Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör
Neueste Posts

2009 Altın Job ödülü

29. Januar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör




Her yıl Almanya aktif futbol taraftarlar birliği (B.A.F.F.) tarafından dağıtılan bu ilginç ödül geçtiğimiz sene 232 taraftarı tutuklayarak Alman Futbol tarihine damgasına vuran Breemen emniyetine gitti.

İkinci talihliler Schalke Auf Arena statdının özel güvenliği.
Ekim ayında oynanan UEFA-Cupa müsabakasında 150 Paris St.Germain taraftarlarının üzerlerini aramak için çırılçıplak soyan özel güvenlik sade yurt içinde değil,artık Uluslararası ünede kavuştu.
Kaynak: link

Tebrikler. :)))

Erdal Güngör
Weiterlesen

İmam Cemaat !

29. Januar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Irkçılıkmış?

Buyrun:



>



İnsanları aşalamakmış?

Buyrun:




Şiddetmiş?

Buyrun:




Bu toplum sizin eseriniz,tepe tepe kullanın.

ADALETİN OLMADIĞI YERDE,BARIŞ SAĞLANAMAZ !!!


Erdal Güngör




Weiterlesen

Amatör Futbol ve Sponsorları

28. Januar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Ben almanyanın hessen eyaletine bağlı olan bischofsheim kasabasında yaşıyorum,bu sene 37. yılı devireceğiz kısmetse.

Yaşadığım bu şirin kasabada 1989 yılında bir Futbol takımı kurduk "FC Gençlerbirliği Bischofsheim e.v."

Takımın ismini benzer olan Ankara kulübünden aldık sanıyorsanız yanılıyorsunuz,o yıllarda çok gençtik,belki ondan olabilir. :)))

Futbolu bu takımda bıraktım ve ardından yönetim kurulunda görev aldım,basın sözcülüğü yapıyorum ama sade bununla kalmıyoruz oyuncular ve yönetim arasında köprü görevi yapıyorum.Tüm bunların yanında kasabamızın tek yayın organı olan "Lokal Anzeiger" gazetesine her hafta kendi takımımızın oynadığı maç raporlarını yazıyorum,tabi gönüllü olarak bir kuruş aldığımız yok.

Her neyse konuya gelelim.1996/97 sezonunda takımızı B Liginden bir kademe üstte çıkarmaya karar verdik,artık zamanı gelmişti,zira B ligi almanya lig sıralamasında en son klasman oluyor.

Bir üst lige çıkmak için para lazım.Üye sayımız yaklaşık 500,yılda iki kere eğlence geceleri düzenliyoruz,bir kaç türk market,berber ve kasap sahiblerinin verdiği destekle kendi yağımızda kavruluyoruz.Fakat bu şampiyonluğa oynamak için yetmiyor.

Ne yapıp edip sağlam sponsor bulmalıyız,şöyle en ballısından.

Kasabamızda bulunan almanyanın büyük sigorta şirketlerinin bayisine gitmeye karar verdik.Telefon açıp kısaca derdimizi anlatıktan sonra randevu aldık.

Hep merak ederdim acaba büyük kulübler şu sponsor işini nasıl hallediyorlar diye,işte o gün çattı geldi.

Üç arkadaş sigorta şirketinin önünde buluştuk,içeriye girip veznede duran güzel bayana kendimizi tanıtdık,sağolsun bizi müdürün offisine kadar götürdü.Zaten götürmese biz heyecandan kalpten gideceğiz.

Offise girdiğimizde bizi en son model BOSS elbiseli,saçları bir tüp jöleyle taranmış ve Channel No5,AXE karışımı hafifte Shell mazotunu andıran parfüm kokulu adam karşıladı.

Biz ise kulüb yöneticisinden daha çok üç holigana benziyoruz,ne yapalım paranın gözü kör olsun.

Lüks deri koltuklara oturduk başladık derdimiz anlatmaya.

"Efendim bizim filanca isimli kulübümüz var,üye sayımız şu kadar vs." diyerek söze başladık.

Adam sabırla bizi dinledi,sonra "güzel,talep ettiğiniz miktar ne kadar?"

Hızımızı almışız bir kere,heyecanımızıda yenmiştik kim tutar bizi "5 yeter" dedik.

"Tamam" dedi karşımızda oturan jön kılıklı adam,"biz size yakın zamanda haber vereceğiz"

İçimizden bir arkadaşımız "bu işe bitti gözüyle bakabilirmiyiz?" gibi soru yönelti.

"Gerekli araştırmaları yaptıktan sonra size bildireceğiz" cevabını aldık.

Üçümüzün dilinde aynı soru olduğunu hissetmiştim "nasıl bir araştırma?" ama kimse cesaret edip soramadı,çaylaktık.

Ertesi gün antremanımız vardı,akşam saat 19:00'da belediye tesislerinde toplandık.Ben biraz geç gelmiştim,antreman başlamıştı.Saha kenarında duran iki yabancı olduğunu gördüm.Yanlarına gittiğimde birisi bizim Sigortacı jön'dü diğeride antrenörlük yapan arkadaşıymış.Selamlaştık,hoş beş muhabet derken,takım hakkında bilgi istedi,oyunculardan vs.Sonra tesisleri gezdik,toplandığımız lokalimiz varmı diye sordu,olduğunu söyledim.Antremandan sonra lokale geldiler,etrafı incelediler,insanları süzdüler.Daha henüz sezon başlamamıştı,hazırlık dönemindeydik ve pazar günü bir dostluk maçımız vardı iç sahada,bu maçta görüşmek dilekleriyle ayrıldılar.

Pazar günü maça gelip seyretikten sonra buluşmak için randevu günü ayarladık.
Yine üç arkadaş aynı ilk günkü heyecanla adamın karşısındayız,bu sefer biraz tedirginlikte var,"acaba?" diyoruz.

Jön kılıklı Sigortacı bize yönelerek "tamam dedi,talep ettiğiniz miktarı vereceğiz"

Tam sevinçten adamın boynuna sarılacaktık "ama" dedi.

"Önce 1.5 peşin,sonra devre arasında şayet ilk üç içindeyseniz 1.5 daha ve sezon sonunda şampiyon olarak bitirirseniz geri kalan 2'yi alacaksınız" ve şöyle devam etti "bazı şartlarımız var,sigortamıza 100 kişiyi üye yapacaksınız aksi taktirde şampiyon olsanız bile paranın hepsini vermeyeceğiz"

Rakamın büyüklüğü,takımı her ihtimale karşı bir üst kümeye çıkarma hırsı,gençliğimizin saflık ve cahilliğine kapılarak şartların hepsini kabul ettik.

O sezon şampiyon olduk,toplam maliyeti 200.000(ikiyüzbin) Deutsch Marka patlamıştı bize.

Yüz kişiyide nasıl sigortaya üye yaptık diye soruyorsanız,orasını karıştırmayın,sülalemizle yeni barışıyoruz. :)

Erdal Güngör







Weiterlesen

Marka değeri nasıl ölçülür ?

28. Januar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Her ne kadar değişik tanımlamalar yapılıyor olsa da marka değerini insanların markamızla özdeşleştirdiği değerlerin toplamı olarak tanımlamak mümkün. Nelerdir bunlar? Markaya verilen değerle bir insana verilen değer arasında o kadar çok ortak nokta var ki;

Her ne kadar değişik tanımlamalar yapılıyor olsa da marka değerini insanların markamızla özdeşleştirdiği değerlerin toplamı olarak tanımlamak mümkün. Nelerdir bunlar? Markaya verilen değerle bir insana verilen değer arasında o kadar çok ortak nokta var ki;

  • . Olumlu ve olumsuz imaj
  • . Bu kişiyi iyi tanıyıp tanımadığınız
  • . Bu kişi hakkında ilk öğrendiğiniz bilgiler
  • . Bu kişi hakkında başkalarından duyduklarınız
  • . Bu kişiyi kendinize yakın veya uzak hissetmenize neden olabilecek sebepler (Etnik kökeni, görünüşü, resmiyeti, samimiyeti vs. gibi)
  • . Bu kişinin önemi veya özel olması
  • . Bu kişi ile arkadaşlık etmekten memnun olmanız

