Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör
Neueste Posts

Münferit#17

11. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Şimdiye kadar bahsettiklerim anlaşıldı mı bilmiyorum, inandığım ve ısrarla savunduğum davamız üzerine daha fazla kafa yormaya değer mi? Onu da bilmiyorum, ama hala yaptıklarımızın doğru olduğundan eminim.


Neden bu trene binip kaçtığımı, bilmiyorum. Belki geçmişimden ya da geleceğimden korktuğum için?


Futbol müsabakaları bugüne kadar sade bir yan unsurdu. Sahada sergilenen oyun pek umurumuzda değil, zaten saha içindekileri de bizim gibi oyunu ciddiye almıyorlar. Biz tribünde tezahüratlarımızla gösterilerimizle meşgulken onların kafalarında para ve güzel kadınlar var.


Biz, bugüne kadar “modern futbol” illetinin dışında kalmaya çalıştık, keşke hiç içine girmeseydik. Fakat olaylar beklediğimizden farklı gelişti. Bazı yanlışları çok önceden görüp önlem alabilirdik maalesef yapmadık hatta çoğu şeyi bilerek destekledik. Hani şu 12. Adam sözcüğü var ya, kendimizi herkesin üzerinde gördük ve sonunda nefsimizin kurbanı olduk.


Ticari damarımız kabardı, ilk başta sade grup üyelerine ürün satılıyordu oradan gelen az parayla fakir arkadaşlara destek veriliyor geri kalanı da avukatlara, pankartlara, koreografilere harcanıyordu. Ama bir baktık ki geniş kitleden talep var parada tatlı. Şimdi ise karşı çıktığımız endüstriyel futbolun esiriyiz!


Kulüp yöneticilerinin yaptığı en büyük hata, güya tribünleri daha iyi kontrol edebilmek için gruplara verdikleri biletlerdi. Kısa sürede bazı Ultra grupları pazarladıkları ürün ve biletlerle büyük şirket oldular. Elde ettikleri gelirlerden vergi ödedikleri de muamma! Şimdi ise kulüpler kadar maddi güce sahipler.


Kuşkusuz tribün kültürünün çöküşünde büyük rol oynayan diğer unsur ise internet, sanal âlem cyber kahramanlarla dolu. En kral geçinenler tribün liderleriyle resim çektirenler nereye baksanız herkes büyük mevzulara karışmış, adam bıçaklamış, tribünleri ateşe vermiş, tesis basmış.


Biz zamanında böyle şeylere önem vermiyorduk, tribünde yaşanan tribünde kalırdı. Çatışmalarımız ya siyasiydi ya da şehirlerarası rekabet yüzünden. Şöyle düşünüyorum da biz hiç kaybedilen bir maç ya da yanlış hakem kararı yüzünden kavga etmedik, daha önce ağabeylerimiz böyle yapmışlar.


Birde hepimizin ortak düşmanı polisler vardı. Supap gibiydiler, hafta içi işyerinde, okulda yaşadığımız tüm baskıları üzerimizden atmamıza iyi geliyorlardı, onlarla dövüşmek bir nevi grup terapisiydi.


Rakip Ultralarla çatışmalara bilerek giriyorduk, herkes yaptığının farkındaydı ve zevk alıyordu bize göre gittiğimiz yol doğruydu. Arada benim gibi münferit takılanlar vardı, grup baskısından kaçanlar. Düşmana sürpriz saldırlar düzenleyip hiç beklemediği anda büyük hasar vermek hoşumuza gidiyordu. Ama grupla birlikte hareket etmeninde faydaları var, düşmana tek başına yakalandığında sana destek çıkan yanında arkadaşların bulursun.


Günümüzde çok şey değişti. Eskiden grupların sportif ve siyasi idealleri vardı, tribüne gelenler macera arıyordu ama bilinçli hareket ediyorlardı. Bugün çoğu kişi moda olduğundan stada gidiyor, bazısı da köşeyi dönmek için. Bazı tribün liderleri deplasmanlara tayfayla birlikte gideceği yerde takımın uçağıyla yolculuk yapıyorlar. Tribünden gelen rant grupların en büyük gelir kaynağı olduğunu ne kadar zikretsem az. Geçmişte belirli grup üyelerine satılan sayılı ürünler şimdi herkesin üzerinde. Hayatında maça gitmeyen adamlar manitalarına şekil yapmak için Ultra gruplarının kiyafetleriyle hava atıyorlar. Günümüzün tribüncüleri televizyon ekranlarını süslüyor, sorsan hepsi çatışmaya hazır “alayına gider” sen iste yeter. Oysa gereksiz yere çıkardıkları olaylar yüzünden tribün kültürüne en çok onlar zarar veriyor, polisin ekmeğine yağ sürdükleri umurlarında değil. 20 kişi tek kişiye saldırıp sonra utanmadan kayıt edip internete koyuyor, canları sıkıldığında da renktaşlarını dövüyorlar. Ve bu geri zekalılar kendilerini büyük tribüncü sanıyor….devam edecek.

Weiterlesen

Bugün Günlerden GALATASARAY!

10. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

yolda.jpg

Weiterlesen

Organize Provokasyon !

9. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

wilde_horde_1996.jpg

Alman yanın eski Ultra gruplarından sayılan “Wilde Horde 1996” oluşumuna 1.FC Köln yönetimi tarafından süresiz stat yasağı verildi. Kaynak >>>link


Haberi bu akşam 11 Freunde sitesinde okuduğumda hiç şaşırmadım, böyle bir şeyin olacağını bekliyordum. Zaten son zamanlarda Almanya’da tuhaf olayların ardı kesilmiyor, sanki birileri tribüncüleri yok etmek için düğmeye bastı.


Gelelim esas konuya. Geçtiğimiz hafta sonu deplasmandan dönen B.Mönchengladbach taraftarları çevre yolunda maskeli bir grup tarafından saldırıya uğradı. Medyaya göre saldıranlar Kölnlü, hoş maskeli kişilerin Köln taraftarı olduğunu nasıl anladılar merak ediyorum. Olay biraz tuhaf, gerçi Köln ve Gladbach arasında bir ezeli rekabet var ama bu sade maç günleri ortaya çıkıyor. İkincisi, saldırıya maruz kalan otobüsün içinde olanlar çoğu aile. Saldırganlar kimsenin canını yakmıyor sade otobüsü taşlıyorlar. İlk görünürde bir gözdağı veriliyor karşı tarafa, gerçekten iki kulübün holigan ya da Ultraları saldırıya karışsaydı aile dolu otobüse saldırmazdı ve kimsenin haberi olmazdı!


Peki, neden durduk yere böyle saçma saldırı gelişti? Basının esas işi saldırının nedenleri araştırmak ve gerçek suçluları ortaya çıkarmak, normalinde böyle olmalı. Ama işin içinde kötü niyet var hedef Ultralara çamur atmak!

Suçluları hemen bulmuşlar, ilk hedef Ultralar. Fakat kimse bu adamların ifadesine başvurmuyor, sormuyorlar hemen infaz gerçekleşiyor.


Wilde Horde 1996 oluşumu son gelişmeler hakkında bir açıklama yapmış >>>  link

Olayın gerçekleştiği saatte tüm grubun Köln kentine ulaştığını çoktan herkesin evinde olduğunu yazıyorlar.


İstedikleri kadar çırpınsınlar, zira benim gözümde bu olay birileri tarafından organize edilmiş adi bir provokasyon. Sezon öncesi bazı kulüplerin meşale yakma konusunda olumlu tutumu aniden değişince bu tarz tuhaf olaylar artmaya başladı. Diğer yandan Almanya’da statlarda hala büyük ölçüde ayakta seyretme sektörleri mevcut. İşte bu futbolu pazarlayan kan emicilerinin gözüne batıyor, tribünleri tamamen koltuklu yapmak için her türlü pisliğe başvuruyorlar. Bu konuda söyleyeceğim tek söz;


                             KAHROLSUN endüstriyel futbol!

Weiterlesen

Münferit#16

8. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Ultra'nın bir duruş olduğunu yaşadıkça farkına varıyorsun. Tarifi mümkün olmayan, kimsenin anlayamayacağı bir duruş, lanet olası toplumun içinden kaçıştır Ultras, bir varoluş felsefesi.

 

Öyle ki, bu duyguyu birkaç deplasman yaptıktan sonra anlıyorsun. Tren bagajında ya da otobüs koridorunda yatmaktan çektiğin sırt ağrıların başlayınca. Bir parça kuru ekmeği 10 kişi bölüşürken. Tüm hafta boyu bilet parası toplamak için köle gibi çalıştığında. Bazen para bulamadığın zaman içinden bir ses illa düşmanın şehrine gitmelisin diye seni zorlayınca. Sonra birkaç arkadaş otostop yapmaya karar verip, parçalayacaklarını bildiğiniz halde armanın peşine takılıp gidince. Çünkü ilk maçta sizde onları cehennemin dibine kadar kovalamıştınız.

 

Yaşıtların yataklarında mışıl, mışıl uyurken sen ellerin uyuşurcasına sabahlara kadar pankart boyarken. Bir deplasman dönüşü okula geç kalıp sınavları astığında. Cebinde son kuruşunu, tek suçu Ultra olan arkadaşını kurtarmak için avukata harcayınca. 200 kişiyi ufacık yere sıkıştıran, insanların onurunu, şerefini ayaklar altına alan aşağılık polislerin pis ağız kokularını suratında hissettiğinde. Gazetelerde terörist olduğunu okuyan annen babanla kavga ederken, deplasmana gittiğin için sevgilin terk edince. Okulda ders yaparken hala tren yolculuğunun sarsıntısı beynini kemirirken, polis kasklarının üstünde parçaladığını, sopa sesleri kulaklarından çıkmayınca, işte o zaman her şeyin farkına varıyorsun.

 

Ultra olmak bağımsız yaşamak demektir, hiç beklemediğin anda bağımsızlığını elinden alacaklarını bildiğin halde.

 

Ultra olmak tribünle sınırlı değildir. Evde, sokakta, işyerinde, okulda, yatakta, banyoda, tuvalette, kütüphanede, hastanede kısacası her yerde Ultrasın.

 

Ultra demek, bazen tek başına tüm dünyayı karşına alıp 365 gün bu Allahsız düzene karşı isyanını sürdürmektir….devam edecek.

Weiterlesen

Necati Ateşinson

6. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Hatırlayın Henrik Larsson vardı, İsveçli oyuncu yıllanmış şarap gibiydi. 33 yaşında Barcelona’ya transfer olduğunda herkes şaşırdı ama Rijkaard onu takıma almakta haklı olduğunu tüm dünyaya gösterdi.

Henrik_Larson_Wallpaper.jpgUnutmayalım Hagi bize geldiğinde 32 yaşındaydı ve kariyerinin altın yıllarını yaşadı 36 yaşına kadar milli takımda oynadı. Hala Manchester United kulübünde top koşturan bir Ryan Giggs var mesela.


Necati Ateş bir Hagi klâsına asla ulaşamaz ama Larsson ya da Giggs kumaşı elbette var hatta benim gözümde daha fazlası.

necati_ates_6678.jpgNecati Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra kendini müthiş geliştirerek uluslar arası klâsa ulaştı. Ve durmuyor, hala öğrenmeye aç ve futboldan büyük zevk aldığı her halinden belli. Bu arada ufak bir belirtme, uluslar arası klâsa ulaşmak için illaki yurtdışında oynamaya gerek yok. Bir futbolcu ilerlemiş yaşına kadar üstüne koyarak, teknik ve karakter yapısında istikrarlı ise uluslar arası seviyeye gelmiştir. Necati Ateşte tüm bu özellikler var. Türkiye’den son olarak bu özelliklere sahip Tugay Kerimoğlu çıkmıştı ve şu anda onun seviyesinde olan sade Necati Ateş var.


Önümüzdeki sezon, şayet UEFA ağır cezalar vermezde Şampiyonlar ligine katılırsak Necati’den çok faydalanacağız. Şahsi görüşüm, Abdullah Avcı kurduğu genç milli takımın içinde Necati Ateş gibi gelecek nesillere örnek olacak futbolcuya yer vermeli. Bakın bu çok önemli, Necati gibi uluslar arası klâsa ulaşmış oyuncular genç kadronun içinde olması takıma mental açıdan büyük güven verir, rahatlatır ve diğer futbolcuların kendilerini geliştirmesinde önemli rol oynar!

Weiterlesen

Münferit#15

6. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Nihayet beklediğim anons yapıldı, tren gara yanaşmış yolcularını bekliyordu. Bilgisayarımı kapatıp limonatamdan son bir yudum aldım ve yola koyuldum. Bu arada e-mail kutuma haberler yağmaya devam ediyordu, trene biner binmez ilk işim merakla yeniden laptopumu açıp okumaya koyuldum.

 

“Merhaba canavar

Demek terk ediyorsun buraları, sende haklısın sonunda kaçınılmaz oldu. Hepimizin olanlardan haberi var sana sonsuz destek veriyoruz yoldaş. Duydum yeni bir şeyler organize etmek istiyormuşsun, benim fikrimi biliyorsun şahsen karşıyım ama bunu anca sen başarırsın, bol şans. Sana anlatacak hikâyem yok dostum, onun yerine 25 yıldır yürüdüğüm yolu kendi açımdan nasıl gördüğümü anlatacağım.

Maraton tribünden yükselen tek ses T…O

Kucak dolusu sevgiler.”

 

ULTRAS

 

Biz Ultra'yız. Halkın içinden çıkan hafta sonu savaşçıları, yer altından geçen nehirlerin akıntılarında boğuşan isimsiz kahramanlar. Biz hergeleyiz, toplum içinde şiddetin doğurduğu yaramaz çocuklar. Size göre bizim bu dünyada yerimiz yok, her şeye rağmen bizler stat varoşlarında yaşamımızı sürdürmeye devam ediyoruz.

Biz futbolsever değiliz, Ultra'yız! Futbolseverlerin fan kulüpleri olur, uydu yayınları, janjanlı kulüp ürünleri, yıldız oyuncularla çekildikleri hatıra resimler. Biz Ultra'yız, böyle boktan işlerle uğraşmayız.

 

Biz Ultra'yız, tek amacımız takımımızı iyi ve kötü günde desteklemek, kargaşa ve şiddet dolu çatışmalardır bizim dünyamız.

 

Biz Ultra'yız, sandığınız gibi cahil değiliz, kavgalarımız cahillik kaldırmaz. Bizi tanımayanlar, bu hareketi derinden yaşamayanlar, hissettiklerimizi asla bilemezler. İnsanların doldurduğu tribünün kaynar kazana dönüşmesi, yüzleri atkılarla kapalı, bir elinde yanan meşale öbür elinde sopa. Zincirle polislere meydan okumaya her an hazır gizemli yaratıklarız.

 

Esas cahil sizsiniz! Siz, Pazar günleri sevgilinizle el ele parklarda gezerken, annenizin mis gibi yemeklerini midenize indirirken. Bizler o sırada büyüleyici çatışmalar içinde, rakip taraftarların otobüslerini taşlayıp, sonra polis piçlerine düzenlediğimiz saldırılarla meşgulüz!

 

Sizin gibi cahiller, her tribünün, kentin tarihi parçası olduğunu bilemez. Çeyrek asır bir pankartın arkasında duran insanların aynı yaşıtlarıyla girdiği kavgaları, hurdaya çevirdikleri polis araçlarını, ateşe verdikleri tribünlerin sebeplerini anlayamazsınız.

 

Açık konuşayım, Ultraların tek amacı farklı renklere sahip taraftarların ağzını burnunu kırmak. Gençken M…no’ya gitmiştim, feci dayak yedim. Sonra üzerinde “Ultras” yazılı atkı satın aldım, karşı tarafa onlarla aynı yolda yürüdüğümü göstermek içindi. Bir daha sefer yine dayak yiyince bu defa elime sopa geçirip karşı saldırıya geçtim.

 

Şimdi soruyorsun kendine, “bu adamın beyni var mı?”

 

Benim beynim yok! Yaşadığım dünya içinde böyle şeyler geçersiz. Bizim dünyamızda tek geçerli olan yumruklarımız. Beyin, sette duranlara lazım tezahüratları başlatanlara, onlar bizim ne yapacağımıza karar verir, bizde uygularız.

 

Ben değişik birisiyim, işsiz, uyuşturucu bağımlısı, çöplük gezegeninde yaşayan bir hamamböceği. Bu lanet olası dünya bize şiddettin içinden daha çok şiddettin doğduğunu öğretti.

Ve bu dünyada farklı renklere gönül verenler, birbirlerine karşı saygı duysalar da, daima birbirinden nefret ederler!

 

Biz Ultra'yız, yaşayan son savaşçılar…..devam edecek

Weiterlesen

Bugün Günlerden GALATASARAY!

5. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

galatasaray.jpg

Love is in the Air.....

Weiterlesen

Yıl 1993

3. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Aylardan Haziran, günlerden Pazar, Alessandria eyaletine bağlı Pontecurone kasabasından geçen Milano-Cenova tren hattı üzerinde iki tren yolda karşılaşır.


Trenin biri Brescia deplasmanına giden yaklaşık 800 Sampdoria taraftarlarıyla doludur. Diğerinde, yine aynı sayıda Cenova deplasmanına giden Milan taraftarları vardır.


Hattın üzerinde onarım çalışmaları yüzünden iki tren belirli bir mesafeyi saatte 20 km/h gitmek zorundadır. Yavaş giden trenler Ultra gruplarının birbirini görmesini sağlar. Sonrası malum, karşılıklı hakaretler, küfürler ve ardından imdat freninin çekilmesi.


İki tren yolun üzerinde durdurulur, ekin tarlalarının tam ortasında. Birkaç saniye içinde feci bir çatışma başlar, hani şu eski filmlerde olur ya. İki korsan gemisi denizin ortasında karşılaşır ve savaşırlar, aynı ona benzer bir şey.

O günün bilançosu, 60 yaralı 50 tutuklama.


You'll remember me when the west wind moves
Upon the fields of barley…

Weiterlesen

Münferit#14

1. März 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Bilgisayarımı kenara koydum gözlerim yanıyordu, tren aktarma olacağım M…no şehrine yaklaşmıştı. Telefon çaldı, başkentten can yoldaşım V. arıyordu.


-          Alo V.nasılsın?


- Selam dostum teşekkür ederim iyiyim seni sormalı. Demin internette bir haber okudum,  polis resmini kuzeydeki büyük kentlere yollamış her yerde seni arıyorlar. Aman dikkatli ol tanımasınlar. Kıyafet değiştir güneş gözlüğü tak, yolda yürürken başını yerden kaldırma. Lanet herifler bu aralar senin yüzünden kolektif paranoyaya kapıldılar. Neyse kısa kesiyorum, kendine iyi bak. Vaktin olursa arada birkaç yazı yolla, hoşça kal.


Nihayet M….no şehrine gelmiştim, eşyalarımı toplayıp trenden indim. Garda her şey normaldi hayret unvanım henüz buralara ulaşmamıştı. O arada devam edeceğim tren biraz gecikeceği anonsu yapıldı, istasyonun iç kısmında bulunan bir bara oturdum ve meyve suyu ısmarladım. Etrafı seyrediyordum, manken gibi giyinmiş bayanlar, metro seksüel erkekler, arada birkaç mülteciler. M….no kozmopolit bir kenti ve tüm dünya’da modasıyla meşhurdu. Burada yaşayan insanlar ellerinden geldiği kadar şehrin kendine öz tarzına ayak uydurmaya çalışıyorlardı.


Trenin gelmesine daha çok vakit vardı, tekrar bilgisayarımı açıp mail kutumu kontrol ettim. Hayret henüz yarım gün olmuştu evimi terk edeli kutuma yüzlerce mesaj gelmişti. Aralarında eskiden kalma güzel hikâyelerde vardı, birkaçını indirip okumaya başladım.


-Selam D. nasılsın dostum? Mesajını aldım yakında bende sana katılacağım. Yalnız, organize olmam için biraz zamana ihtiyacım var. Şu sıralar başım dertte ayrı yaşadığım karım her hafta avukatını yolluyor. Diğer yandan polisler gün geçmiyor ki dükkânı basıyor ve saçma sapan sorular soruyorlar. Benim burada artık kaybedecek bir şeyim kalmadı, en yakın zamanda sizlerle buluşacağım. Kendine iyi bak dostum. Unutmadan sana bir hikâye yolladım, şimdiye kadar kimseye anlatmadım mutlaka oku dostum.


29 Ocak 1995 Kanlı Pazar


“Sen, evet sen yolculuk nereye?”


 Yaşlı adam trenin penceresinden bakıyordu, dalmıştı uzaklara. Biraz önce sigara ikram eden gencin sorusu onu tekrar hayal dünyasından koparıp gerçek dünyaya döndürdü.


“maça gidiyorum dostum”


Çok soğukkanlıydı gideceği yeri çekinmeden söyledi, “Maça gidiyorum”  bu zor günlerde açıktan futbol maçlarına gitmek tehlikeliydi. Ama o kimseden korkmuyordu, dünya başına yıkılsa umursamaz hali vardı. Artık bu kirli dünya onun değildi, sade içinde zamanının tükenmesi için yaşıyordu. Muhteşem yılları geride bırakmıştı, yaşı 45’e gelmişti ve bu son deplasmanıydı.


“kimin maçına gidiyorsun?”


“ M….nın maçına gidiyorum, V…nada oynayacağız. Bu deplasman kaçmaz dostum V….naya karşı her zaman mevzu ihtimali yüksek mutlaka orada olmalıyım, renktaşlarımla omuz omuza faşistlere karşı.


“Büyük M…nın maçına gidiyorsun demek, vay be tesadüfe bak benimde yolculuk V….naya. Bende senin gibi M…n taraftarıyım, güney tribünden”


Güney tribünü duyunca yaşlı adamın gözleri parladı. Bir anda tüm tribünü duman altına alan kırmızı siyah sis bombalar canlandı önünde. Çift sopalılar, meşaleler ve maç başlamadan önce söyledikleri marşları kulaklarında çınlıyordu >>>> link


“Demek sende güney tribündensin genç adam. Bende uzun yıllar güney tribünde takılıyordum Br….te üyesiydim. Ama zamanla tribünümüz kabuk değiştirmeye başladı tanıyamaz oldum insanları. Tuhaf kararlar alınıyordu, gün geçtikçe davamızdan uzaklaştık. Bazılarına rant tatlı gelmeye başladı. Ayrıldım ve bir süre münferit takıldım. Sonrası malum, evlendim çoluk çocuğa karıştık uzun zamandır maçlara gitmiyorum. Ama bu son deplasmanım, mutlaka V…nada olmalıyım.”


“Bilmem mi dostum, bilmem mi. Haklısın güney tribünün tadı kalmadı. Hele “Aslanlar” dağılınca bir dönem kapandı, bitti. Biliyor musun, yüzün bana hiç yabancı gelmiyor, yoksa sen…evet sen o kişisin.”


Evet, ta kendisiydi şimdi hatırlamıştı. Babası elinden tutup ilk kez güney tribüne götürdüğünde setin başında duruyordu. Bir el işaretiyle tüm tribünü virtüöz gibi yönlendiriyordu. O hiçbir maçı kaçırmazdı, hazırlık dönemi, şampiyonlar ligi sürekli armanın peşinden gidiyordu.


“Heey…sen o efsane Z..’sin, ne oldu dostum seni uzun yıllar tribünde göremedim anlatsana”


“Hmmm… C…da yaşadıklarımızdan sonra….neyse baştan anlatayım nasıl olsa aynı istikamete gidiyoruz zamanımızda bol.


İnanılacak gibi değildi, şu an karşısında büyük efsane Z… ona M…n tribününü anlatıyordu, hem de her şeyin başladığı ilk günden itibaren.


Davaları 1968 yılında başlamıştı, siyasi çatışmaların üniversitelerden, sokaklardan tribünlere taşındığı seneler. “Mücadele Devam ediyor” sloganlarıydı. Fakat bu sefer karşılarında başkaları vardı, farklı şehirlerden futbol taraftarları. Ama onlarda siyasi takılıyordu, kaldıkları şehrin diğer ucunda faşistler bir grup kurmuştu ve kısa süre içinde tüm ülkede Ultras grupları mantar gibi ortaya çıktılar.


“V…na, Fl….sa, C….va, R..a her şehrin birden fazla grubu vardı. İçlerinde en sağlamları Fl…sadan mor menekşelerdi dostum acayip sert adamlardı. Pompa isimli reisleri vardı 1.80 boyunda 120 kilo. Bir gün bize deplasmana geldiler. 30 kişi, kimsenin haberi olmadan şehre gelmişler,  sorun çıkmadan polis kontrolünden geçip stada girmeyi başarmışlardı. Misafir taraftarlara ayrılan tribünün önüne Ultras yazan mor renkli pankartlarını astılar. Bizim dönemimizde herkes kafasına göre tribüne “Ultras” pankartı asamazdı, hele deplasman tribünde açmak göt isterdi. Resmen karşı tarafa gider yapmak sayılırdı. O kutsal pankartı astıysan üzerinde yazan “ULTRAS” geleneklerini harfiyen yerine getirmek şarttı ama günümüzde Ultras moda oldu, kimse takmıyor şekil yapıyorlar.


Neyse, mor menekşeler pankartı asınca tabi biz boş duramazdık. O yıllarda S.. S..o stadı yenilenmemişti, kolayca bir tur atıp deplasman tribününe ulaşıyorduk. 50 kişi gittik yanlarına, helal olsun adamlara 30 kişiyle bize karşı sağlam direndiler. Hele Pompa reis kale gibiydi yıkılmadı, her tarafından yumruk yağıyordu ama o pankarta sımsıkı sarılmış çocuğu, namusu gibi koruyordu. Sonra kolluk kuvvetleri kavgayı ayırdı, yaralılar hastaneye kaldırıldı. Biz bunu duyunca maçtan çıktıktan sonra hastaneyi basıp orada devam ettik. Görmeye değerdi yataklar arasında kovalamaca oynadık. Ama helal olsun, Pompa ve arkadaşları bu olaydan sonra efsane oldular, 30 kişiyle kenti dağıtıp bir şey olmamış gibi eve dönmek her yiğidin harcı değil. İşte bu yüzden Pompa benim için, ezeli rakibimiz olsa dahi, gelmiş geçmiş en büyük Ultra. Pompa sonra kansere yakalandı 40 yaşında vefat etti, bizde güney tribünde onun anısına “BÜYÜK POMPA, ASLANLARDAN SONSUZ SAYGI” yazılı pankart astık”


Genç adam onu hayranlıkla dinliyordu, birazda şaşkındı. Onca olanlara rağmen yaşlı adamın rakiplerine karşı saygısı takdire değerdi.


Z. geriye rastlanıp bir sigara yaktı, gözlerini kapatıp uzaklara daldı. Sanki yeni hikâyeler anlatmak için beynindeki kütüphaneyi karıştırıyordu. O sırada genç adam çantasından küçük paket toz çıkardı, cüzdanın üstüne iki çizgi çekip yaşlı adama ikram etti. Burnundan ciğerlerine oradan beynine dağılan toz adamı yeniden canlandırmıştı, aynı eski günlerde olduğu gibi.


“İnanırımsın dostum biz bir zamanlar C….va Ultralarıyla kardeş tribündük. 1973 yılında başlamıştı ben o zaman ufak çocuktum babamla güney tribüne giderdik. Hep tribünün önünde demirlerin üzerinde duranlara özenirdim.”


“Sen seti diyorsun”


“Oraya setmi diyorlar? Her neyse, büyüdüm ikinci sıradan göbeğe girdim oradan senin dediğin sete çıktım. İlk önce “Aslanlar” grubunda başladım ileri yıllarda Br…..te’ye geçtim. C…va lige yeni çıkmıştı ve iki sene öncesi, 1971 yılında gruplarını kurdular. İsimlerini bizden almışlardı, bu içimizden bazı kişilerin pek hoşuna gitmiyordu ve bir gün C…va’yı ziyaret edip bu konuyu düzelttiler. Dedikodulara göre sözün bittiği yerde emanetlerde devreye girmiş ama halletmişler.


Gelelim 29 Ocak 1995 yılına, ben oradaydım. Görünürde sıradan C….va-M…an maçına benziyordu. Ben 1980 yıllarından beri C…va deplasmanlarını kaçırmazdım, çok tehlikeli olurdu sürekli mevzular çıkardı. İstasyondan çıkınca uzun bir cadde var kenarında nehir akar. Bir tarafında sen olursun diğer tarafında rakip. Ve o caddenin sonunda köprü vardır tam ortasında buluşursun. Bizim zamanımızda feci çatışmalar olurdu.


O gün her şey normal sayılırdı. Grupların organize ettiği trenlerle kente gelmiştik, ufak tefek olaylar dışında ortam sakindi ve rahatlıkla stada girdik. Fakat o sırada dışarıda kötü olaylar yaşanmış, bizim haberimiz olmadı. İçimizden birkaç genç gruptan ayrı tek başlarına, sivil C…va’ya gelmişler. Kontrollere takılmadan ev sahibi tribünün önüne kadar girip rakibi tahrik etmişler. Malum, bu durumda iki grubun çatışması kaçınılmaz hale gelmişti ve maalesef faturayı merkez sola bağlı, SP….NA lakaplı genç bir delikanlı hayatınla ödedi. Olay tam ev sahibi tribünün girişlerinde cereyan etmiş. Bizden münferit gelen gençler rakibi provoke etmişler. Milletin şaşkınlığından faydalanıp olay yerinden uzaklaşırken peşlerine C….alı çocuk takılmış. Sanırım diğerlerine kendini ispatlamak için yaptı bu cahilliği, sonra bıçak göğsüne saplanınca orada yığılıp kalmış.


Bu arada maç başlamıştı, bizim tayfa dışarıda olup bitenlerden habersizdi. Bir süre sonra tüm stada bir C…alı taraftarın bizimkiler tarafından bıçaklandığı yayılmaya başladı. İlk başta çelişkili haberler geliyordu, ne zaman radyodan ölüm haberi onaylandığında dananın kuyruğu koptu. Tüm stat bizim tribüne dönerek “Katiller” diye bağırmaya başladı. Yoğun protestoların sürmesi iki takım kaptanlarınıda endişelendirmişti. Kulübeye gelerek olayın gerçeklerini öğrendiler ve bunun üzerine maç tatil edildi.


Öğlen saat 15.30’du bize ayrılan tribün kafesten bir farkı yoktu, polis dışarıya çıkmamıza izin vermedi. Düşün o ufacık yerde binlerce kişi uzun süre hapis kaldık. Bende telâşe kapıldım, korkudan değil yanlış anlama kardeşlerime durumumu bildirmem gerekliydi. Ama yıl 1995 o zamanlar henüz cep telefonları yaygın değildi. O arada dışarıya haber gönderenlerden duyduklarımız hoşumuza gitmedi, polis katilin içimizde olduğundan şüpheliydi ve hepimizin resmini çekmeden dışarıya salmayacaktı. Saatler geçti stat boşaltılmıştı sade biz vardık ve resim çeken polisler. Katilin üzerinde yeşil parke olduğu söylentisi dolanmaya başladı, polis yeşil parkeli kişiyi arıyordu. Bil bakalım benim üstümde ne vardı?”


“Sakın yeşil parke deme!”


“Aynen dostum üstümde yeşil parke vardı ne yapacağımı şaşırmıştım. Nihayet kimlikler okunarak küçük gruplar halinde dışarıya çıkarılmaya başladılar korkudan her yerim titriyordu. İşe bak birkaç kalleşin faturası benim üstüme kalma ihtimali yüksekti. Allahtan bu arada polis şüpheli kişiyi yakalamıştı, kamera görüntülerinden bir başkası ile parkesini değiştirirken tespit edilmiş. Ben rahatlamıştım ama esas sorun dışarıda başladı, tüm C…va halkı bizi linç etmek için bekliyordu polis eşliğinde sabaha karşı kenti terk etmeyi başardık.


