Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör
Neueste Posts

Münferit#27

30. Dezember 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Romanı baştan takip etmek için buradan >>> Münferit, Bir Ultras Romanı

 

                              Bu bir Toro-Ultranın hikayesi

 

O sweet bardan biriydi, doğrusu sweet barın ta kendisiydi.

 

Anarşistti, işgal edilen bir apartmanın dairesinde kalıyordu.

 

Her pazar olduğu gibi armanın peşinden yollara koyulmuştu. İç saha-dış saha, yaz, kış, yağmur, kar, çamur, çöl sıcakları onu yıldırmıyordu çünkü o bir Ultraydı. Hani çatışmalarda düşmana saldırırken şu en önde koşanlardan. Ya da seni kurtarmak için arkanda durup götünü kollayan. Sokakta, statta, her yerde.

 

Güzel bir ilkbahar sabahıydı. Bologna-Torino karşılaşıyordu ve R. yine oradaydı, tam önümde duruyordu.

 

                                          Toro-Bologna

 

Delle Alpi stadı çevresinde her maçtaki gibi bugünde sıradan olaylar çıkmıştı, yani ortam neşeliydi.

 

Bizim tribüne yaklaşık 300 metre mesafeden Bologna Ultralarının otobüs konvoyu gözüktü. İlk maçta biraz hırpalanmıştık, önemli değil çapulcu tarzı. Delikanlı çatışma olmadı. Otobüslerimizi taşladılar, birkaç çocuğun atkılarını, emekli vatandaşların bayraklarını arakladılar. Ciddiye alınacak bir yanı yoktu da, piç Bolognalıların ibnelikleri her seferinde sinirlerimizi bozmaya yetiyordu.

 

Aslında pek ciddiye almıyorduk ama düşmanlık 70’li yıllarda başladı. O zaman Ultraları taşıyan otobüslerin camlarını indirip ocak ayının Sibirya ayazında eve yollamışlardı. Bizimkiler otobüslerden inip yarım kilometre kovalamışlar hatta kardeş olduğumuz Fiorentina  tribünün meşhur lideri Pompa da o gün oradaymış. Bu Pazar intikam günüydü.

 

Her neyse hikayeye geri dönelim.

 

Nerde kalmıştık? Bolognaların otobüsleri önümüzden geçiyordu. Peki, bu durumda ne yapmalı?

 

Önce kaldırım taşları kırılır, etrafta eline geçirdiğin ne kadar taş varsa toplar cephanelik hazırlanır. Çevrede duran çöp konteynerleri sokağın ortasına devirip barikat kurulur. Son olarak, mobese kameralarından gizlenmek için atkılarla yüzler kapatılır. Evet, şimdi Bologna piçleri gelebilir.

 

Bu defa kırmızı lacivertleri taşıyan otobüste sıradan Ultralar yoktu, hazırlıklı gelmişlerdi. Sağlam ağır abiler vardı ve aralarında şu meşhur M. Grubu da bulunuyordu.  Bu işimizi biraz zorlaştıracaktı. Ağır abiler Afganistan misyonuna gidermişçesine otobüsün içini taş ve emanetlerle doldurmuşlardı.

 

R. hemen yanımda duruyordu. Tam10 yıl gruptaydı ve grubun adını taşıyan bir bar çalıştırıyordu. Hayattaki gibi statta da en ön cephede dururdu. Anarşistti, ömrü işlettiği bar, grup ve işgal edilmiş bir apartmanın dairesi arasında geçiyordu.  

 

Onu çok severdim iyi insandı. Uzun yıllar önce bir Hardcore/Punk grubunda solisttim. İşgal edilmiş bir anaokulunda konser ayarlayıp beni Torino’ya davet etmişti. R. çok iyi arkadaşımdı hatırını kıramadım. Çünkü bende onun gibi bir Punk, Anarşist ve Ultraydım.

 

Orada bulunan tüm apartmanlar semt sakinleri tarafından işgal edilmişti, kahpe kapitalist düzene karşı halkın direnişi. İşgal edilmiş anaokulunda hafta sonu genelde Toro Ultraları toplanır eğlenirlerdi. İçerisi karanlıktı, duvarda çember içinde A, Che Guevara birde Pulici posteri asılıydı.

