Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

İcraatın İçinden; Dış Saha&İç Saha

28. Oktober 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

En kolay tribün deplasmanda yapılır çünkü taraftar sade 90 dakika bağırmanın dışında başka işle meşgul olmaz. Malum, sayı açısından rakip takımı baskı altına almak mümkün değildir burada amaç takıma morelman destek verip armayı dış sahada yalnız bırakmamaktır. Türkiye’de en iyi deplasman tribününü bence Galatasaray taraftarı yapıyor hatta Avrupa’da ilk üç içinde dersem yalan değil. Fakat gelgelelim iç saha için aynısı söyleyemiyorum, bunun en önemli sebepleri değişen taraftar profili ve dış sahada yapılan tribünün aynısı iç sahada yapılması. Yani bir grup kemik taraftarın sahada oyun ve skorla ilgilenmeden 90 dakika şuursuzca bağırmasından kaynaklanıyor. Kabahatin tümünü Tayfaya yüklemek doğru olmaz, çünkü sayı açısından aynı deplasmanda olduğu gibi azınlık sayılırlar onlara mutlaka çoğunlukta olan “seyirciler” yardımcı olmak zorunda!


Hâlbuki “12. Adam” değiminin altında yatan anlamı taraftarın takımınla birlikte hücuma çıkıp savunma yapmak, diğer yandan rakibi baskı altına alarak rahat oynatmamaktır. Bunu anca futbolun içinde olan, futbolu çok iyi anlayan yapabilir. Maalesef son 10 yıl içinde Türk taraftar profili, başta İstanbulun üç büyük kulüplerinin taraftarlarında negatif yönde süratle değişiyor. Tabii bunu tüm ülkeye yaymak haksızlık olur zira Anadolu takımlarının taraftarları kulüplerini daha içten yaşama şansına sahipler ve kısıtlı imkânlarına rağmen futbol oynamaya zaman ayırabiliyorlar. Ama genele baktığımızda Türkiye’de tribün kültürü yok, takım tutma geleneği var! Bu duruma gelinmesinin en büyük nedeni üç büyük kulübün Türkiye’de olan popülaritesi ve taraftarlarını sade takım tutmaya yönlendirip belli bir mesafede tutmasından kaynaklanıyor. Sev, ürün satın al, kombine al, deplasmanda destek ver ama sakın yaklaşma uzakta dur.


Dolayısıyla, yıllarca gönül verdikleri kulüplerini belirli mesafede yaşayan taraftarlar bu kulüplerin gerçek manevi değerlerini anlamakta güçlük çekiyor hatta ne anlama geldiğini bilmiyorlar. Gitgide yayılan endüstriyel futbol, taraftarın futbola bakış açısını da değiştirdi. Bunu fırsat bilen yöneticiler zaten manevi değerlerden bihaber taraftarı istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar. Örneğin kulüp menfaatleri vb. sözlerle hatalarını örtüyor, lâfebeliği yaparak taraftarlarını bir vicdan muhasebesi içine atıyorlar. Böylece kendini damardan sanan taraftar ister istemez kulübün mali değerlerini manevi değerlerinden daha önemsemeye başlıyor. Sahi, başarı ne anlama gelir?


Susmak, suça ortak olmaktır!

Werbung
Diesen Post teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: