Alın Size Ayar
Frankfurt taraftarları dün deplasman yasağını delerek takımlarının peşinden Berlin’e gittiler. İki taraftar grubu arasında beklenen olaylar çıkmadı. İki grup dostane hava içinde olaysız bir araya geldi. Üstelik Union Berlin taraftarları Frankfurtlularla dayanışma içinde olduklarını göstermek için aşağıdaki pankartı açtılar. İngilizceye çevrildiğinde pankartta “fuck you dfb” yazıyor. DFB Alman futbol federasyonu oluyor;

Ayar diye ben buna derim. Üslup tartışılır fakat Almanya’da son zamanlarda taraftarlar aleyhine verilen saçma kararlar yenip yutulacak gibi değil, onlarda gördükleri seviyesizliğe aynı dilde cevap verdiler.
Bazen zalimlere karşı sert dil kullanmak iyidir ve “Ultras Mentalitesni” benimseyenler bu yolu seçerler!
Ultralar asla efendi değildirler!
Şimdi benden Türk tribün kültürüne gider yapacağımı sanmayın, blogda bir sürü yazı var isteyen okur. Olmayan bir kültür üzerine bu saatten sonra yazıp çizmek vakit kaybı, Türk tribün kültürü popülizm içinde boğuluyor. Yayıncı kuruluşla deplasman yapan bazı grupları gördükten sonra yazılan her satıra yazık....
KAHROLSUN endüstriyel futbol ve uşakları !
Fahişe Medya
Biraz önce bir arkadaş yollamış oradan baktım. Fatih hocamı sonunda çileden çıkarmayı başarmışlar maalesef.
Ama bu pis mahlûklar fahişelerden farklı değiller. İmparator hepsinin ağzının payını vermiş de, neye yarar? Fahişeler para kazanmak için yolda bekler, bunlarda reyting uğruna insanları yalan dolanla çileden çıkarıp programa bağlanmasını beklerler. Ne kadar fazla reyting o kadar fazla para.
Tek çözüm seyretmeyeceksiniz Arkadaşlar, hele çocuklarınızın ahlakını bozmak istemiyorsanız bu hamam böceklerinden uzak tutun! Ailecek Türk programlarını mümkün olduğu kadar az seyrediyoruz, çoğu zaman Alman kanallarına bakıyoruz en azından genel kültürümüz artıyor. Türk ulusal kanallarında halkı aydınlatma, genel kültürünü arttırma andına bir tane program yok!

Sade spor programlarında değil genelde Türk televizyonunda gösterilenler insanların ruh sağlığına büyük zarar verecek şekilde. Ne ararsanız var, şiddet, küfür, insanların şuuraltına girerek yanlış yönlendirmeler, ahlaksızlık vb. seviyesiz programlarla dolu. Aralarında en tehlikelileri şiddetin hat safhaya çıktığı ana haber bültenleri. Ve acı yanı, tüm bunların hepsi halkı zihinsel köleleştirme amaçlı bilerek yapılıyor. Batıda buna “Mental Slavery” diyorlar, Allah yardımcınız olsun…
Bugün Günlerden GALATASARAY!
Başlık Galatasaray’ımızın maçı olduğu günlerde gelenek haline geldi. Lakin bizim için 7/24 Galatasaray, soluduğumuz nefes, gecemiz, gündüzümüz Sarı Kırmızı.
Biraz samimi olalım Arkadaşlar gerçekten içimiz rahat mı? Tamam, biz pisliğe bulaşmadık da benim içim nedense rahat değil. Bize yılardır tiyatro seyrettirmişler, ne yazık ki hala bu durum devam ediyor ve biz bu yalancı ortama uyup sanki hiçbir şey olmamış gibi zalimlerin yolundan ilerliyoruz.
Normalde UEFA’nın üst yetkilileri iki gün önce yaptıkları açıklamalardan sonra hemen TFF harekete geçip cezaları kesmeliydi çünkü bu ligin böyle devam etmesi abeste iştigal! Ama hala kimse karar vermeye niyetli değil. Madem suçlular belli, ortada yeteri kadar delil olduğu dünya âlem tarafından bilindiği halde neden maçlara çıkılıyor?
Ligin hala devam ettiğini sokakta 5 yaşında çocuk biliyor, sorsanız muhtemelen aynen şunu diyecektir “Yayıncı kuruluş zararını telafi etsin diye oynanıyor”. Türkiye şartlarına göre gayet doğal durum, nasıl şark kurnazlığıyla 2020 Avrupa Şampiyonluğu ile aynı yıl düzenlenecek Olimpiyatlara talip olmak gibi. Bir ülke tüm dünyaya ancak bu kadar rezil olabilir!
Hoş, “uçağımı hazırlayın” ve “one minute” olayından sonra millete tuhaf bir özgüven oluştu, herkes kendini dev aynasında görüyor. Özgüven iyidir de, Osmanlı 650 yıl dünyanın yarısına hükmederken bu kadar kibirlilik taslamıyordu, size ne oluyor?
Yeri gelmişken, evvelsi hafta her yıl olduğu gibi Çanakkale haftasıydı. 90 yıldan fazla oldu, Türk halkının bağımsızlık adına verdiği son mücadele! Türk, Kürt, Laz, Çerkez hepsi bu topraklar için canını verdiler ve biz hala onların kahramanlıklarını her sene gururla anıyoruz. İnşallah 90 sene sonrada yine aynı şekilde anılırlar!
Günümüzün kahramanları farklı, yapılan kahramanlıklarda. Günümüzde her şey değişti. Şimdi, suç işlendiğine dair ortada kamyon dolusu delil varken, insanların gözünün içine baka, baka inkâr etmek. Suçluları baş tacı yaparak, akıla mantığa sığmayacak şekilde sudan bahaneler uydurup halkı kandırmak ve ısrarla direniş göstermek günümüzde en büyük kahramanlık oldu.
“Bizim başımıza gelen başka kulübün başına gelseydi çoktan çökerdi, şükür dimdik ayaktayız” diyor Kocaman Aykut. Stockholm sendromu mu yaratmaya çalışılıyorlar, anlamadım ki.
Son sözü TuPac’a bırakıyorum, toprağı bol olsun;
There's gon' be some stuff you gon' see
that's gon' make it hard to smile in the future.
But through whatever you see,
through all the rain and the pain,
you gotta keep your sense of humor.
You gotta be able to smile through all this bullshit....link
Karıncaezmez Şevki
O bildiğiniz amigolardan değildi, hatta ona amigo bile denemez. O tribün korkulukları üzerinde sırtı seyirciye dönük olarak durur, taraftarı coşturmak için hiçbir şey yapmazdı. Yalnız takım atağa kalktı mı, tıpkı yan hakem gibi o da atağa katılırdı, ama ofsayta düşmeden.
Galatasaray'ın ligdeki durumu pek parlak değildi. 3-2 yenildikleri bir Fenerbahçe maçında "uğursuz geliyor" diye onu tribün korkuluklarından aşağı attılar. Sağ kolu kırıldı. O sezon Karıncaezmez'i uğursuz diye stadyuma hiç sokmadılar. O da bunun üzerine her maç, stadyumun içini gören yamaçta (şimdiki kaçak gökdelenin yerinde), 45'er dakikadan iki devre, heykel gibi put kesilerek, kar, yağmur, çamur dinlemeden, sağ kolu havada futbolcuları selamladı. Bu mazoşizmi aynı zamanda onu stadyuma sokmayanları protesto etmek içindi....
SENİ UNUTMAYACAĞIM KARINCAEZMEZ !
Beklenen Destek Geldi!
Şu sıralar İstanbul’da UEFA yönetim kurulu toplantısı yapılıyor. Ana başlıkları geçen hafta Başkan platini Belgrat şehrinde açıklamıştı,”Financial Fair Play, Şikeye Sıfır tolerans ve futbol müsabakalarında şiddet”. Esas UEFA’nın üzerinde durduğu konular başta Financial Fair Play ve şike.
Dün bu konular hakkında Avrupa Birliği rekabet komisyon asbaşkanı Joaquin Almunia, bundan böyle UEFA’nın Avrupa Birliğinden tam destek alacağını söyledi. Almunia basına yaptığı açıklamada önemli konulara değindi;
“Ben bir sıkı futbolseverim şu anki durumdan hiç hoşnut değilim. Benim gibi gelecek nesillerde birinci sınıf futbol takımlarını sahalarda seyretmelidir. Fakat kulüplerin borçlarını görünce şahsen büyük endişelere kapılıyorum. Bu durum böyle devam edemez!” Kaynak >>> link
Şu demek oluyor Arkadaşlar, UEFA’nın bundan böyle karar vermekte eli iyice güçleşti ve kimsenin gözyaşına bakmayacaklar çünkü arkalarında koskoca Avrupa Birliği var. Bugün rte’nin yaptığı açıklamaları havada kalmıştır, kimse boş yere heveslenmesin.
Münferit#18
Mesajların ardı kesilmiyordu, aralarında bir tane M. yollamış açıp okudum;
“Selam moruk, nihayet yarın geliyorsun. Uzun zaman önce bir öykü yollamıştın hatırlıyor musun? Biraz değiştirdim yarınki buluşmamızdan önce okumanı tavsiye ediyorum. Burada her şey yolunda sıkıntı yok, memleketten birkaç dost daha geldi seni bekliyoruz, sana iyi okumalar hoşça kal.”
Son Durak
Sisli ve karanlık sezonun sonuna doğru yaklaşıyorduk. Zorluklarla dolu, bitmek bilmeyen bir haftanın sonu yine bilmem kaçıncı lanet olası bir Pazar günüyle doruk noktasına ulaşacaktı.
Yaşadıklarını tüm detaylarıyla hatırlamaya çalışıyordu, filmlerde olduğu gibi geriye dönüş sahnesi mümkün olmadığından dolayı hafızasını çalıştırmak zorundaydı ve tüm olanların mantığını çözmeliydi.
O sabah telaşla uyanmıştı, kara bulutların arasından açan güneş pencere camında biriken buharın arasından odanın içine sızıyordu.Yatağından kalkıp pencereyi açtı, karşısındaki dağlar tüm heybetiyle T..no kentini selamlıyordu. Tayfayla buluşmaya 5 saat vardı yatıp biraz daha dinlenebilirdi ama sonra vazgeçti.
Banyoya gitti, aynanın karşısında kendini görünce bir an irkildi, omuz kaslarının üzerinde dövmeler korkunç kâbusa benziyordu. Göğüs kısmı kuru kafalarla doluydu, sırtının iç kısmında gotik harflerle A.C.A.B. yazılıydı sol kolunun üstünde koyu mor renkli 1926 vardı, kulübün kuruluş yılı.
Hava açıktı, ilk bakışta güzel bir gün olacaktı sanki ama çoğu kez böyle havaların aniden değişip yağmura çevirdiğine şahit olmuştu. O günlerde televizyon karayipler üzerinden gelecek fırtına haberleriyle doluydu. Bilim adamlarının yaptıkları araştırmalara göre büyük fırtına deprem yarım adasını vurmasına az kalmıştı.
O sabah yine televizyon sırf fırtınadan bahsediyordu, spiker her iki kelimesinde havanın bozacağını sürekli tekrar ederek tahammül edemeyecek şekilde sinirlerini bozuyordu. Birkaç ay önceye kadar Pazar günleri hava raporu ve çevre yolu trafik haberlerini kaçırmazdı. Maçı düşünüyordu eski, üstü açık statlarda oynadıklarında sırılsıklam ıslanıyorlardı. Kendi kendine güldü, sanki hava raporu durumu değiştirecekti. O güne kadar yağmur, kar, çamur, cehennem sıcakları hiç biri armanın peşinden gitmelerine engel olmamıştı.
Çevreyolları artık ilgisini çekmiyordu zaten uzun süredir deplasmanlara trenlere gidiyordu. Trenler güvenliydi, hem uzun zamandır gruptan ayrılmıştı yalnız yolculuğa çıkıyordu. Sade özel misyonlar olduğunda arabasını kullanıyordu. Bu Pazar günü yine gidecekti, içinde eski heyecan kalmasa da yola çıkmak zorundaydı. Tekrar dönüp aynaya baktı, kendini baştan aşağı doğru süzdü.
Şuna kesin kanaat getirmişti, her nerde haksızlık yapılıyorsa karşı saldırıya geçerek aynı seviyeyle karşılık verilmeliydi, bu yalan dünya’da ayakta kalmanın tek yolu zalimleri yok etmekti. O Pazar mutlaka Br…ia şehrine gitmeliydi. Br..ia ona yüzüne yediği tekmeleri, yumrukları hatırlatıyordu, şiddet dolu ama delikanlılığa yakışır şekilde.
Kahvesini alıp pencereden dışarı bakmaya başladı, üzerinde sade bir atlet birde spor şortu vardı sabahın tatlı serinliğinin tadını çıkarıyordu. Bir gün önce antrenmanda hocasının verdiği önemli taktikleri aklına geldi;
“Yumruğu atacağın elini kapalı tutmalısın”
Yavaş hareketlerle rakibine karşı savuracağı yumrukları gösteriyordu.
“Şayet gösterdiğim gibi vurmazsan elin cam bardak gibi kırılır dostum, hadi tekrarlıyoruz”
“bir, iki üç ve kapa”
“bir, iki, üç ve kapa”
Yılmadan tekrarlıyordu hocasının dediklerini
“bir, iki, üç ve kapa”
“bir, iki, üç ve kapa”
Bir ara bayılıp düşecekti, zorla ayakta duruyordu ama sonra toparladı.
“tamam, hocam anladım”
Hocasının sayıları tekrarlaması sinir bozucuydu fakat disiplinli şekilde usanmadan tekrarlayarak beton duvarı çıplak elleriyle dövüyordu. Elleri kan içinde kalmıştı ama hocasının verdiği talimatları doğru uyguladığı için kırık yoktu. Hocasının söylediklerini yabana atmıyordu, verdiği taktikleri kafasına iyi yerleştirmişti ve lazım olduğunda hazine kutusundan çıkarıp harfiyen uyguluyordu.
O aralar sentetik uyuşturuculara başlamıştı, hani şu kimyasal olanlardan. Eski bir bağımlıydı yaptığının tehlikeli olduğunun farkındaydı ama o böyle sınırlarını ölçüyordu, böyle saçma bahanelerle kendini kandırıyordu. Ve yeniden başlamıştı hap, cigara, kokain 10 yıl olmuştu bırakalı.
Son Paris’te kullanmıştı, üç gün uyuşturucu ve alkol, deliler gibi bir odada kapalı sanki 4. boyuta geçmiş farklı bir dünya içindeydi. Kaldığı otel pigallenin göbeğindeydi, pencereden Moulin Rouge ışıkları gözüküyordu. Bir ara Cezayirli torbacılarının rakipleriyle girdiği mıntıka çarpışmaları arasında buldu kendini. On sene önce Paris, tekrar canlandı gözlerinin önünde.
Kokain ve acid, birbirini tamamlayan tehlikeli karışım, yeniden keşfetmişti çünkü onu gençlik yıllarına götürüyordu. Yaşı otuzu aşmıştı, kik boks antrenmanlarıyla vücudunu fit tutuyor ve böylece uyuşturucuyu bastırıyordu. Madde bağımlılığı ona farklı kapılar açıyor, her seferinde kendinde yeni şeyler keşfediyordu. Hani haberlerde bahsettikleri Kaliforniya kıyılarını tehdit eden fırtına gibi ve aynı fırtına şimdi ülkenin kuzeyini abluka altına almıştı.
Dışarıda hava kararmıştı rüzgâr gittikçe şiddetini artıyordu. Kahvesi soğumuş tadı kalmamıştı ama o yine son bir yudum aldı nasıl olsa biraz sonra ilk cigarası ağzını uyuşturacak ve pis tadı hissetmeyecekti. Kara bulutlar dağları kapatmış kent korkunç bir hal almıştı. Yatağındaki dilber hala uyuyordu hatta üşümüş sımsıkı beyaz yorgana sarıldı. Uykusunun arasında bir şeyler mırıldanıyordu,
“ne zaman şu saçma ritüellinden vazgeçeceksin”
Usulca yanına gitti saçlarından okşadı sonra yanağından öptü, sımsıcak çıplak vücuduna sarıldı. Dedikleri doğruydu ama o mecburdu çünkü başka seçeneği yoktu.
“gitme bırakma beni, tekrar sarıl bana, neden gidiyorsun sevgilim? Bir futbol takımı için bu çilelere değer mi? Söyle!”
Cevap vermedi, usulca anlından öptü, ceketini aldı kapıyı örtüp dışarı çıktı. Sanki bu evreni terk edip başka bir gezegene geçiş yapmıştı, ömür boyu geri dönmeyecek gibi bir his vardı içinde…..devam edecek.
Bugün Günlerden GALATASARAY!
NO AL CALCIO MODERNO !
Derbi
Derbi haftasındayız, cumartesi günü Fenerbahçe-Galatasaray yaklaşık bir asırdır süren rekabette bilmem kaçıncı kez karşılaşacaklar, hiç saymadım.
Benim açımdan bu derbinin bir önemi kalmadı, ilk maçta yazdıklarımın hala arkasındayım fikrim değişmedi. Rakip taraftarların gelmesi yasaklanan derbiler, dünyanın hiçbir yerinde derbi sayılmaz!
Ne yazık ki yasaklara karşı taraftarlar, kendini gerçek tribüncü sananlar gereken tepkiyi göstermediler. Her iki taraf fırsatı kullanıp kendini öne çıkarma peşinde koştu.