PAOLINO-PULICI2-copy.jpg

                                                             (Paolinino Pulici)


İçerde tam teşkil, fırını dahil, çömlek atölyesi vardı. Etrafta kenevir ve ot satanlar dolanıyordu ama asla gençleri zehirleyen puşt eroin satıcıları içeri alınmazdı.

 

Salonun ortasında bir sahne vardı. Sahnenin altında maçlarda asılan pankartlar depolanıyordu. Bir keresinde hatırlıyorum, derbi maçı öncesi akşamı konser vardı ve benim grupla sahne almıştık. Sahnenin önünde Ultraların kuru kafa pankartı asılıydı, mikrofona nar kırmızı atkımı bağlamıştım. İçerisini nargile dumanı sarmıştı, ortalık alkolle karışık kenevir kokuyordu.

 

Filedelfia stadı hemen anaokulunun arka tarafında kalıyordu. Canın sıkıldığında köşeyi dönüp mabettesin nar kırımızı efsanelerin kokusunu içine çekiyorsun.

 

Bir keresinde ben ve R.  işgal bölgesinde kalan arkadaşlarla Filedelfia stadında kaçak futbol maçı düzenlemişdik. O bilinen maçlardan değil, kuralsız her şey serbest; asker botları, zincir, kemer, doping. Biz bu oyuna Anarchocyber-Calcio Fiorentino deriz. Zevkimiz fazla sürmedi kamiller damladı.

 

Dönelim hikayemize. Bolognaların konvoyunda ilk otobüsü durdurup saldırıya geçiyoruz. Sokak çöp konteynerleriyle kapalı, çok az polis var üstelik şaşkınlar, ortam tam istediğimiz gibi.

 

Otobüslerin kapısı açılıyor, Bolognalılar saldırıya karşılık vererek üzerimize doğru koşuyorlar. Etraflarını sararak çembere alıyoruz, eşit sayıyız her tarafta 100-120 kişi. Ortalıkta dolanan az sayıda polis korkudan arabaların arkasında saklanmış olacakları çaresizce izliyorlar. Bu defa onları elimizden kaçırmayacağız, hiç kurtuluşları yok.

 

M. grubu otobüsten ilk inenlerden, ellerinde demir borular, tahta sopalar birinin elinde parıltılı bir şey vardı, galiba bıçaktı. Açıkçası bu denli sert olacağını bizde beklememiştik. Yine de Bolognaları geri püskürtmeyi başardık, kaçarken sopalarını, borularını bırakmışlardı. Otobüslerin içine sığınmaya çalıştılar ama bırakmadık, Allah ne verdiyse yumulduk piçlere. Kaçanlarında fazla şansı yoktu, çünkü biri otobüsün içine sis bombası atmıştı. Korkak tavşan gibi dışarı kaçtılar tabi bizde peşlerini bırakmadık.

 

Bolognaların direnişi hala devam ediyordu, kolayca pes etmeyeceklerdi. Bu arada beklenen çevik kuvvette olay yerine intikal etti. Etraf savaş alanını andırıyordu, sokak ortasında çöp konteynerler, yanan arabalar, kırık cam parçaları.

Çevik kuvvet tam 10 kamyon gelmişti, hepsinin hafta sonu primleri hesaplarına yatmış son model silahlarla donatılmış tüm risklere karşı sigortalı şimdi bu azmış topluluğu dağıtacaklardı.

 

Ve başladılar plastik mermileri fırlatmaya. Cenova olaylarından sonra alınan tepkilere karşı klasik göz yaşartıcı bombalar azaltıp arada bunları kullanıyorlar. Patlıcan büyüklüğünde merminin içinde iki kapsül var, vücuda temas ettiğinde patlayıp bayıltıyor ya da yüze gelince öldürüyor. O günden sonra ne zaman bu aletleri görsem Cenova’yı hatırlıyorum, yerde yatan Carlo’nun cesedi aklıma geliyor.

 

Şu an yaşadıklarımız farklı değil. Aynı Cenova’da olduğu gibi Bolognalarla birleşerek omuz omuza polislere karşı saldırıya geçiyoruz. Olay bir anda boyut değiştiriyor, bu defa kamilleri önümüze katıyoruz orospu çocukları tazı gibi kaçıyorlar.

 

Yine o silah sesi geliyor kulağıma, Piazza Alimonda da Carlo’yu öldüren. Plastik mermi ayaklarımın ucuna düşüyor, lanet şey kimseye temas etmediğinden patlamıyor ama bu patlamayacak anlamına gelmiyor. Etrafı mermilerden çıkan toz kaplamıştı, karmaşada yere düşmüştüm. Telaş içinde mermiden kurtulmaya çalışırken bir anda R. önüme çıktı. Beni çaresiz görmüş yardımıma koşmuştu. Rugby oyuncuları gibi tüm vücuduyla merminin üstüne atlayarak eline aldı.

 

Beni kurtarmak için kendi canını riske atmıştı, tam mermiyi fırlatırken elinde patladı. Kulaklarım patlama sesinden çınlıyordu, R.’nin acıdan feryadını duyamıyordum. Kanlar içindeydi, parmakları kopmuştu ortalığı barut ve yanık et kokusu sardı. Etrafta olayı görenler korkudan kaçıyorlardı. Bizimkiler, Bolognalar, bir tek ben başında kaldım.

 

R. şok geçiriyordu, parmaklarının kopmasını henüz idrak edememişti. Onu sakinleştirmeye çalıştım, kanı durdurmak için elini atkımla bağladım. Var gücümle R.’yi omuzuma yükleyerek polislerden kaçtık. Tanrı o gün bizden yanaydı, bir anda yoktan karşımıza ambulans çıktı, canlı havliyle önüne atlayıp durdurdum.

 

R. kanlar içindeydi, baygın halde ambülansa soktular acı sirenler içinde uzaklaştı.

 

Bir polis geldi yanıma;

 

-       Kim bu genç tanıyor musun?

-       Hayır, sade bir Toro Ultrası olduğunu biliyorum...devam edecek

Weiterlesen

e-Bilet Gerçeği!!!

28. Dezember 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.

Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim.

Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim.

Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.
(Martin Neilmöller)

                                                                             RESIST !


Weiterlesen

RESIST!

27. Dezember 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

resist_375x360-Kopie-1.png

                                           NO SURRENDER !

                                                                            LIBERTA PER GLI ULTRAS !

Weiterlesen

Eyyamcılığa HAYIR!

27. Dezember 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

gs-tv-logo-02

                                                    Medeniyete EVET!

                                                       Eyyamcılığa HAYIR!

 

  KAHROLSUN endüstriyel futbol ve uşakları!

 

Weiterlesen

Yansıdı, Yansımadı

25. Dezember 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Futbolun altın kuralları vardır, bunlardan biri  “Hakem her zaman haklıdır!”

 

Hakemin oyun içinde verdiği kararlar, haklı haksız, doğru yanlış, kesindir ve tartışılmaz! Oyuncu istediği kadar itiraz etsin karar geri alınmaz. İtirazını sürdürürse şayet fena halde aleyhine dönebilir.

 

Bu yazdıklarımı futbolun küçük yaşta temel eğitimini almış, uzun yıllar futbol oynamış, hala amatör/prof. futbol oynayan herkes bilir!

 

Türkiye’de yeni bir futbol polemiği başladı. Son oynanan Galatasaray-Fenerbahçe derbisinde meireles yaptığı faulün ardından ikinci sarı karttan kırmızı görüp oyundan atıldı. Bunun üzerine disiplin kurulu meirelese hakeme şiddetli itirazlarından dolayı 12 maç ceza verdi. Hakemin raporunda meireles tükürdü yazıyor, ama teknoloji işin içine girince görüntüler farklı şeyleri ortaya çıkarıyor.

 

Tükürmüş, tükürmemiş tartışma konusu bile olmamalı, olay bu kadar uzatılıp gereksiz polemiğe dönüşmemeli. Çünkü bu durumda yukarda belirttiğim gibi futbolun altın kuralı devreye giriyor “Hakem her zaman haklıdır”.

 

Fakat Türkiye’de durum farklı. 3 Temmuz 2011’den günümüze kadar gelişen sürede tüm ahlaki ve fizik kurallarını alt üst edip “şike sahaya yansımadı” zokasını halka yutturarak futbolun doğasını bozdular. Bana kalksa Türkiye’ye süresiz futbol yasağı verilmeli öünkü bu güzelim oyunun içine ettiler.

 

Futbolu seven herkes futbolu olduğu gibi kabul etmeli. Maalesef Türkiye’de halkın büyük kısmının futbol temel eğitimi olmadığından dolayı futbolun içinde olan doğal unsurları olduğu gibi kabul etmiyor! Avrupa ile aradaki fark da burada!

 

Futbol, sade transfer, 4-4-2 vb. taktiklerden ibaret değil.

 

Futbol, Simon Kuper kitaplarında bahsettiği gibi romantik olmadı ya da video oyunlarına benzemez.

 

Futbol, her şeyden önce “SPOR”, bir oyundur, kültürdür!

 

Türkiye’de halk futbol polemikleriyle pompalanıp güncel olaylardan uzak tutuluyor, bir nevi uyuşturucu.

 

Defalarca zikretmekten bıktım ama yine hatırlatmakta fayda var. Farkında mısınız? Türk futbol medyasının içinde yorumcuların büyük kısmı futbolun dışından. Örneğin; rok, demirkol, akdağ, çilingiroğlu, ulueren, erten, yelkovan, ece, meleke, baykam, arslan, uluç vb. liste uzar gider.

 

Sıraladıklarımın neredeyse hepsi reklam ve medya sektörünün içinden geliyor. Aslına bakılırsa bir sinsi planın parçası. Çünkü bu kişiler halkı subliminal mesajlarla manipüle ediyorlar!

 

Futbolun içinden gelenlerinde diğerlerinden fark yok hatta bazıları daha beter. Bunların başını kuşkusuz toroğlu, çakar, dilmen çekiyor. Hele geçen gün eski futbolculardan oktay derelioğlu meirelese sallarken öyle bir laf etti ki “Burası Mezopotamya değil, burası Türkiye” lafını duyunca bende film koptu. Birisi bu arkadaşa Mezopotamya’nın medeniyetin beşiği olduğunu hatırlatsın! >>>link

 

İktidarın sinsice kurduğu planı saat gibi işliyor. Halkı kontrol etmenin, uyutmanın en kolay yolu futbol üzeri polemikler takviye vitamini terör.

 

Zamanında hitlerin ss gücü vardı, şimdi benzeri Türkiye’de polis teşkilatı, bkz; ODTÜ olayları!

 

MOBESE kameraları kesmedi uzaya casus uydu atıldı. Tebrikler külotunuzun rengine, kemikleriniz iliklerine kadar görüntüleyecekler. Siz hala yansıdı mı yansımadı mı, tükürdü mü, tükürmedi mi peşindesiniz, devam edin sakın uyanmayın...

Weiterlesen

Fenix

21. Dezember 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

fenix.jpg

Türk polisinin yeni silahı, alet kısa süreliğine saldırganı kör ediyormuş. "Kısa süre" dedikleri nasıl ölçüldü muamma!

 

Biber gazının kimyasal silah olduğu nihayet bilim adamları tarafından kabul gördü. Hoş, sokakta 5 yaşında çocuk bunun farkındaydı.

 

Gelecekte daha devasa silahlar bekliyoruz, mesela şöylelerden >>> link

 

acab_logo.jpg

Weiterlesen

Veröffentlicht von Overblog

18. Dezember 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Weiterlesen

Kirlenmiş Çığlık

16. Dezember 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Sevinçlerimiz bile artık mekanik,
Sevgisiz saygısız otomatik...