Bu maddelerin hepsi marka değeri hakkındaki duygu ve düşünceler içinde geçerli olan kavramlar. Bunlara ek olarak;

  • . Bir kişiyi seviyorsak, ailesini ve arkadaşlarını da sevmeye meğilli oluruz
  • . Kimi kişilere karşı bağlığımız olur

Peki ya sizden bir seçim yapmanızı istesem, Pazar günü sinemaya Aliyle mi gidersiniz Veliyle mi? Şimdi bir an için müşteri konumunuzla düşünün, marka seçimi yaparken yukarıdaki kritler sizi etkilemiyor mu? İnsanların insanlarla olan ilişkilerinde yukarıdaki maddeler ne kadar önemli ise, markalarla olan ilişkilerinde de o kadar önemlidir ve nasıl ki kişilerin sizin için bir değeri varsa markalarında olacaktır. Peki bu değer nedir, nasıl belirlenir, işte kritik sorumuz Marka değeri nasıl ölçülür?

Marka değeri araştırması için detaylara önem vermek ve geniş bir açıdan bakmak çok kritiktir. Disiplinli çalışma olmaksızın yapılacak bir araştırma faydadan çok zarar getirir. Doğru olmayan sonuçlara göre yaptığınız yatırımlar ve aldığınız aksiyonlar minimum fayda getirecek, yaptığınız masraflar boşa gidecektir. Ciddi ve sistemli çalışma da temel olarak üç unsura dayanır;

  1. Marka değerinizi etkileyen girdilerden farkına varabildiklerinizin sayısı.
  2. Araştırmayı gerçekleştirme sıklığınız.
  3. Soruların kalitesi ve tutarlılığı
Bu üç kural iyi bir pazar araştırmasının temel kuralları, marka değeri araştırmalarının ise zorunluluklarıdır.Marka değeri araştırmaları kalite algısı (perception of quality) , farkındalık (awareness) ve aşinalık (familiarity) dereceleri, ve bunlar ve benzeri kritlerde markanın rakiplerine göre konumunu inceler. Müşteri memnuniyetini irdelerken marka ile kurulan duygusal bağlarla ilgili tepkileri ortaya çıkarmaya çalışır.

Araştırmayla ilgili olarak birkaç ipucunu da eksik etmeyelim. Öncellikle markanızın değerini ekip arkadaşlarınızla bir araya gelip, kendiniz yaptığınız yorumlarla belirleyemezsiniz. Bunun için birebir tüketicilerin (özellikle “müşterilerinizle” demiyorum) görüşlerini almalısınız. Sizi en doğru sonuçlara götürecek yöntem, birebir veya gruplar halinde yüz yüze görüşmeler olacaktır, sektörünüz buna uygun değilse veya yüksek maliyetleri karşılayamıyorsanız klasik anket yöntemini de kullanabilirsiniz. Bu iki metodu karma olarak kullanarakta verimli sonuçlar alabilirsiniz. Her iki metodda da dikkat etmeniz gereken nokta, kişilere sorularınızı aynı kriterlere göre sormanız, mümkünse standart bir soru formu oluşturmanızdır. Aksi takdirde sonuçları sayısallaştırmanız, istatistiksel olarak anlamlı hale getirmeniz ve bunun sonucu olarak yorumlamanız zorlaşacaktır.Araştırmanın ne sıklıkta yapılması gerektiği sorusuna gelince marka değeri gibi uzun vadede değişen bir konuda 6 ayda bir ya da senede bir gibi sık bir frekansta araştırma yapılmasına gerek yok. Marka değeri araştırması sektörünüze, rakiplerinize ve markanıza bağlı olarak 3 ila 10 yıl arasında bir sıklıkla gerçekleştirilebilir. Bu tür araştırmalara firmaların yaklaşımında benim en sık karşılaştığım sorun bütçelerin dar tutulmaya çalışılıyor olması, bütçeyi küçük tutmak adına araştırmanın doğruluğundan vereceğiniz ödünler harcadığınız parayı da sokağa atmanıza sebep olacaktır. Bütçeniz azsa çalışmanın kapsamını küçültmek, sizi aynı bütçeyle çok iş yapmanızdan daha verimli sonuçlara götürecektir.

 

Yukardaki yazı Evren Bal isimli kişi tarafından yazılmış,Kaynak :link

Yazıyı dikkatli şekilde okuduktan sonra gözlerinizi kapayın sonra içine Futbolun kendisini ve Kulüpleri atın.

Futbol bir tüketim maddesimidir?

 

Kulüpler birer markamıdır?

Önce hayatımızda gıda maddelerinden sonra sık kullanıp tüketiğimiz diğer maddelerden bazılarını örnek alalım.

1.Beyza eşya.

AEG,Bosch,Siemens,Miele

2.Televizyon

Vestel,Samsung,Arçelik,BEKO

3. Araba

Mercedes,BMW,Audi,Opel

Üç maddede olan markalar kendi dallarında birbirine rakip ve her biride diğerinden müşteri kapma peşinde.

Müşteri yada başka adıyla tüketicide markalara karşı bir gönül bağı oluşabilir,örneğin araba markalarında bunu sık görebiliriz.Ama bir BMW kullanıcısı markaya olan gönül bağını belirli süre kenara bırakarak Mercedes kullanabilir bu mümkün,sonra canı sıkıldımı eski gönül bağına dönüş yapar.

Diğer maddelerde benzer gönül bağı arabadaki gibi görülmez ama müşteri tabiki kullandığı maldan memnun kalırsa eskidğinde yine aynı markayı kullanmaya devam eder.

Gelelim Futbola.

Galatasaraylılar sıkıldıklarında Fenerbahçeyi tutarlarmı? yada Beşiktaşı,olmadı Trabzonu?

Takım sıralamalarını değiştirebiliriz,fakat hiç bir taraftar tutuğu takımını değiştirmez,ömür boyu onun peşinden koşturur.

Futbollu endüstriyeleştirerek bu duyguyu ortadan kaldırmak istiyorlar.

Nasılmıı?

Dünyanın en çok piyasa değeri olan dört lig var.İngiltere,İspanya,İtalya ve Almanya.

Bu ligler dünyanın her ülkesinde rahatlıkla pazarlanıyor,çünkü en kaliteli futbol bu liglerde oynanıyor,en pahalı futbolcular bu liglerde var,en modern statlara sahib bu ülkeler.

Dört lig piyasa değerini kaybetmemesi için elinden gelen her şeyi yapıyor.Örneğin son Kaka transfer polemiği,gerçekten Kaka okadar değerlimi? yoksa bacasız sanayi olan premiere league'in piyasa değerimi artırılmak istendi? X Futbolcunun piyasa değeri 2 milyon fakat Y ingiliz veya ispanyol kulübü bu futbolcuya 15 milyon teklif ediyor.Hadi 3 yada 5 teklif et anlarım ama neden hemen 15 milyon?

Mecburlar,yapmasalar liglerinin pazar değeri düşecek çünkü futbol artık insan oğlunun en sık tüketiği madde haline geldi.Futbolun en çok tüketildiği yerde televizyon.Zaten şu anda televizyonları ayakta tutan tek bir şey varsa oda Futbol.

Şimdi birde Türkiyeye bakalım.

Türkiyede oynanan futbolu bu dört ülkeyle karşılaştırırsak teknik olarak pek farkı kalmadı çünkü endüstriyel futbolda ekolda bitti,işi götüren fason ve balon gibi şişirilmiş yıldız oyuncular.

Türkiyede oynanan futboldan daha çok hakem tartışılıyor,sergilnen futbol köreltiliyor,taraftar tutkusu ortadan kaldırmak için eskimiş statlara fahiş fiyatlar istiyorlar böylece statda canlı maç seyretme hevesi kayboluyor.

İnsanları televizyonalrın başına hapis ederek beyinlerini reklamlarla yıkıyorlar.

Bu durumda Süperlig avrupada pazarlama değeri olabilirmi?

Erdal Güngör

Weiterlesen

Eski köye yeni adet !

27. Januar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Olaydan ilk kez duyunca baya şaşırdım fakat mevzuya birde onların açısından bakmak lazım,bu seferde ucu iki gübreli değnek haline geliyor.

Bahsetiğim oluşum "Ultras Darmstadt 2003".




Geçtiğimiz günlerde Ultras Darmstadt 2003 eppelheim kasabasında düzenlenen futbol salon turnuvasında rakip Ultras grupları tarafından saldırıya uğramışlar ve saldırıda pankartlarını kaptırmışlar.

Ultras aleminde pankart namus demektir,pankartı kaptıran oluşumlar için böyle olaylardan sonra sonları olur ve kendilerini fes ederler.

Prensiplere göre bu yoldan gidilmeli başka çıkışı yok bu işin.

Fakat Ultras Darmstadt 2003 oluşumu farklı yöntem seçmiş ve kendilerini fes etmiyorlar.!

Yayınladıkları bildiriyi okuduktan sonra,bu arkadaşlar ile temasa geçtim,darmstadt bana yakın olduğundan onlarla bir lokalde buluştuk.

Anlatıkları yazılı açıklamalarından farklı değildi ama olayın biraz derinine indik:

"Evet doğru,pankart kaptırmak büyük leke,normal prensiplere göre hareket etseydik kendimizi fes etmemiz lazım.Biz bunu uzun tartıştık,çevremizde bulunan diğer Ultras oluşumlarınla bile temasa geçerek onların fikirlerini aldık,sonra bu karara vardık.Aldığımız bu kararda arma aşkı ve darmstadt 98 kulübünün zor durumda olması ağır bastı.Kulübümüze haciz geldi,mali durumumuz çok kötü şimdi bizde kendimizi fes edersek manevi olarak çökerdik şehirde bundan kötü etkilenirdi.Fes etmek yerine yönetim kadroyu tamamen değiştirdik,aynı isim altında yeni yapılanmaya gittik.Bunu yapmak zorundaydık,ortada 5 senelik bir oluşum var onca emek sarf eden kardeşlerimize yazık olurdu,darmstadt şehirinde oluşan Ultras felsefesi kaybolurdu,buna vicdanen dayanamazdık,o yüzden bu yolu seçtik."

Dediğim gibi iki ucu gübreli değnek,tartışmaya açık konu,allah kimsenin başına vermesin.!

Erdal Güngör

Weiterlesen

Hukuk devletimi?

26. Januar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

6 Aylık stat yasağı kalkmasına rağmen pazar günü oynanan Fenerbahçe-Trabzonspor maçına GFB lideri Sefa maça alınmadı. !

Olaydan video görüntüleri,yorumsuz :



Bunun üzerine KFY grubu bir basın açıklaması yaptı:

"Taraftarı hiçe sayan anlayıştan, yalanlardan ve hukuksuzluktan bıktık!"

Başından sonuna kötü bir akşamın ardından resmi sitede okuduklarımız gözlerimizin yerinden fırlamasına yol açtı. Okuduk ki yönetimimiz Trabzon taraftarına çay, kahve, su gibi ikramlarda bulunmuş. Trabzon taraftarıyla aramızdaki husumet bilinmesine rağmen bu yapılana anlam verememekteyiz.. Senelerdir Trabzon deplasmanında, kahve yerine taş, su yerine tuğla, çay yerine bozuk para atılan; maça giriş ve çıkışlarda binlerce Trabzonlu`nun saldırısına uğrayan bizler değilmişiz gibi bu taraftara İstanbul`da böyle davranmak sadece biz Fenerbahçe taraftarına inat ve sabrımızın zorlanması için yapılan bir harekettir.

Biz de elbette fair playden yanayız; ama bize tokat atana diğer yanağımızı çevirenlerden hiç bir zaman olmadık, olmayacağız da. Bu arada unutmayalım; o kahveler çaylar yudumlanırken, bizlere küfür yağdıranlar da yine o rakip tribünlerdi dün akşam. Biz diyoruz ki fair play kesinlikle olsun, ama hakedene olsun, küfür edene, yakıp yıkana değil. Aşağıdaki linkte Trabzon deplasmanlarının herhangi birinde büyük FENERBAHÇE taraftarına nasıl davranıldığını görebilirsiniz;

Peki bir de diğer yönden bakalım; bu kadar taraftara önem veren, insanların maç izleme hakkını bırakın, rakiplerin bile rahat izlemesi için elinden geleni yapan, rakip taraftara soğuk günlerde içecek servisi yapan yönetim kendi taraftarına ne yapıyor?

İçeri girmemesi için elinden geleni yapıyor. Elde olan mahkeme kararlarına rağmen kadim dostumuz Genç Fenerbahçeliler lideri Sefa Kalya`nın girdiği maçtan çıkartılmasına ses çıkartmıyor. Ee nerde kaldı fair play, nerde kaldı insanların maç izleme hakkı? Bu yapılanlar taraftar ilişkileri dışında insanlığa bile sığmaz. Bu neyin öfkesi, neyin nefretidir? Hukuk yoluyla maça girme hakkını kazanan Sefa Kalya`nın içerden çıkartılmasını hangi güç ister, hangi güç bunu yapar? GFB lideri Sefa Kalya`ya yapılan uygulamaları şiddetle protesto ediyoruz. Haklı olduğu bu davada sonuna kadar kendisiyle birlikte olduğumuzu dosta düşmana duyururuz.



Farklı renklere gönül versekte amaçlarımız hep aynı,bizler TARAFTARIZ !!!

Sefaya geçmiş olsun...

Kahrolsun endüstriyel futbol !

Erdal Güngör

Weiterlesen

Repression

26. Januar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Türkçesi "Baskı" anlamına geliyor.

Son yıllarda spor müsabakalarına giden,hiç maç seçmeyen,her türlü zorluklara direnen,yılmadan arma peşinden koşturan Taraftarlara uygulanan sindirme yöntemi.

Baskının değişik uygulamaları var,bunların başında gelen şiddet !

Şiddeti uygulayan genelde devletin emniyet güçleri "polisler".

Polis boş yere şiddet uygulamaz demeyin,bilakis şiddete davet çıkaran memurlar var.

Taraftarlarda sütten çıkmış ak kaşık değiler tabiki,polisle çatışmayı arayanlarda var.

Bazı taraftar oluşumları baskılara karşı önlem alsalarda bizzat çatışmaya sürüklendikleri gitikçe artıyor.

Geçtiğimiz yaz Roma-Napoli en somut örneklerinden birisi.Maç öncesi ve sonrası yaşananlar napoli Ultrasları suçsuz oldukları halde resmen medya tarafından suçlu gösterildi,çıkan sonuçta napoli uzun süre deplasman yasağı aldı.

Almanyanın Bremen-Frankrurt takımları arasında oynanacak Bundesliga müsabakası öncesi frankfurt taraftarlarına yapılanlar kasıtlı işkenecedir.

Baskılar sade futbol maçları ile sınırlı kalmıyor diğer müsabakalarda aynı şiddet uygulamaları görülmekte.

Sene başında isviçrede oynanan buz hokey müsabakasında,SCL Tigers-EHC Biel, polis taraftarlara plastik mermiler sıkarak ufak bir olayı savaşa çevirmiş.

Basketbolda durum farklı değil,Ali Ağa Petkim-Galatasaray CC. maçında polisnin tutumu insanlık dışı.

Örnekleri sıralayabiliriz,peki bu şiddetin altında yatan sepebler nedir?

Sürekli polisle çatışmaya sürüklenen Ultrasları,onları topluma terörist olarak göstermek.

Terörist ve Taraftar arasında olan fark,ilkine insan hakları işliyor,taraftarın sığınacak tek yeri yüce rabbi.

Tüm bunların altında yatan tek sepeb var.Topluma çapulcu gösterilen taraftar oluşumlarını statdlardan,salonlardan uzaklaştırıp daha çok paralı kitleyle değiştirmek.

Taraftar sahaya atladımı holigan olur,.

Yöneticiler VİP lojlarında birbirlerine küfürü basarlar,sahaya inip hakemden hesap sorarlar kimsenin ruhu duymaz.

İkisinin arasında olan fark nedir biliyormusunuz?

"Yöneticiler akrediteli !"

Erdal Güngör



NO JUSTİCE,NO PEACE 1.3.1.2. !!!










Weiterlesen

Kültür değişikliği !

26. Januar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Dün öğlen vakti ntv spor kanalı seyrediyorum.Programın adı önemli değil,nede olsa sıradan geyik.

Programın konukları Gürcan Bilgiç ve sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun.

Konu türkiyenin statdları.Gürcan bey anlatıyor,efendim Türkiyede modern statdların çoğalmasıyla insanlara daha iyi hizmet verilceğini ve böylece bir kültür değişikliği gerçekleşeceğini savunuyor.Fenerbahçeden örnek veren bilgiç,loja sahibi iş adamlarının iş konuşmalarını bile fener statdında yaptıklarından bahsediyor.Son olarakta loja sahibi olmanın insanın yaşadığı şehirde imaj seviyesini epey artırdığını ekliyor...

What the Fuck you talking about jerk ?

Şimdi loja sahibi olmayanların toplumda imajı ve kültür seviyesi düşükmü?

Modern statdlar çoğaldığında Türkiye Kültür alanda sınıfmı atlıyacak?

Şu anda Türkiyenin kültür seviyesi yerlerdemi sürünüyor?

Nasıl yani?

İnsanlara verdiklere örnekler avrupayla hiç bağdaşmıyor.

Avrupada bir çok büyük klüpler taraftarları ile özdeşleşmiş,orada loja sahbi olmaktan,en ateşli taraftarlar arasında olmak daha çok revaçta.

Mesela sürekli özenerek örnek verdikleri ingilterede Liverpool taraftarlarınla tam özdeşleşmiş.KOP denince akıllara Liverpool veya Liverpool denince KOP aynı solukta anılıyor.

İtalyada durum farklı değil,romanın hangi klübüne gönül verirseniz verin, eğer Curva'ların birinde kombineniz yoksa,size gerçek taraftar gözüyle bakılmıyor.

Almanyada Bayern Münih tatarftarıysanız loja sahibi olmanız söz konusu bile değil,keseniz uygunsa size kalmış ama klübe üye değilseniz size başka gözle bakıyorlar.NRW bölgesinin iki büyük klübü Schalke 04 ve B.Dortmund'a loja konusunu hiç açmayın sakın,çünkü halkın yüzde %80'i maden işçisi,eğer onlar ile kendiizi özdeşleştirmezseniz statdlarda hiç gözükmeyin.Bir zamanlar Başbakanlık yapan Schröder bile tahte kanepede maçları seyrediyordu.

Kayseriye yeni statd yapılıyor,vatana millete hayırlı uğurlu olsun.

Hoş ama şimdi boş tribünlere oynayan kayseri takımları modern statdlarında farklımı olacak?

Modern statdlarda verilecek hizmet ne olabilir?

İhtiyaç giderilecek alanlar daha rahat olur mesela,büfeler çoğalır,insanlar açlık ve susuzluklarını daha rahat giderebilirler,hepsi hoş güzel ama bunun dışında daha fazla hizmet vermeyi vaad edenler şapkadan tavşanmı çıkaracaklar?

İnsanlar futbol statdlarına ne için giderler?

Futbol maçı seyretmek için,tutukları takımı seyretmek için,destek vermek için giderler,oyunu sevdikleri için giderler.Bu tutkuların hepsi bir futbol severde varsa,statd filan seçmez her hafta maçlara gider.

Livorno  Kayseriden faklımı?

Futbol aile eğlencesinden daha çok bir tutkudur,yer zemin fark etmez.

Hani bir atasözü var "iki gönül bir olunca Samanlık Seyranlık olur" işte futbolda öyle bir şey...


NO AL CALCİO MODERNO !


Erdal Güngör
Weiterlesen

M.City,Chelsea'yi satın alıyor?

25. Januar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Kaka transferi gerçekleşmesede Al-Fahim'in para gücü bitti anlamına gelmez.

M.City'nin sahibi Sulaiman Al-Fahim,isviçre yatırımcılarla bir ortak girişim içersinde.