Spor kültürü olmayan ülkede tribün kültürünün çökmesi gayet doğal, sidik yarışından öteye gitmeyen bir taraftarlık zihniyeti yerleşmesi de normal. Tribüncülerde bir garip ruh halindeler, bazıları tepkisiz kalmalarını efendiliğe bağlıyor. Ahlaksızlıklara sesiz kalmak efendilikse, efendilik teriminin yeniden açılımı yapılmalı.
Sayın Türk gençleri, haksızlıklara karşı susup sesiz kalmak suça ortak olmak anlamına gelir. Kim size “sus efendi ol” diyorsa ona inanmayın, o kişi sizi suç işlemeye zorluyor!
Hoş, bu derbi her sene en az iki kere oynanır. Bu yıl bazı gazeteler ekonomik değerini ön plana çıkarmışlar. Alın size Subliminal mesaj, hatırlayın dün yazdım bir satır aşağıda. Şunu demeye çalışıyorlar. Şike olayında suçlular cezalandırılsaydı şimdi onca insan ekmek yiyemeyecekti, bravo ne iyi etmişlerde ceza kesmemişler.
Şayet bir toplumda tüm değerler parayla ölçülüyorsa, bu o toplumun manevi ve ahlaken çöktüğü anlamına gelir.
Allah hepimizi ıslah etsin!
Derbi kelimesinin anlamı nerden geldiğini merak edenler için 3 sene önce bir şeyler karalamıştım >>> Royal Shrovetide Football
Subliminal
Farkında mısınız, Türk futbol medyası içinde bir sürü alakasız insanlar var. Baktığımızda çoğu reklam sektöründen, bunların dışında magazin dünyası içinden gelenler var, ressamlar, siyasi gazete yazarları gibi futbol ile uzaktan yakından alakası olmayan yaratıkları da görmek mümkün.
Bu kişilerin bir kısmı futbolu kendi reklamlarını yapmaya kullanıyorlar. Reklam sektöründen gelen yorumcuların futbolun içinde bulunmalarının tek nedeni, subliminal mesajlarla sistemin insanları kolayca kontrol etmesini sağlamaktır.
Yeni yayın ihalesinden sonra maç görüntüleri sade iki kanala verildiği için diğer kanalar görüntü olmadığından futbol dışı şahıslarla sırf futbolun dışında kalan konulara değiniyorlar, kıraathane muhabbetlerinin farklı boyutu.
Örnek, çilingiroğlu BJK teknik direktörü carvalhal ile empati kurması mümkün mü? Önceden bir prof. Futbol takımı çalıştırmış mı? Antrenör lisansı var mı? HAYIR! Ama çilingiroğlu uzman yorumcu olarak bir futbol programında kimseden çekinmeden bir prof. Teknik direktör hakkında ahkâm kesebiliyor.
Buna uzman yorumundan daha çok o şahısın kendi düşüncelerini seyirciyle paylaşması deniliyor. Hoş, sokakta insanlar kendi aralarında böyle tartışmalar yapabilirler ama milyonların karşına geçip konuşunca farklı bir etki ortaya çıkıyor.
Türkiye’de halkı kandırmak çok basit, her şeye bir kılıf uydurulmuş en sık kullanılanlar “Canavar ve Terör”. Halk ise koyun gibi, dünya başlarına yıkılsa umurlarında değil. “Neden tepki vermiyorsunuz?” diye sorunca “sivil toplumlarda düzeni devlet sağlar” gibi boş cevaplarla karşılaşmak mümkün. Cahillik cool, suç devletin.
Devlet kimdir?
Devlet Halktır!
Adaletin olmadığı, ahlaksızlıklara göz yumulduğu yerlerde sivil toplumdan bahsetmek abeste iştigal, o ülke çoktan manevi olarak bitmiş batmaya mahkûmdur!
Ve böyle bir ülkede milyonların gözü önünde insanları diri, diri yakan zalimler zaman aşımına uğrayıp kurtuluyorsa, şikecileri masum halk kahramanı olarak yansıtan popülist yazarlar ya da karılarını aldatan playboyların futbol üzerine ahkam kesmesi gayet doğal.
Dindar gençlik yetiştirmek marifet değil, İman gücü yoksa bir işe yaramaz!
O Mükemmel Gün !
bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan şalterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler
bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çiçekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yorgun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne
O mükemmel gün zaman aşımına uğradı....