 

 

Weiterlesen

Tribünün Gücü

15. Dezember 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

12 Aralık günü Almanya’da statları daha güvenli olmasını sağlayan yeni kanun tasarısı DFL(Alman kulüpler birliği) tarafından onaylandı ve futbol federasyonuna sunuldu, son kararı parlamento verecek.

Entwurf-12doppelpunkt12.jpgİlk başta parlamentodan geçmesine kesin gözüyle bakılıyordu şimdi ise durum değişti. Geçtiğimiz sezon birinci lige çıkma maçında Duesseldorf “seyircisinin!” heyecana fazla dayanamayıp sahaya atlaması bardağı taşıran son damla olmuştu, oysa olaylara tribüncüler karışmamıştı. Bunun üzerine medya harekete geçti. Aynı sezon Dresden Ultralarının Dortmund’a karşı oynadıkları kupa maçında yaktıkları meşaleleri ele aldı abartılı ve kışkırtıcı haberler yaparak halkı yanlış yönlendirip tribüncüleri kamuoyu önünde antipatik hale getirdi.

 

Alman Ultraları da harekete geçti ve düşmanlıkları bir kenara bırakıp yaklaşan tehlikeye karşı omuz omuza vererek 12:12 eylemini başlattılar.

 

En anlamlı iz bırakan eylemleri kuşkusuz maçın ilk 12 dakika 12 saniyesine kadar susmaları oldu.

 

Haftalarca süren bu eylem spor medyasında büyük yankı topladı. Futbolcular da eylemden olumsuz yönde etkilenmişti. Çoğu taraftarlarına destek verdi çünkü tribünün o önemli itici gücü yoktu, her maçın başında bir boşluk olduğunu hissediyorlardı ve bu durum onları olumsuz yönde etkiliyordu.

 

Ultraların 12 dakika susmaları gelecekte çıkacak yeni kanunun nelere mahal olacağını net şekilde ortaya koydu. Statlara gelenler önemli bir şeylerin eksikliğini farkına vardırlar. Bazı yöneticiler medyaya çıkıp kanunun gereksiz olduğunu yüksek sesle dile getirerek tepki vermeye başladı.

 

Eylem sade12 dakika susmakla sınırlı kalmadı. Ultralar bir araya geldi kamuoyunu aydınlatma amaçlı toplantılar, podyum tartışmaları düzenlediler. Ülkede her gazeteyi, radyo ve televizyon kanallarını ziyaret ederek seviyeli şekilde tepkilerini dile getirdiler, durumun ciddiyetini anlatılar, objektif yayıncılık yapılmasını talep ettiler.

 

Diğer yandan bu kanunun gereksiz olduğunu sayılarla kanıtladılar. Almanya’da son 10 yıl içinde statlarda çıkan olayların oranı 0,005 kadar düştüğünü rakamlarla önlerine koydular.

 

Şimdi Almanya’da hava bir anda değişti. Kamuoyu ikiye bölündü çıkacak kanundan endişeli. Gerçi tasarıyı 16 kulüp imzaladı, büyük ihtimalle parlamentodan da geçecek ama anayasa mahkemesine itiraz edildiği taktirde kanunun yürürlüğe girmesi erteleneceği kesin!

 

Gördüğünüz gibi taraftar isterse o düşman bellediği bir kısım medyayı ikna etme gücüne sahip, yeter ki elinde olan gücünü doğru kullanmasını bilsin.

 

Keşke ülkemizde de bazıları televizyon ekranlarına çıkıp kendi reklamlarını yapacakları yere tribüncülerin ortak sorunlarını dile getirselerdi!

 

Weiterlesen

Namus Belası

12. Dezember 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Bu yola baş koyan, asla bu yoldan dönmem diyen. Yıllarını vermiş ya da henüz yeni başlamış “Tribüncüler”, ne kadar toplum içinden olsa da her şeye rağmen toplum dışı olduğunu iyi bilmeli, kabul etmeli.

 

Tribünün kendine has dünyası olduğunu geçenlerde yazdım. Tribünün içinde toplumun her kesiminden insanlar bulunduğunu kimseye anlatmama gerek yok sanırım, hepimiz biliyoruz. Ama yine de tribün bildiğimiz sivil toplumla alakası yoktur, kendine öz farklı dünyadır.

