Bugün Günlerden GALATASARAY!
En güzel deniz
Henüz gidilmemiş olanıdır
En güzel çocuk
Henüz büyümedi
En güzel günlerimiz
Henüz yaşamadıklarımız
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz
Henüz söylememiş olduğum sözdür....
(Nazım Hikmet)
Fenerbahçe Taraftarları Eskişehir’e Alınmadı !
Yaklaşık 15 otobüsle İstanbul’dan yola çıkan Fenerbahçe Tayfası maalesef Eskişehir’e alınmadı!
Onca yolu boşa tepmeye mi yanarsın yoksa günlerce aç susuz kalıp çocuklarının rızkından kesip verdiğin bilet parasına mı?
Şimdi bu satırları okuyanlar “oh olsun uleeen” diye zevkten dört köşe oluyorlardır. Açık konuşayım ben Fenerbahçe’yi sevmiyorum ama gerçek tribüncülere saygım sonsuz! Şimdi sorsanız dün akşam Çağlayan’da cop yiyenler mi ya da Eskişehir’e sokulmayan tribüncüler mi diye düşünmeden deplasmandan geri çevrilen tayfaya çok üzüldüm derim! Çünkü onlar Fenerbahçe’nin gerçek sahipleri.
Hiçbir yasal maddeye aykırı gelmeden, tüm kanunlara uyarak armanın peşinden koşturan Fenerbahçeli yoldaşlara, emniyet güçlerinin keyfince uyguladığı bu saçmalıkları bir Galatasaraylı olarak sonsuza kadar LANETLİYORUM!
Ve “bizler” laf açıldığında tribüncülüğe toz kondurmayanlar, neden hala susuyoruz?
SUSMAK SUÇA ORTAK OLMAKTIR !
KAHROLSUN endüstriyel futbol !
LIBERTA PER GLI ULTRAS !
Bugün....
2000-2007 yılları arasında, Almanya’da nazi terörüne kurban verdiğimiz vatandaşlarımızı anacağız. >>> link
Bugün Almanya’da öğlen saat 12.00’de bir dakikalığına hayat duracak.
Bir dakika yeter mi?
faşizme karşı, her yerde omuz omuza!
Leben
Leben wie ein Baum
einzeln und frei
und brüderlich
wie ein Wald
das ist
unsere Sehnsucht!
(Nazım Hikmet)

Tehlike Çanları
Haberiniz var m? U20 Futbol Dünya şampiyonası 2013 yılında, 21 Haziran- 13 Temmuz, Türkiye’de düzenlenecek. FİFA’nın ikinci büyük organizasyonu, turnuvayı 1 Milyarı aşkın insanın takip edeceği kesin. 7 kentte düzenlenecek, Antalya, Bursa, Gaziantep, İstanbul, Kayseri, Rize ve Trabzon. Hazırlıklar geçen sene başladı ve şu sıralar hızla devam ediyor, fakat ülke adına büyük önem taşıyan bu organizasyon şimdi TEHLİKEDE!
Malum, 3 Temmuzda patlak veren şike skandalına henüz bir çözüm bulunamadı. Futbolu yönetenlerin ortaya koydukları samimiyetsizlikleri FİFA ve UEFA’yı ciddi şekilde endişeye düşürdü. Yeni seçilecek TFF başkan adayları içinden bazıları “herkesi memnun edeceğiz” formülü üzerinde ısrarla mutabakat sağlama peşindeler yani kimsenin canı yanmayacak suçlular bir keresine mahsus affedilecekler FİFA ve UEFA’dan gelecek büyük cezalara göğüs gerilecek. Bunun adına utanmadan birlik beraberlik diyenlerde var.
Şike iddiasına karışan kulüplere ceza vermekte kaçınanlar ilk günden itibaren “futbolun marka değerine ve spor ekonomisine zarar gelir, yapmayın etmeyin” gibi saçmalıklarla halkı kandırmaya çalışıyorlar. Nasıl bir dünya içinde yaşadıklarının ya farkında değiller ya da gerçekten domuzlar! Çünkü sade domuzlar pisliğin içinde huzur bulur.
Bakın arkadaşlar, ne FİFA nede UEFA asla blöf yapmaz! Sakın bu saçmalıklara inanmayın.
