim içinde insanların sosyal hayatının önemli parçası olan futbolda nasibini aldı,toplum geliştikçe spor ve tabi ki futbolda gelişti.Bu gelişmede en büyük rol oynayan televizyon oldu.Dünya toplumunun her evine ulaşan sihirli alet insanları hipnotize etkisiyle kontrol altına aldı.Hayatımızı adeta yönlendiren televizyon,bizim rahat etmemiz için bütün imkanlarını kullanıyor,rahat değimi "rahat tüketim" anlamına geliyor,her şey tüketicinin zevkine göre ayarlanmış,zira  tüketicinin itiraz etme hakkı bile yok önüne ne konuluyorsa kursağından geçiyor.1974 dünya kupasında Adidas tele star topunu piyasaya sürdü,siyah kalın benekli top,sırf siyah beyaz televizyon sahiplerinin topu rahat görebilmesi için tasarlandı.


İlerleyen yıllarda futbol iyice televizyona girmeye başardı,şov haline geldi,belki hatırlayanlar vardır M.Ali Erbil "gol şov" isimli program yapıyordu,Avrupa'da benzeri Golden Goal programıydı.Bu tarz programlar futbolun içerdiği spor ruhuna zarar verdiğinden dolayı uzmanlardan büyük tepki aldı,televizyoncular işin kolayına gittiler futbolun yayın haklarını satın alarak kendi tekellerine soktular.Maçların başlama saatlerinle oynayıp deplasmancıları derinden vurdular,şimdi haftanın 7 günü 24 saat futbol seyrediyoruz,Lost mu yoksa Barca-Real mi ? Adanalımı Trabzon-Fenerbahçe mi? Modern Futbol altın yumurtlayan tavuk gibi ! Kurallar değişti,yeni antrenman metotları oluşturuldu,yıllar geçtikçe futbolcuların performansları arttı şu sıralar artıdan süratle eksiye gidiş var,peki bunca değişim içinde Taraftar ne durumda?


Futbol 1990'lı yıllarına kadar Lümpen-Proletaryaların oyunuydu,kolları kesik çekketlerin üzerine yapıştırılmış kulüp armaları,boyunlara bağlanmış atkılar,300 promil alkol dolu vücut,nikotinden sararmış dudaklardan çıkan argo tezahüratlar,kedi etinden yapılmış köftelerle açılığa karşı verilen mücadele,mevzularda kırılmış burunlar,morarmış gözler hepsi tarihe karıştı.Şu zamanda yağmurlu havada iş adamlarını açık tribünde görebilmek mümkün değil VİP tribünü dışında hiç bir şey paklamaz,geçmişte şeref tribünleri de üstü kapalıydı ama şimdi ki Business Localarınla arasında gece gündüz kadar fark var.Hep merak ederim şu VİP tribünlerinde maç seyretmek nasıl bir şey? Tahminim Aşk Gemisi ile Hawaii adalarına tura çıkmak gibi hava vardır içeride.Canım cicim,viskiler,plazmalar yeni milenyum da futbol önemli bir "Eğlence" haline geldi,kale arkası ada vapuru bu gidişle karaya vuracağı kesin......KAHROLSUN endüstriyel FUTBOL !

Weiterlesen

Takım Olamamak

6. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Hiç bir bahanenin arkasına sığınılamaz,ilk değil bu yaşanan,Eskişehirspor,Manisaspor ve İBB.Bir gol atıp üzerine yatmak ancak sağlam karaktere sahip olan takımlara mahsus,bu Galatasaray takımının karaktersiz olduğu anlamına gelmiyor,hayır bu tamamen oyun disiplinine bağlı olan karakter yapıdır başka adıyla TAKIM OLMAK ! Galatasaray Türkiye liginde Avrupa'da oynadığı teknik ve göze hoş gelen oyununu sahaya yansıtması mümkün değil,bunun bir sürü sebepleri var,başta takım disiplininden uzaklaşıyorlar.Hakemlere suç atmak istemiyorum lig başladığında yazmıştım Türk Hakemlerinin kapasitesi bu kadar ve en vahimi çoğunun futbol kültürü zayıf.Galatasaray gibi takımların yapacağı en büyük hata sahada ki hakemin üzerine oynayarak sinir harbine girmek çünkü oyuncu psikolojisini olumsuz etkiliyor ve maçtan kopuyorlar.