 

Tribüncü işte budur>>>  Her lanet olası pazar

 

Beni çileden çıkaran ne biliyor musunuz?

 

Yıllarını tribüne vermiş, o dünyanın havasını solumuş yoldaşlarım şimdi kalkıp tribünü cicileştirme çabaları.

 

Neyin peşindesiniz?

 

Yoksa temsil ettiğiniz tribün oluşumunu kendi kariyeriniz için basamak olarak mı kullanıyorsunuz?

 

Kimse darılıp gücenmesin, art niyetli insan değilim ama dışardan öyle gözüküyor, hem ben açık sözlü birisiyim kişinin yüzüne söylerim bazıları gibi arkadan dolanmam.

 

Kendi tribününüzün kimyasını bozarken tüm ülkedeki tribün kültürüne büyük darbe vurduğunuzun farkında mısınız?

 

Bunu yapmaya hakkınız yok!

 

 

Yukarıdaki şiiri 10 sene önce bir teknik foruma yazmıştım. Aynı şimdi olduğu gibi deplasman yasakları vardı. uA yeni kurulmuştu ve deplasman yasaklarına, her şeyi göze alarak amansızca mücadele ediyordu.  Her neyse, diğer taraftarların desteğiyle sonunda yasaklar kalktı.

 

Peki şimdi?

 

Geçen sene alınan karardan dolayı derbi maçlarında deplasman yasakları hala devam ediyor. Tek tepki veren Fenerbahçe tribünleri, malum bizden ve çevreden destek istiyorlar ama maalesef bin bir türlü bahaneler uydurarak Galatasaray tribününün sözde temsilcileri( beni temsil etmiyorlar!) sorumluluk almaktan kaçıyor.

 

Neden mi?

 

Sanırım geçmişte yaptıkları gereksiz açıklamalardan dolayı tribün aleminde samimiyetlerini kaybettiler.

 

Maalesef bu kişilerin saçma tutumları yüzünden Galatasaray tribününün emekçileri de etrafa rezil oluyor!

 

“Yiğidi öldür hakkını ver”, atasözünde olduğu gibi, bu yazıyla kalkıp tüm ultrAslan oluşumunu töhmet altında bırakmak saygısızlık olur. Örneğin gecesini gündüzüne katan, mesafe tanımaksızın, karşılıksız armanın peşinden koşan, tertemiz insanlardan oluşan uA-Avrupa, uA-UNİ, Yurtiçi temsilcileri gibi alt grupları tenzih ediyorum.

 

Bunu önceden yazmıştım, sorun tamamen merkez kaynaklı ya da balık baştan kokuyor desek daha doğru olur.

 

Açık konuşmak gerekirse, naçizane fikrim ultrAslan asla dağılmamalı ve bu oluşuma karşı alternatif grup kurmanın Galatasaray tribünlerine faydasından çok zarar vereceği kanısındayım. Farklı fikirler olabilir, kendime göre sebeplerim var gerekirse tartışırız!

 

Yalnız, şu anda ultrAslan, tribün kültürüne sadık oluşum olarak hareket etmiyor daha çok bir taraftar derneğine dönüştü ve sorunlar buradan kaynaklanıyor.

 

İlk kurulduğu yıllarda “her Galatasaraylı ultrAslan” sloganı artık günümüzde geçerliğini yitirdi, fazla ısrar etmenin anlamı yok zorla güzellik olmaz

 

Nedenini yukarda yazdım, siz iki senedir bir taraftar derneği gibi hareket ediyorsunuz, daha çok müşteri, seyirci kesime hitap ediyorsunuz. Hem tribün oluşumu hem diğer taraftarlar bir arada idare etmek mümkün değil! Şu anda ortaya çıkan tablo bunun kanıtı!

 

Son açıklamayı mağdur kalmış taraftar derneği yapsa herkes anlayış gösterir ama bir tribün oluşumu asla öyle açıklama yapamaz, sakın kimse “neden?” diye sormasın!

 

Tribünler bağımsız, özgürdür ama bir o kadar mütevazi ve gizemli yapısı vardır. Bu yapıyı bozarsan, medyaya peşkeş çekersen tribün tiyatroya döner.

 

Şu an gittiğiniz yol yanlış!

 

Acilen karar vermelisiniz. Yolunuza taraftar derneği gibi mi yoksa tribün kültürü ve geleneklerine sadık bir tribün oluşumu olarak mı devam edeceksiniz?

 

Şu tutumunuzla tribünün %90’nını temsil etmiyorsunuz ve böyle devam ettiğiniz süre kendi içinizden yıkılacaksınız!

 

Ve bu halde uA’ya karşı alternatif bir oluşumun kurulması kaçınılmaz olacak!

 

Sevgili Arkadaşlar, amacım ahkam kesmek değil, kimseye tribüncülük öğretmeye gerek yok benden daha fazla tribün tozu yutmuş insanlarsınız. Ama siz, yanlış yolda olduğunuzu bilerek ısrarla devam ediyorsunuz!

 

Galatasaray tribününün en büyük sorunu 2004 senesinde tribünde patlak veren “Yürüyedur” meselesidir! Her ne kadar kapanmış gözükse de Galatasaray tribününün kapanmayan, kanayan yarasıdır!

Bu konu zamanında ne olduysa, haklı haksız bir kenara bırakıp o arkadaşlarla helallaşılıp resmen kapatılmalı!

 

Oğuz Altay yeni uA koordinatörü olduğunda benim gibi herkes Galatasaray tribünü içindeki barışı sağlayacağından çok ümitliydi ama o bizi hayal kırıklığına uğrattı!

 

Tribün içi barışı sağlamak yerine sayın Altay gazete, televizyon, radyoları gezerek kendini tanıtma peşindeydi.

 

Zamanında onu bundan dolayı ağır eleştirdim. Şöyle bir şey yazmıştım TD sitesinde o malum başlığa “unkapanında yeni plak çıkarmış pop yıldızları gibi meşhur olma peşinde” demiştim.

 

Evet, kabul ediyorum biraz ağır eleştiri ama söylediklerimin hala arkasındayım çünkü yanılmadım. Aramız açıldı onu daha fazla tanıma imkanı bulamadım iyi insan olduğundan kuşkum yok fakat şu haliyle hiçte damardan tribüncüye benzemiyor.

 

Bu arada yıllarca tribün kovalamış uA’nın yönetiminde bulunan arkadaşları da anlamakta güçlük çekiyorum!

 

Beyler, bir tribün oluşumu medyada temsil edilmeye ihtiyaç duymaz. Çünkü medya her ne kadar yüzünüze gülse de, örneğin engelli basket maçında çıkan olaylara karışan kardeşlerimizi kamuoyuna halk düşmanı olarak göstermiştir. Bunu ilk kez değil defalarca yapmıştır. İste bu yüzden medya tribünlerin bir numaralı düşmanıdır!

 

Medyayla işbirliği yapmak şeytanla ortak hareket etmeye benzer!

 

Galatasaray tribünleri sayın Altay göreve geldikten sonra hızla kan kaybetti. KARŞI, Sultans, Parçalı, HELL, Ölümüne gibi önemli alt gruplar kendilerine fesih ettiler, üstüne stat açılışında çıkan olaylardan sonra olanlar cabası!

 

Evet, Arkadaşlar şapkamızı önümüze koyup düşünme zamanı geldi, her şey göründüğü gibi toz pembe değil.

 

Bir yol ayrımına geldik böyle devam ederek sade birbirimize zarar veririz. İnceldiği yerden kopsun demek kimsenin hayrına değil!

 

Galatasaray’ı seviyorsak, Galatasaray’a zarar vermek istemiyorsak en kısa zamanda bir araya gelerek eteklerimizdeki taşları dökmeliyiz!

 

Hep bir halli Turhallıyız biz bize benzeriz
Yüz bin kere tövbe eder gene şarap içeriz...
 

 

 

Weiterlesen