Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör
Neueste Posts

Trabzonspor - Galatasaray 2:0

6. November 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Sezonun 11. haftasında sade 16 puan toplayan takımın, adı şanı ne olursa olsun bundan sonra ne yapıp edip 24 puan toplayarak hedefi ilk önce ligde kalmaktır. Maalesef bu acı gerçeklerle yüzleşmeliyiz, biz Galatasaray’ız elbette bunların üstesinden geleceğiz fakat takımın içinde bazı oyuncular farkında mı orası muamma!


İyi oynamadık ama maçı kaybedecek kadar kötü değildik. Takım verilen görevleri elinden geldiği kadar yerine getirmeye çalıştı, yalnız dediğim gibi formayı hak etmeyen futbolcular var. Hagi gelecek maçlarda hala bu oyuncularda ısrarını sürdürürse, birilerinin koltuk sevdasına kurban gider ve bizde hiç şaşırmayız!

 

 

 

 

CobraKaiNoMercyFrontpatch-Kopie-1.jpg

 

                                                    DAYAN GALATASARAY

Weiterlesen

Sorgulama Zamanı!

5. November 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Alman Ultras oluşumları Ekim ayının başında Başkent Berlin’de, tribün kültürünü korunması ve gelişmesi, 50+1 kalması için bir yürüyüş düzenlediler. Yaklaşık 10.000 bin kişinin katıldığı yürüyüşe gösterilen yoğun ilgi organizatörleri memnun etti. Yürüyüş hakkında fazla detaylara girmeyeceğim nasıl olsa etrafta çok yazılıp çizildi. Ben dikkati Berlin’e gitmeyen oluşumlara çekmek istiyorum, ortaya sürdükleri bahaneler öyle yabana atılacak gibi değil. Oluşumların yaptıkları açıklamalara dikkate alırsak, artık Tribün Kültürünün bir dönüm noktasına geldiğini anlıyoruz ve şapkamızı önümüze koyup kendimizi “Sorgulama Zamanının!” geldiğini kabul etmeliyiz.

berlin_ultras_protest_01.jpg

Yürüyüş öncesi Leverkusen, Dortmund, Ahlen ve Mönchengladbach oluşumları yaptıkları sert açıklamalarla organizasyonu ağır şekilde eleştirip ve bu yürüyüşte çifte moral ve Eyyamcılık yapıldığını vurgulayarak Berlin’e gitmediler. Oluşumlardan gelen bazı tepkiler;


”Binlerce kişi Futbol Taraftarları suçlu değildir sloganları atıp ertesi hafta deplasmana gelen rakiplerini ilk fırsatta tren istasyonunda saldıranların samimiyetine inanmıyoruz”(Ultras Leverkusen)


“Atkılar ve Bayraklar eski günlerde adetten olduğu gibi kafa kafaya yapılan karşılaşmalarda değil de, sinsice tuzaklar kurarak ya da gece yarısı hırsızlar gibi dernek binalarına girip çalınması tribün kültürünü seviyesiz hale getirmiştir”(Ultras Mönchengladbach)


“Dernek binalarını yağmalayıp arabalara hasar verenler, etrafa şuursuzca saldıranlar, ne futbol nede o günkü rakiple alakası olmayan saçmalıklara karışan çapulcu zihniyetli mahlûkların bu âlemde yeri yok”(Jubos Dortmund)


Berlin’de yürüyüşe katılmayan oluşumların ortaya koydukları sebepler mutlaka dikkate alınmalı diye düşünüyorum. İllaki tribün kültürü dünyanın sonuna kadar sürmelidir, fakat tribün kültürünün geldiği bugünkü nokta üzerine kafa patlatma zamanı geldi. Bu vesileyle geçtiğimiz günlerde uA-Eyüp Sultan Başkanı Osman Özütlerin yayınladığı yazıyı tekrar gündeme getiriyorum, ne kadar çoğumuzu rahatsız etse de çok doğru şeyler içeriyor ve kesinlikle unutulmamalı!

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sevgili arkadaşlar, yaklaşık 30 seneye yakın bir zamandır, elimden geldiğince Galatasaray’ımızın maçlarına gitmeye çalışan biriyim. Ve de yaşımın kendimce kemale(!) ermesinden ötürü, bazı şeylerin geç te olsa farkına varıp hayat felsefemi tamamen değiştirerek; Galatasaray’ımı direk körü körüne, şovenist ve popülist söylem, tutum ve duruşla desteklemek, yani “başarı için her yol mübahtır” ilkesiyle beslenen bir taraftar profili çizmek yerine; “eksende insan, barış, dostluk, eşitlik ve kardeşlik” olgularını prensip edinen bir insanoğlu olmaya karar verdiğim günden itibaren, yazdığım tüm makalelerde hep bunları gözettim. Yazdıklarımın bir kısmı tabi ki Kadıköy’deki fenerbahçe maçına giderken, 9 yaşındaki bir çocuğa bile saldırmaktan geri kalmayan holiganist yapıdaki sözde(!) bazı taraftarlarımızın hoşuna gitmedi ve de asla gitmeyecek bunu çok iyi biliyorum. Ama dediğim gibi, ben popülizm yerine, “dost acı söyler” misali bu toplum ve de insanlık adına, bazı gerçekleri her zaman elimden geldiğince masaya yatırıp, dilimin döndüğünce anlatıp, işlemeye devam edeceğim. Zira gerçek GALATASARAYLILIK budur. Galatasaray sadece bir spor kulübü değil aynı zamanda Türkiye’nin modern ve medeni dünyaya açılan bir kültür yuvasıdır, insani ve vicdani konuları asla göz ardı etmeyen yaşam şeklidir.

İşte bu bağlamda, bu yazımda tribünlerde bulunan hastalıklı beyinlerin toplumda nasıl derin tahribat açtıklarını anlatmaya gayret göstereceğim.

Malumunuz son haftalarda, tüm takım taraftarlarının dilinde Kanal D’nin yeni sezon dizisine atıfta bulunan bir slogan dolaşıyor. Ama öyle bir akla zarar slogan ki, kaç kadının onurunu incitecek, rencide edecek ve onu hedef gösterecek oldukça seviyesiz bir slogan..

"Fatmagül’ün suçu yok, biz onu Bihter sandık!"

Peki ne olacak Bihter olunca? Ne değişecek? Tecavüz hafifleyecek mi? İnsanlık suçu olmaktan çıkacak mı? Maalesef Türkiye bir dönem son derece üzücü ve kaygı verici bir tartışma yaşanmıştı. “Vesikalı çalışan kadınlara tecavüz etmenin cezası indirilsin mi indirilmesin mi?” tartışması. Şimdi bir insanoğlu olarak, bu kader mahkumlarının içine düştüğü durumu önemsemeyip "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mı diyeceğiz? "Aman canım, nasıl olsa onlar ahlaksız kadınlar, başlarına ne gelirse gelsin!.." diye omuz mu silkeceğiz? Böyle mi vicdanlı bir insan, bir vatandaş, bir demokrat olacağız?

Bütün bunlarda temel problem tecavüz edene değil, tecavüze uğrayana bakılması, ona yüklenilmesidir. Sarkıntılığa uğrayan kadın acaba ne giyiyordu? Gece vakti dışarı mı çıkmıştı? Tahrik edecek şekilde mi yürüyordu? Acaba adı çıkmış bir kadın mıydı? Uzun lafın kısası "hak etmiş miydi?" Öyle bir zihniyet var ki, sarkıntılık yapana ceza vermek yerine adeta sarkıntılığa uğrayandan kendisini aklamasını bekliyor. "Önce bir ispatla bakalım. Ahlaklı kadın mısın ahlaksız mı?"

Bir de son bir haftadır belli bir kesim Galatasaray taraftarının dilinden düşürmedikleri ve de kimse kusura bakmasın ama insanlıktan nasibini almamış ancak hastalıklı bir beyinden çıkabilecek, dünyadaki en kutsal varlıklardan biri olan anneler başta olmak üzere, kadınlara, kızlara tecavüz etmeyi mübah sayan “Çarşıya tecavüz etmeye, Beşiktaş ananı … meye geldik” diye bir beste söyleniyor ki, ben bir erkek olarak bunu kaldıramazken, bazı bayan arkadaşlarımızın da bu tezahürata büyük bir coşkuyla katılmasını anlamak ta büyük güçlük çekiyorum. Daha doğrusu anlayamıyorum..

TDK sözlüğü bakın tecavüzü nasıl tanımlamış; “Kişiye ait bir manevi değerin zorla alınması, elde edilmesi. Namusuna saldırma, sarkıntılık, manevi gasp. “

Bir insan kendine nasıl böyle bir rolü yakıştırır. Şimdi bu tezahürata büyük bir istekle eşlik eden arkadaşların; Irak’ta binlerce kadına tecavüz eden askerlerin ruhuyla ne farkı var? Ben söyleyeyim; sadece mantalite farkı var, evet bu arkadaşların çoğu Irak’taki bu tecavüz eylemlerine katılmayacaktır ama potansiyel olarak tecavüze yeltenebilecek kişiler olduklarını unutmamalıdırlar. Zira insan hal, tutum ve davranışlarıyla iyiyi ve kötüyü kendisi yaratır. Düşünceler gayeyi doğurur. Gayeler eyleme dönüşür, eylemler alışkanlıkları oluşturur. Alışkanlıklarda karakter belirleyerek kaderimizi tayin eder.
Hz. Mevlana’da bu durumu; “sen düşünceden ibaretsin. Gül düşünürsen gülistanlık, diken düşünürsen dikenlik oluverirsin.” sözüyle mükemmel bir uslupla anlatmıştır.

Evet yukarıda da belirttiğim üzere maalesef, tribünlerdeki kadınları aşağılayan tezahürata bazı hemcinsleri de katılarak, bu haksız ikiliğin devam etmesine belki de farkında olmadan katkıda bulunarak destek veriyor.. İşin trajikomik tarafı da bu olsa gerek!..

Ayrıca sadece erkekler değil, kadınlar da birbirlerini "iyi kadın-kötü kadın" diye damgalıyor, kategorilere ayırıyor. Ona göre muamele yapıyorlar. Unutmayalım ki biz büyükleri örnek alan bir sürü ergen taraftar var çevremizde. Onların birçoğu bizlerin söylemi tutum ve davranışlarımızı gözeterek birebir taklit ediyorlar. Ve biz belli bir yaşa gelmiş taraftarlar olarak onlara kadınlardan daha üstün olduklarını, her şeyin ellerinin kiri olduğunu, yıkasalar geçeceğini öğretirsek, onların hatalarından bizler de mesulüz demektir. Emin olun onların da günahları bize de yazar. Yok şayet biz küçüklerimize, kız kardeşlerinden başlamak üzere, her kadına eşit ve saygılı davranmalarını öğretirsek, işte o zaman bir fark yaratabiliriz. Daha insanca, daha yumuşak, daha muhabbetli bir gelecek için.. Kadını dışlayan, metalaştıran, agresif bir enerji değil; dost ve ahlaklı, olgun ve centilmen bir ortam görmek istiyoruz stadyumlarda. Ve ister Fatmagül olsun ister Bihter, tüm kadınların saygı ve eşit muamele gördüğü bir ülke olmayı diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla..

Osman Özütler
uAES - ultrAslan Eyüp Sultan
Kurucusu ve Başkanı

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Kendimizi sorgulamanın zamanı geldi Arkadaşlar. Amenna, tribün kültürü “Sporu Canlı yaşayıp, yaşatmaktır” diyoruz ama biz bu kültürün neresindeyiz? Galatasaray bir eğitim ve spor yuvası, kültürün eşiğidir. Peki, biz ne kadar sporun içindeyiz? Aldığımız eğitimi yeterli görüp neden kendimizi geliştirmiyoruz? Kültür seviyemiz sandığımız kadar üst seviyede mi?


Oysa zamanında yaşlı valide hanım ile mütevazı pederimiz bizleri uyarmıştı!

Weiterlesen

ULTRAS PER SEMPRE

4. November 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

 

liberta-ultras-2_zoom.jpg
Weiterlesen

Torcida 60 Yaşında

3. November 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Avrupanın en eski ULTRAS oluşumu Torcida(Hajduk Split) 60 yaşına girdi.28.10.1950 tarihinde kurulan oluşum geçtiğimiz hafta sonu oynanan Hrvatski Dragovoljac maçında çoşkuyla 60. yıldönümünü kutladı.

 

                                       28.10.1950

torca1950.jpg

 

 

                                          28.10.2010

torcida_birthday_15.jpg

torcida_birthday_11.jpg

torcida_birthday_06.jpg

torcida_birthday_07.jpg


Weiterlesen

Üfle Güneşi Sönsün

2. November 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Geçtiğimiz Pazar günü Sırbistan’da vahim bir olay yaşandı, daha henüz 17 yaşında olan FC Rad taraftarı B.G. arkadaşlarınla birlikte takımlarını FC Vojvodina’ya karşı oynayacağı müsabakada desteklemeye gidiyorlardı. Stada az kalmıştı ki, Çevik Kuvvet tarafından yolları kesildi. Polisler 14 kişiden oluşan grubu toplu halde stada yürümelerinin yasak olduğunu ancak, ya münferit ya da en fazla iki kişi yan yana gitmelerine müsaade edecekleri yönde uyardılar. Bunun üzerine B.G. itiraz etti ve maçın başlamasına az zaman kaldığını yetişemeyeceklerini söyledi. Ufak tartışmadan sonra polis gençleri serbest bıraktı ve olay yerinden uzaklaştı. Taraftarlar stat kapısının önüne geldiğinde yine aynı polisler tarafından tekrar yolları kesildi fakat bu sefer çevik kuvvet anlamsız şekilde gençleri tartaklamaya başladı. Birkaç dakika önce itiraz eden B.G.’yi grubun içinden çıkartıp polis minibüsüne atarak stadın önünden uzaklaştılar. Neye uğradığını şaşıran B.G. kendini bir anda vahşetin içinde buldu. Her taraftan cop darbeleri iniyordu vücuduna hatta polisin biri hızını alamamış bıçağınla genç taraftarın kaba baldırını adeta doğramaya başladı. Acılara dayanamayıp bayılan genç öldü sanılarak bir mezarlığın önüne bırakıldı. Hala hayatta olan B.G. tesadüfen yoldan geçenler tarafından fark edilerek hastaneye kaldırılıp kurtarıldı.

2ujkpdl

Genç bir Sırp, bu Türk, Alman, Yunan, İtalyan, İspanyol’da olabilirdi sonuçta bir insan, onu da ana doğurdu ve Allahın kulu.


Yine üç gün önce bu sefer İstanbulda başka bir vahim olay yaşandı. Bir intihar komandosu Taksimde duran çevik kuvvet birliğine saldırdı, kendini havaya uçurarak onlarca sivil ve polis memurunu yaraladı. Taksimde bulunan çevik kuvvet ile Sırbistan’da genç taraftara işkence yapan çevik kuvvet arasında tek fark değişik ülkelerde görev yapmaları. Tabii iki olayda vahim Allah herkese sabır versin ateş düştüğü yeri yakar ama insan ister istemez şunu soruyor kendine. Bir yanda Devleti temsil eden sözde “Güç” mekanizması, kendi içinden olan halka bu şekilde işkence yapma hakkına sahip mi? Diğer yandan mağdur duruma düştüğünü sanan “Halk” adaleti bu denli şuursuzca eline mi almalı?

Neresinden tutsak elimizde kalıyor, artık doğruyu yanlışı ayıramaz hale geldik. Kötü bir dünya içinde yaşıyoruz ve onun parçası olduk. Kabahat dünya’da değil, bizde! Çünkü hep aldık, geriye vermedik yerine yenisini koymadık şimdi dünya intikamını alıyor, Allah sonumuzu hayır etsin!

 

                        ÜFLE GÜNEŞİ SÖNSÜN!


Weiterlesen

Soul in the Hole

1. November 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

 

Weiterlesen

Fikrimiz Değişmedi!

30. Oktober 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

İstisnalar kaideyi bozmaz "benjamin"

 

bunyamin_gezer_polis.jpg

 

                                             ALL COPS ARE BASTARDS !

Weiterlesen

İcraatın İçinden; Dış Saha&İç Saha

28. Oktober 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

En kolay tribün deplasmanda yapılır çünkü taraftar sade 90 dakika bağırmanın dışında başka işle meşgul olmaz. Malum, sayı açısından rakip takımı baskı altına almak mümkün değildir burada amaç takıma morelman destek verip armayı dış sahada yalnız bırakmamaktır. Türkiye’de en iyi deplasman tribününü bence Galatasaray taraftarı yapıyor hatta Avrupa’da ilk üç içinde dersem yalan değil. Fakat gelgelelim iç saha için aynısı söyleyemiyorum, bunun en önemli sebepleri değişen taraftar profili ve dış sahada yapılan tribünün aynısı iç sahada yapılması. Yani bir grup kemik taraftarın sahada oyun ve skorla ilgilenmeden 90 dakika şuursuzca bağırmasından kaynaklanıyor. Kabahatin tümünü Tayfaya yüklemek doğru olmaz, çünkü sayı açısından aynı deplasmanda olduğu gibi azınlık sayılırlar onlara mutlaka çoğunlukta olan “seyirciler” yardımcı olmak zorunda!


Hâlbuki “12. Adam” değiminin altında yatan anlamı taraftarın takımınla birlikte hücuma çıkıp savunma yapmak, diğer yandan rakibi baskı altına alarak rahat oynatmamaktır. Bunu anca futbolun içinde olan, futbolu çok iyi anlayan yapabilir. Maalesef son 10 yıl içinde Türk taraftar profili, başta İstanbulun üç büyük kulüplerinin taraftarlarında negatif yönde süratle değişiyor. Tabii bunu tüm ülkeye yaymak haksızlık olur zira Anadolu takımlarının taraftarları kulüplerini daha içten yaşama şansına sahipler ve kısıtlı imkânlarına rağmen futbol oynamaya zaman ayırabiliyorlar. Ama genele baktığımızda Türkiye’de tribün kültürü yok, takım tutma geleneği var! Bu duruma gelinmesinin en büyük nedeni üç büyük kulübün Türkiye’de olan popülaritesi ve taraftarlarını sade takım tutmaya yönlendirip belli bir mesafede tutmasından kaynaklanıyor. Sev, ürün satın al, kombine al, deplasmanda destek ver ama sakın yaklaşma uzakta dur.


Dolayısıyla, yıllarca gönül verdikleri kulüplerini belirli mesafede yaşayan taraftarlar bu kulüplerin gerçek manevi değerlerini anlamakta güçlük çekiyor hatta ne anlama geldiğini bilmiyorlar. Gitgide yayılan endüstriyel futbol, taraftarın futbola bakış açısını da değiştirdi. Bunu fırsat bilen yöneticiler zaten manevi değerlerden bihaber taraftarı istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar. Örneğin kulüp menfaatleri vb. sözlerle hatalarını örtüyor, lâfebeliği yaparak taraftarlarını bir vicdan muhasebesi içine atıyorlar. Böylece kendini damardan sanan taraftar ister istemez kulübün mali değerlerini manevi değerlerinden daha önemsemeye başlıyor. Sahi, başarı ne anlama gelir?


Susmak, suça ortak olmaktır!

Weiterlesen

Pegasus

27. Oktober 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Yunan mitolojisinde “Pegasus”, Türk mitolojisinde ”Tulpar” olarak karşımıza çıkıyor….


Geçin bunları, Pegasus bir Türk uçak şirketi ve Galatasaray’ın yeni yaptırdığı Aslan tepe stadının kuzey tribününe verildiği adı. Tabii buna Galatasaray yönetimi kendi kafasına göre karar vermedi bir miktar para karşılığı sattı,belki böyle Rijkaard ve ekibinin tazminatını azda olsa kurtarmışlardır, zararın neresinden dönersen kar.

Pegasus_logo.jpg

Oysa ne hayaller kuruyorduk bir zamanlar ”ALPASLAN DİKMEN TRİBÜNÜ”. Hayaller başarıya giden yolun yarısıdır geri kalanı için büyük mücadele vermelisin, her şey gökten zembille inmiyor. “Biz oraya yine Alpaslan Dikmen tribünü deriz, kalbimizde yaşatırız”. Sahi kalbimiz ne tarafta?  İflas edenler, sıfırı tüketenler, miras yediler vardır, birde sevgiyi tüketenler. Başta acımasız olurlar, bir süre sonra acınacak hallere düşerler ama artık kimse onlara acımaz çünkü sevgi bitmiştir…

 

                      

                     Kahrolsun endüstriyel futbol!


Weiterlesen

Sabır...

26. Oktober 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Manchen gab Gott die Kraft Dinge zu verändern

 

Mir gab er die Kraft zu ertragen was ich nicht ändern kann...
Weiterlesen