Şayet önümüzdeki günlerde şikeye karışan kulüplere gereken cezalar verilmez ise yukarıda belirttiğim o değerli U20 futbol dünya şampiyonası organizasyonunu kimsenin gözünün yaşına bakmadan elimizden alacaklar. İşte bu gerçekleşirse Türk ekonomisine telafisi olmayan büyük yara açacak! Bahsettikleri yayıncı kuruluşun kaybı bu maddi kaybın yanında devede kulak, ekonomi uzmanı değilim, atıyorum maddi zarar 5-10 milyar EURO civarında olabilir.
Neden telafisi olamaz?
Maddi kayıp üç aşağı beş yukarı zamanla kapanır. Ama Türkiye’nin alacağı prestij kaybı sade futbolla sınırlı kalmayacak! Bir defa 2020 Olimpiyatlarını unutalım, bunun dışında tüm uluslar arası ilişkilerde karşı taraf temkinli yaklaşacaktır. Üzerine yapışacak bu kara leke yüzünden ilk tercih olan Türkiye kısa süre sonra sade alternatif tercihlere düşecek. Bakın bu önemli! Avrupalılar bizim gibi balık hafızalı değiller arkadaşlar ve böyle konularda omurgasızlığa asla prim tanımazlar.
Sürekli “Kahrolsun endüstriyel futbol” derim ve son nefesime kadar diyeceğim. Fakat Halkın rızkınla oynayanları görürsem karşılarında beni bulacaklardır. 7 şehrin küçük, büyük esnafı dört gözle bu turnuvayı bekliyor, ne hayaller kuruyorlardır şimdi. Kimi kazandığı parayla çocuklarını okutacaktır, kimileride tedavisini yaptıracak, bunun vebalini taşıyabilir misiniz? 1 Milyarı aşkın insanın gözü bir ay boyu bu 7 şehrin üzerinde olacak. Yurtdışından binlerce taraftar gelecek ülkemize misafir olacaklar. 2020 Olimpiyatları için genel prova diyebiliriz ve biz bunların hepsini sırf birkaç açgözlü yüzünden kaybedeceğiz.
Şimdi Galatasaray’ın hassasiyetini az çok anlamışınızdır. Burada sade söz konusu Avrupa kupalarına katılma, milli takımlar vs. değil tüm TÜRKİYENİN alacağı zarara bakmalıyız!
O yüzden sevgili dostlar, “ülke elden gidiyor, köprüden atlarım” diyenleri bizzat tutup kendi ellerinizle en yüksek binadan atmalısınız….
5. Uluslar Arası Taraftar Kongresi 13-15 Temmuz ISTANBUL
FSE( Avrupa Taraftarlar Birliği) başkanı Daniela Wurbs hanımın büyük uğraşları sonrası her yıl bir başka ülkede düzenlenen Uluslar Arası Taraftar kongresi bu sene İstanbul’da yapılacak. Ev sahipliğini Fenerbahçe Taraftarları üstlenmişler, Allah razı olsun.
Kaynak >>> link
![]()
Üç gün sürecek kongrenin henüz konuları belli değil ve hepinizin yardımına ihtiyaç var. Hele kongrenin Türkiye’de düzenlenmesi şahsım adına tüm tribüncüleri için büyük fırsat. Şimdiye kadar aklınıza takılan soruları, tartışmak istediğiniz konuları, dile getiremediğiniz rahatsızlıklarınızı alta yazacağım e-mail adresine yollayın, hepsi toplanıp konular belirlenecektir. Dil hiç sorun değil Türkçede yazabilirsiniz. Bir aksilik çıkmazda Allah izin verirse mutlaka bende orada olacağım.
e-mail: d.wurbs@footballsupporterseurope.org
Düşünün
Şu anda Türk futbolu içinde yaşananlar beni 1970’li yıllarına götürdü. Parlamento içi siyasetin komaya girdiği yıllar. Erbakan’ın baklava muhabbetleri, yok cennet anahtarları filan. Bu arada halk sokakta birbirini linç ediyor kimin umurunda. Üçlü koalisyon, azınlık hükümet, sülo yine başbakan sonunda dörtlü koalisyon. Bu sefer fraksiyon karışık ama sağlam “kahverengi, yeşil, mavi, beyaz” hepsi pırpırlı.
Geldik bugünlere, aslına bakarsanız bu yazının futbolla hiçbir alakası yok, Türkiye’de olanlar gibi. Her gün yeni ve bir o kadar saçma haberlerle halk uyutuluyor, malum konu hep futbol. Başka konuşacak mevzu kaldı mı? Var tabi! Sakın HA!!! Sade futbol, halkı müptela ettiler.
Bir düşünün!
İlginç, Türk futbolu resmen batmıştır bunda kimsenin kuşkusu olmasın. Peki, bu kadar futbol çılgını olan ülkenin halkı güzel oyunu elden gitmiş neden hala susuyor? Normalde millet sokaklara taşmalı, yürümeli değil mi?
Bir düşünün!
Kuyuya atılan son taş, şikeyle suçlanan kulübün başkanı TFF başkanlığına adaylığı koyacakmış.

Bir düşünün!
Milet neden kafa yorsun ki, birazdan Erman, serhat konuyu enine boyuna tartışıp dibine kadar inecekler. Senaryo gereği arada birde tribün lideri bağlanır, asla o aramamıştır ama geriye de çevirememiştir.
Bir düşünün!
Geri kalan sporsever çoğunluk elinde paket çekirdekle saatlerce TV karşısında transa girmişçesine trene bakar gibi izleyecek onları. 6 saat la, nerdeyse fabrika mesaisi. Sordun mu yarısı inkar eder yarısı da eğlence olsun diye bakmıştır.
5..4..3..2..1..0 düşünmeye başlayabilirsiniz. >>> link
X-Files
Mulder: Sculy çabuk gel buraya, nihayet uzaylıların dünyayı ele geçirdiğine dair somut kanıtlar buldum.
Sculy: Yine mi?
Mulder: Kızım bak bu sefer kesin diyorum şimdiye kadar hiç görülmedi.
Sculy: İyi, hadi getir bakayım yoksa rahat vermeyeceksin
Mulder: Al sana kaynak >>> link
Sculy: Fox, konyak
Mulder: Ne konyağı?
Sculy: Dolabın üstünde diyorum, konyak var, işte bak orada kap iki bardak gel yanıma
Mulder: Evet, şimdi?
Sculy: Hadi şerefe, şimdi sıyır pantolununu canım
Mulder: Hıı..?
Sculy: Ulan ne biçim erkeksin sen be, kamyon dolusu dizi çektik bir kare seks sahnemiz yok hala uzaylılarla uğraşıyorsun, hiç aklına bir gün olsun şu kızı pompaya götürüym geldi mi? uzaylıymış peeh....
Dönüp Dolaşıp Hep Aynı Yere Geliyorsunuz
İyi savunma hücumda başlar der futbol ulemaları. Sanırım AY bu sözden yola çıkarak savunmasına saldırıyla başlamış.
Hâlbuki mahkemede savunma çok kolay bunun için hukuk uzmanı olmaya gerek yok. Savunma, belgelerle iddia edilen suçu karşı belgelerle kanıtlayıp çürütmektir.
Sen ise “halamın bıyıkları olsaydı amcam olurdu” teorisinden yola çıkıyorsun. Durum vahim, bu işin sonu kürtaj aziz sana bol SCHWANZ….
Nerde kalmıştık?
Münferit#13
Sezonun bitmesine üç maç kalmıştı, ligin en önemli müsabakası oynanacaktı, Lacivert Siyahlar Eflatunlar karşı. Günlerden Pazardı, Haziran ayının ilk hafta sonu, havada bir tane bulut yoktu. İki takım için sezon berbat geçiyordu, ligde kalma mücadelesi veriyorlardı. Dolayısıyla karşılaşma büyük önem taşıyordu, zira mağlubiyet iki takımın sonu olabilirdi. Fakat bu sezon önümüzdeki sene tüm ülkeyi sarsan şike skandalı yüzünden geçersiz sayılacaktı. Siyah beyaz kulübün menajeri M. ve kurduğu çete hakemleri satın alarak birçok maçı manipüle etmişlerdi. Kapitalist, neo liberal, faşist zihniyet futbolu bataklığa sürüklemişti.
Biz yine her şeye rağmen tribünde yerimizi almaya devam ediyorduk. Her lanet olası hafta sonu, bıkmadan, usanmadan, yağmur çamur demeden armanın peşinde koşturuyor, yine düşmanlarımızla çatışmalara giriyorduk. Tüm yaşananlardan haberimiz vardı, fakat bu tür basit nedenler yüzünden stada gitmemize bir mani görmüyorduk. Yaşadığımız ülkede futbolun nasıl işlediğinden haberimiz vardı, ama bu ayrı konu.
Sorarlar “bilet fiyatları çok pahallı, nerden para bulup maçlara gidiyorsunuz?”
Köle gibi çalışıyoruz, gerekirse aç susuz kalıyoruz, hayatın verdiği tüm zorluklara inat armanın peşini bırakmıyoruz. Kahrolası sistemin bilet fiyatlarına zam yapmaktaki amacı Ultraları statlardan uzak tutmak, farkındayız ve zalimleri kendi silahlarıyla vuruyoruz “parayla”. Para bize sade bilumum nesneleri satın almaya lazım. Fakiriz ama onlardan çok güçlüyüz. Parayla satın alınamayacak değerlere sahibiz. İşte bu yüzden bizi yok etmek için şiddetle üzerimize geliyorlar.
Bizimkisi armaya olan karşılıksız aşk, yıllardır modern futbol adı altında sundukları ruhsuz oyundan artık zevk almıyoruz. Bizim müsabakalarımız tribünde geçiyor. Yaptığımız tifolar, pankartlar, tezahüratlarımız, sokak çatışmalarımız. Ortak düşmanımız polise karşı verdiğimiz mücadelelerde performansımızı ölçüyoruz. Bizde kimse ofsaytta düşmez, top ne auta çıkar nede taca. Özgürce kimsenin buyruğuna girmeden, hür irademizle hareket ederiz. Acı, hüsran dolu, şizofren ama güzel bir dünyamız var.
***
Tekrar maça dönersek, kuşkusuz iki ezeli rakip arasında çekişmeli müsabaka geçeceği kesindi üstelik final karakteri taşıyordu. Onlar mutlaka kazanmalıydılar, biz ne yapıp edip kaybetmemeliydik. Sıralamada farkı korumaya bir puan yetiyordu, üstelik gelecek hafta sonu bizim gibi düşme potasında olan başkent ekibine karşı avantajlı çıkacaktık.
Günümüzde derbi karakteri taşıyan müsabakalarda ortaya koyulan oyun genelde kimseyi tatmin etmez. Bizim için iki kulüp arasında asırlardır süren ezeli rekabette ne güzel oyuna nede kupa, şampiyonluk vb. ödüllere gerek vardı. Adı yardım amaçlı dostluk karşılaşması ya da bekârlar evlilere karşı gazozuna maç olsa dahi yine iki kulübün taraftarları tribünleri tıka basa dolduracaklardı. Eflatunlar ve Lacivert Siyahlar hiç bitmeyen hikâye.
Onlarında bizim gibi zaman içinde sayıları azaldı. Ama iki ezeli rakip karşılaştığında kaçınılmaz mevzulara kemik tayfalar tekrar bir araya geliyorlardı. Asırlardır süren karşılıklı nefret ve iki tarafın birbirine olan saygısı. Fair Play’e inandığımızı sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. ASLA!
Hala ligin ilk yarısında karşılaştığımız gün gelişen utanç verici olayların acısı yüreğimizde yanıyordu. Maçtan bir gün önce akşamüstü rakibimizle çatışmıştık. Bizim açımızda tatmin vericiydi, toplam 4 tutuklama oldu, bizden 3 onlardan 1 kişi. Ertesi gün oynanan müsabaka sonucu iki takım açısından pek tatmin edici değildi, gölsüz berabere bitmişti. Kimse maç sonrası olaylar çıkacağını sanmıyordu, nede olsa bir gün önce iki taraf biraz olsun kurtlarını dökmüşlerdi.
Rakip kimseye sataşmadan trene binip evinin yolunu tutmuştu. Herkes öyle sanıyordu, meğerse o… çocukları bize kötü sürpriz hazırlamışlar. Lacivert Siyahlılar şehir çıkışında trenin imdat frenini çekip yürüyerek bizim mıntıkaya doğru geldiler. Yolda pek fazla direnişle karşılaşmadılar, önlerine çıkan ufak grupları kolayca parçalamışlardı. Gelişmelerden son anda farkına varan poliste sayı olarak 3000 bin kişilik gruba yetersiz kalmıştı. Kısa süre içinde şehirde büyük çapta gerilla savaşı çıktı. Hasarımız ağırdı etrafa saçılan zarardan, yaralanan ve tutuklanan arkadaşlarımızdan ziyade tüm ülkeye alay konusu olmuştuk.
Şimdi intikam zamanıydı, bize yaptıklarının iki mislisini onlara ödetmeliydik ve özel bir şey olmalıydı, iyi planlanmış.
Düşmanın şehrine ufak gruplar halinde gittik, malum tayfadan ayrı takılıyorduk ve kendi kurallarımıza göre şerefsizlerden intikam alacaktık. Belki onlar gibi yaratıcı, tahrip gücü yüksek olmayabilirdi eylemimiz ama mutlaka canları yanacaktı. Bize sürdükleri lekeyi Ultras geleneklerine uygun temizleyecektik.
Ben tek başıma yola çıktım, lüks bir arabayla. Yanıma yeteri kadar toz ve cigaralık depoladım, radyoyu doğru frekansa ayarlayıp bastım gaza. Kontrollere takılmamak için iş adamı kılığına girdim, diğer arkadaşlarla sürekli cep telefonuyla irtibat halindeydik. Çevreyolu gişelerine yaklaştığımda girişte anti-gerilla kıyafetli özel polisler bizim tayfayı bekliyorlardı.
Bu şehri sevmiyordum, her gelişimde girişte faşist iktidardan kalma tabelasını görünce nefretim iki kat daha artıyordu. Ama ben her seferinde bunları hissetmek için gelmiyor muydum?
Şehrin merkezine az kalmıştı, eğer grupla gelseydim bulunduğum noktada polis kontrolünden geçecektim. Öte yandan tek başıma aptalca yakalanmamak için dikkatli olmalıydım, kimseye çaktırmadan düşmanın içine girmiştim, ilk fırsatta ölümcül darbeyi vurmaya hazırdım.
“Hoşuma gitmedi, grupla takılmak istiyorum” diyorsan o zaman turların organizasyonlarına katılacaksın. Trenle, otobüsle, maç biletini seyahat acentesinden alacaksın. Sana uydurma işlem ücretleri ekleyip iki misli fiyat çekecekler, yasal karaborsa. Tabi yersen, hiç zorlama yemekten başka çaren yok. Sonra şehir girişinde polis tarafından didik, didik aranmalar, mezbaha götürülen davar sürüsü gibi çevik eşliğinde stada kortej. Maça 15 dakika geç giriş, sahaya boktan bir bakış açısı. Setin önünde her an saldırmaya hazır stat güvenlik güçleri, klasik deplase işte.
Stada bir kilometre kala umumi park yerinde arkadaşlarla buluştum. Arabalarımızı bırakıp ikişer gruplar halinde misafir taraftarların tribününe doğru yürüdük. Stadın numaralı tribünü önünden rahtlıkla geçtik hiçbir polis kontrolüne takılmadan. Nasıl olsa buradaki seyirciler bizden şüphe duymuyordu ayrı geziyorduk ve sivildik. Fakat esas sorun biraz sonra başlayacaktı.
Güney tribününün köşe başındaki büfede büyük bir grup Siyah Lacivertli ultralar toplanmış maç saatini bekliyordu, içlerinden biri bizi hemen tanıdı. Görür görmez düşman üzerimize doğru yöneldi, bizde arkadaşlarla birleşip onların üstüne gittik. Etrafta polis yoktu meydan bize kalmıştı. Nihayet intikam almak için beklediğimiz fırsat geçmişti elimize, onları kendi mıntıkalarında analarından doğduklarına pişman edecektik.
Tam o sırada ara sokaklardan aniden polisler ortaya çıkıp iki grubu dağıtmak için saldırıya geçtiler. Ben ise bizim grubun başındaydım, polislerin saldırısı üzerine bir anda iki cephenin arasında kaldım. Emniyet güçleri başarılı olmuştu iki tarafı dağıtmışlardı ve bizim grubu tribüne doğru geri ittiler.
Benim durum pek iç açıcı değildi, hani iki ülke sırının arasında kimsesiz bölge olur ya, işte tam oradaydım. Bir tarafımda polis diğer yanımda Siyah Lacivertli ultralar. Kalp atışlarımın şiddeti vücudumun her yanını sarmıştı. Aşırı adrenalin beynime fışkırmış her yerim titriyordu, korkunun verdiği heyecan. Etrafım, polisin attığı göz yaşartıcı bombalardan duman içindeydi. Asfaltın üstü taşlarla doluydu. Yanan arabalardan çıkan duman kart postalı andıran masmavi gökyüzü manzarasına tecavüz ediyordu. Bir ara polis kordonu arkasında kalan arkadaşlarımın çığlıklarını duydum “kaç kurtul D. hadi koooş”.
Misafir tribün kapısı ile aramdaki mesafe 20 metreydi, normal şartlarda iki adımlık yol ama şu anda binlerce kilometre uzakta. Peki, biz ne için gelmiştik bu lanet şehre? Bu kâbus içinden kurtulmanın tek yolu vardı. Çektim kemerimi yürüdüm düşmanın üzerine. Bu bir başlangıçtı ya da sonumuz olacaktı. “Ultralar hücum”…..devam edecek.