Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

Holigan

16. November 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Holiganlar toplu  halde gezer ve her an şiddete eğilimli olduklarını ortaya koyarlar. Bu onların normal yaşantılarında da böyle olduklarının anlamına gelmez çünkü holiganlar arasında değişik karaktere sahip kişiler vardır.

 

Örneğin bir kişi çok yüksek kariyer sahibidir, iyi işi vardır güzel para kazanıyordur ama boş zamanını dövüşmekle geçirir. Holiganlar genelde futbol maçlarında daha çok ortaya çıkarlar. Diğer seyirciler yada taraftarlar gibi değilerdir ve belirli prensipleri vardır.

 

Holiganlar kulüp ürünleri taşımaz ama gönül verdikleri takımın en fanatik taraftarıdırlar. Şiddete eğilimli olmaları gittikleri her müsabakalarda amaçları kavga çıkarmak değildir, kimler ile temase geçeceklerini önceden bilirler.

 

Mesela, holiganlar formalı dolaşan rakip taraftarlara durduk yere saldırmaz, kadınların ve çocukların kılına dokunmazlar, dövüşleri belirli kurallar çerçevesinde yapılır. Önceden rakip holiganlar ile bir yer tespit edilir. Dövüşürken yaralayıcı aletler kullanılması, yere düşene vurulması kesinlikle yasaktır!

 

Olay tamamen iki tarafın güç ölçüşmesinden öteye gitmez. İstisnalar olmuştur elbette,1970 ve 1980'li yıllarda İngiliz Holiganlar genelde yurtdışı müsabakaların da, İtalya, Almanya vb. ülkelerde lüks butik mağazaları yağmalamış karşı tarafı yaralayan hatta öldürücü aletler kullandıkları görülmüştür.

 

                                     "Hooligan" kelimesi nerden geliyor?

Bir çok rivayetler var, isimin 19. yüzyılda İrlandalı O'Hoolihan ailesinin çok kavgacı olduğu için onlardan alındığı söylenir. Bir diğer rivayete göre yine 19. yüzyılda bu sefer İngiltere'de Patrick Hooligan isimli çete liderinin polis kayıtlarında ismi geçtiğinden dolayı ortaya çıkmıştır. "Hooley" kelimesi  İrlanda lehçesinde "çılgın" anlamına gelir.

 

Spor müsabakalarında topluca dövüşmek sade İngilizlere mahsus değil, geçmişte Türkiye'de benzer olaylar yaşanmıştır. Örneğin Birinci dünya savaşı öncesi Galatasaraylı Sabri Mahirin karıştığı bir kavga.

 

" Galatasaray’da futbol oynarken Rum kökenli Osmanlı vatandaşlarının takımıyla yapılan bir maçta olay çıkınca Sabri Mahir yumruklarıyla olaya katılır. Bunun üzerine iktidar çevreleri tarafından mimlenir. Çareyi yurt dışına çıkmakta bulan Sabri Mahir Fransa’nın Racing takımında futbol hayatını sürdürür."(Kaynak: Melih Şabanoğlu,"Galatasaray'ın sarı kırmızı çocukları")

 

Spor müsabakalarında kavga çıkması yeni bir şey değil. M.Ö.  benzer olayların yaşandığı tarih kitaplarında geçer, TARAFTAR ?  başlıklı yazımda bu konuya değindim.

 

İngiltere'de holiganlığın 20. yüzyılda yeniden hortlaması 1950 yıllarının ortasına dayanır.  Casuals ile bu alt kültürü başlatanlar o Yıllarda Teddy Boys ve Mods'lardır (Modernist). Pahalı ve modern dizaynlı kıyafetler ile dikkat çeken grupların kendilerine özel müzik tarzlarıda vardı "Soul, Ska, Beat Music, R&B." Mods'ların diğer özelliği kullandıkları İtalyan "Vespa" motorlarıydı. 1979 yılında gösterime giren "Quadrophenia" filmi bu alt kültürleri konu olarak ele aldı. The Who grubu hayranlarına şiddetle tavsiye ederim.

 

 
 

Kendilerini "Absolute Beginners" Türkçesi "hayata sıfırdan başlayanlar" olarak tanımlayan Mods'lar toplu halde gezerdi. Baş düşmanları deri kıyafetli, ağır motosiklet kullanan ve Rock müziği dinleyen rockerlerdi. Düşmanlıkları kan davasına dönüşen, birbirlerinin mekanlarını  basan ve karşılaştıkları her yerde şiddetli kavgalar çıkaran bu iki grubun çatışmaları ilerleyen yıllarda futbol statlarına sıçradı.

 

Tribüne sıçrayan şiddet olayları sokak çetelerinin savaşlarını andırıyordu, artık bu kişilere halk arasında "Hooligans" denmeye başlandı. 1970-1980'li yılları arasında doruk noktasına ulaşan holiganzim, kuşkusuz 1971 yılında Stanley Kubrick tarafından beyaz perdeye tasarlanan Anthony Burgess'in romanı "A Clockwork Orange"  filmi içinde yer alan "Alex"  karakteri büyük rolü vardı.

 
 
 

İngiltere'de emekli holiganlara sorduğunuzda çoğu bu filmden etkilendiğini söyler. Juventus Ultra oluşumu "Drughi" adını bu filmde canlandırılan Droogs çetesinden almıştır. A Clockwork Orange filminde şiddetin abartısı, Beethoven müziği eşliğinde zayıf ve çaresiz insanlara acı çektirmek, bazı kişilerin mazoşist duygularını kabartmış ve artık yumruk yumruğa kavgalar yerine karşı tarafın canını yakma zevki bağımlılık haline gelmişti.

 

Şimdi Broadway klasiği "West Side Story" hangi kategoriye koyalım diye sorarsanız, Sharks ve Jets çetelerinin bale figürleri ve müzik eşliğinde neden birbirlerine bıçak çektiklerini  ancak Leonard Bernstein açıklayabilir.

 

İnsanları şiddete yönlendiren bir çok nedenler vardır. Örneğin grup psikolojisi, alkolün etkileri, yaşadığı sosyal çevresi, aile ortamı, toplum ve İNSANLARA ŞİDDETİN SUNULUŞU!

 

En çarpıcı örneğini ülkemizde görüyoruz. "Texas Chainsaw Massacre" filmini aratmayan Ulusal Televizyon kanallarında her gün anahaber bültenlerinde bizlere sunulan şiddet görüntüleri.

 

Artık öyle bir hale geldıki biz ailece yaklaşık bir yıldır bu haber bültenlerinden uzak duruyoruz çünkü seyretmeye yüreğimiz dayanmıyor. MOBESE kameralarından trafik kazası görüntüleri mi dersiniz, vahşice işlenen cinayet haberleri mi, saymakla bitmez. Psikolojisi sağlam insanın sürekli bu haberleri seyrettikçe bunalıma girmesi kaçınılmaz.

 

Şiddet her kişinin özünde vardır, bir insanın içinde ne kadar çok sevgi varsa o kadar miktarda şiddet bulundurur ama Sevgi iyidir Şiddet kötüdür! Bu iki önemli unsur insanların yaşam dengesini sağlar. Dengeyi sağlamak için Sevgiyi öne çıkarmalıyız yoksa şiddetin parçası olur sürekli kötülük işleriz. İnsanlar sevgi, saygılı, adaletli bir toplum içinde yaşıyorsa şiddet fazla barınamaz. Ama toplumun şiddet temel parçası haline gelmiş ise orada Sevgi bitmiştir. Bü yüzden de Şiddeti yok etmek mümkün olamaz, çünkü şiddeti ortadan kaldırmak için daha çok şiddetli kararlar verilmek zorunda kalınır.

 

İnsan için şiddeti mekruh kılan ölçüler vardır. Örneğin, futbol içinde bunları görebiliriz. Futbol mücadeleye dayalı oyundur ve şiddeti kaldırır bu da seyircilerin hoşuna gider, mesela maç esnasında yapılan sert fauller. Hatta bazı fauller kural çerçevesi içinde kaldı mı verilmez avantaja bırakılır.

 

Alpay Euro1996'da Hırvat oyuncuyu devirseydi ülkede kahraman ilan edilecekti. UEFA, Alpay'a fairplay ödülü verdi Türk kamuoyu onu yerden yere vurdu. Aynı Alpay Euro2000'de çeyrek finalde Portekizli oyuncuya yumruk attı kırmızı kart gördü oyundan atıldı. Takımını yalnız bıraktı diye bu sefer Türk kamuoyu tarafından parçalandı.

 

Türkiye'de Halk şiddetin ölçüsünü kaçırdı, nefretimiz çoktan sevgimizin önüne geçti şiddetin kölesi olduk. Öyle tehlikeli hal aldı ki, Türkiye'de toplum şiddeti kanıksadı!

 

Türkiye'de Holiganlık ya da Ultras gibi alt kültürler Avrupa'da gibi oluşmadı. Evet taraftar grupları var ve Türkiye'de geçmişte "Tribün Kültürüde" vardı ama 1990'lı yılların sonunda başlayan çöküş, başarıya endeksli tüketim toplumu bunların hepsini yok etti.

 

Bu çöküntünün baş sorumluları futbolu yöneten başkanlar ve medyadır. Futbolu işportacı zihniyetinde pazarlayanlar egolarını tatmin etmek, verdikleri boş vaatleri yerine getirmek için kulübün paralarını etrafta saçarak taraftarlarını kandırıyorlar, medyada tüm bu olup bitenlerden nemalanıyor. 

 

Erdal Güngör

 

 

 

Werbung
Diesen Post teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: