Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör
Neueste Posts

Münferit#25

3. Juni 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

(Romanı baştan takip için buradan >>> Münferit, Bir Ultras Romanı)

 

Notlar/I

(bir trenin penceresinden bakarken yazılmış)


Dış mahalle gerillaları her yerde savaşmaya hazırlar ama daha çok statlarda tabi’i. Siyasi ideolojileri dejenere olmuş, her şey trajik yatay bir geometriye dönüşmüş. Sinirli, bir o kadar normal, barışçıl, sistemli toplumu parçalamanın planları, kuzeyden güneye batıdan doğuya, tüm dünya’da.


Sayısız tren istasyonlarında, dinlenme tesislerinde, çevreyolu çıkışılarında, mutlaka bir Ultras hatırasına rastlanır. Modern argonotlar, sürekli deplasmanda armanın peşinde. Takımın dümen suyunda, sanki hayatta kalmak için yolculuk yapmaya mahkûm edilmişler.


Hedefe varana kadar, düşman şehirde taciz edilen tren istasyonlar, dinlenme tesisleri. Susuzluktan kurumuş boğazları, sırtlarında kemer darbelerinden aldıkları yara izleri. Soğuk havalar, sigara, alkol, haplar, esrar, çekilmiş toz çizgiler, çatışmalar, tuzaklar. Tüm hepsi bir sonraki deplasmana kadar ayakta kalmak için.


Aynı morlocklar gibi kanalizasyon kapaklarını açarak yeraltından çıkıp halkın arasına karışırlar. Amaçları düzeni bozup etrafa korku salarak normal sosyal yaşamı sabote etmek. Kim? “ ULTRAS!”


Merhaba asker,

Detayları geçiyorum, şu anda arkadaşının yanındayım iki hikâye bıraktım ne yapacağını biliyorsun. Sakın pes etme.

Unutmadan, hikâyelerin içinde ünlü bir şairin yazdığı makale var mutlaka oku!


Ultras Granata


Onları bir bayrağa sarılı gördüm, sanki ruhlarını sallıyorlardı.

Meşale dumanları yutarken, bir yandan davul çalıyorlardı, gol olduğunda gırtlakları patlarcasına sevinçlerini haykırıyorlardı, bazen kursaklarında kalıyordu çığlıkları gol kaçtığında.


Onları uzaklara giden trenlerde gördüm, kutsal sefere çıkan hacılara benziyorlardı. Bir hatıranın peşine takılmış, karşılıksız bir sevdanın hayalini kuruyorlardı.


Soğuk kış gecelerinde gördüm onları, yarı çıplak setin üstünde. İçlerini ısıtan sade inançlarıydı, ellerinde bir megafon, dişlerinin arasında vahşi boğanın boynuzları.


Onlarla savaş meydanlarındaydım, öfke seli içinde, acımasızca öten polis sirenleri arasında. İstila gecesinde patlayan göz yaşartıcı bombalardan uyuşan gözlerden yaşlar sel gibi akıyordu.


Tribünü kaplayan esrar kokusu içinde, omuz omuza tezahüratlar söyledik. Sahip olamayacakları ama hayalinden vazgeçemedikleri bir cennetin peşindeler. Boşuna uğraşıyorlar, hayatlarında yollarını gözleyen bir kadın olmayacağı gibi, içinde yaşadıkları sistemde asla onları anlamayacak.


Kalemimi maraton tribünün mürekkebine batırdım, kelimeleri yaktım öfkelerinin resmini yaptım ve bundan gurur duyuyorum.


Taraftarı stada çeken tribünün duruşudur. Hani, kızıl renklerin üzerinde beyaz kuru kafa olur ya, işte orada sert ama gerçek dünya ile tanıştım. Orası herkesin kafasında dolaşan fikirlerin tezahüratlara dönüştüğü kutsal yer.


Hani gerçeklerin ötesinde dokunulamayan düşler olur ya. Çok ama çok uzaklarda, her şeyden önce gelir “Ultras Granata.”

(Ermanno Eandi)


Devam edecek.

Weiterlesen

Sessizliğin Sesi

1. Juni 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Olur mu?


Evet, olur büyük ustalar Simon&Garfunkel sessizliğin sesine beste yapmışlar “The Sound Of Silence” >>> link


Merhaba karanlık, benim sadık dostum

Yine kaldık seninle baş başa

Usulca bir vizyonun tohumları serpildi

Ve beynimin içine ekilen vizyon

Sessizliğin sesiyle sade orada kalacak


Her insanın bir hedefi, vizyonu olur ve gerçekleştirmek için çok uğraşır. Bazen yalnız kalır fikirleriyle kimse onu anlamaz hatta toplumun dışına itilir. Fakat o inatla davasının peşinden koşar, kimseye kendini kanıtlama gibi amacı yoktur, zaten haklı olduğunu bilir buda ona yeter. Ama onu dışa iten “toplum” uzun zaman sustuğundan sessizliğe çare bulamaz hale gelir ortada kalır, şarkıda şöyle devam eder;


Kötü bir rüyaydı yalnız başıma yürüyordum

Dar caddelerden, kaldırım taşlı yollardan geçtim

Bir sokak lambasının altında durdum

Soğuktu, yakalarımı kaldırdım

Bir anda gözüme parlak bir ışık battı

Gecenin karanlığını yararak

Sessizliğin sesini okşuyordu


O parlak ışığın içinde

On binlerce insan gördüm, belki daha fazla

Birbiriyle konuşmadan tartışanlar

Dinlemeden duymaya çalışanlar

Besteledikleri şarkıları paylaşmayanlar

Ve kimse cesaret edip

Sessizliğin sesini rahatsız edemiyordu


Çok vahim, biliyor musun?

Sessizlik aynı kansere benzer

Sözlerim nasihat olsun belki bir şeyler çıkarırsın

Kucak açtım sana ulaşmak istiyorum

Fakat sözlerim, düşen yağmur tanesi 

Sade sessizliğin içinde bir yankıdır


Aylardır hatta yıllardır sessiz kaldık. Şike yapıp bizi kandırdılar, yetmedi yaptıkları hataları örtmek için tepki vermemizi engellediler. Üzerine deplasmanları yasakladılar, yayıncı kuruluşu zengin etmek için elementler uydurdular, bu arada bilet fiyatları göklere fırladı.


“SİZ!” hep sustunuz, susmak suça ortak olduğunu bildiğiniz halde!


Susmak sinir bozucudur bilirim, alışırsınız!


Ve şarkı şöyle biter;


And the people bowed and prayed

To the neon god they made

And the sign flashed out its warning

In the words that it was forming

And the sign said, "The words of the prophets are written on the subway walls

And tenement halls"

And whispered in the sounds of silence


Bu son satırları çevirmeyeceğim, kendiniz uğraşıp ne anlama geldiğini bulacaksınız!

 

Weiterlesen

Münferit#24

30. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

(Romanı baştan takip için buradan >>> Münferit, Bir Ultras Romanı)

 

Tren gece karanlığı içinde hızla ilerlerken bende gelen e-mailleri okumakla meşguldüm. Uykum kaçmıştı ve Lugano’ya birkaç saat daha vardı.


“Selam puşt, bende unuttuğun yazılarını yolluyorum. Kendine dikkat et dostum bol şans, hoşça kal.