Bugün 90 dakika boyu anti futbol uygulayarak tamamen neticeye oynayan İBB takımı vardı,maç sonunda Abdullah Avcı çıkıp mikrofonlara konuşması benim açımdan futbol adına utanç verici.Büyük usta Menotinin  Nasıl Yaşıyorsan Öyle Oynarsın dediği çok doğru bir söz var,"Oynayarak kazan,kazanmak için oynama.Kazanmak için oynayanlar sahtekardır".İBB hile yapmadı ama sahada futbol oynanmaması için elinden gelen ne geliyorsa tüm var gücüyle ortaya koydu.Hiç bir zaman oyuna ortak olmaya çalışmadılar,sade son 10 dakika Galatasaraylı oyuncuların anlamsız paniğe kapılmasından faydalanıp neticeye ulaştılar.Galatasaraylı oyuncularda öz güven yok deniliyor,ben bunu kabul etmiyorum,Galatasaraylı futbolcuların öz güveni olmasaydı şimdiye kadar Avrupa kupalarında oynadıkları tüm maçları namağlup bitirmezler ortaya da mükemmel performans sergileyemezlerdi.Türkiye'de işler biraz değişik işliyor,ligin daha çekişmeli geçmesi için küçük takımların büyük takımlara sergiledikleri oyun tarzına müsaade ediliyor.Elbette küçük takımlar lige ortak olmalı,hatta Anadolu'dan mutlaka Şampiyonlar çıkmalı ama futbol oyununu baltalayarak değil,güzel oyun sergileyerek bunları yapmaları Türkiye'de futbolun gelişmesi için büyük önemi var.Örneğin Kayserispor ya da son dönemlerde tempolu Futbol oynayan Kasımpaşa spor,Gençlerbirliği,Bursaspor.Avrupa Kupalarında bilhassa Galatasaray ve Fenerbahçe mükemmele yakın futbol oynuyorlar maalesef bu oyunlarını Türkiye sahalarında sergilemeleri imkansız hale geldi,bunun nedeni Türkiye'de son yıllarda oluşan "başarıya giden her yol mubahtır"  zihniyeti."Efendim 8 oyuncumuz eksik bir puan için elimizden gelen her şeyi yapacağız" ve yapıyorlar da.Sinsice saklı fauller,rakibi provoke etmek gibi,bu çirkinlikleri engellemeyen hakemlerde işin içine girdimi oyuncular sahada rakip yerine daha çok sinirlerinle mücadele ediyorlar.


Futbolda bir değim var yüzyıllardır hep geçerlidir,"atamayana atarlar",Galatasaray çok pozisyon harcıyor,buna oyunu kendi sahasında kabul eden takımlara karşı yeterli fikir üretemeyen futbolcular dahil olunca oyun tıkanma noktasına geliyor.Yapılacak tek şey var,Avrupa'da üst düzey mücadelenin  aynısını Türkiye liginde de ortaya koymak,başka çıkış yolu yok.Saatlerce taktik konuşabiliriz Hocaları eleştirebiliriz,hiç bir şeyi değiştirmez,tek geçerli olan yakaladığın her fırsatı gole çevirmek ancak rakibin direnci böyle kırılabilir !

Weiterlesen

Balotelli'ye Irkçı Saldırı !

6. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Dün oynanan Juventus-Inter maçında,interin siyahi oyuncusu Balotelli'yi Juventus taraftarları tribünden koro halinde ırkçı tezahüratlar yaparak 19 yaşında ki genç yeteneğe hakaret ettiler.Oysa maç öncesi Juventus başkanı Jean Claude Blanc kendi taraftarlarını sükunete çağırmıştı,maalesef bu yaptığı çağrı boşa gitti.Juventus kulübünü ağır ceza bekliyor,daha iki hafta önce ırkçı tezahüratlar yüzünden 20.000 bin avro ceza ödemişlerdi.Maçtan sonrada olaylar çıktı,bir grup Juventuslu  Inter'li taraftarlara saldırmaya kalktı,iki taraf arasında kavga çıkınca 13 kişi tutuklandı,bir Juventuslu taraftar yüzüne atılan maytaptan ağır yaralar aldı ve hastaneye kaldırıldı.


Irkçılık Avrupa'da,bilhassa İtalya ve İspanya'da vahim boyutlara ulaştı,siyahi oyunculara koro halinde topluca yapılan ağır hakaret içeren tezahüratlar gün gittikçe artıyor.Şükür Türkiye'de bu türlü tezahüratlara rastlamıyoruz ve şimdiye kadar hiç görmedik.Yinede bazı Arkadaşlarımız ısrarla Türkiye'ye ırkçılığı ithal etmeye uğraşıyorlar,Avrupa'ya özenti siyasi görüşlerde de sınır tanımıyor.Şimdiye kadar Türkiye'de hiç bir siyahi oyuncuya hakaret oldu mu ve bu oyunculardan şikayet geldi mi? Ben duymadım,dün bir panel düzenlendi,"Tribünlerde ırkçı ve Şovenist dil ile nasıl mücadele edilebilir?" endüstriyel futbola karşı mücadeleyi belirli siyasi sınıflara ayırım yapmadan başlayabiliriz mesela.İtalya'nın Livorno kentinde insanların yaşam tarzları ve siyasi görüşlerini kendilerine örnek alan Arkadaşlar,bu bakış açısıyla "Başka bir Futbol Kültürü Mümkün mü?" sorusunun cevabını önce kendi içlerinde aramaları gerekiyor !!!


Weiterlesen

Ey Vatan....

5. Dezember 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

İnsanlar  çeşitli nedenlerden dolayı yaşadıkları  ülkeyi terk etmek zorunda kalır.Maddi imkansızlılar ya da siyasi sebepler ama mutlaka bir nedeni vardır.Kimileri gurbetçi olur kimileri mürteci,bir gün gelir maddi sıkıntılar aşılır,af çıkar yurda geri dönülür hasret biter .Peki zorla Vatanında çıkarılırsa insan,doğduğu büyüdüğü,gençliğini verdiği topraklardan koparılırsa, ve geri döndüğünde Vatanı yerle bir olmuş ise ?

Kardeş dedim bacı dedim can dedim
Bir parçamsın sen de benim her şeyim
Bala dedim yoldaş dedim sen dedim
Bir parçamsın sen de benim her şeyim
Parçam dedim ise benim özümsün
Dünyamın ışığı iki gözümsün
Konuşan dilim duygum sözümsün
Bir parçamsın sen de benim her şeyim
Ana yurdum canım vatanım dedim
Özümsün sözümsün benim her şeyim
Ata yurdu toprak mekanım dedim
Bir parçamsın sen de benim...


 

                                              KAHROLSUN endüstriyel FUTBOL !


Weiterlesen