Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör
Neueste Posts

Ben Sana Mecburum

12. Februar 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum...

bugun_gunlerden_galatasaray.jpg

Bu pankartı yapan Arkadaşlara sonsuz hürmetlerimi sunuyorum. Allah razı olsun, ellerinize sağlık.

Weiterlesen

Özlüyoruz!

8. Februar 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

 


 
Weiterlesen

Spor Ahlaksızlığı

7. Februar 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

3 Temmuzdan bu yana Türk futbolunda olanları izliyorum arada birkaç satır yazdığım oldu. Gerçi şu son olanlara baktığımda içim parçalanıyor. Benim ve ailemin 1972’de bıraktığımız Türkiye’den eser kalmamış. Zaman ilerliyor, insanlar değişiyor, dünya değişiyor. Fakat medeni toplumlarda bazı değişmemesi gereken olmazsa olmazlar var. Mesela toplum ahlakı!


Kimseye ahlak dersi vermek gibi amacım yok!  Hâşâ, bende arada ahlaksızlık yaptığım olmuştur, ama bu sade beni ilgilendirir. Çünkü ben münferit bireyim en fazla çevremde çocuklarıma kötü örnek olurum.


Şikeye karışan kulüplerin başta FB ve BJK şimdiye kadar sergiledikleri iğrenç tavırları, manevi ve medeni değerleri baş tacı yapan Türk toplumuna büyük yara açmıştır. İlk başta şikeye karışan kulüplerin tribüncüleri ile dayanışma içindeydim. Çünkü bu çirkin olayda en fazla mağdur olan, yağmur çamur demeden, aç susuz kalıp arma peşinden koşturan kuşkusuz tribün emekçileridir. Yalnız, geçen Pazar günü oynanan FB-BJK maçında FB tribüncülerinin yaptığı koreoyu görünce fikrimi değiştirdim “Haklıyız Kazanacağız” enteresan.


FB camiası 3 Temmuzdan bu güne kadar sergilediği tutumuyla (kusura bakmayın ama buna asla duruş denmez) tüm dünya’ya organize ahlaksızlık nasıl yapıldığına yönelik örnekler veriyorlar. Şu sözleri hatırlıyor musunuz? "I have never had sexual relations with Monica Lewinsky". Dönemin ABD başkanı Bill Clinton’a ait, beyaz saray’da çalışan bir kadın stajyerle girdiği ilişkiyi önce inkâr etmiş gerçekler ortaya çıkınca özür dilemişti. Clinton tüm olanlara rağmen görevinden istifa etmedi, sonra bir kitap yazdı köşeyi döndü. Hatta bazılarının gözünde kahraman oldu.  FB camiası da aynı yoldu yürüyor. Yöneticileri ve medya içindeki yancılarıyla iyi organize olmuş şekilde taraftarlarını ve kamuoyunu suçsuz olduklarını yutturtmaya çalışıyorlar. Şimdiye kadar sade kendi taraftarları bu stratejiden memnun, suçlu olduklarını bilseler dahi umurlarında değil. Onlar için cezasız geçirdikleri her dakika, saat, gün büyük başarı.


Türkiye’de, dünya’da eşi benzeri olmayan toplumu manipüle etme kampanyası dönüyor. Korkarım bu gidişle suçlular yakında kahraman ilan edilecek. Bir kere olsun şaşırmak istiyorum, bir kere olsun “burası Türkiye” demek istemiyorum, bırakın biraz hayal kurayım. Hep yurtdışından örnek vermeyi “severim” >>> link FB taraftarlarının gösterdiği tutumu ibreti âleme örnek gösterenler iyi okusunlar!


Spor ahlakını, spor kültürünü, toplum içinde aidiyet duygularını ayaklar altına alanlar bizim rakibimiz değildirler. HELE EZELİ RAKİP HİÇ OLAMAZLAR! Benim açımdan bir asırdır süren bu tatlı rekabetin artık anlamı kalmadı. Biz kendimize yeni ezeli rakipler bulalım. Bursa, Eskişehir, Trabzon, Karşıyaka, ADS. Bunlar bizim ezeli rakiplerimiz olsun, en azından şehirlerarası rekabet oluşur spor kültürü tüm ülkeye yayılır,  gençlere “Ultras” alt kültürü aşılanır!

Weiterlesen

Münferit#12

6. Februar 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Stadın önünde başlayan çatışma tüm şiddetiyle devam ediyor, polis panzerleri meydanın ortasında yanan ateşin etrafında turluyorlar. Çemberin içi cehennem tam ortasında biz, polis ve onlar.


Beynimin içinden bir ses yankılanıyor “Her şey başladığı gibi bitecek”


Etraf kaldırım taşları, kırık cam parçalarıyla dolu, havada genzimi yakan göz yaşartıcı bombasının zehir kokusu, nefes alamıyorum. Yeni bir şey değil, her zamanki halim. Şu an için bir durum değerlendirmesi yapsam iki seçeneğim var.  Ya batacağım, ya da her şey baştan başlayacak.


Birilerinin dediği gibi, “atlamak marifet değil, nasıl yere çarptığın önemli”


Gökdelenin çatısından atlayan adamın hikâyesini biliyor musunuz? Düşerken geçtiği katların önünde “her şey yolunda” diyerek motive oluyormuş. Fakat esas sorunlar yere çarptıktan sonra başlıyor. Bende atlasaydım duruma felsefi açıdan yaklaşırdım, sonuçta kıydığım can benim. Her şeye yeniden başlasaydım tabiî ki daha farklı olurdu.


HAYIR! Asla farklı olmazdı, yine aynısını yapardım.


Âlimler tüm bu yaşadıklarımız geleceğe yönelik bir işaret olduğunu demişler zamanında.


Bir işaret!

                               

Ben oradaydım,


Yalnız başıma, çemberin içinde,


O şehirdeydim,


Düşmanın şehrinde.


Düşman şehirler olur mu? Yalan, yok böyle bir şey.  Doğup büyüdüğünüz, yaşlandığınız, öldüğünüz şehir bile size düşmandır. Hani namusun gibi rakiplerine karşı canla başla savunduğun şehir, seni sevdiğini mi sanıyorsun? Hiçbir şehir sana bağlı değildir, sadece senin şehrindir ya da başkasının.


Ama bu şehrin bana karşı özel nefreti vardı, bunu vücudumun her yerinde hissediyordum.


Gittiğiniz yabancı şehrin size düşman olduğu nasıl anlaşılır? Şayet bir noktadan sonra bazı alışa gelmiş şeyler değişiyorsa. Vücut dilin, yolda yürüyüşün, konuşman başkalarına tuhaf geliyor dikkatini çekiyorsa. İşte o zaman köşe başlarına dikkat et, her an dünya değiştirebilirsin. Çünkü o şehir sana düşman, tek amacı seni yok etmektir.


Şehri iyi tanıyordum, gittiğim binlerce şehirlerden farklı değildi. Her lanet olası hafta sonu sürekli aynı şeyleri yapmak için gittiğim şehirler. Tilki dönüp dolaşır kürkçü dükkânına döner derler. Bende her sefer vazgeçemediğim tribünde bulurum kendimi.


Fakat bu defa farklıydı, çünkü bir süredir tek başınaydım.


Yalnızım,


İlk günkü gibi yalnız, hiçbir gruba bağlı olmadan “Münferit”


Yalnızım, sürünün gücünü yanımda hissetmiyorum.


Bir zamanlar benimde içinde olduğum başını çektiğim sürü.


Yalnızım, tek başına.


Onlar ise sürü halinde üzerime geliyor. Rakip takım Ultraları, bana benzeyen, yinede benden farklı, adlarını siz koyun. Kapüşonlarını çekmişler yüzleri kapalı. Kiminin elinde kemer diğerinin kırık şişe, bayrak sopaları.


Hedefleri beni parçalamak,


Cadı kazanı içinde


Ateş çemberinin etrafında polis panzerleri dönerken,


Fırlatılan taşlar, yüzümü koruduğum ellerimin üstüne düşer.


Çarptığında alıştığım, müptelası olduğum acı


Fırlatılan taşlar, gökyüzünü karartan güvercinlere benzerler.


Yalnızım,


Dostlarım yoklar,


Bir zamanlar kardeşim dediğim dostlarım.


Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmediği, düşmanın üzerine gözü kapalı birlikte yürüdüğümüz kardeşlerim, dostlarım artık yoklar yanımda.


Yalnızım,


Sahipsiz köpekler gibi.


Soruyorum, nerde kaldı retoriğim, onca karizmam?  Beni ultra yapan,  liderlik kimliğimi ortaya çıkaran karizmam. Çatışma mevzularında baştan beri münferitliği savunup kolektif kararlara karşı çıksam dahi şu an takviye güce hayır diyemeyecek kadar zayıfım. Varoluşçuların( link ) hoşuna giden, Marcuse’nin tanımladığı tek boyutlu insana benziyorum. Münferit. Varoluşçular yas tuttuklarında siyah giyeler. Ben ise siyahı binlere benzemek, milyonlardan farklı olmak için giyerim. Çatışmalarda siyah giyerim, kaçmaya direnemediğim kavgalarda. Kuralı koyulmamış, benimle aynı kaderi paylaşanlarla girdiğim çatışmalarda. Aniden başlayan çatışmalar, önce ufak gruplar arasında başlayan sonra saman alevi gibi tüm şehre yayılıp gerilla savaşına dönen.


Ama şimdi tek başıma meydanın ortasındaydım, karşımda rakip ultralar ve polisler.


Panik yanında hiç kalır,


Doğrusu korku


İşte buydu aradığım


Ben sahipsiz köpek, sürü köpeklere karşı kendimi kanıtlamam için fırsat ayağıma gelmişti.


Ama ben korkuyordum


Hani nerde kaldı gösterişlik cesaretim?


Kuralı yazılmamış, “Mantalite?”


Hani bitmek bilmeyen Pazar günleri?


Birbirine benzeyen


Yine her seferinde farklı geçen Pazar günleri, hani nerde?


Bir anda kayboldu her şey.


Pirinç tarlasında ansızın napalm saldırısına uğrayan, alevler içinde yok olup giden çiftçiler gibi.


Geçmişim: ULTRA!

Var olmam: ULTRA!


Hayatta kalmamı sağlayan bitmek tükenmek bilmeyen içgüdüm,


Peki, geleceğim?.....devam edecek.

Weiterlesen

Al Masry-Al Ahly Gerçekleri

3. Februar 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

İki gün önce Mısır’da yaşanan vahşette görgü tanıklarından bir kişi ultras-tifo.net sitesine olayların gerçek yüzünü anlatmış. >>> link


Kısa özet geçiyim, Al Ahly Ultraları sinsice tuzağa düşürülmüşler. Tamamen devlet organları tarafından planlanmış ve acımasızca kimsenin gözyaşına bakmadan uygulamaya koyulmuş. Ölenlerin arasında çocuklar var, zalimler kimseye kıymamış.

 


 

Ölen Kardeşlerimizin ruhu şad, mekânları cennet olsun.

Allah ailelerine sabır versin.

ALLAH RAHMET EYLESİN.

 

                                                         A.C.A.B.

Weiterlesen

Münferit#11

3. Februar 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Yer altı


Doğup büyüdüğüm şehirden yakalanmadan kaçmak umduğumdan daha zordu, polisler her yerde beni arıyorlardı. Hatta emniyet amiri operasyonlarda bizzat ekibin başında duruyor, birlikleri koordine ediyordu.


Zamanım dardı, saat 19.00’da beni yurtdışına çıkaracak trene yetişmeliydim. Kuzey ülkesinde arkadaşımın yanına gidecektim M. Körfez savaşına katılan askerlerin derneğinde bana oda kiralamıştı, bir süre orada kalacaktım. Dernek ormanın içindeydi. Bölge mantarları ile meşhurdu ve halkın çoğu mantar toplamakla meşguldü. Böylece kimsenin dikkatini çekmeyecektim sığınmak için ideal yerdi.


Nihayet polislere yakalanmadan tren istasyonuna ulaştım, ilk işim trenin hareket saatine kadar tuvalete beklemekti. Garın içi polis kaynıyordu, özel eğitilmiş köpekler beni arıyordu. Suçum Ultra olmaktı.


Saklandığım yer tehlikeli olmaya başladı, mutlaka bir süre sonra buraya da bakacaklardı. Fırsat kollayıp tuvaletin penceresinden vagonların park edildiği bölgeye kaçmayı başardım. Rayların arasından trenin durduğu perona ulaştım. Etraf sakindi polisler garın iç kısmında aramalarını devam ettiriyorlardı. Kalkacağımıza son dakika kala trene bindim, şimdilik güvendeydim.


Yolculuğum sakin geçeceğini umuyordum, en azından gümrüğe kadar. Şansım yaver gidiyordu, büyük kentte aktarmada fazla zorluk çıkmadı. Umutluydum, en azından gideceğim yerde yabancılık çekmeyecektim, yanımda güvendiğim bir arkadaşım olacaktı. Diğerleri ile irtibatım kopmuştu şu ana kadar kimseden haber alamadım.


Gümrüğe yaklaşık 6 saat vardı, bilgisayarımı açtım, trenin içindeki hot spottan internete bağlanıp elektronik posta kutumu kontrol ettim. Bir ümitti, belki arkadaşlar haber bırakmış olabilirdi, fakat posta kutum boştu. Kalan zamanı iyi değerlendirme adına eski günlerden kalan bir hikâye yazmaya karar verdim.


İçine kapanık yaşayan insanlar

Bir süre sonra birbirlerine benzer

Birbirlerine benzedikçe

Karşılıklı nefretleri artar

Nefretleri arttıkça daha çok içe kapanırlar

(Bloom teorisi, Tiqqun >>> link  )


Devam edecek.

Weiterlesen

Mısır, SUSMAYACAĞIZ !

2. Februar 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Geçen seneydi, bu zamanlar tam tarihi 25 Ocak 2011. Aşağıdaki video dünya’da herkesi sarstı “We Will never be silenced” artık SUSMAYACAĞIZ, diye haykırıyorlardı.

 

 

Mısır Halkı artık ezilmek istemiyordu


Mısır Halkı ayaklandı,


Mısır Halkı isyanını tüm dünyaya duyurdu.


Devrimi başlatanların başını çekenler Al-Ahli Ultraları. Onlar canlarını ortaya koyarak, acımasızca kadınlara çocuklara yaşlılara saldıran kahpe devlet güçlerinden korudular. İsyanın son gününe kadar en ön safta yerlerini aldılar.

ahlybgultras1024x768.jpg

Ultra demek sade tribünde hoplayıp zıplayıp anlamına gelmiyor. Gerçek Ultralar adaletsiz düzene karşı gözü kapalı gidenlerdir.


Dün(01.02.2012) yine Mısır’da acı olaylar oldu, 71 ölü 1000 yaralı. Askeri rejimin geçen sene isyanı başlatan Al-Ahli Ultralarından intikam aldığı iddiası gün boyu döndü durdu. Konuştuğum birkaç Al-Ahli arkadaşlar bu çirkin iddianın kesin olduğundan eminler. Allah yardımcıları olsun, şu anda sade dualarımızla yanlarında olabiliyoruz. Emin olun tez zamanda Allah zalimlerin belasını verecek, dayanın yoldaşlar.


Kalbimiz Al-Ahli Ultralarıyla

Kalbimiz Mısır Halkının yanında

                    A.C.A.B.

                          LIBERTA PER GLI ULTRAS !


Weiterlesen

Yalancının Mumu !

1. Februar 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

UHDER'in geçen sene Temmuz ayında yaptığı açıklaması >>> link

 

Yazı içinde önemli bir satır!

 

-TFF’nin açıklamalarında ki farklı ve çelişik yorum prensipleri,
maalesef uzun sürede Türk Futbolunun her yönde ciddi manada zarar görmesi sonucunu doğuracaktır.

 


Sayın Erkinerin yaptığı açıklamalar yeni birşey değil (bknz; >>> link

 

Bir daha hatırlatmakta fayda var >>> link

 

Adamın götünden kan alırlar mimet ali

 


 
Weiterlesen

Münferit#10

31. Januar 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Nasıl Ultra olunur?


Anaokul dönemleri: Genelde babalardır ilk kez çocuklarını elinden tutup stada götüren.


İlkokul:  Stada yalnız gitmeye başlar, tribünde takılacağın grubu seçersin.


Ortaokul: Tribüne alışırsın, bir gün göbekte duran grup ilgini çeker. Onlar diğerlerinden çok farklıdır. Toplu gezerler, organize deplasman yapar, maç boyu durmadan bağırırlar, tezahüratları değişiktir. Arada rakiplerine söverler. Arkadaş olursun, çabuk ısınırsın asi çocuklara. Oysa dışarıdan gözüktüğü gibi asi değildirler. Bir süre sonra ailen kadar yakın olurlar. Yediğiniz, içtiğiniz ayrı gitmez paylaşmayı öğrenirsin, sevgiyi. Hayatın tüm zorluklarına rağmen haksızlığa adaletsizliğe karşı savaşmayı işte onlar ultralardır.


Lise yılları: İlk defa rakip taraftar ve polisle çatışırsın, adrenalin beynine fışkırır boynunda takılı atkıda rakibinden koparttığın ganimetindir.