Sevgiler Saveiro”


Münferit Manifestosu


Normalde gruba takılıp otobüs ya da trenle deplasmana gidiyorduk. Çoğu kez kulüp özel tren ayarlıyordu, ta ki Salerno tayfası Piacenza dönüşü treni ateşe verene kadar. Mentalita ULTRAS#23 Kuzeyden Güneye


Nedense o gün grupla birlikte gitme niyetimiz yoktu. Osuruk, ayak ve ter kokusuna bürünen kompartıman, içerde cigara dumanından komaya girenlerin arasında onca yolu çekmek işimize gelmiyordu.  Hele o klasikleşmiş Ultra’ mevzularına girmeye havamızda değildik. Esrardan, alkolden kendini kaybetmiş, yol boyu tezahüratlar söyleyerek kafa siken biriyle yan yana beş yüz kilometre yolculuk eziyetine canımız istemiyordu. Birde otobüste televizyon ve DVD varsa tam hapı yutuyorsun, saatlerce porno filmi seyrederek kalkık sikle yolculuk yapmak bir erkek için eziyet. Şehir girişinde polisin eskortuna takılıp iki saat şehir turu yaptıktan sonra maça girmeye niyetimiz yoktu.


Hayır, bu sefer kendi dalgamıza takılıp, kendi işimizi çevirmek istiyorduk aynı eski günlerde olduğu gibi. Düşman şehirde tanınmadan dolaşıp ıssız yerde yakaladıklarımızı eşek sudan gelinceye kadar pataklamak, sonra çaktırmadan tribünlerinin bulunduğu sokağa gelip hiçbir şey olmamış gibi çay kahve içip düşman tayfanın bilenmesine tanık olmak heyecan vericiydi.


Canımız eğlenceli şeyler çekiyordu, mesela elimize geçirdiğimiz tüm uyuşturucuları çekip geceden kalan sarhoşluğumuzu biraz daha uzatmak istiyorduk. Hani diskoteğe gidersin, biraz dans edip ilk tavladığın kaltağı pompalarsın ya, ona benzer bir şey.


Bugün heyecanı biraz daha yükseltip çılgınlık ötesi işler peşindeydik. Korkudan midemizin düğümünü çözecek tozu bir fırtta burnumuza çekip, sade iki kişi dışında kimsenin haberi olmadan Bergamo tribünü içine girdik. Yanlış bir bakış, ağızdan kaçan yanlış söz Azrail’e fazla iş bırakmayacaktı. İşte biz bunu istiyorduk, basit bir eğlence, tüm şansımızı zorlayıp kaderle iddiaya girmek, sıkıcı günlük hayattan kaçmanın en güzel yolu bu olmalıydı.


Ve sonunda gözümüze kestirdiğimiz iki budalayı kalabalık içinde pataklamak heyecanımızı doruk noktasına çıkaracaktı, bunu tatmak her şeye değerdi….devam edecek

Weiterlesen

Bir Bardak Suda Fırtına Koparmak!

28. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Ey Galatasaray o kadar büyüksün ki paylaşılamıyorsun, uğruna gereksiz yere polemikler çıkaranlar dahi seni canından çok seviyor.


Ne gereği vardı? Aylarca sus, zamanında olanlara tepki verme şimdi kalk bir bardak suda fırtına kopar.


Yıllardır süren “liseli-alaylı” tartışmasının yeni boyutu, lüzumsuz gereksiz!


Haklı yönleri var tabiî ki, dışarıdan Galatasaray’a her isteyen üye olamıyor bazı kriterler yerine gelmeli. Sade liselilere kolaylık gösteriliyor, bence çok saçma yıllarca Galatasaray’a dışarıdan büyük destek verenler mekteplilerden az Galatasaraylı olamaz. Mekteplilerin diğerlerinden daha fazla Galatasaraylı olamadığı gibi(!) sevginin ölçüsü mü var?


Adnan Polat Başkan iken dışarıdan üyeliğe bazı kolaylıklar getirmeye çalıştı yinede istediği gibi olmadı, açıkçası bu konuyu pek takip etmedim çünkü kulübe hiç üye olma gibi niyetim yok.


Konu Adnan Polat’tan açılmışken, aylardır susan Galatasaray tribünlerinin “tek!” tribün grubu sudan bahaneler ortaya atarak Adnan Polat üzeri polemik çıkarınca yanlış anlaşılmasını normal karşılamalı. Elin oğlu da“nerden çıktı bu Polat sevdası” der!


Geçmişte sportif başarısızlığın tümünü Polat’a yüklersek haksızlık yaparız, 14 sene şampiyon olamamıştık o zaman Adnan Polat mı vardı?


Mali konuları üzerine konuşmaktan hoşlanmam yalnız şu kesin, Galatasaray vahşileşen endüstriyel futbolun kurbanı olmuştur. Beni rahatsız eden Adnan Polat maddi kaynaklar üretme amacıyla kutsal renklerimizi, armamızı değiştirmeye kalkışması. Galatlar mor, turuncu, pembe formalar aklıma gelince hala cinnet geçiriyorum.


Uzun lafın kısası, şu son çıkan tartışmalar lüzumsuz ve camiayı çok üzdü, kutuplaşıp birbirimize girdik.


“Biz deplasman kovalıyoruz, tüm branşlarda destek veriyoruz. Forma, ürün, kombine vb. satın alıyoruz kulübe üye olma en doğal hakkımız” diyorsanız ne kadar haklı olsanız da HAKSIZSINIZ! O zaman sizin desteğiniz karşılıklıymış!


Son olarak, madem “liseci” zihniyeti yıkıp Galatasaray’a kolayca üye olmak istiyorsunuz ki bu konuda yerden göğe kadar haklısınız, o zaman sizde tek tribün grubu olmaktan vazgeçin. Ve sizin gibi Galatasaraylı ama farklı düşüncelere sahip kişilere grup kurmasına müsaade edin!


“HAYIR!” diyorsanız, o “liseci” kafatasçılardan farkınız yok!

Weiterlesen

SÖYLEDİKLERİNİZ KENDİNİZİ BAĞLAR!

27. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

fikrihur.jpg

Weiterlesen

NO goal line technology!!!

24. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

2 Haziranda İngiltere-Belçika dostluk müsabakasında ilk kez resmen test edilecekmiş.


Kahrolsun fazla rant için futbolun ırzına geçenler!


Boşuna uğraşıyorsunuz, ne yaparsanız yapın futbolun temel içgüdüsünü değiştiremeyeceksiniz!


Futbol bizim, taşla kurulmuş iki kale birde plastik top fazlasına gerek yok!

1628983_FULL-LND.jpg

                                      NO goal line technology !

                             NO AL CALCIO MODERNO !

Weiterlesen

Ultras Alt Kültürü Ve Yanlış Anlaşılmalar!

22. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Geçen bir dostumla “Ultras” üzerine tartıştık. Kendisi ultra hareketinin tribün kültürü olduğunu iddia etti ve klişeleşmiş şiddet mevzusularını ileri sürdü. Ultraların maçlara sade kavga çıkarmaya gittiklerini ve İtalya’da ultra hareketi bu yüzden büyük darbe alıp bitme noktasına geldiğini söyledi.


Zamanla şunun farkına vardım, Ultras hareketini çoğu kişi yanlış biliyor. Bu benim çok bildiğim anlamına gelmez, yanlış anlaşılmasın lakin bende ilk başlarda doğru algılayamamıştım. Sonra yaptığım araştırmalar Ultras hareketi bende tam anlamıyla tribün kültürü olmadığı kanaati oluşturdu.


Ultras hareketini anlamak için iki ayırmalı!


1. 1968 senesinde İtalya’da başlayan!

2. 1980’lerin başında Avrupa’nın diğer ülkelerine yayılan!


Birincisine gelince. 1968 yılında kuzey İtalya’nın sokakları ve üniversitelerinde “lotta continua” adı altında parlamento dışı solcuların başlattıkları hareketi tribünlere taşıyıp sürdürmeye karar alırlar. İtalya’da başlayan Ultra hareketinin birçok dönüm noktası olmuştur. En güçlü ve anlamlı dönemi 1968-1979 yılları arasında geçmiştir. 1979 yılında “lotta continua” birliğinin dağılması Ultra hareketini olumsuz yönde etkilemiştir. Bazı büyük efsane guruplar parçalanmış ya da tamamen kendilerini fesih etmişlerdir.


