Burn-Out
Çağımızın yeni sendromu Türkçesi “tükenmek, yıpranmak” anlamına geliyor. Schalke04 eski hocası Rangnick istifası bu yüzdenmiş Burn-Out.

Türk futbolu da önümüzdeki seneler bu sendromla boğuşacağı kesin. Sırf birilerinin kara cüzdanını kurtarma amaçlı değiştirilen lig statüsü birkaç hafta sonra kulüplerin takım kurmakta zorlanacakları kaçınılmaz olacak. İstedikleri kadar teknolojinin tıpın tüm imkânlarını sonuna kadar zorlasalar dahi sezon ortasına varmadan oyuncularda yıpranma belirtileri kendini gösterecek ve önümüzdeki sezonun sonuna kadar sürecek. Üstelik birde Avrupa şampiyonası var.
TFF aldığı bu saçma kararla Türk futbolunda kendi eliyle Burn-Out sendromu yaratmıştır. Profesyonel futbol öyle sanıldığı gibi kolay meslek değil. Evet, oyuncular milyonları götürüyor da neticede ekmek paralarını vücutlarınla kazanıyorlar. Futbol tamamen mental ve fizik güce dayalı spor, günde belirli süre idman yapabilirsiniz, en fazla 90 dakikayı geçmeme şartıyla. Çoğu kulüpler oyuncuları tesislerde 8 saat durmasını şart koşar ama bu tüm gün sahada durmadan koşup top oynadıkları anlamına gelmez. Bazen hiç antrenman yapılmaz gün boyu taktik ders verilir ya da rehabilitasyon programları uygulanır öğlen uykuları, masajlar vb.
Belli bir maç ritmi vardır ve oyuncular her şeyden önce mental olarak bu yönde hazırlanırlar. Maç trafiği yoğun olan İngiltere’de bile fikstür Türkiye gibi sıkışık değil. Ki onlar yarım asırdan fazla bunu uyguluyor ve İngiltere istisna. Diğer Avrupa ülkelerinde bu yok, hele Türkiye’de şimdiye kadar hiç görülmedi. O yüzden sakın kalkıp kimse oralardan örnek vermesin, aksini iddia edenle de zaten futbol tartışmak zaman kaybıdır.
İdman programlarını geçtim, Türkiye’de bu yoğun maç trafiği takımları bir sonraki karşılaşacakları rakibe hazırlanma fırsatı tanımıyor. Hocalar her müsabaka öncesi kumar oynar gibi takım kurmaya zorlanıyorlar. Zaten bu gidişle birkaç hafta sonra sahaya sürecek oyuncularda kalmayacak.
Futbolu sıradan sanayi sananların umurunda değil onlar decoder satma peşindeler. Geçen gün bir şey duydum, güya yayıncı kuruluş play-off için ekstra ücret talep edecekmiş. Biraz araştırdım ve yazdıklarım sade Almanya için geçerli! Şayet olurda yayıncı kuruluş ekstra ücret talep ederse derhal çıkış verip üstüne de tazminat davası açma hakkına sahipsiniz. Çünkü bu uygulama kontratın tüm maddelerini ihlal ediyor! Yayıncı kuruluş abonelerinle yaptığı anlaşmada belirlediği fiyatın dışına çıkmadan tüm müsabakaları kesintisiz vermek zorunda, buna play-off dâhil! Dediğim gibi yazdıklarım sade Alman kanunlarına göre geçerli. Türkiye ve diğer Avrupa ülkelerinde değişik olabilir araştırmalısınız. Şükür ben bu dertten kurtuldum, darısı sizin başınıza.
Zaman Makinesi
Malzeme kalmayınca zaman makinesine atlayıp raflarda tozlanmış eski romanları ekranlara tasarlayanlara ufak hatırlatma. Toplumun geneli balık hafızalı olabilir ama benim gibi saman kafalıları yabana atmayın.
Bu hangi dizi olabilir?
Everybody Hurts
REM dağıldı...it hurts
Çılgınlık
Dün İtalya’da futbol yayın hakları ihalesinde anlaşmaya varıldı, yıllığı 829 milyon avro süresi üç sene 2012-2015.link
Bu çılgınlık! Seri A, Bundesliga, Premiere League, La Liga hiçbiri bu büyük paralara değmez hele Türkiye ligi hiç. Tamam, kabul güzel futbol oynanıyor takımlar yıldızlarla dolu da yinede etmez arkadaşlar.
Şu anlama geliyor, üç seneliğine 2,5 milyar avro yatırım yapanlar bu parayı ikiye katlamadan doymayacaklar. İtalyan futbolseverler üç yıl boyu 5 milyar avro zalimlerin kasalarına girene kadar sömürülecekler. Zaten kazanç yapmasalar onca para verip yatırım yapmazlar kimse yuvarlak meşinin güzel görüntüsüne para harcamıyor. Sakın böyle saçmalıklara inanmayın, yok efendim futbolun sporun, kulüplerin kalkınması için veriliyor muşta, geçiniz yemezler.
Yinede İtalya’da etik değerlere azda olsa önem verenler var. Geçen sezon yeniden hortlayan bahis skandalı yayıncı kuruluşu harekete geçirdi ve futbol federasyonu ağır dille uyarıldı. İtalyan futbolunda yıllarca sık rastlanan çirkin olaylar durdurulamaz ve suçlular ağır cezalara çarptırılmaz ise tüm paraları keseceklerini vurguladılar. Bizde tam tersi oldu, marka değeri var ya.
Bir zamanlar insanları kutsal inançları üzerinden sömürdüler sonra siyasi görüşleri yüzünden. Çağımızın morfini futbol ve terör!
I Don’t Believe
Ufocuların bir sloganı var “I Want to Believe” Türkçesi inanmak istiyorum.

Ben bu sloganı biraz değiştirdim “inanmıyorum!” Yanlış anlaşılmasın Türk futbolundan bahsediyorum. Sorsanız neye daha çok inandığımı ufolar ya da Türk futbolunun samimiyeti? Açıkçası uzayda hayat olasılığı daha ağır basıyor. Geçtiğimiz hafta tribünlere bakarsak Türk futbolunun samimiyetine inanların sayısında da muazzam düşüş var. Ve önümüzdeki günlerde daha da azalacağı kesin gibi gözüküyor. Samsun Spor taraftar grubu Şirinler kendilerini fesih ettiler. Kral çıplak demek suç, şike yapmak serbest sus kimse duymasın.
Kutuyu iptal ettiğimden maçları internette ya da kahvede bakıyorum. Dün bir ara ayaküstü uğradım mekâna. Antep-FB maçının ikinci yarısıydı, hakem öyle bir penaltı çaldı ki hani evlere şenlik derler ya, işte öyle bir şey. Tamam, insanlık hali futbol müsabakaları içinde böyle hatalar olur ama şu son iki ay sürede yaşananlardan sonra maç içinde oluşan doğal hatalar insanları daha da çok karamsarlığa itecek. Merak ediyorum, bize Laurel-Hardy benzetmesi yapan Antep başkanı maçın ardından yaygara kopardı mı? Koparsa bile kimse inanmaz çünkü o ruhunu para karşılığı şeytana sattı kaybedilen üç puanın ne önemi var ki. Utanmadan birde aldıkları galibiyete sevinenler var, sanki hiçbir şey olmamış. Sahtekârlık meşrulaştı güzel ve yalnız ülkemde. Ne yazık ki Türkiye gittikçe dünyadan kopuyor. Dorukhan Acar ve Mete İkiz Avusturya’da yayınlanan ballesterer dergisiyle yaptıkları söyleşide Türk futbolunun içinde bulunduğu şu anki ortamı çok net şekilde dile getirmişler. >>> link
Dün içimden “keşke ikinci lige düşseydik de bu pis ortamın içinde olmasaydık” dedim. Ya da “tamam beyler sizin suçunuz yok hepsini biz üstleniyoruz” deseydik, en alt amatör kümeye indirselerdi. Onurumuz şerefimiz için mücadele etseydik. Zaten şu saatten sonra mücadele edecek başka değerler kalmadı.
Başarılar gelir geçer
Asaletin bize yeter....
Tupac Amaru Shakur 13 Eylül 1996
Lanet Eylül kimler alıp götürmedi ki. Tupac Amaru Shakur, gelmiş geçmiş dünyanın en büyük Rapcisi. Sattığı albüm sayısı dünya çapında 120 milyon. 13 Eylül 1996 günü faili meçhul cinayetin kurbanı oldu, henüz 25 yaşındaydı.
REST IN PEACE..
No one in the world loves me
I'm headed for danger, don't trust strangers
Put one in the chamber whenever I'm feelin this anger
Don't wanna make excuses, cause this is how it is
What's the use unless we're shootin no one notices the youth
It's just me against the world.....
TAÇSIZ KRAL METİN OKTAY
Senin gibi futbolcuya sahibiz ya, kupaları paraları statları onların olsun
endüstriyel futbola karşı METİN OKTAY
Ruhun şad olsun TAÇSIZ KRAL
TEK AŞKIYDI GALATASARAY
En Büyük Taraftar.......
Galatasaray bugün sanki ilk defa ikinci ligden birinci lige çıkan takım görüntüsü verdi. Acemi şaşkın heyecandan ayakları titreyen oyuncular, güya kâğıt üstünde 60 milyon avro değerinde takım. Futbolun böyle saçmaca parayla ölçülmediğine bir kez daha şahit olduk. Büyük paralar harcamak takım olmak anlamına gelmez. Bir düzenli takımı ortaya çıkarmak uzun süre alır, bu Galatasaray gibi büyük kulüpler içinde geçerlidir. Yazdıklarım futbolun acımasız gerçekleridir, fakat bizim ülkemizde somut gerçekler sürekli halı altına süpürüldüğünden dolayı geçerliği yok.
Yaklaşık dört sezon aynı parolayla lige başlıyoruz “Başarı, Başarı, Başarı” sportif açıdan zihniyette değişiklik yok. Allahtan yeni yönetim manevi değerlere biraz olsun önem veriyor, tek ümit verici noktada bu. Gerisi hep aynı, her sezon milyonlarca avro, dolar harcanıp yeni takım kuruluyor değişen sade isimler netice aynı! Ligin başındayız,nasıl olsa geçtiğimiz sezondan kötü neticelere alıştık mağlubiyetler eskisi gibi koymuyor.
Bugün tribünümüz tek kelimeyle muhteşemdi, olimpiyat denilen beton yığınında 90 dakika ses çıkarmak her yiğidin harcı değil. Maalesef tribünün gösterdiği özveriyi sahadaki oyuncularda göremedik. Takım, Taraftar kadar maça asılsaydı büyük ihtimalle kazanırdık. Sercan ve Engin maça geç girdiler, belki ortaya doğru düzgün bir şey çıkaramadılar ama takım için baya didindiler, birde Muslera ile Sabri göze batanlar arasında. Fatih hoca sezon öncesi parolayı verdi, “ÖZGÜVEN” bende buna “Özveriyi” ekliyorum. İkisini de göremedik. Dediğim gibi kâğıt üzerinde değerleri milyonlarla ölçülen oyunculardan bu özveriyi inisiyatifi görmek istiyor insan. Göremeyince de kimya bozuluyor, önümüzdeki maçlara bakacağız malum başka GALATASARAY YOK!
9 Eylül 2001, Ground Zero
On sene geçti, o günden sonra hayatımızda çok şeyler değişti.

Her yer MOBESE kameralarıyla donatıldı, telefonlarımız dinlenmeye başlandı. “İslam, Allah, Muhammed vb.” kelimeler o günden sonra tehlike oluşturtuğuna karar verdiler. Akıllı dinleme sitemleri üretildi.Bahsi geçen kelimeler toplu yerlerde telaffuz edildiğinde sistem alarm veriyor masum insanlar yaka paça tutuklanıyorlar. Her gümrük kontrolünden geçerken bir kamera tarafından fişleniyoruz. Yeni kimliklere vesikalık biometrik fotoğraflar şart koşuldu üstelik gülmek yasak. Pasaportlarda parmak izleri, saymakla bitmez.
Ve 10 sene sonra, 3 Eylül 2011 günü ajanslara ilginç bir haber düştü.>>link ABD ve İngiliz gizli servisleri CIA, MI 6 yıllardır Libya lideri Gaddafi ile ortak işbirliği içinde oldukları ortaya çıktı. Öyle ki Gaddafi kamuoyuna yaptığı konuşmalarının metinlerini CIA ve MI6 hazırlamışlar. Bir atasözü var “Besle kargayı oysun gözünü”. Bu durumda farklı olan, bilhassa karga gözü oysun diye besleniyor.
Evet, biliyorum anlaması güç. Kafalar karışık ve 3 Eylül günü çıkan haberi okuduktan sonra insanlar şu soruyu sormakta haklılar, “yıllarca 2001 9/11 saldırısı üzerine üretilen komplo teorileri acaba gerçek mi?” Cevabını siz bulun!
Eylül....
Lanet eylülün güzel yönleri de var, başlangıççı bununla yapalım bakalım sonu nasıl bitecek…