Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör
Neueste Posts

Röportaj; John King

15. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Alman futbol dergisi 11 Freunde yazar John King(Football Factory) ile yaptığı röportajı elimden geldiği kadar çevirmeye çalıştım. Kaynak >>> link


Durmadan İngiltere’yi örnek gösterenler, futbolu moda sanıp televizyondan, gazeteden takım tutanlar, mutlaka okusunlar!

The_Football_Factory.JPG

John King, neden F.C. Chelsea küme düşmesini istiyorsunuz?


John King: Chelsea kümemi düşsün? Bunu iki yıl önce verdiğim röportajlarda sıkça dile getiriyordum. Evet, doğru biraz kışkırtıcıydı. Şöyle, bizde son zamanlarda çok moda taraftar türemeye başladı. Bu kişilerin bir sürü paraları var fakat kulübün tarihinden zerre kadar bilgileri yok. Belki küme düşersek bu adamlardan kurtuluruz.


Nerden aklınıza geldi?


John King:  Size bir örnek vereyim. 20 Mayıs 2000 senesiydi, o gün Wembley stadında FA-Cup finali oynanacaktı, Chelsea- Aston Villa. Öğlen üstü birkaç arkadaşımla London’nun  publarında oturuyorduk, etrafımda 500’e yakın ateşli Chelsea taraftarı vardı. Hepsi maça gitmek için dünyaları verirlerdi ama bilet bulmak için hiç şansları yoktu. Sonra Stamford Bridge stadına gittim, bir anda çehrem değişti. Etrafımı saran tipler galibiyet golümüzü atan oyuncumuzu tanımıyorlardı. Siz tanıyor musunuz?


Roberto Di Matteo?


John King:  Süper adam, değil mi? Tam bir Chelsea’li! İki kere federasyon kupasını kazandı, birer kez lig kupası ve Avrupa Kupa galipler kupasını. Her neyse, 2000 senesinde federasyon kupasını kazandıktan sonra greve girdim. Kombinemi geri verdim ve o günden beri maçlara sık gitmiyorum.


Modern futboldan nefret ediyor musunuz?


John King:  Modern futbol ile birçok şeyin değiştiğini, bu sebeplerden dolayı oyuncular ve taraftar arasındaki mesafenin büyüdüğünü. Ve o eski aile ortamının kaybolduğunu anlayışla karşılıyorum ama bu durumdan hoşlandığım anlamına gelmiyor.


Şampiyonlar Ligi finaline bakacak mısınız?


John King: Tabii ki. Belki giderim(düşünüyor) beklide gitmem. Sanırım çok pahallıdır(düşünüyor) Yanlış anlaşılmasın, ben hala futbolu seviyorum. Size anlatmak istediğim, benim zamanımda tanıştığım futbolla şimdiki arasında alaka kalmadı.


Siz 70’li yılların başından beri FC Chelsea taraftarısınız, o zamana göre ne değişikti?


John King: Gençken kahramanlarım Alan Hudson ve Peter Osgood’u. Yetenekli ve büyük karakterli oyunculardı. Bende bu adamların başka gezegenden gelen yaratıklar hissi oluşturmuyordu. Sanki tribünün içinden gibiydiler ya da mahalleden komşumuz. Gerçektende Peter Osgood bizim kaldığımız yerden birkaç sokak ötede oturuyordu. Hayatımın parçasıydı, 2006 yılında babamdan üç gün önce öldü, aynı hastanede yatıyorlardı.


Şimdiye kadar İngiltere’de görülmeyen Ultra kültürü hakkında ne düşünüyorsunuz?


John King: Temel fikir fena değil. Taraftarlar spor ticaretine karşı organize olmuşlar. Taraftarlığa ve spora önem veriyorlar. Tüketicileri ve futbolu moda olarak görenlerden hoşlanmıyorlar. İngiltere’de yürümez, burada kulüp ile taraftar arasında büyük mesafe var.


Bir yazınızda İngiliz futbolu kaliteli ama tribündeki coşku sosyal temizlik adı altında yok edildi. Yine eskisi gibi olacak mı?


John King: Bunu ben demedim. Yinede eleştirmeliyiz. İlk kez Chelsea maçına okul arkadaşlarımla gitmiştim. Bir avuç yeni yetişen gençlerdik. Yüksek sesli müzik dinlemeyi seviyorduk, tribünlerde tezahüratları, coşkuyu. Şimdi statlara bakın, hangi yeni yetişen genç, örneğin Chelsea-Manchester United maçına gitme imkanına sahip? Bir biletin fiyatı 50 Sterlin.


“Football Factory” kitabında futbolun şiddetli çehresi olduğundan bahsediyorsunuz. Günümüzde maçlar pahalaştı ama kavga gürültü kalmadı.


John King: İngiliz statlarında kavga bitse de dışarıda devam ediyor. Büyük kulüplerin hala taraftar oluşumları var, kimse onlardan bahsetmiyor ve çoğu kişide bu yüzden maç seyretmeye gitmiyor.


Avrupa Şampiyonası nasıl olur?


John King: Bilemem, çoğu holiganlara göre böyle büyük turnuvaların pahası biçilmez. Bence Polonyalı ve Rus holiganlar daha büyük problem oluşturacak.


Tekrar Chelasea’ye dönelim. Roman Abramowitchin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?


John King: Zor soru. Geldiğinde Chelsea borç batağındaydı çoğu kişi kulübü toparladığı için ona minnettar. Tabi herkes, keyfi kalmadı mı neler olacağının bilincinde. Bu yüzden muhalefet edenlerde var. Kurtarıcı gibi gözükse de, benim açımdan daima gölgede kalacak. O bir işadamı ve gün bitince yapayalnız.


Gönül verdiğiniz kulübü ağır eleştiriyorsunuz. Yoksa alt liglerden ikinci takımımı tutuyorsunuz?


John King: Büyükbabam ve Babam batı Londra’nın FC Brentford taraftarlarıydı, bazen maçlarına gidiyorum. Üçüncü lig henüz şişirilmemiş, bu arada Uwe Rösler FC Brentford teknik direktörü. Fakat orada da Premier League’den izler bulmak mümkün. Sezon sonu oyuncular fazla para kazanmak için ya da takımda yer bulamadıklarından başka kulüplere kaçıyorlar. Son ne zaman alt yapıdan 4 oyuncu A takımında gördük ki?


Chelase’de iki oyuncu var, onlar yıllardır kulübe sadık kaldılar.


John King: Frank Lampard ve John Terry


Onlar hoşunuza gitmeli


John King: Evet doğru. Hele John Terry! Delikanlı adam.


Gerçekten mi?


John King: Siz onu aptal birimi sanıyorsunuz?


Şampiyonlar ligi yarı final maçına baktınız mı?


John King: Ne oldu orada?


Terry , Alexis Sanchesin sırtını diziyle tekmeledi


John King: Bana kalırsa tam o anda onu bir arı sokmuş olabilir. Sonra dizi acıdan yukarı sıçradı, büyütecek bir şey değil.(gülüyor)


Kırmızı kart gördü ve FC Bayern’e karşı oynayamayacak, ona kızmıyor musunuz?


John King: Samimi söylüyorum, Terry öyle sandığınız gibi kötü biri değil. Maçı arkadaşlarımla pubta seyrettim ve olanları kabul edemedik. Ne zaman 6. kez tekrarlandığında Terry’nin yaptığı vahim hareketin farkına vardık. “Tanrım,” dedim ve bir bira ısmarladım.

Weiterlesen

Finished

15. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Nihayet bitti, kirli bir ligi geride bıraktık. Galatasaray’ımız 18. Şampiyonluğuna ulaştı, sarıyla kırmızıyla alnımızın akıyla, tertemiz. Böyle bir pis ortamın içinde bu şampiyonluğun kıymeti var mı? İstatistiklere göre önemli olabilir, müzede bir kupamız daha oldu, birde kupayı Kadıköy’de kaldırmamız, loş ortamda boş tribünlere karşı, belki bu şampiyonluğa biraz anlam katıyor ezeli rekabet açısından. Fakat bana soracak olursanız diğer şampiyonluklardan farkı yok ve acı tarafı Türk futbolunun 3 Temmuz 2011 gününden bu yana büyük yara alması. Futbolu yönetenlerin bu pisliğe hiçbir önlem almadan verdikleri komik cezalarla Türk halkının itibarını tüm dünya’da ayaklar altına almasına neden olmaları.


Şapkamızı önümüze koyalım ve Allah için konuşalım, bizi yıllardır kandırıyorlardı ve hepimiz bunun farkındaydık. Yinede gözlerimiz, zihinlerimiz arma aşkından körleşmiş, bulanmış halde her şeye rağmen sevdamızdan vazgeçmedik. Sevdamız başarılara, kupalara değildi kulübeydi, arma ve kutsal renklereydi. O zamanlar deplasman yasakları yoktu, tribünler yarı yarıyaydı. Bizler, saha içinde mücadeleye dışında ise mevzuumuza bakardık. Ne gaz bombası vardı nede biber gazı, cop yetiyordu!


Şimdi ise tüm sahtekârlıklar ortaya çıktı, her şeyin üstü örtüldü. Bir taraf, yöneticilerinin yaptığı ahlaksızlıkları bildiği halde, yine aynı yöneticilerin onların saf duygularını kullanmasına izin verdi, tüm pisliklere göz yumdu hatta suçlulara sahip çıktı. Adliye önünde duruşma günleri gereksiz yere polisle çatışmak tribüncülüğe yakışmaz. Asla bir kulüp başkanı, yöneticisi kulüpten büyük olamaz, önüne geçemez!


Cumartesi günü maçtan önce ve sonra çıkan olaylar bana 19 Mayıs 2007 senesini hatırlattı. Farklı renklere gönül versek de aynı davayı güdüyoruz, ortak düşmanımız polis, bu açıdan Fenerbahçeli tribüncülere geçmiş olsun diyorum ve polis baskısına karşı gösterdikleri dik duruşlarını kutluyorum!


Galatasaray 3 Temmuzdan sonra yaşanan süreçte dik durdu ama yinede sonuçta sisteme boyun eğmek zorunda kaldı. Şayet cumartesi günü mağlup olsaydık şimdi neler olurdu aklıma getirmek istemiyorum, o zaman ”son pişmanlık kime yarar” türküsünü okurduk galiba.


Bu lig hiç başlamamalıydı, biz Galatasaraylılar elimizden gelen her şeyi yapıp bu kahpe düzeni yıkmalıydık, maalesef yapamadık. Bizim isyankâr yapımıza ters gelen susmayı marifet bildik, oysa susmak suça ortak olmaktır!


Esas bundan sonraki süreç önemli, pfdk’nın verdiği cezalar UEFA’yı kesinlikle tatmin etmedi ve Türk futbolunu kötü günler bekliyor. Olurda tüm ülke ceza alırsa o zaman bu susmamız neye yaradığını daha iyi göreceğiz!


İki dileğim var;


1. Brügge !

2. PSG !

Weiterlesen

Dear Mama!

12. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

 


Weiterlesen

WE ARE THE CHAMPIONS!

12. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

engin_baytar.jpg

Du warst der beste alder, mach weiter so.....

Weiterlesen

Bugün Günlerden GALATASARAY!

12. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

metinoktay canbartu

 HIGH NOON - Final Showdown ! >>> link

Weiterlesen

Münferit#23

10. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Romanı baştan takip için buradan >>> Münferit, Bir Ultras Romanı

 

Gaza Şeridi Vol.4


Sessice evden dışarıya çıkıp meydanın ortasına doğru yürüdü. Daha birkaç dakika önce durduğu yerde büyük çapta bir çatışma oluyordu. Yerde hala izleri vardı. Kopmuş kemerler, kırık bayrak sopaları, kurumuş kan izleri, kaçarken bırakılan bıçaklar, ayakkabılar. Etraf polisin sıktığı göz yaşartıcı bombalarından kalan sisle kaplıydı, yağmur ise hiç dinmeden yağıyordu.


Sisten önünü görmekte zorlanıyordu, tek isteği şu lanet olası cehennemden kurtulup ilk trenle evine gitmekti. Fazla oylanamadan yola koyuldu, dikkatli olmalıydı, polis saklanan Ultraların peşindeydi yakalanmadan bir an önce istasyona ulaşmalıydı.


Sokak lambalarını yakmışlardı oysa henüz öğlen üstü saat üçtü, loş bir karanlık çökmüştü şehre. Kimsenin şüphesini çekmeden dikkatlice dar caddenin kaldırımında yürüyordu. Bu arada yoldan geçen yayaların radyolarına kulak kabartıyordu, Fl….nsa erken golle öne geçmişti, şu lanet olası Pazar günü aldığı tek sevindirici haberdi. Karşıdan gelen polis arabası onu tekrar gerçek dünya’ya geri döndürdü. Arabayı çevik kuvvet eskort ediyordu, yavaşça ilerleyerek kenar mahallere saklanan Ultraları arıyorlardı.


Saklanmak için bir apartman boşluğuna sığındı, polisler coplarıyla duvarlara vurarak onun tarafına doğru geliyorlardı, lacivert üniformalarıyla aynı kontrgerilla militanlarına benziyorlardı, devletin maaşlı kabadayıları. Yanından geçerken nefesini tutu, yapacağı ufak bir hata onu ele verebilirdi.


Bugün şanslı günüydü, polisler onu fark etmeden yanından geçip gittiler. Ortalığın yatışması için bir süre daha bekledi, sonra avludan çıkıp hızlı adımlarla otobüs durağına gitti.


Durağın kulübesinin arka kısmına gizlendi, burada yaklaşık yarım saat otobüsü bekledi hayret ülkenin her yerinde Pazar günleri geciken otobüs vaktinde gelmişti.  Bilet aldı sonra boş bir kanepeye attı kendini, fena halde yorgundu ve acıkmıştı. İstasyona geldiğinde ilk büfeye koşup ne kadar çörek varsa satın alıp koca fincan kahveyle yeme hayalleri kuruyordu.


İstasyon kalabalıktı, büfeden çöreklerini alıp bilet kuyruğuna girdi, gişede ön sırada bekleyen yolcu maçı dinliyordu, Fl…nsa ikinci golü atmıştı ama hala arkadaşlarından bir haber yoktu. Telefonlarına kimse cevap vermiyordu, tutukluydular ama yinede her mahkûm bir kere telefon etme hakkına sahipti.


Trenin gelmesine zaman vardı, vakit geçirmek için istasyonun alt kısmına indi. Duvarlar müthiş çizilmiş grafitilerle doluydu, bazı yerlere kâğıt ilan yapıştırılmıştı, diğer tarafta birileri kız arkadaşını aşkı ilan ediyordu, bir köşede şehre gelen Ultraların yazıları vardı. Manifestolar, deklarasyonlar, tehditler;


“CUMARTESİ MAÇLARINA HAYIR, FUTBOL KATİLİ PARALI KANALLAR, KATİL POLİS, A.C.A.B., LACİVERT UNİFORMALILARDAN NEFRET EDİYORUZ, MENTALITA ULTRAS”


Bu alt geçit aynı sanat galerisiydi, duvarda her bir yazı dışarıdan bakan halkı Ultra hareketine katılmasına çağırıyordu. Sade Pazar günleri hergelelik yapmaya gelenlerin isyanı değildi bu yazılar. Birisinde demokrasiden ve sivil haklardan bahsediliyordu, toplu yürüyüş, fikir özgürlüğü gibi konular sade Ultraları değil tüm halkı ilgilendiriyord.


Duvarın bir köşesinde yeni inşa edilecek stadın spor tesisinden daha çok alışveriş merkezi olacağını vurguluyordu. Bir başka köşede ezeli rakiplerin tribün liderine özgürlük çağrısı yapılmıştı, “BOCIA SERBEST BIRAKIN.” Hiçbir suç işlemediği halde bir terör örgütü mensubu gibi yaka paça tutup içeri atılmıştı. Her çatışmada delikanlıca dik durmuş, kurallara uygun şekilde dövüşmüş dürüst bir liderdi. Farklı renklere gönül verilse de herkesin davası aynıydı, bunlar sonuna kadar dayanışma içinde olan gerçek Ultralardı.


Alt geçitin duvarlarındaki sloganlara katılıyordu, zaten şimdiye kadar fikri değişmemişti fakat uzun zaman Münferit takılması farklı düşünmesinde de önemli rolü vardı. Grup oluşumuna sonuna kadar inanıyordu, nasıl olsa her şey grubun içinde başlamıştı eylemler, birlikte girilen çatışmalar. Dostluk, birlik ve beraberlik, dayanışma, sadakatlik bir zamanlar grupların özelliğiydi. Şimdi daha çok bir organize suç örgütü gibi ya da aşirete benzer hale bürünmüşlerdi ve bu durum onu rahatsız ediyordu.


Artık günümüzde süper tribün grupları tamamen medyatik ve marjinalleşmiş kapitalist sistemin kuklaları olmuşlar. Şimdi çoğu marka ve ürünleri, direniş ve davayı savunmaktan daha üstün tutuyor. Geçmişte böyle değildi, sınırlı grup ürünü üretiliyordu ve maliyet fiyatına grup üyelerine satılıyordu. Bazen biraz pahalıya veriyorlardı ama oradan gelen parayı uzak deplasmanlara ayırıyorlardı ya da dost Ultralar şehre geldiğinde onları ağırlamak için kullanıyorlardı.


Eskiden büyük Hayalleri vardı, bir sürü formüller bulup sunmuştu. Tüm Ultralar birleşerek bir tribün birliği kurma fikrini ortaya atmıştı. Böyle bir oluşumla ortak sorunlarını çözmeyi düşünmüştü. Devlet baskısı üzerine gidilecekti, polisin gereksiz yere uyguladığı şiddete karşı yasal yollardan savaşacaklardı. Kulüplere baskı uygulayarak bilet fiyatlarını ucuzlatmalarını sağlayacaklardı. Buda futbola kara para akıtan şifreli kanallar tribünleri kendi istedikleri şekle sokamayacaklardı. Böylece bazı büyük kulüplere kimse kolaylıkla kıyak yapamayacaktı.


Ve en önemlisi, bu birlikle gruptan ayrı takılan, rakip grup üyelerine sinsice tuzak kurarak “Mentalita Ultra” kurallarına zarar veren, gereksiz yere olay çıkaran sahipsiz köpekleri ortadan yok edeceklerdi, ama hiçbiri geçekleşmedi…..devam edecek.

Weiterlesen

Bugün Günlerden GALATASARAY!

5. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

....ve bugün günlerden 6 Mayıs!

 

Delikanlım!.
İyi bak yıldızlara,
onları belki bir daha göremezsin....
Belki bir daha yıldızların ışığında
kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin..

Delikanlım!.
Senin kafanın içi
yıldızlı karanlıklar kadar güzel,
korkunç,
kudretli
ve iyidir.
Yıldızlar ve senin kafan
kâinatın en mükemmel şeyidir.

Delikanlım!.
Sen ki, ya bir köşe başında
kan sızarak kaşından
gebereceksin,
ya da bir darağacında can vereceksin.
İyi bak yıldızlara
onları göremezsin bir daha
Delikanlım!.
Belki beni anladın,
belki anlamadın.
Kesiyorum sözümü.

Sevmek mükemmel iş delikanlım.
Sev bakalım...
Mademki kafanda ışıklı bir gece var,
benden izin sana,
sev
sevebildiğin kadar..


(Nazım Hikmet)

Weiterlesen

EURO 2012, Endless Summer

5. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

 


 
Weiterlesen

The Industry

3. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

 

 

Şu anda Türk futbolunun hali rapçi DMX den farklı değil, hatta daha beter.


Türk futbolu da endüstrinin mağduru oldu.


Tabiî ki olur!


Doğru düzgün futbol eğitimi ve kültürü olmayan ülkede futbol endüstrisi kurmak, ticaretini yapmak abeste iştigal.


Türk futbolunun şu anki hali kötü ama yinede reyting getiren bir medya eğlencesi, fazlası değil çünkü futbolun spor olduğunu halk çoktan unuttu.


Acı yanı ne biliyor musunuz?

 

Şimdi ekranlarda cacık şovları yapanlar yıllarca uğraşıp Türk futbolunu bu hale gelmesinden sorumlu kişilerdir. Şimdi ise kötülükten besleniyorlar.


Peki, o dünyaca meşhur ateşli taraftarlar bu konunun neresinde?


Türk taraftarları sırf biat etmesini bilir, hep yöneticilerin ağzından çıkacak iki kelimeye bakar. Masalara yumruklarını vurmasını, yanına birde Avrupa’dan yıldız topçu almasını ister. Sonra ekranın karşına geçip cacık yapanları seyrederler.


Gönülden sevenleri tenzih ediyorum ama Türk futbol taraftarlarının, yürekten futbolu sevdiklerine inanmıyorum!

Eğer gerçekten sevmiş olsalardı yıllardır onların saf ve temiz duygularını sömürenlere, hele şu son 10 ay sürede yaşananlara çoktan baş kaldırmalıydılar!


Aksine, tam tersini yaptılar!


Bir taraf başkanları ve yöneticilerinin yaptığı pislikleri bildiği halde kayıtsız şartsız, üstelik arsızca sahip çıkarak adeta bir Stockholm sendromu oluşturdu!


Diğerleri, şikeye karışmayanlar, yani temiz takımlar şimdi esas onlar mağdur. Peki, zamanında neden seslerini yükseltmediler, oysa bugün olacakları herkes biliyordu?


Yükseltemezler, çünkü yöneticiler izin vermez. Sürekli biat etmekten sürünün içinde gerçek kimliklerini kaybetmişler. Bir insan olduklarını, toplum içinde önemli birey olduklarını unutmuşlar. Bu yüzden bağımızca inisiyatif kullanıp tepkilerini dile getiremiyorlar.


Hani bir Matrix romanı var ya hatta filmini de çevirdiler, orada olanların hepsini şu anda yaşıyorsunuz sevgili Türkiyeli dostlarım. Vaktiniz varsa tekrar okuyun ya da seyredin ne dediğimi anlayacaksınız.


Size Morpheus gibi kırmızı/mavi hap sunma imkânım yok maalesef, gerçi sunsam da almazsınız ki.


Şimdilik dua etmekten başka bir şey gelmiyor elimden, Allah kurtarsın!

 

 

Weiterlesen

BÜYÜK YÜRÜYÜŞ!

2. Mai 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

                                                                 ISTANBUL

522511_10150778796168400_582398399_9604229_1461026898_n.jpg

 

                                                             ISVİÇRE(Nyon)

569km.jpg

 

                                                          ALMANYA(Köln)

IMG_0141.JPG

 

                                     NO AL CALCIO MODERNO !

                                       paytv KILLS FOOTBALL !

Weiterlesen