1980 yılında başkent derbisinde işlenen Paparelli cinayeti parçalanmış Ultra hareketini bir başka yöne çekmiştir. Dağılan büyük grupların içinden ufak yeni gruplar oluşmuştur ve bunlar geçmişte ağabeylerinin yaptığı gibi delikanlıca çatışmak yerine kalleşçe bıçaklarla vb.ölümcül aletler kullanır. Önceden haberleşip belirlenen eşit sayıda çatışmalar, birbirine sinsice tuzak kurmak, bir kişi üzerine onlarca kişinin saldırmasına dönüştü.


Yalnız şunu herkes iyi bilmeli! İtalya’da başlayan ultra hareketi asırlardır süren mahalli milliyetçilikten etkilendiği kesin. Birde yirmi seneden fazla süren Andreotti hükümeti döneminde İtalya halkı arasında şiddet yaşamlarının bir parçası haline gelmiştir. Ve bu yüzden her Pazar günü statlarda yaşananları kimse yadırgamıyordu, ne zaman küçük çocukların olaylara karışıp vahşice yaralanıp öldürüldü toplumun dikkatini çekti.


Size tavsiyem İtalya’da başlayan Ultra hareketi ilginizi çekiyorsa  ULTRAS TARİHİ  yazısını okuyun!

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------


İkincisine gelince. 1980 yıllarının başında Ultra hareketi İtalya sınırlarını aşıp Avrupa’nın diğer ülkelerine yayıldı. İlk Fransa’da görülen Ultra hareketi buradan Portekiz, İspanya, Almanya, Avusturya, İsviçre vb. Son olarak da yeni oluşan doğu blok ve Balkan ülkelerinde de görülmeye başlandı.


Avrupa’nın diğer ülkelerine yayılan Ultra hareketi tribünde başlamıştır ve İtalya’da olduğundan daha az siyasetle meşgul apolitiktir. Yinede bazı ülkelerin tribünlerinde devrimci hareketin sembolü haline gelmiş Che Guevara resimleri tribünlere asılır. Avrupa’da Ultra hareketi genelde apolitik duruş sergiler, siyasi olanlar genelde parlamento dışı solculardır. İtalya’da olduğu gibi sağcı Ultralar hiç yok kadar azdır, sağcı grupların hemen hepsi holiganizmle ilgilenir!


Ultra hareketi İtalya genelinde aynı olsa da Avrupa’nın her ülkesinde farklı yaşanır. Futbolun temel içgüdüsü “Şiddet” her zaman bu alt kültürün parçası olmuştur ve bu böyle devam edecektir!


Şiddettin de farklı boyutları vardır. Demin yazdığım “Futbolun temel içgüdüsü” mesela! Futbol temas ve mücadeleye dayalı takım oyunu olduğu yanı sıra, maç içinde zaman, zaman oyuncuların münferit güç ölçüşmesidir. Bir başka örnekte teknik direktörlerin kullandığı hatta defans oyuncularına emir ettikleri “top geçer adam geçmez”  taktik açıkça şiddette teşviktir!


Ultralar arasında geçen çatışmalarda görülen şiddet futbolun temel içgüdüsüne dayanır ve modern futbola karşı bir protesto eylemidir. Günümüzde şiddetin boyutu değişti, meşale yakmak, küfür etmek, konfeti atmak şiddete karşı önlem amaçlı kanunların kapsamına girdi. Doğruyu söylemek gerekirse, delikanlıca eşit sayıda, yumruk yumruğa toplumu rahatsız etmeyecek yerlerde yapılan çatışmalara karşı değilim! Ama şuursuzca etrafta masum insanlara saldıran, esnafa ve kamu malına zarar verenlerden açıkçası nefret ediyorum!


Yalnız şunun da altını çizmeli, topluma çapulcu olarak yansıtılan Ultralar yoksul insanların yardımına koşan sivil toplum örgütü olduklarını çoğu kez kanıtlamışlardır!


Ultralar skora bakmaz, yıldız oyuncu romantizmi yapmaz, transferlerle ilgilenmez, kupalar şampiyonlukları pek önemsemezler.


Ultralar için her şeyden önce arma, kutsal renkler ve sahada takımın verdiği mücadele önemlidir.


Ultralar tamamen bağımsız hareket eder, kulüp yöneticileri ile gereksiz ilişkilere girmez, polis baskısı ve ulusal medyaya karşı renk ayırt etmeden mücadele eder!


Türkiye’de Ultra hareketi?


1990’lı yılların başında Galatasaray tribünlerinde görülen hareket, 2001 yılında yakılan meşaleyle tek çatı altında toplanıp çoğu taraftarı ümitlendirmiştir. Maalesef meşalenin ömrü kısa olmuştur!


Galatasaray tribünlerinde başlayan Ultra alt kültürünün bir kısmı 27 Eylül 2008 yılında toprağa verildi, geri kalanı da ASY stadı yıkıldıktan sonra kendini fesih etti!


Şu anda Türkiye’de Ultra hareketini yaşatmaya çalışanlar birkaç münferitin dışında tribün olarak sade Adana Demir spor taraftarlarıdır!

 

Ulusal medyanın manşetlerinden düşmeyen, televizyonlarda boy gösteren, diğer yanda futbolu kirleten taraftarı müşteriye çeviren yöneticilere sahip çıkanlar ASLA ULTRA OLAMAZLAR!!!


Weiterlesen

East Coast vs. West Coast Shit

20. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

İki rapçi 1990’lı yıllarının başında dünyayı kasıp kavuruyorlardı. Doğu yakasından(New York Brooklyn) nam-ı diğer Biggy Smalls aka. Frankie White aka. The N.O.T.O.R.I.O.U.S. BIG, gerçek adı Christopher Wallace. Öbürü Tupac Amaru Shakur, aslen doğu yakalı ama sonra Batı yakası Los Angeles kentine göç etmişler.


Tupac ve Biggy çok iyi arkadaştılar, ta ki 1994 senesinde tupac silahlı saldırıya uğrayana kadar. Birileri Tupaca saldırıyı Biggy Smalls yaptırdığını fısıldadı, bu sinsice bir yalandı. Ama tesadüfen saldırının gerçekleştiği gün Biggy’de aynı binada bulunan plak stüdyosunda kayıt yapıyordu. Artık her şey çığırından çıkmıştı.

 


 

Saldırıyı kimse üstlenmedi ve şimdiye kadar yakalanamadı. Fakat söylenenlere kulak verirsek o gün gerçekleşen saldırı tamamen iki dostu birbirine düşürüp olayı “Batı-Doğu” yakası savaşına dönüştüren ve bu durumdan büyük rant elde etmeyi planlayan plak endüstrisinin komplosuydu! Bunu yukarda koyduğum videoda Tupac açıkça itiraf ediyor ve diyor ki “sırf fazla albüm satılsın diye plak endüstrisi masum insanların kanına girip düşman ettiler.”


Benim garibime giden, ikisinin de bir gün faili meçhul cinayetlere kurban gideceklerinin bilincinde olmaları. Biggy kariyeri boyunca iki albüm çıkardı, ilki “ready to die”( ölmeye hazırım) ikinci ve son albümü “Life after death”(ölümden sonra yaşam). Ve ilginçtir, son albümü öldüğünden iki gün önce piyasaya sürüldü!