Birçok kişi o günden sonra tribünü bıraktı, bende dâhil. Bak dostum her şeyi kabul ederim ama ben kalleş bir katil değilim. Daima geleneklerimize uygun hareket ettim, bıçak hiç kullanmadım bizim çatışmalarımız hep delikanlıca geçerdi sade yumruklarımız konuşurdu eşit sayıda dövüşürdük. Şimdi görüyorum günümüzün gençleri 10 kişi bir kişiye saldırıyor, bıçaklıyor öldürüyorlar. Arkadaşlık bitmiş saygısızlık diz boyu, MENTALITA ULTRAS yerini “köşe dönmece” almış para insanların gözünü bürümüş aç gözlü domuzlar doymuyorlar. Profesyonel tribüncüler, yöneticilerin kucağından kalkmayanlar,medya maymunları, orospu çocukları hepsinden nefret ediyorum. Neyse dostum fazla kafanı ütüledim, toz var mı daha?.....devam edecek.

Weiterlesen

3D Tifo

27. Februar 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Görünen o ki, ultrAslan oluşumu teknolojiye ayak uydurmuş ama onlar SD, HD atlayıp direk 3D ye geçmişler.

419696_10150551364751261_331091256260_9330086_110509711_n.jpg

Şaka bir yana, dün BJK maçında açılan koreografi dünya’da eşi benzeri görülmemiş, hatta yine ilk 3D tifoyu 2 sene önce Athletico Madrid maçında kendileri yapmıştı. Kısacası muhteşem bir çalışma, büyük emek harcandığı kesin, gece gündüz çalışanlardan Allah razı olsun.


Sahi tifo ne için yapılır?


Koreografiler, pankartlar, megafon vb. sokak kültürünün parçasıdır. 1968 yıllarında parlamento dışı sol-sağ siyaset hareketi sokaklardan tribünlere taşınınca bu geleneklerini statlarda devam ettirdiler. Tifo gösterileri şov değildir, bir eylemdir ve stada ateşli taraftarların bulunduğu tek tribünde açılır. Güncel olaylara dikkat çekilir, protestolar yapılır. Futbol statlarında yapılan bu gösteriler başta “modern futbola” karşı bir tepkidir. Taraftar sahadaki oyundan kendini soyutlayıp güzel futbolun tribünlerde başladığını vurgular gösterilerinde. Yalnız şuna çok dikkat etmeliyiz! Günümüzün endüstriyel futbolu tribünleri ele geçirme peşinde, hiç fark etmeden toplumsal eğlencenin parçası olabiliriz! Ve biz eğlenmek için tribüne gitmiyoruz, tribün sosyal faaliyetten öte bir şeydir. Dünya’da tek özgür kalan yerdir tribün. Böyle kalması içinde sonsuza kadar savaşmalıyız!


Kuşkusuz yaklaşık bir yıl içinde ultrAslan tribünde takıma destek verme açısından önemli adımlar attı. Bu en çok basketbolda öne çıkıyor, malum kapalı alanlarda oluşan atmosfer futbol statlarından daha iyi, buraya kadar hepsi hoş, güzel, muhteşem.


Blogu takip edenler iyi bilir, ben uA’yı yeri geldiğinde en sert eleştirenlerden biriyimdir ve bu böyle kalacak. Allahtan başka kimseden korkum yoktur, bu iyi biline! Fakat ne zaman tribün kültürüne bir katkı yaptıklarında onları ilk öne çıkaranda benimdir. Eleştirmekte tüm Galatasaraylılar gibi kendime bir hak olarak görüyorum, çünkü onlarda benim gibi Galatasaraylı ve o tribün, adı ne olursa olsun hepimizin! Ve biz Galatasaray tribünlerini en iyi olması arzusundayız.  Bunu istemek doğal hakkımız ama bizlerde köşede durup çene çalacağımıza elimizi taşın altına koymalıyız! İllaki bir gruba bağlı olmak zorunda değiliz.


Şunu tüm Galatasaray Taraftarları iyi bilmeli! Türkiye’ye Ultra hareketini 22 yıl önce ilk getirenler Galatasaraylılardır! Maalesef bu kültüre, tribünde sesli ve görsel destek dışında gerekli ilgi gösterilmiyor. Gönül ister ki bir gün endüstriyel ve modern futbola, deplasman yasaklarına, polis zulmüne, meşale yasağına, çıkarılan yasalara karşıda tribünümüzde bir koreografi yapılsa!


Ve Galatasaray taraftarları şunu da iyi bilmeli. 2006 yılında rahmetli Alpaslan Dikmen öncülüğünde bir hareket başlamıştı >>>  Kendimizi Kandırmayalım! Vol.2 maalesef yarıda kaldı. Bunu tamamlamak hepimizin boyun borcu, başta sizin sevgili ultrAslanlar! Madem Galatasaray Türkiye, o zaman tüm tribünleri yanımıza alarak bu önemli misyonu sürdürmelisiniz!

Weiterlesen