İsviçre yatırım şirketi Falcon Equity'nin genelsekreteri Holger Heims'ın geçtiğimiz cuma günü Arabianbusiness.com sitesinde verdiği demeçte şöyle diyor:

"Biz avrupada bir kaç klübü takipe almıştık,bunlardan en uygun olanını,yatırımlarımıza karşılık vereceği takımı seçtik,oda FC Chelsea.Bu bir yatırım,futbol klübü satın alıp koleksyon yapmayacağız."

Global ekonomik krizden etkilenen Roman Abramowitsch mal varlığının çoğunu kaybetti bu yüzden Chelsea'yi feda edebilir.

Chelsea Genelsekreteri Peter Kenyon ve yardımcı teknik direktör Ray Wilkins böyle bir satışın hiç bir zaman olmayacağını deklare etselerde diğer yandan Al-Fahim yaptığı açıklamada:

"Herkesin bir fiyatı vardır,iki tarafı tatmin edecek uygun teklif yapıldımı kimsenin itirazı olacağını sanmıyorum,ucuz olmayacak orası malum."


Erdal Güngör
Weiterlesen

Otur kalk...

25. Januar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

İngiliz futbol severler statdlarda kanunen oturmak zorunda.Şayet bu kurala riayet etmedikleri takdirde ağır cezalara çarptırılıyorlar.

Hayır efendim hapis yada idam cezası değil tabiki,para ve maç yasakları.

Böyle saçma şey olurmu demeyin,gerçekten bu uygulama başta ingiltere olmak üzere,galler,iskoçya ve k.irlanda ülkelerinde harfiyen uygulanıyor.

1980 yıllarının sonuna kadar vefakar ingiliz taraftarları statdların en köhne köşelerinde yerlerini alarak maçları ayakta seyrederlerdi.Böylece statd atmosferini yüksek tutarak,besteler söyler,hoplayıp,zıplayp omuz omuza vererek takımlarına destek olurlardı,kavgalar dışında zaman kaldığında yapıyorlardı tüm bunları.

Sonra 1990 yılında Lord Taylor isimli birisi uzman raporu sunarak tüm bu güzelikleri ortadan kaldırttı.

Ortaya attığı sebep "Seyircilerin güvenliği".Uygulamanın arkasında başka nedenler vardı tabiki.Güvenlik bahanesi bir yana,o yıllarda iktitarda olan thatcher hükümetinin taraftar profilini değiştirme diretmesi yatıyor.

İngiliz Futbol severler şimdi eski günleri mumla arıyorlar veya avrupann diğer ülkelerine özeniyorlar.

Haklılar,geçenlerde bir iş arkadaşım bu konudan bahsetti.Kendisi vakit buldukça groundhoppelik yapıyor.Son oynanan iskoçya derbisine gitmiş Celtic-Rangers,biraz anlattı gerçekten tüyler ürpertici durum.

"Cetic atağa kalkıyor,bizde ayağa kalkıyoruz,bağırıyoruz ama bir anda herkesin aklına yasak geliyor,eyvah diyerek tekrar yerimize oturuyoruz ve bu durum tüm maç boyu sürüyor"

Avrupanın tüm ülkelerinde ayakta maç seyretmek gayet doğal ama ingilterede yüz kızartıcı suç. !

Statdlardan sorumlu olan İngiltere futbol marka ve lisans kurumu FLA(Football Licensing Authority) ayakta maç seyretmeyi kesinlikle kabul etmiyor.Kuruma göre uzun süre ayakta maç seyretmek toplum dışı ve asosyal durum.
Bu yüzden klüplere karşı ciddi yaptırımlarıda olmuş.Örneğin 2004 yılında oynanan FA-Cup yarı finali için Manchester United klübüne 1500 bilet az verilmiş.

Duruma karşı "West Ham United Supporters Forum"  Stand Up Sit Down isimli bir kampanya başlatmış link

Kampanyanın amacı ingilterede tekrar ayakta maç seyretmeyi serbest bırakılması.

Sürekli ingiltereden örnek verenlere buradan selamlar. !!!

Erdal Güngör

Weiterlesen