Tupac ise daha fazla albüm çıkardı, hayatta iken 4 toplamda 11. Tupac söylediği parçaların hemen hepsinde annesinin geçmişte aktif bir “Black Panther” üye olmasından esinlendiğini görmek mümkün.  Tupac sürekli A.B.D.’de ki ırkçılığı, bilhassa siyah halkın sömürüldüğünü, adaletsiz düzene isyanı açık ve sert dille, kimseden çekinmeden ifade etmesi  bazı kişileri rahatsız ettiği kesin. Fakat oda bir gün bu yüzden öldürüleceğini biliyordu, videoda dediği gibi,” Bir gün öldürüleceğim bunun farkındayım o yüzden her gün stüdyoya girip üç parça kayıt ediyorum, ben ölmeye hazırım.”


Benzer çekişmeyi ülkemizde görüyoruz. Yıllardır futbol taraftarlarının masum duygularınla oynayıp, birbirlerinle düşman ederek “endüstriyel futbol” adı altında halk sömürülüyor.


Biri geldi Galatasaray bayrağını parçalayıp yumruk şov yaptı;

omer-cavusoglu_64555.jpg

Öbürü ise Galatasaray bayrağını Fenerbahçe stadının ortasına dikti;

ulubatli_souness.jpg

Ve savaş başladı!


Yüzyıllık camialar arasında süren tatlı-sert rekabet şimdi bambaşka boyutlara ulaştı. İki kulüp taraftarı arasında geçen rekabet spor ya da futbolla alakası kalmadı tamamen zıtlaşma, sidik yarışına dönüştü. Futbolu pazarlayan çakalların sinsi “anti GS-FB” planı gerçekleşti ve 20 yıldır tüm hızıyla sürüyor. İlk başta fanatik yöneticiler ve emekli hakemlerle başlayan serüven son senelerde futbolla alakası olmayan(rok, bedri baykam, mehmet demirkol, cem dizdar, kaya çilingiroğlu vb. türevler) ama güzel konuştukları yüzünden sözde futbol camiası dedikleri ortamın içine girenler, Galatasaray-Fenerbahçe taraftarları arasındaki düşmanlık ateşi sönmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Söndüğü an ekmek teknelerinden olacaklarını çok iyi biliyorlar.


Yalnız şunu herkes iyi bilmeli, bu kalleşçe sürdürülen rekabet tribünlerin davası değil.

 

Bu, gerçek tribüncüleri statlardan uzaklaştıran zihniyetin, yerine getirdikleri şımarık paralı seyircilerin kavgası!


Artık öyle hale geldi ki, iki tarafında birbirinden farkı kalmadı sadece renklerinden ayırt etmek mümkün çünkü ikisi de aynı zihniyete sahipler.


Daha ne kadar böyle devam edecek?


Yazıyı Tupacın sözleriyle bitiriyorum;


“Tek başıma dünyayı değiştirmem, ama değişmesi için bir temel atabilirim!”

Weiterlesen

Futbol !

17. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

football.jpg

Futbol ölüm, kalım, onur, gurur, namus meselemizdir!

 

Bu hale gelmesinde bizim suçumuz yok!

 

Suç, futbolumuzu tekeline geçirenlerde!

 

Suç, kara para ile futbolu televizyon eğlencesine dönüştürüp kirletenlerde!

 

Suç, gözü doymayan şımarık oyunculara şuursuzca para saçan aptal yöneticilerde!

 

Suç, üniformalarının içinde kendilerini tanrı zanneden polis bozuntularında!

 

Futbolu bu pisliklerin elinden kurtarana kadar mücadelemiz devam edecek!

 

 

               KAHROLSUN endüstriyel futbol ve yandaşları !

Weiterlesen

Bugün Günlerden GALATASARAY!

16. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

 

 

12 sene sonra yeniden bu görüntüleri seyrederken gözleriniz doluyorsa, devamı gelecektir.

Söz, sen nerede biz orada!

 

Pardon the way that I stare.
There's nothing else to compare.
The sight of you leaves me weak.
There are no words left to speak,
But if you feel like I feel,
Please let me know that it's real....link

Weiterlesen