Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör
Neueste Posts

Mentalita ULTRAS#23 Kuzeyden Güneye

5. März 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Yirminci yüzyılın sonlarında Tribüncülerin hayatı iyice zorlaştı ve iki arada kaldılar. Bir yanda polis baskısı diğer yanda vazgeçemedikleri rakipleri arasında geçen çatışmaları.

 

Evet, hala şuursuzca yok yere çıkardıkları kavgalar sürüyordu çünkü hiçbir önlem almadılar. Aralarında kulüp sevgisini takıma desteği önemsemeyenleri, sırf kavga çıkarmak için oluşumlara katılan, her an şiddete hazır ve sade kendilerini tatmin eden kişileri ayıklayamadılar.

 

Aslında kimsenin umurunda değildi herkes oluruna bırakmıştı ki günümüze kadar devam ediyor. İşte bu yüzden otokontrolü elden bırakmamalı. Davaya yürekten gönül verenler, armanın peşinden koşanlar ile kötü niyetli menfaatçileri mutlaka ayırmalı.


Bir süre sonra rakiple kapışmakta zorlaştı. Statlarda artan çevik kuvvet timleri Ultra gruplarının arasına kara kedi gibi girdiler. Buda kuşkusuz polis-Ultras arasında kavgaları arttırdı. Yapılan toplantılar çözüm önerileri onca uyarılar boşa çıkmıştı durum eskisinden saha sertleşti ve sürekli kötüye gidiyordu.

 

Bıçaklar tekrar ortaya çıktı, çatışmalar yine eskisi gibi kanlı geçiyordu ve kimse şiddeti hafifletmeye gayret göstermiyordu. Ne Ultra grupları nede polis geri adım attı. Gerekirse bu yolda ölmeyi bile göze aldılar maalesef öldüler de. Raciti ve Sandri iki vahim örnek.


Deplasman yolculuklarında da şiddet ön plana çıkmaya başladı. Trajik olaylardan birisi 24 Mayıs 1999 günü Piacenza-Salernitana müsabakası sonrasında yaşandı.

 

Milanlı taraftarlar Perugia deplasmanın da polisle şiddetli çatışmaya girdiler, bir önceki yazıda bahsetmiştim.

 

Aynı gün diğer yörede başka maç oynandı.  Salernitana, Piacenza’ya karşı aldığı beraberlik yetmedi ve Serie A ‘dan düştü. Campannia bölgesinden gelen binlerce Salernitana Ultra’ları üzgün ve öfkeliydiler. Onca teptikleri yol, takımlarına verdikleri destek yeterli gelmemişti. Üzgün halde Piacenza tren istasyonuna geldiler. Böyle anlar çok tehlikelidir. Öfke hüzün, içki uyuşturucunun etkisi birbirine karışınca yangını benzinle söndürme etkisi yaratır. Hele grubun içinde sade kavga için gelen hergeleler varsa çıkacak olayları görmek için falcı olmaya gerekmiyor.


Nihayet bekledikleri tren geldi ve binmeden olaylar başladı. Taşlar şişeler polisle çatışmalar kısacası Salernitana Ultra’ları şuursuzca öfkelerini kustular.

 

Uzun acı dolu ve sonunda 4 ölüyle noktalanan yolculuk başladı. 1 Haziran 1999 günü içişleri bakanlığına bağlı müşavir Sinisi parlamentoya sunduğu rapordan özet;

 

21:15 sularında Bologna istasyonuna yanaşan tren su ve yemek ihtiyaçları gidermek için kısa mola verdi. Trenden inen taraftarlar istasyonun tüm büfelerini yağmaladılar ve polisle çatışmaya girdiler. Olaylara kısa süre sonra hâkim olan polis kimseyi tutuklamadan tekrar trene bindirdi. Saat 22:10 da hareket eden trenden şişeler ve taşlar fırlatıldı, peronda duran yolcular, atılan maddelerden hafif yara aldılar. Bunun üzerine Bologna emniyet müdürlüğü trenin uğrayacağı şehirlerin güvenlik güçlerine önlem almaları için uyardı. Prato, Fiorentina Campo di Matre, Roma Tiburtina, Napoli Campi Flegri, Napoli Piazza Garibaldi, Torre Annunziata, Nocera Inferiore ve Salerno. Tüm istasyonlarda gerekli güvenlik önlemleri alındı. Fakat trenin durduğu tüm istasyonlarda her seferinde şiddetli olaylar çıktı. Polisle çatışmalar yağmalanan büfeler taşlı ve şişeli saldırılar maalesef alınan önlemler yeterli değildi. Bergamo’ya bağlı Grizzana yöresinde ters istikametten gelen E234 numaralı Viyana’ya giden ekspres, atılan yangın söndürme aleti makinist kabininin camını parçaladı. Battipaglia-Napoli arası işleyen başka bir tren atılan maddelerden ağır hasar aldı. Torre Anunziata istasyonunda zorunlu olarak durduruldu ve yolcular başka trene aktarılarak yollarına devam etmek zorunda kaldılar. Nocera Inferiore istasyonuna yanaşırken imdat freni çekildi. Hasar ağır, bazı tamir işlemleri yapılması gerekiyor.  Tamir edilecek vagonda bulunan taraftarlar dışarı çıkarıldı, içeride kalanlar vagonlarda ne kadar koltuk varsa söküp karşı raylara attıklarından dolayı hareket emri bekleyen başka treni engellediler. Vagondan inenler istasyonun dışına çıkarak park halinde duran otomobillere büyük hasar verdi, o arada ufak bir kız çocuğu hafif yaralandı. Takviye kuvvetler taraftarları zorla trene bindirilerek sabah 08:15 sularında yollarına devam etmesini sağladı. Salerno yakınlarında Santa Lucia tünelinin girişinde tekrar imdat freni çekildi. Onarıldıktan sonra tren yoluna devam ett. Tünelin 700 metre çıkışında tren personeli 5. Vagonun yandığının farkına vardı.

Salernitani2.jpg

25 Mayıs sabahı Salerno istasyonuna yanaşan bir tren değil, 80 akis üzerinde duran bir hurda.

 

Sanki onca yaşanmış olay yetmemiş gibi ısrarla birileri trenin Salerno istasyonuna yanarak girmesini istiyordu.

 

Simone Vitale 21 yaşında, kabus dolu yolculuğun kahramanı. O, yanan vagonun içinden 4 renktaşının hayatını kurtardı. "Giuseppe Diodato(23), Vincenzo Loi(15), Ciro Alfieri(15)" ve Simone Vitale 21 yaşında o bir kahraman, maalesef kendisi yetmiyor ve feci şekilde can veriyor.


Biliyor musunuz? Spagnolo boşuna öldü. Yapılan toplantılar, çıkarılan ağır yasalar tüm çabalar boşunaydı.