Üniversite: İlk namlı şanlı grubu bir güzel pataklar, birkaç polisin ağzını burnunu parçalarsın. Ve stadın önünün de bir köşe resmen mıntıkan olur.


Doktora: Üç sene stat yasağı alıp birde hapis cezasına çarptırılsan diplomanı alırsın.


Ultralar football manager uzmanı değildirler, boş yere sanal oyunlara zaman harcamazlar. Taktikler, stratejiler, ataklar, kontrataklar, alan markajı, orta sahada tandem, pres, catenaccio, modern futbol, 4-4-2, transferler etc.  Ultralara göre tüm bunlar gereksiz. Kazanılan kupaları, tarihi kadroları ezbere bilmekle Ultra olunmuyor.  Aksine, çağın Ultraları bu gibi verilere kafa yormaz. Hele ezeli rakipleriyle sidik yarışına girmezler, yumrukları konuşur. Gerçek ultra gönül verdiği kulübe damardan bağlıdır, büyüklüğünü içinde hisseder ve ona göre kulübünden başka büyüğü yoktur.


Takım sahada kazanmış ya da kaybetmiş pek önemli değildir. Ultralar müsabakaları tribünde gösterilen performansla ölçer. Koreografiler, açılan pankartlar, tezahüratlar. Rakipleri ve polisle girdikleri çatışmalar ve bu kavgalardan karşı tarafa verilen büyük hasar başarıdır. Örneğin bir sezon takım adına kötü geçmiştir hatta kümeye düşmüştür.  Ama tayfa 200 kişiyle gittiği şehirde 6 saat boyu gerilla savaşı çıkardıysa o sezon ultralar adına gurur vericidir. Sanırım ultraların futbola bakış açısı az çok anlaşılmıştır. “Yok, efendim sen ne anlatıyorsun biz öyle değiliz” diyorsanız ultra değilsiniz. Üzülmeyin, kendinizi nasıl mutlu hissediyorsanız öyle olmaya bakın ve yaptıklarınızın daima arkasında durun!


Ultralar anıları ile övünür, onlar için eskilerin çatışmaları önemlidir. Bir araya geldiklerinde sürekli geçmişte rakiplerle yapılan çatışmalardan bahsedilir ve hep eski günleri yeniden yaşatma hayalleri kurulur. Ultralar oyunculara kişisel bağ kurmaz. Oyuncuları takımın, formanın, armanın bir bütünü olarak görürler. Takım galip geldiyse görevlerini yerine getirmişlerdir bu yüzden takdir alırlar. Mağlup olduklarında onlardan kötüsü yoktur, kendilerini yeteri kadar maça vermemişlerdir. Yöneticilerin hepsi futbolu sömüren kapitalistlerdir. Paraları çok ama vicdanları yoktur, ultraların en büyük düşmanlarıdır, tabi polislerden sonra.


Tüm bu olanlar hayallerini gerçekleştiremeyen kader kurbanları ile tanrının şanslı kullarına karşı savaşıdır. Örneğin oyuncular. Henüz tüyü bitmemiş 19 yaşında çocuklar, vitamin iğneleriyle gelişmiş vücutları. Üzerlerine giydikleri cici kıyafetler, son model arabalar, yedi sülalesini besleyecek kadar bankada paraları. Daha ne istiyor bu aç gözlü veletler? Aldıkları milyonlar, en güzel kadınlarla beraber olmak yetmiyor mu? Yaptıklarının hepsi yeşil zemin üzerinde bir meşin yuvarlağı kale çizgisinin ötesine geçirmek, fazla değil. O zaman götünüz yırtılana kadar koşacaksınız, ayaklarınızdan kan fışkıracak, bizim için oynayacaksınız! Biz ki, aldığımız maaşla ay sonunu getiremeyen. Biz, elimizde nasırdan başka bir şeyi olmayan, kazandıklarımız için gerekirse ölümü göze alan. Biz, hayatın ölümle yaşamın ince çizgisinde gezen, uçurumun kıyısında her an düşmeyi bekleyen. Kendi gölgesinin ötesine geçme hayalleri kuran, biz ezilen HALK, biz ULTRALAR. Batan futbolun içinde kalan son ruh….devam edecek.

Weiterlesen

Yaşamak Kimin Umurunda !

29. Januar 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Dün olduğu gibi bugünde günlerden GALATASARAY, yarında.

Şunu bir köşeye yazın, biz takım tutmuyoruz.

Biz GALATASARAYLIYIZ !!!


 

Weiterlesen