Deplasmana Otobüsle gidilir
Soğuk iklimlere yapılan münferit yolculukların, unutulmaz mavralarına ev sahipliği yapan otobüs. Kaosun merkezi. Hafta içi; son ayakta yatan altılının, terkedip giden sevgilinin, ekonomik kriz var diye emeğin hakkını ödemeyen patronun, orhan gencebay'ın, politikanın, futbolun, pardon gözüme toz kaçtı bahanesiyle racon bozulmasın diye geçiştirilen aşk acısının, ''1990'lı yıllar üç otobüs yozgat deplasmanına gidiyoruz'' veya ''geçen sene antalya deplasmanındayız'' cümleleriyle süslü eski deplasman anılarının ve milyonlarca alakalı alakasız ayrıntının konuşulduğu eşi benzeri olmayan yolculuğun aracıdır deplasman otobüsü.
Deplasman otobüsüyle bir defa yolculuk yapan taraftar artık en kral mercedesle gezse bile o muhabbetin tadını özler. Bağımlılık yapar. Deplasmana gitmenin raconudur bu otobüs. İçerde dışarda tribün kovalayan taraftar uçakla veya özel arabayla deplasmana gitmez. Raconu bozmuş sayılır. Rakip takımın şehrine girildiği zaman camlar kabriyoya döner. Taşlarla kırılmış camlarla, hava eksi 20 derece, 15 saat yolculuk edebilecek adamların mekanıdır deplasman otobüsü.
Arka beşliyi kapma savaşları, ''ulan bütün gün benim sigaramdan otlandın mavraları'', polis kontrolünde ''aramazsan arama yar aramazsan arama zaten bi şey bulamazsın emanetler zulada'' bestesine karışır ve kaptan daima otobüsü şarampole yuvarlamakla görevlidir. Maç kaybedilmişse dönüş yolunda deplasman otobüsünün abileri mavranın derecesini belirler, sessizlik isteniyorsa arka koltuklara doğru çevrilen sert bir bakış yeterlidir deplasmana yeni başlayan genç nesili hizaya sokmak için. Bu otobüsün müdavimleri tribün hiyerarşini bilir.Takımın en kemik ve kafa taraftar kitlesidir yolcular. Dışarıdan görenlerin ''aa işte bunlarda bu takımın delileri'' veya ''şu serserilere bak'' diye yaftaladıkları harbi tribün çocuklarıdır bu kültürü alanlar.
Tüm genellemelere inat bilgisayar mühendisiyle sanayi sitesi otomotiv tamircisinin yanyana 16 saat yolculuk edip, banka çalışanıyla 2 senedir işsiz olan arkadaşının atılan taşlara karşı koşar adım aşşağıya atlayıp sevilen renkler uğruna beraber ''mevzu'' yapabildiği tek sosyolojik dayanışma ortamıdır. Çekilen cefayı sefaya dönüştürecek tek duygu; ortaklaşa hissedilen tarifsiz takım sevgisidir. Deplasman otobüsü; bütün sınıfsal farklar, statü sembolleri, maddi ve manevi ayrımlar, dil , din, renk tartışmalarının unutulduğu tek ortamdır.Dumanaltı koridorlarda, annesi bakkala ekmek almaya gönderse gitmeyecek tribün çocuklarının yerde balık istifi yatarak ülkenin öbür ucuna yolculuk yapmaktan gocunmadığı, tribün aleminin kült figürüdür deplasman otobüsü. bir koltukta üç hatta dört kişi beraber gider, ''takımı yaban ellerde yalnız bırakmamanın'' verdiği huzurla akla mantığa sığmayacak uzaklıklara.
Mutlaka...
Yine içine düştü "orada olamazsam ona bir şeyler olacak" şüphesi.
İşte geldin,dünyanın öbür ucu hatta sonu,varmı ötesi?
Senin yaşında olanlar çoktan emekli oldu,sen ise senin çocuğun yaşında olan delikanlılarla,yabancı bir ülkenin limanında,tahta masalar üzerinde,açlıktan her an seni kemirmeye hazır lağam farelinin içinde sabahlıyorsun.
Sana ne ulan ?
Aklına eski bir Billy Ocean şarkısı takılıyor "You wake up suddenly you're in love"
Karşılıksız Sevgi aşkların en güzeli derler.
İnsan oğlu garip yaratık,tuhaf tutkuları var.
Gözünün önünde duran ama ona hayatı boyunca ulaşamayacağı güzele yazılır.
Pisikopatlığın diğer tarifi "Tutku" olabilirmi?
Üstelik birileri bu tutkuyu manifestolara işlemiş.
Her türlü şartları zorlayıp,hiç bir otoriteye boyun eğmeden,tüm maçlarda tribünde yerini almak.....
ULTRA per sempre
Erdal Güngör
Polonyada polis vahşeti !
Polisin bu tutumu kamuoyu tarafından şidettle kınansada,emniyet müdürü aşırı şiddet uygulayan memurların gereken cezaları verileceğini açıklasada,taraftarların boş yere yedikleri dayak yanlarına kar kalacak.
Bu görüntülerden sonra gerçekten hak ediyorlar:

En Vogue #2

Andreas Möller Uwe Bein

Pierre Litbarski

Lothar Mathaeus

Mehmet Scholl

Uğur Tütüneker
En Vogue #1
Soldan sağa: Rudi Kargus,Bertie Vogts,Siggi Held,Joseph Pirrung,Charly Koerbel,Rainer Bohnhof ve Franz Beckenbauer
Franz Beckenbauer

Kalle del Haye

Norbert Nigbur

Harald Konopka

Ronnie Hellstroem

Wolfgang Overath

Fatih Terim
Pastırma
Turkcell(pastırma)Süperligi,afiyet olsun....
NO AL CALCİO MODERNO !
Erdal Güngör
Futbolmu,Maratonmu?
Yapılan araştırmalar da halkın yüzde%70'i Futbolla ilgilendiği ortaya çıkıyor,nüfus sayısına çevirdikmi 50 milyon civarında.Diğer yandan lisanslı futbolcu sayısına baktıkmı durum değişiyor,220.000(ikyüz yirmibin).Dünyanın en fazla lisanslı futbolcusuna sahib ülke Almanya,6.5 Milyıon,ilginç olan yanı bunun 250.000'i(ikiyüz ellibin) Türk göçmenleri ve Almanyada sade 2.5 Milyon Türk göçmen yaşıyor ! Ülkemizde taraftar sayıları milyonlara ulaştı ama ne gariptir Milyonların tutkusu olan kulüplerimizin uluslararası başarıları sade tek takımla sınırlı "Galatasaray".
Türkiye de son zamanlar sık telafuz edilen kelimelerden birirsi "Futbolda marka değeri".Eğer gerçekten böyle bir şey varsa onun adı Galatasaray,kimse gücenmesin ama gerçek bu.Şu an Turkcell Süperligi yurtdışında pazarlamaya kalksanız tek vitrin kulüp Galatasaray,her şeyiyle,Tarihinden tutun Taraftarlarına kadar.Modern statlar,tesisler hepsi güzel ve hoş değerli unsurlar ama Avrupayla karşılaştırdıkmı örneğin Alman ikinci liginde oynayan 1860 Münih takımın bile diğer üç büyük kulüplerimizden avrupa kupalarında olan başarsı daha çok.
Gelelim dünkü Galatasaray - Kayserispor müsabakasına.Maç başlamadan önce yayıncı kuruluşun tutumunu anlamak mümkün değil.Ali Sami Yen statının yeni açık alt tribününe odaklandılar,sürekli orayı göstererek birde Sayın Bülent Tulun abimizin yorumuyla süslediler "böyle önemli maçta seyircinin gelmemesi enteresan durum,Galatasarayda galiba bazı şeyler yanlış gidiyor" gibi sözleri ayrı bir konu.Ama dünya alem biliyor Yeni Açık alt tribün Ali Sami Yen statının en az rağbet gören yeridir.Millet üst katta bir koltuğu beş kişi paylaşır,yinede alt kısıma girmez çünkü görüş açısı berbat olduğu için.
Esas maksatları sonra anlaşıldı.Kapalı tribününde o sırada "Galata Saray Efendileri" altında şahane Bayrak şov yapılıyordu,işte buda yayıncı kuruluşun futbol anlayışına ters.Onlar daha çok tribünlerde minik yavrular,güzel bayanlar görmek istiyor,Tribün Kültürüymüş,Taraftarmış yayıncı kuruluşun konzeptine uymuyor.Hele maç başladıktan bir kaç dakika sonra speaker,lincolnun ısınırken kazayla bir şutu polis memuruna çarpmasının üstüne basarak anlatması maçta hedef kişiyi önceden belirlemiş gibiydi.Sonrasında gelenleri artık yazmak istemiyorum,çünkü dün selçuk dereli sade Galatasarayı değil Kayserisporunda Futbol oynamasını resmen engellemiştir.Bu ne ilk nede son olacak,durum onu gösteriyor,yıllardır böyle her hafta sonu mutlaka bir hakem çıkıyor hangi maç olursa olsun sahada oynanan futbolun önüne geçiyor.
Yayıncı Kuruluşun endüstriyel futbolu pazarlama yöntemi olabilirmi?
Olabilirmi değil,bal gibi oluyor.Yıllardır sürüp gelen hafta sonu saçmalıkları İnsanları gittikçe futboldan soğuttu ! Her pazar saatlerce süren Maraton programı,onlara bol malzeme üreten hakemlerle birlikte Türkiyede oynanan Futbolun önüne geçmeyi başardı.Yazdıklarımı bir komplo teosrisi olarak algılamayın,yaklaşık on yıldan bu yana her hafta sonu dönen aynı teraneleri görmemek için kör olmak lazım.Oysa dün iki takımda bizlere futbol ziyafeti çekebilirlerdi,bol gollü maç olabilirdi,iki takımda kazanabilir bol göllü beraberlikte çıkabilirdi fakat yine içine edildi malesef.Türkiyede futbol Maraton programı ve Hakemlerden oluştuğu için,her hafta sonu yüzlerce lira harcayıp statlara gitmek çılgınlık olmalı,ver ayda 9,90 TL seyret futboluda,ermanıda.
Şimdi bu Turkcell Ligin nesini pazarlayacağız?
Hakemlerimi?
Güldürmeyin,1996 yılından bu yana hiç bir Türk Hakemi Uluslararası Turnuvada maç yönetmemiş,bırakın yönetmeyi tabela bile tuturtmamışlar,sözde dünkü hakem fifa kokartlı....
Erdal Güngör
The Curious Case of Benjamin Button
13 dalda Oscar'a aday gösteriliyor,seyretmeye değer.

Hayat selçuk dereliye rağmen devam ediyor.
Keşke filmdeki Saat gerçek olsaydı.....
Bir maç nasıl katledilir?
Galatasaray - Kayserispor müsabakasını yöneten hakem selçuk dereli hepimize bir maçın nasıl katledildiğini açıkca gözlerimiz önüne serdi.Lincoln maç başlamadan önce,ısınırken çektiği şut kazayla bir polis memuruna rastlamasının faturasınımı kesti acaba? Lincoln'e karşı verdiği kartların hepsi yanlış ama kime yarar? Kabzımal ermana yaradı yine,bol malzemeli maraton izleyeceğiz bu akşam.Zaten sahada oynanan futbol klişe,göstermelik bir şey ,22 kişi bir topun peşinde koşuyor fakat esas maçın yıldızı hakem.
Nedense hep Galatasarayın başına geliyor.
Söyle selçuk söyle,sendemi kendini anti-istanbul havasına kaptırdın?
Erdal Güngör
Ultra'lar Susarsa !
Tarih: 14.Mart 2008,
Yer: Auf Arena(Schalke 04) Gelsenkirchen-Almanya
Bir tribün hikayesi, Alıntıdır;
"Bugün hiç aklımın ucuna gelmeyecek bir şey yaşadım. Bu Cuma gününü hayatım boyu unutmayacağım.
Uzun yıllardan sonra (UGE=Ultras Gelsenkirchen) kurulduğundan bu güne kadar takımımıza tribünlerde ilk kez organize destek vermediler.
Saat 19:30`a doğru arenaya girdim, her şey normal gözüküyordu. Müsabakanın başlamasına 15 dakika vardı, merak etmeye başladım sopalı pankartlar hala görünmemişti. Ve bu maçın sonuna kadar böyle kalacaktı. Çünkü Ultra'lar maça gelmediler. Ben Kuzey tribünün dışında duruyordum, göbekte ne olup bittiğinden haber alamıyordum gözlerim sürekli onları arıyordu, gerçekten yoktular.
Gelmemelerinin sepebi www.ultras-ge sitesinde açıklamışlar. UGE üyeleri bir dayanışma eylemi için tribünden çekilmişlerdi. Statın dışında orta kapısında diğer arkadaşlarını bekliyorlardı.
İşte beklenen gün gelmişti. Sürekli Ultra'lara kızanların günüydü bugün. Müşteriler nihayet kendilerini ispatlama fırsatı yakalamışlardı ama bunu iyi kullanamadılar. Doğru söylemek gerekirse BECEREMEDİLER !
Maç boyu statın atmosferi berbattı sade tek tük sıradan besteler söylenmek istendi ama tüm arenayı ayağa kaldıracak coşturacak güçte değildi. Durumu Schalke`nin Duisburga karşı 2:1 öne geçmesi bile değiştiremedi. Böyle olacağını önceden biliyordum ve tekrar haklı çıktım.
Biraz mantıklı olmalıyız, 62.000 "seyirciyle" dolu stadı ancak 300 organize taraftar coşturabilir. Tribün yapmak, tribüncülük uzaktan göründüğü gibi kolay değil. Bazıları evde mis gibi rahat koltuğunda maç keyfi yaparken tribüncüler kefeni cebinde arma peşinde koşuyor. deplasman kovalıyor. Schlake stadında bugün yaşananları kimse kolay unutmayacak"
Her hafta televizyon ekranlarında boy gösteren, sosyal medyada taraftarlara kin kusan yorumcu ve sosyal medya fenomenleri yazıyı dikkate okumalarını tavsiye ederim!
Erdal Güngör
Football without Ultras is Nothing !