 

Bu noktadan sonra iki seçeneğin var, ya tribünden tamamen çekileceksin ya da her şeyi göze alarak mücadeleye devam edeceksin!

 

Ve mücadele hala devam ediyor, etmelidir her şeye rağmen!


Bana bu olayda birçok şey anlamsız geliyor. Tamam, kaybedilen her maç sonrası üzülüyoruz öfkeleniyoruz ama hıncını bu denli çıkarmaya ne gerek var?

 

Salernitano Ultra’larının yaptıkları ne arma aşkıyla, ne taraftarlıkla nede futbolla uzaktan yakından alakası yok!

 

İstediğimiz kadar çevik kuvvete vb. baskılara kızalım ama şu olayların savunulacak yanı yok arkadaşlar.

 

Öte yandan Spagnolo ölümünden sonra alınan güvenlik önlemleri yetkililer tarafından bu olayda uygulanmadığı açıkça ortada. Olayların bu boyutlara geleceği bilindiği halde kimse sorumluluk almıyor. Trenin uğradığı her istasyonda çıkan olaylarda kimse tutuklanmıyor ve aynı bayrak yarışında olduğu gibi bir diğer şehre devrediliyor tren. Hadi Piacenza’da göz yumuldu ama en geç Bologna’da trenin devam etmesine müsaade verilmemeliydi. Yeterli önlemler alınsaydı 4 çocuk ölmeyecekti….devam edecek

Weiterlesen

Ben Hürüm

3. März 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

All the ways you wish you could be, that's me.

I look like you wanna look,

I fuck like you wanna fuck,

I am smart, capable,

and most importantly,

I am free in all the ways that you are not.

 

 

                   LIBERTA PER GLI ULTRAS !

Weiterlesen

Mentalita ULTRAS#22 Kan Davaları

1. März 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Spagnolo vefatının ardından hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı belliydi. 1989 yılında yürürlüğe koyulan D.A.SPO.( Divieto di accedere alle manifestazioni sportive. Türkçesi Spor müsabakalarından men edilmek anlamına geliyor yeni çıkacak şiddet yasasının benzeri İtalyanca bilenler yasaya buradan bakabilirler >> link ) yasası yeniden ele alınıp düzenlendi.  5 Şubatta Cenova’da yapılan Ultra toplantısının sonunda yayınlanan açıklamada vurgulandığı gibi sert günler bekliyordu tribüncüleri. Önceki yazılarda belirtmiştim, 90’lı yıllarının başında o güne kadar statlarda görev alan emniyet güçleri yeni oluşturulan Çevik Kuvvet birliğiyle değiştirildi. Yeni nesil polisler eskiye nazaran yaş ortalaması düşüktü. Bu genç polisler, saldırgan sürekli insanları provoke eden kavga arayan, kimseyi ayırt etmeden şuursuzca etrafa saldıran. Kısacası şiddet eğilimli taraftardan pek farkı olmayan elemanlardan oluşuyor. Her türlü silahlı donanıma sahip, olay yerine intikal ettikleri anda sorgusuz sualsiz tek hedefi insanların canını yakmak, gerekirse de gözünü kırpmadan masum kişileri öldüren üzerinde devletin üniformasını taşıyan kontrgerilla örgütü.


Şiddete, daha ağır şiddetle karşılık verildiğinde ortaya çıkacak tablo kimseyi şaşırtmamalı, yanlış anlaşılmasın polise önyargılı yaklaşmıyorum başımdan çok olay geçti. Ve kimse bana emniyet güçlerini savunmasın, yok efendim saatlerce bir sandviçle ayakta bekliyorlarmış gibi boş bahaneler üretmeyin beyler. 20 saat yer altında madenlerde çalışanlar var ama bu insanlar işlerinin verdiği stresten etrafa saldırmıyorlar. Düzenli vardiya planıyla polislere rahat çalışma imkânları yaratılır, hem neden bu kadar güvenliğe gerek duyulur anlamıyorum her hafta sonu savaş mı çıkıyor?  Kesinlikle, dünya üzerinde hiçbir medeni toplum şuursuz futbol fanatiklerinin gereksiz yere insanların canı yanmasına ya da kaybetmesine tahammül edemez, yalnız şiddete verilen mücadelede doğru adımlar atılmalı. Tribünde başlamak en büyük hatadır.


Tribün şiddetin patlak verdiği yerdir, değişik yerlerde de çıkabilir bu düğün salonu olabilir trafikte de. Şiddet toplumun içinde başlar sonra etrafa yayılır. Son 2 yıldır sigaraya karşı nasıl savaş açıldıysa,  insanların şiddetten arınmaları içinde aynı şekilde hatta iki kat mücadele verilmeli! Yasalar medeni toplumları düzen ve huzur içinde yaşamalarını sürdürmesini sağlayan vazgeçilmez kurallarıdır ama insanları sürekli cezalandırmakla toplumun dışına itmemeli. Şiddet olaylarına karışan taraftarlara kesilen cezaların yanı sıra bu kişiler psikolojik ve pedagojik eğitimden geçirilip yeniden kazanılmalı. Modern statlar inşa ederek konforlu koltuklarla donatmak sorunu ortadan kaldırmıyor.


Diğer yandan taraftarlar da otokontrolü sıkı tutmak zorunda. Bu yeni yasa çıkarmaktan polis baskısından daha da önemli. İşte bu yüzden pazar günkü yazımda Galatasaray tribünlerinde semtlerden toplanıp gençlerle doldurulduğuna değinmiştim. Amacım kimsenin taraftarlığını ölçmek ya da birilerine iftira atmak değil. Somut tespitler kendim defalarca şahit oldum, bu gençlerin çoğu kenar mahallerden toplanıp sırf tribünde kalabalık oluştursun diye getiriliyorlar. Aralarında mutlaka Galatasaraylısı da vardır sözüm onlara değil.  Hepimiz zamanında küçük yaşta tribüne alıştırıldık ailelerimiz, akrabalarımız ya da arkadaşlarımızın vesilesiyle. Ama burada durum farklı, toplanıp getirilen gençlerin çoğunun gerçek taraftar kimliği muamma, sonra olay çıkardıklarında kabak tüm grubun başına patlıyor. Kulübün aldığı cezada cabası mutlaka buna karşı önlem alınmalı!

İtalya’da 1995 sonrası polis-taraftar arasında kanlı bir husumet oluştu. Sanki çevik kuvvette kendini oyuna dâhil etmiş Ultra oluşumları ile bir güç ölçüşme içine girmişti. Öyle ki görev aldıkları kentlerin Taraftarlarına ılımlı yaklaşan birlikler vardı, örneğin Fiorentina, Napoli ya da Roma’da olduğu gibi. Ama diğer yandan Ultra grupları ile özel kan davası güden komanda birlikleri de vardı. Şimdi anlatacağım olay uzun seneler süren husumetin hikâyesi, Fiorentina çevik kuvvet birliği ile Milan’lı Fossa dei Leoni oluşumu arasında geçiyor.


23 Mayıs 1999 senesinde Perugia deplasmanına giden Milan’lı taraftarlar kendi aralarında önlem alsalar da polis vahşetinden kaçamadılar. Vincenzo Canterini ( birkaç yıl sonra Cenova’da yapılan G8 zirvesinde çıkan olaylarda Diaz okuluna verdiği saldırı emriyle İtlaya devletini uluslar arası krizin içine atmıştı, ona sonra değineceğim) liderliğinde çevik kuvvet birliğinin durduk yere nasıl olay çıkardığının çarpıcı örneği. Aşağıdaki yazı zamanında Fossa dei Leoni fanzinden alıntıdır;


Stat çıkışında polis kortajına girmeme kararı aldık bu aynı zamanda provokasyonlardan ötürü çıkacak olaylara karşı önlemdi. Fakat tren istasyonuna geldiğimizde Fiorentinalı rambolar bizi bekliyorlardı. Tayfanın neredeyse tümü trene binmişti ki çevik kuvvet elamanlarından birisi durduk yerde arkadaşımızın kafasına copla vurdu. Bu olay bizi Milano’dan refakat eden DİGOS( taraftarları deplasmanlara refakat eden özel eğitimli polisler) memurlarının gözlerinin önünde oldu. Polisler sürekli el kol hareketi yaparak sözlü hakaret ediyorlardı, niyetleri bizimle çatışmaktı. Malum bizim çocuklarda geri vites yapmayıp bu isteklerini geri çevirmediler. Sonrasında tren istasyonunun içinde ve dışında şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu arada bazı polisler trenin içine girip Ultra olmayan sıradan Milan’lı taraftarları dövdüler. Diğer yandan trenin içine göz yaşartıcı bombalar atılıyor bazı polisler treni taşlıyordu. Aralarından biri silahını çekerek bize doğru yöneltip hareket çekiyordu.( Yaşananlar Stricia la Notizia ve Telelombardia tarafından kayıt edildi). Karşılıklı çatışmalar yaklaşık bir buçuk saat sürdü, yaptığımız yoğun taşlı saldırılarla polislerin geri çekilmesini sağladık ve tekrar trenimize bindik. Olaylar dindi sanmıştık ama yanılmışız, trenin hareket etmesini beklerken polisler yeniden saldırıya geçtiler. Bu defa hiç şansımız yoktu çevik kuvvet amansızca önüne geleni sopaladı trene de büyük hasar verdiler. Nihayet vahşet bitmiş hareket etmiştik, yolda iki arkadaşımızın tutuklandığını öğrendik. İçlerinden birisi karakolda feci şekilde dövülmüş vücudunda kırıklar oluşmuştu. Bilanço ağırdı, bir taraftarımız atılan göz yaşartıcı bombadan gözünü kaybetti. Polislerde de ağır yaralı vardı treni ise hurda olmuştu.  

 

Fazla söze gerek yok, çıkan olayları sade iki gazete haber yaptı geri kalanı da üç maymunu oynadı. Parlamentoda açılan soruşturma formalite, çıkan netice sıfır çünkü olayın baş aktörleri devletin emniyet güçleri. Fanzinde yazılanalar bir görgü tanığının anlattıkları ve bu yüzden fazla ciddiye alınmıyor ama ortada gözünü kaybetmiş bir genç var durduk yere kendi kendine çıkmadı herhalde! Aynı Fanzinde oda yaşadıklarını dile getirmiş fakat kimsenin umurunda değil. İtalyan kamuoyunda olaydan bahseden yok, çünkü kimsenin işine gelmiyor. Medya her zaman olduğu gibi birkaç sarhoş çapulcu ile geçiştirerek olayını üstünü örtüyor. Sakın üst makamlar rahatsız olmasın trajları düşmesin “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın”. Üstelik polisin dokunulmazlığı var nemelazım.


Dikkatinizi çekti mi? Bu olay 23 Mayıs 1999 tarihinde oldu, geçenlerde 16 Şubat 2011 günü Turgutluspor-Göztepe maçı sonrası polisin evlerine dönen Göztepeli taraftarların otobüsünü taşladığından bahsetmiştim. Aradan 12 sene geçmiş,  iki olayın arasında tek fark ülkeler. Bu esnada belki kaç sefer yeni yasalar çıktı ya da yeniden düzenlendi, peki ne değişti?....devam edecek.

Weiterlesen

Tuhaf Haldeyiz

27. Februar 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Öyle sindirilmiş ki her gün bizi eziyorlar ama tepki veremiyoruz yoksa vermek mi istemiyoruz? Rahat bize batmıyor, eskiden köleler kırbaçlanırdı artık modern çağda birkaç kelimeyle sindiriliyor insanlar. Şuuraltımıza yerleştirilmiş “böyle gelmiş böyle gidecek, burası Türkiye, borç yiğidin kamçısı” gibi laflar yetiyor böylece kimsenin canının da yanmasına gerek kalmıyor.


Hele biz Galatasaraylılar daha da tuhafız.  “Kol kırılır yen içinde kalır” Galatasaraylıların temelini oluşturan, 100 yıldır slogan haline gelmiş kelime. İşte o içerde kalan “YEN” bize son senelerde ızdırap çektiriyor, birde kulüp menfaatleri uydurdular yanına. Bilet fiyatları her yıl iki kat artar sesimizi çıkarmayız, kutsal forma renklerimizi değiştirirler susarız hatta hoşumuza gider lakin örnek aldığımız Katalanların büyük kulübü Barcelona’da benzer işler yapıyordur bizim durduğumuz hata. Formaların her köşesini reklamlarla donatırlar sesimizi çıkartmayız, ama korsana karşıyızdır.


Son günlerde bazı zavallılar tuhaf eylemler içine girmişler “Korsana karşı kükre” birazda pahalı biletlere, reklamsız formalara, kutsal renklerimizin değiştirilmesine tepki verseler ya? Reklam kokan hareketler bunlar. Ama laf söyledik mi en kötü biz oluruz Galatasaraylılığımız sorgulanır. Sahi, Galatasaray tribünlerinde son yıllarda semtlerden toplayıp getirilen çocukların büyük çoğunluğu Galatasaraylı olmadığını biliyor muydunuz?  Artık tribüncü kalmadı tribünleri tekellerine alıp tribüne takılanlar var. Polis, yönetim ve medya baskılarını anlıyorum da kendi içinden saydığın kişiler tarafından aforoz edilmek insana ağır koyuyor.


Ben yinede doğal karşılıyorum. Toplum olarak şiddet nasıl yaşamımızın parçası olduysa, birilerinin buyruğuna girip ezilmekte parçası haline geldi. Pahalı biletler şöyle bir kenara koyalım, benzinin litresi 4 TL’yi aşmış etin kilosu 30 TL iken, tarımcılık Avrupa’dan getirilen suni gübrelerle yok edilirken. Anadolu yağmalanıp çöle dönüştürülmesine dahi susuyoruz (bkz: Anadolu'nun İsyanı >>> link


Şimdi soruyorum İlkay Gündoğan mı daha çok vatan haini yoksa H.E.S. mi?

Weiterlesen

Yürüdüğün Yol...

25. Februar 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

 


Es ist die aller erste Stunde in unserer Runde,der Mann, der schlägt zeigt er dir den Weg?
Nein er wird es nicht sein,denn das machst du allein.
Und sieh das Ghetto machte aus dir ein brutales Schwein.....!

Weiterlesen

Mentalita ULTRAS#21 Baste Lame, Baste Infami

24. Februar 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Spagnolo ölümünün ertesi haftası İtalya’da yas ilan edilerek tüm spor branşlarında yapılacak müsabakalar iptal edildi. Atletizmimin de aralarında bulunması tuhaf belki futbolu diğer sporlarla aynı seviyede tutmak istediler? Ultra’lar boş hafta sonunu değerlendirerek bir kongre yapmaya karar verdi. Milan’lılar dışında tüm gruplar davet edildi. Toplantının sonunda katılan bütün grupların imzasını taşıyan  “Baste Lame, Baste Infami”( Bıçaklar sussun şiddet bitsin) adı altında ortak bildiri yayınlandı;

                                                                        Açıklama

 

1.    1. Geçtiğimiz Pazar günü Vincenzo Spognolo isimli bir Cenova’lı Ultra vefat etti. Kalleşçe gerçekleşen acı olay bardağı taşıran son damla oldu. Ultra’ların dünyasında Ultra olmayanlara, hareketi kendi çıkarlarına kullanıp reklamlarını yapmak isteyenlere yer yok! Bu olayda da görüldü ki, o lanet kişiler defalarca uyarıldıkları halde söylenenleri ciddiye almayıp geri dönüşü olmayan vahim hatalar yaptılar. Son zamanlarda moda olan bıçaklı kavgalar, az sayıda rakiplere saldırmalar 20-2 ya da 3 ve molotofkokteyli saldırılar artık son bulmalı.

 

2.     2.  Ey ULTRA: Tekrar lig başladığında hepimizi zor günler bekliyor. Polisin tutumu bize karşı eskisinden daha çok sert olacaktır çünkü yaptığımız hatalarla tüm kozları onların ellerine verdik. Bu çirkin olayın faturasını, maalesef olayla uzaktan yakından alakası olmayanlar ödeyecektir. Eğer bizler Ultra felsefesini yaşam tarzımız haline getirdiysek şu saatten itibaren aklımızı başımıza toplamalıyız. Şimdiye kadar tüm olup bitenleri görmemezlikten geldik, başkalarının sorunları dedik umursamadık ama “ARTIK YETER”.

 

3.     3.  Çözüm Yolu? Karşımıza öyle polisler çıkacak ki bu lanet mahlûklar ellerinden gelse bizleri bir kaşık suda boğmak isteyecekler. Kimseye merhamet göstermeden kalleşçe tuzaklar kurarak canımızı yakacaklar. Gelin Ultra’ları yok etmek isteyenlere karşı omuz omuza mücadele edelim.

 

Ne kadarda çelişkili olsa her şeye rağmen tribünlerimiz gerçek özgür dünyadır!

 

Toplantının sonunda yapılan açıklama medya tarafından ağır eleştirildi. Her zamanki eyyamcılıklarıyla olaya yüzeysel baktılar. Ne kadar sert olsa da, orada yazılanları ciddiye alsalardı Ultra’ların şiddet sorununa karşı bir çözüm reçetesi ürettiklerini göreceklerdi. Açıklamanın içindeki şifreleri çözemediler ama her şey ortadaydı fazla kafa yormalarına gerek yoktu. Gerçek taraftarla çapulcuların aynı tefe koyulmayıp ayrı tutulmasını istiyorlardı. Yalnız, karşı taraf günümüze kadar böyle niyeti olduğunu göstermedi.

comunicato.gif

Aksine şiddete karşı daha sert şiddetle cevap verildi ve verilmeye devam ediliyor. 5 Şubat 1995 tarihinde yapılan toplantı herkes için büyük fırsattı ama maalesef değerlendirilmedi. Ultra’ların yaptıkları açıklamada vurguladıkları gibi ağır yasalar çıkararak taraftarın üzerine daha sert gelinmeye başlandı. Hâlbuki Spagnolo ölümü öncesinde her iki tarafın birbirini iyi anlaması açısından Cenova Ultra’ları ve polis arasında yaklaşmalar olmuştu. Fakat tüm iyi niyetli çabalar bir anda silinip kenara atıldı. Statlarda polisler çoğaldı tabii biber gazları ve copları da. Alınan sert tavırlar tartışılır ve çelişkili, açıkçası devlet-halk ilişkisini zedeliyor. Dizinin ilerleyen bölümlerinde Spagnolo ölümün ardından alınan sert önlemlerin hepsi boşa çıktığını ve olayların iki kat daha arttığını yazacağım. Ama oraya gelmeden önce iki taze olaydan bahsetmek istiyorum.


İlki 16 Şubat 2011 tarihinde yaşandı. Turgutluspor-Göztepe maçı sonrasında polisler, evet doğru okudunuz “polisler” Göztepe taraftarlarının otobüslerini taşladılar! İnanmıyorsanız buyurun videosu;


Yahu arkadaş, madem bu insanlar suçlu durdurun otobüsü hepsini tutuklayın götürün merkeze çıkarın adaletin önüne versin cezasını. Kabahatleri yoksa böyle rezalete gerek var mı? Ulan vicdansız üzerinde devletin üniformasını taşıyorsun devleti temsil ediyorsun ama bir numara vatan haini olduğunun farkında mısın? Hadi taraftara kinlenmişsin otobüs sahibinin kabahati ne, yazık değil mi ekmek teknesini hurdaya çevirip çocuklarının rızkına mani oluyorsun? Bumu şiddete çözüm, yeni çıkacak yasada mutlaka polis şiddetine karşıda bir madde eklenmeli. Yoksa bu gidişle halk kendi adaletini sağlamasını çok iyi bilir. Devlet kendi halkına böyle davranırsa bu millet dağa da çıkar atom bombası da atar!


Gelelim ikinci olaya. 88 yıllık Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde şimdiye kadar görülen vahim trajediler arasında rahatlıkla ilk ona girer. Geçtiğimiz hafta sonu oynanan Beşiktaş-Fenerbahçe derbisin de yaşananlardan haberiniz var. Ama birkaç gün öncesinde olanlar daha vahim. Bilet kuyruğuna girmek isteyen Fenerbahçeli taraftarlar polis tarafından sokulmadı ve saatlerce kuyrukta bekleyenlerde çıkarıldı. Sebep ise insanların dış görünümleri, kıyafetleri poliste şüphe uyandırdığından dolayı güvenlik nedenleri öne sürülerek ayıklanıp maça gitmeleri engellendi. İtiraz edenler de cop ve biber gazıyla ikna edildi. Maç günü iki taraftar arasında hiçbir olay yaşanmadı ama protokol tribününde millet birbirine girdi. Hepsi Türkiye’nin yüksek eğitimli değerli zengin iş adamları. Olayın başını çeken FB başkan A.Yıldırım ve bazı BJK yöneticileri tam göbeğinde Beşiktaş Belediye Başkanı.


İmam-cemaat gibi ucuz bahane uyduramayız çünkü cemaate karşı günler önce önlem alınmış. Bu durumda söylenecek tek kelime besmele haline gelmiş A.C.A.B. sloganı, buna Behzat Ç. ve ekibi de dâhil. Konu açılmışken, Behzat Ç.’de sosyalizmin ışığını görenler Lady Gaga’ya bakınca neler görüyorlar merak ediyorum. Bende Behzat Ç.’yi görünce yeni çıkacak şiddet yasanında olan “Çirkin ve Kötü tezahürat” maddesi aklıma geliyor….devam edecek.

 


Weiterlesen

Mentalita ULTRAS#20 Kahraman Spagna

23. Februar 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Spagnolo’nun ölümü kamuoyunda büyük yankı yarattı, tepkiler bu defa geçmişte yaşanan Fonghesi, de Falchi ve Filipini olaylarına nazaran ağırdı. Günlerce, haftalarca bu olay manşetlerden düşmedi. Belki insanlar artık bıkmıştı, yıllarca süren vahşet Spagnolo cinayetiyle bardağı taşıran son damla oldu. Ama tepkilerin bu denli büyük olmasının esas sebebi 29 Ocak 1995 tarihinde yaşanan olayların tüm ülkenin gözü önünde olması büyük rol oynadı. Ölüm haberi canlı radyodan verildi. Yayıncı kuruluş programını yarıda kesmişti. Haber kanalları Cenova’lıların Milan tribününü kuşatmasını ilk haber yapmıştı. Tüm bu olup bitenleri kimse görmemezlikten gelemezdi mutlaka bir reaksiyon olacağı kesindi.


Mevzuumuz İtalya’da yapılan usta habercilik değil, bu hikâye Ultra’ları anlatıyor. Dışarıdan bakanlara garip ve anlamsız gelebilir ama tribün kovalayanlar ne demek istediğimi gayet iyi biliyorlar. O sene İtalyan Ultra’lar da cevap arıyordu ama her zamanki gibi çelişki içindeydiler. Brigate II grubu tüm Ultras oluşumları tarafından tukaka edildi. Fakat kapalı kapılar ardında yinede en büyük kahraman onlardı çünkü rakiplerine önemli bir ders vermişlerdi. Hatta günümüze kadar sohbetlerde sıkça anlatılan hikâyelerin başını çekiyor bu tür olaylar, maalesef.


Ultra’ların temel prensiplerinden biri ise yaşananları her şeye rağmen savunup arkasında durmaktır, kılıf uydurmak değil! Fakat herkes şapkasını önüne koyup kendine şu soruyu sormalı, “Mentalita Ultras” hareketi şiddet olmadan bunca yıl ayakta kalırımıydı?  Hiç denenmedi, bence kalamazdı. Zaten şimdiye kadar şiddete karşı içinde panzehir üretemedi çünkü 1980 yıllarında ortaya çıkan yeni nesil Ultra’ları dürüst çatışmalar kesmiyordu illa kan akmalıydı. Yalnız şu gerçeği kabul etmeliyiz. Şiddet futbolun bir parçası, hiç boş yere inkâr etmeyelim bkz. Ferarri-Lugano! Yaklaşık 23 yıl futbol oynadım yazacaklarımı oynayanlar çok iyi anlayacaklar. Sahaya çıktığınızda karşı takımı gollerle yenmek yetmiyor yerle bir etmek geliyor içinizden. Aynen böyle oluyor çünkü futbol fizik güce ve mücadeleye dayalı oyun bir savaş. Ultra’lar ve Holiganlar kendilerine öz ritüellerle tamamen bunu yansıtıyorlar. Lakin İtalya ve Britanya’ya adasının tarihlerine göz atarsak iki ülkenin de futbol kültürü birbirine benziyor. 12. yüzyıl İngiltere sinde ortaya çıkan Shrovetide Football ve Fiorentina’da 15. Yüzyılda oynanan Calcio in costume. Tabii bunlar şiddeti meşrulaştırmıyor sakın kimse yanlış anlamasın. Önceleri de bahsettiğim gibi hiçbir medeni toplumda bu denli vahim olaylar kabul görmez!


Spangnolo cinayeti o yıllarda büyük ilgi gördü, bütün ülkenin Ultra’ları bu olayla adeta özdeşleşiyorlardı. Hepsi hem fikirdi, kim Spagnolo’nun yerinde olsa aynısını yapardı. Düşmanlarının peşinden koşar tribünlerinin namusunu canlarını ortaya koyarak savunurlardı. Fakat Ultra dünyasının çelişkili yanı ise madalyonun diğer yüzü. Onlar sade kurban değil bir anda katilde olabilirlerdi! Gösteriş meraklısı, hiç düşünmeden başkalarının hayatını tehlikeye sokan adrenalin bağımlı şuursuz 18 yaşında gençler. Az sayıda olsalar dahi bıçaklarına güvenerek rakip tribünlerin içine dalıp gözlerini kırpmadan insanları yaralar hatta öldürülebilirlerdi. Buna benzer olaylar herkesin başına gelebilirdi.


Spagnolo olayı öncekilerinden farklı çünkü başından sonuna kadar Ultra’ların kendi aralarında işlediği bir cinayet. Bu defa virane statlar bahane edilemez olayın içinde poliste yok. Kimse rokette atmadı ve kimsede tuzağa düşürülmedi. 29 Ocak 1995 günü Cenova’da yaşananlar baştan sonuna kadar bıçaklı Ultra trajedisi. Ama o yıllarda herkesin bıçağı vardı ve hepsi bunu biliyordu….devam edecek.

 


Weiterlesen

Mentalita ULTRAS#19 Vincenzo Spagnolo Cinayeti Vol.2

20. Februar 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Aldığı ölümcül bıçak darbesinden sonra Vincenzo bir daha ayağa kalkamadı, Milan’lılarda tabanları yağlayıp olay yerinden kendi tribünlerine doğru kaçtılar.


Another mother's breaking
Heart is taking over.
When the violence causes silence,
We must be mistaken.


Yukarıdaki satırlar 1995 yılında Cranberries grubunun söylediği hit parçası “Zombie”den alıntı.

Evet, bir yerde hata yapılıyordu hem de fena halde!

 

Milan tayfası kendilerine ayrılmış tribüne girerken hep bir ağızdan “Uno di meno, voi  siete uno di meno”(bir kişi eksiksiniz, bir kişi eksiksiniz) tezahüratını bağırıyorlardı. Oyunun vahşi yönü işte kendi canına gelmedi mi başkasının canı yandığında zevk alır insanoğlu. Böyle vahim yönleri vardır bu güzel tribün dünyasının. Vicdanın iflas ettiği yerde bazen tahammül ve sabır ister, katlanabilirsen tabi!


Oyunun bir parçasıydı böyle olaylar zaten o ana kadar birinin öldüğü kimsenin aklından geçmiyordu. İki tarafın yaptığı kavga sonucu ufak bıçak yarası, 3 dikiş atılır ertesi gün polis haberlerinde birkaç satır yazılır gelir geçerdi. Kısa süre sonra ciddi olayların yaşandığı söylentileri dönmeye başladı. Önce ağır yaralı dendi, sonra bir kişi öldüğü dedikodusu çıktı. Ölü sayısı iki hatta üç oldu. Kesin haber ilk devrenin bitmesine az süre kala radyodan geldi. “Tutto il calcio minuto per minuto” programını sunan spiker bir Cenova’lıyı  Milan’lı Ultra’ların öldürdüğü haberini verince  stat da gürültüler bıçak gibi kesildi. Kimseden ses çıkmadı, buz gibi hava esiyordu Stadio Ferraris’te.

SPAGNUOLO3.jpg

 

Bir anda tüm stat Milan tribününe doğru yönelerek hep bir ağızdan “Katiller” diye bağırmaya başladı, insanlar haberi duyunca şok olmuşlardı. Cenova’lılar maçın yarıda kalması için ellerine geçirdiklerini sahaya fırlattılar, koltuklarda kırılıp atıldı. Takım kaptanı Torrente olanları öğrenmek için kendi tribününe gitti. Öğrendikten sonra tekrar sahaya gelerek diğerlerine bildirdi. Herkes şaşkındı, bu gergin ortamda müsabakanın devam etmesi zor gözüküyordu. Nihayet beklenen iptal kararı çıktı, iki takımın kaptanları Torrente ve Baresi anons kabinine giderek taraftarlara sükûnetli olmaları yönde iki laf ettiler ama iş çığırından çoktan çıkmıştı. Maçı anlatan spiker Fazio “ bu benim işim değil fazla katlanamam” sözleriyle naklen yayını kesti. Afili laflarla timsah gözyaşları dökenlerin eyyamcılığı fazlasını beklememeli. Fakat İtalya Futbol Fedrasyon başkanı Mattarese eyyamcı biri değildi, o “maçı iptal etmek büyük bir hataydı” açıklamasıyla içinden gelenleri dile getirdi. Başkan Mattarese 2007 yılında ölen polis memuru Raciti olayında da içinden gelenleri söyledi ama oraya sonra geleceğiz.

GENOA-Ascoli-20-2003-04-20-20-20strisc-20per-20Spagna.jpg

 

Bu arada stat savaş alnına dönmüştü, binlerce Cenova’lı Ultra Milan’lıların olduğu tribünün etrafını kuşattılar aralarında sade Çevik Kuvvet vardı. Polislere yalvardılar “ne olursunuz bize 10 dakika müsaade verin tribüne girelim söz sonra çekip gideceğiz”. Çevik kuvvet direniyordu, saldıranları geri tepmek için üstlerinden emir bekliyorlardı ama kimse o emri vermeye cesaret edemedi. Cenovalı taraftarlar tribüne girmekte ısrarlıydılar. Ve gerçekten 50 kişi güvenlik alanı oluşturulan tribüne girdi, Mlilan Ultra’ları ile aralarında sade cam kalmıştı. Allahtan cam sağlamdı yoksa daha büyük felaketler yaşanırdı. Sonunda polisler Cenova taraftarlarını stattan çıkartmayı başardı. Fakat esas savaş dışarıda başlamıştı. Cenova kentinin sokakları o gün Gaza şeridinden farkı yoktu. Almanlar bile ikinci dünya savaşında bu kadar hasar vermemiştir. Barikatlar kuruldu arabalar yakıldı. Belediye başkanı Adriano Sansa olay yerine intikal etti ve elinde megafonla halkı yatıştırmaya uğraşıyordu. Çabaları boşaydı. Cenova halkı yaşlısı genci, kadını erkeği polisle sabaha kadar çatıştılar. Bizim gibi dışarıdan bakanlara olaylar vahim gözükebilir ama dayanışma diye ben buna derim Arkadaşlar. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için omuz omuza destek işte budur. Vatan hainliği kulüp menfaatleri hepsi hikâye, önce İNSAN!


Ultras tarihinde görülen en acı olaylardan biri yanşadı Cenova’da ama bu son olmayacaktı. Beş sene sonra Cenova G8 zirvesinde yine savaş alanına döndü, o olaylara da değineceğim. Milan taraftarları kimlik tespiti yapıldıktan sonra serbest bırakıldı. Saatlerce bekleyen Milan’lıların aralarında kadın ve çocuklarda vardı. Aç susuz, tuvalet ihtiyaçlarını gideremeden bekletildiler. Halkın onları linç etme endişesinden dolayı rehin alınmışlardı. Ertesi sabah yoğun güvenlik altında şehirden çıkarıldılar. Vincenzo’yu bıçaklayan taraftarı ise eve geldiğinde polisler bekliyordu….devam edecek.

 

Weiterlesen

Mentalita ULTRAS#18 Vincenzo Spagnolo Cinayeti Vol.1

20. Februar 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Kling-klang, 1990 yıllarının ortalarına kadar İtalya statlarının etrafında sıkça duyulan ses. Kavgaları basan polisten kaçan Ultra’ların yere attıkları bıçaklar.


Ocak 1995, Cenova’da soğuk bir kış günü. Cenova-Milano maçı başlayalı birkaç dakika oldu, bisagna nehrinin tarafında bulunan tribünün sokağında yine aynı bıçak sesleri yükseldi “kling-klang.” Bıçakları atıp güney tribünü istikametine doğru kaçanlar ise bir grup Milan taraftarıydı fakat bu defa durum farklıydı. Yerde bir Cenovalı Ultra yatıyordu, adı Vincenzo Spagnolo henüz 24 yaşındaydı. Vincenzo yerden bir daha kalkmadı, onu bıçaklayan Milanl’ı taraftar daha 18 yaşındaydı. Uzun yıllar süren Ultras tarihinin yine bir kritik dönüm noktasındayız. 2007 yılında yaşanan Sandri cinayeti de “Mentalita ULTRAS” hareketinin dibe vurduğu son olaydı ama oraya daha geleceğiz.


Paparelli cinayeti kamuoyunun Ultra’lara bakış açısından önemli dönüm noktasıydı. Malum toplumda negatif iz bırakmıştı ama Ultra’ların kendi içlerinde hiçbir şeyi değiştirmedi. Bunda Paparelli cinayetinin farklı gelişmesi de olabilir.  Spagnolo’nun ölümüne sebep veren unsurlar trajikliği kadar karışıktı. 80’lerin başında eski oluşumların dağılmasıyla ortaya çıkan yeni grupların sebep verdiği şuursuz şiddet olayları Ultras hareketine ağır darbe vurduğunu önceleri belirtmiştim. Kasıtlı saldırılar sudan bahanelerden çıkan kavgalar ve bu kavgalarda yeni gelişen “emanet kültürünü” diğer adıyla bıçak kullanmayı gelenek haline getirerek lüzumsuz yere can kaybına yol açıyorlardı. Spagnolo cinayeti aklılarını başlarına toplamaları için bir umuttu, maalesef sade umut olarak kaldı.


Cenova ve Milan taraftarları 1970 yıllarında kardeş tribündüler buna dizinin ilk bölümlerinde değinmiştim. “Lotta Continua” hareketinden dolayı ortak siyasi görüşü paylaşmalarından ötürü dostluk bağları oraya dayanıyor. 1982 senesinde iki takımı da yakından ilgilendiren ligde kalma açısından önemli müsabakada ortaya çıkan olaylarda dostlukları ağır yara aldı. Ve birde eski grup üyelerinin tribünlerden çekilip yeni nesil Ultra’ların tutumları da önemli rol oynadı. En çarpıcı örneği 1993 yılında tarafsız sahada(Napoli) oynan maçtan sonra iki taraftar arasında çıkan kavgada birçok kişi bıçaklanarak yaralanmıştı.


Evet, gelelim Spagnola cinayetinin gelişmelerine.

 

Milan tribünü içinden yeni ortaya çıkan Brigate II grubu ve “Chirurgo”(cerrah) lakaplı liderleri o gün düzenlenen toplu organizasyona katılmayıp diğerlerinden ayrı Cenova’ya gitmeye karar verdiler. Üzerlerinde renklerini belli edecek atkı vb. ürünler yoktu tamamen sivildiler. İngiliz modeline benzeyen efsane I.C.F. grubu tarzı şehirlerarası trene binerek Cenova yolunu tuttular. Onlara bir başka alt grup eşlik ediyordu “Gruppo del Barbour”, hiç biri boş değildi hepsinin üstünde bıçak vardı. Kafaları karıştıran, Brigate II adlı grubun gerçek kimliği. Anlatılanlara göre sürekli gereksiz yere kavga çıkarıp düzeni bozduklarından dolayı Brigate Rossenere tarafından dışlanmışlar ya da kendileri ayrılmış, bu konuda kesin bilgiler yok.

il-tifo-rossoblu-sventola-una-bandiera-con-l-immagine-di-vi.jpg

 

Brigate II grubu saat 13:00 sularında Cenova’nın Brignole istasyonuna vardılar. Trenden iner inmez istasyonda “Cani Sciolti”(başıboş köpekler, halk arasında münferit deplasmana giden taraftarlara takılmış lakap) yolcularını bekleyen Cenova’lı taraftarlara saldırdılar. Kısa süre sonra, çıkan arbedeye polis müdahale ederek Milan taraftarlarını serbest bıraktı. Polis serbest bıraktığı kişilerin kim olduğundan habersizdi çünkü taraftar olduklarına dair üzerlerinde hiçbir belirti yoktu. Ama tren istasyonunda bu gibi tipleri bekleyip kavga arayan Cenova taraftarları onların münferit maça gelen Milan Ultra’ları olduklarını biliyorlardı, prensip gereği polise çaktırmadılar. İstasyondan ayrılan Brigate II grubu ıssız kenar sokaklardan şüphe çekmeden stada gittil Ev sahibi tribününün olduğu yere geldiklerinde bir an durakladılar. Gişelerin önünde duran Cenova taraftarları bu yabancıları fark etmedi çünkü Brigate II grubu 1990 dünya kupası için stat onarımlarından kalma inşaat malzemelerinin arkasında gizleniyordu. Hoş, aradan 5 sene geçmiş ama hala inşaat malzemeleri toplanmamıştı!


Biraz bekledikten sonra grubun içinden üç kişi kuzey tribünü istikametine giderek Cenova’ taraftarlarına doğru “Fossa nerde” diye bağırdılar. Cenova’lılar şaşkındı, adı bağırılan grup “Fossa dei Grifoni” ve iki sene önce kendilerini fesih etmişlerdi. Şunu da belirtmekte fayda var, o yıllarda Cenova tribünleri zor günler yaşıyordu. Bir sürü parçalanmış gruplar vardı, eski tribüncüler kısmen çekilmiş maça gelmiyordu, kısacası tribün başıboştu. Ama yinede o gün eskilerden maça gelenler vardı ve Milan Ultra’larını tribünlerine yaklaştırmamakta kararlıydılar. Ufak bir kemerli çatışmadan sonra Milan’lılar kaçmayı başardı. İşte tam o sırada Spagnolo ara sokaktan stada geldiğinde olaya şahit oldu. Önünden geçen Milan’lıları gören Spagnolo bir anda kaçanların peşine takıldı.


Neden Spagnolo Milan’lıları kovaladığı muamma, yoksa oda yeni nesil Ultra’lar gibi kavga arayan tiplerden miydi? Hayır! Spagnolo sıradan biriydi. Sesiz, maçlara sık gelmeyen deplasmanlarda da pek görülmeyen taraftardı ve o güne kadar hiçbir olaya karışmamıştı. Bir tribüncünün bakış açısından böyle davranması gayet doğal. Buna mahalle baskısı, adrenalin ve sokak kavgalarının verdiği heyecanda diyebiliriz.


Kaçan Milan Ultra’ları Spagnolo’yu fark edince durdular. Aralarından bir genç bıçağını çekip Spagnolo’nun üzerine doğru gelerek bıçağını tam yüzüne dayadı. Milan’lı şaşkındı, bıçağı gören Spagnolo neden kaçmıyordu? Yoksa bıçağı görmüyor muydu? Olay şahitlerinin anlattığına göre Spagnolo bıçağı gördü ama o Milan’lı taraftarla çatışmaya kararlıydı. Spagnolo ilk yumruğu attığında öbürüde bıçağı göğsüne saplayarak öldürücü darbeyi vurdu….devam edecek.

Weiterlesen

Mentalita ULTRAS#17 Kanlı Pazar

17. Februar 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Ultra’lar Colombi vefatının bir polis cinayeti olduğunu tüm kamuoyuna duyurmayı başardılar fakat bu esnada yeni düşmanları oldu ”POLİS”. Devleti idare edenler yanlış yolda gittiklerinin farkında değilerdi…..dersek yalan olur. Hepsi önceden detayına kadar planlanmış şimdi uygulanıyordu, o döneme göre gayet normal sayılır.

 

90’lı yıllar, Berlin duvarı yıkıldı, Sovyetlerbirliği dağıldı kutuplar ortadan kalktı artık soğuk savaş bitmişti. Kimilerinin yaşam tarzı ile dünyaları da değişti. Örneğin dağılan Varşova paktı ülkelerde eski rejimler halk darbeleriyle yıkılıyordu.  Dünya’da kendi içinde tamamen değişmeye başlamıştı. Zaten savaş hiç bitmemişti ki, sade hedefler farklıydı soğuktan sıcak temasa geçilmişti.

 

Yeni Dünya düzenini inşa edenler doğu blok devletlerinde yaşananları endişeyle seyrediyorlardı. Batı halkını benzer ayaklanmaları başlatacağından şüpheliydiler ve bu yüzden Toplumu bu tarz olaylardan uzak tutmak gerekiyordu, çıkacak bağımsız ve münferit tepkilere karşı önlem almaya yöneldiler. Buna karşılık insanlara yeni şeyler sunmak lazımdı ve böylece bir sanal dünya oluşturuldu.

 

Neo-liberalizmin kök saldığı yeni küresel dünya içinde Halkı mental köle haline getirdiler. Tüketici bir Toplum oluşturuldu. Bol para harcayan olmayınca gırtlağına kadar borçlanan. Boş zamanlarını televizyon, internetin karşısında geçiren dışarıya çıksa bile reklamlardan transa girmiş soluğu modern alışveriş merkezlerinde alan sözde mutlu insanlar yarattılar. Gerçekten mutlular mı orası muamma.

 

Yeni yapılanan düzene karşı çıkanlar ise “Çevik Kuvvetin” gücüyle karşılaşıyor ve “Şiddet Yasalarıyla” yargılanıyorlardı. Wachowski kardeşler bunu çok güzel anlatıyorlar ama konudan fazla uzaklaşmayalım. Şu soruyu sormadan geçemeyeceğim, bu kanunun adı neden  “Şiddet Yasası”? Bizi gerçekten şiddetten mi koruyacak? yoksa şiddeti daha fazla mı körükleyecek?  

 

Bunları yazmamın sebebi o yıllarda yeni dünya düzeni adı altında oluşturulan düzenin insanları refaha kavuşturacağına nasıl birbirine düşman ettiğini anlamanız için. Ne ekersen onu biçersin demiş atalarımız ve ektiklerinin meyvelerini toplamaları fazla sürmedi. Şimdi anlatacaklarım yukarıda tarif etmeye çalıştığım tablodan doğan olayların patlak vermesidir. Bir gün olacağı kesindi, peki “Neden?”

 

Tribün âlemi çok farklıdır gerçek dünyaya benzemez. İkiyüzlü, şizofren çok yönlü, karmaşık ve kaotik bir ortam. Sürekli iç ve dış çekişmeleriyle boğuşan çelişkilerle dolu, gizemli, ama her şeye rağmen özgür ve güzel dünya. Öyle ki 50 sene tribün kovalasanız bir dakika sonra ne olacağını kestiremezsiniz. Ve yine böyle bir karışık ortamda 40 yıllık Ultra tarihi kanlı pazarlarından biri yaşadı.

 

Yıl 1994 20 Kasım, günlerden Pazar. Brescia-AS Roma arasında oynanacak lig müsabakası. Yani sıradan maç günü fakat bu günü özel kılan bir sürü faktörler var. Deplasmana giden AS Roma tayfasının başında C.UC.S. grubunun dağılmasından sonra yeni oluşan aşırı sağ görüşlü gruplardan birisi “Opposta Fazione” var .

O gün kontrol tamamen onların elinde ve endişe yaratan meselede bu. İşin aslına bakarsak bir hafta öncesi Olimpico’da açılan pankartlar gelecek maçta yaşanacaklara dair gerekli ipuçları veriyordu. Brescia’da müsabakanın oynanacağı gün Belediye seçimleri yapılacaktı ve bundan dolayı Polis sendikası maçın başka tarihe ertelenmesi için çok çaba gösterdi ama bu istekleri geri çevrildi.

oposta.jpg

 

300 Romalı taraftar her türlü silahla donanmış Başkentten Brescia’ya doğru yola çıktılar. Yolda onlara diğer aşırı sağ örgütlerinin sempatizanları da katıldı ve yaklaşık 1000 kişi Brecia şehrine vardılar. Romalı taraftarlar otobüsten iner inmez hiç fazla vakit kaybetmeden doğrudan polislere saldırdı. Bu eylemin önceden planlandığını ayrıntılarıyla anlatmaya gerek yok sanırım.

 

Şiddetli geçen çatışmalarda bir emniyet müdür yardımcısı,  Giovanni Selmin karnından aldığı bıçak darbesinden dolayı neredeyse hayatını kaybediyordu, 6 saat süren ameliyat sonrası zor kurtarıldı. Bir polis kâğıttan el yapımı bombadan yaralandı, onlarca poliste darp yaralarıyla olayı hafif atlattılar. Tüm kargaşanın üstüne“Cavallo pazzo” lakaplı bir Romalı ( o yıllarda henüz Jimmy Jump ortalıkta yoktu ve bu eleman İtalya’da maçlarda sahaya atlamaları ve bazı canlı çekilen Televizyon programlarına aniden girişiyle meşhurdu ) tuz biber oldu. Maçın 10. Dakikasında sahaya girmesi Brescia taraftarlarını iyice kudurmuştu.

 

Maçtan sonra Brescia sokakları savaş alanına döndü, şiddetli çatışmalar yaşandı Romalıların “kanlı Pazar” eylemi amacına ulaşmıştı. Olaylardan sonra her iki taraftan tutuklananlar oldu, aralarında bazı aşırı sağ partilerin liderlerinde bulunuyordu. Hepsi ağır hapis cezasına çarptırıldılar.

 

Ultra’lar ise kendi aptallıklarının kurbanı oldular ve bir kez daha siyasetin tribünde yeri olmadığını anlamışlardı. Olayların bu boyuta gelmesinde iki unsur ön plana çıktı. Birincisi, Roma Başkanı Sensi’ye tribün ile kulüp arası irtibatı kopardığından dolayı şantaj yapılmıştı. İkincisi, Padania dergisinin ortaya attığı iddiaya göre Brescia’da yapılan seçimleri manipüle etmek isteyen Lega Nord partisine bağlı içişleri bakanı Maroni’nin olaylarda parmağı vardı. Ne olursa olsun ortaya atılan her iki iddiada yaşanan vahim olayları hafifletmiyor.

İtalya futbolunu kötü günler bekliyordu ve havada daha acı olayların yaşanacağı kokusu vardı….devam edecek.   

Weiterlesen