Tribün Ve Siyaset
Tribünlerin kendine öz siyaseti vardır. Fakat, bu tribünde her hangi bir partinin propagandasını yapmak anlamına gelmez! Tribünün siyaseti parlamento dışıdır, tribün toplumun aynasıdır, nabzını tutar! Tribünün içinde mutlaka farklı görüşler olur ama Ultra hareketinin birleştiği ortak nokta Neoliberal faşist düzene karşı birlikte mücadeledir.
Tribün içinde siyaset istemiyoruz diyenler boş konuşuyor yada siyaset ne anlama geldiğini bilmiyor. Birkaç örnek vereyim; Her maç başlamadan önce okunan istiklal marşı 1990 yıllarının ortasında tribünler başlatmıştır sonradan resmileştirildi. Bu bir siyasi harekettir! “Şehitler ölmez Vatan bölünmez” sloganları siyasi ve ideolojiktir. Bunlar rahatsız etmiyor da “Her yer Taksim Her yer direniş” sloganı neden rahatsız ediyor? İki sloganda parti siyaseti ile alakası yok tamamen toplum içinde yaşanan ve tüm toplumu kapsayan olaya tepkidir. Şehitlerimiz de bizim Taksim de düzene direnen gençlerimiz de bizim insanlarımız!
Geçtiğimiz hafta spor bakanı tribün liderlerini iftara davet ederek “önümüzdeki sezon tribünde siyaset istemiyoruz, ideolojik tezahüratlara izin vermeyeceğiz” talebi siyasetin kralıdır!
Geçenlerde tribünde FIFA/UEFA tarafından yasaklanan tezahürat ve sloganları yazmıştım isteyen buradan tekrar okuyabilir >>> NAH YASAKLARSINIZ!!!
Bakanın tribüne müdahale etme isteği spor müsabakalarına müdahale etme anlamına gelir ve kanunen usulsüzdür. Nijerya’da siyasetçilerin futbola müdahale etmesi üzerine FIFA ceza verdi! Şu anda hükümetin tribünlere karışması Nijerya’daki olayla eş değer! Bu konuda taraftar gruplarına yargı yolu açık, tavsiyem vakit kaybetmeden hemen FIFA ve UEFA’ya şikayet mail kampanyası düzenlensin!
Türkiye’de mevcut hükümet Halkın temel Demokratik haklarını kısıtlamayı kendince demokratik hak olarak görüyor. Hükümet kendini koruma amaçlı verdiği tepki ile neredeyse akla gelen her şeyi yasaklıyor, bence bu çok yanlış! Madem demokratik ülkede yaşıyoruz Halkın sivil haklarını gasp eden zalimlere her fırsatta barışçıl şekilde tepkimizi göstermeliyiz. Hele statlar her maçta inlemeli. Taksim Gezi parkı eylemi sade mevcut hükümete değil içinde bulunduğumuz kahpe düzene karşı bir baş kaldırmadır! Şu an iktidarda başka parti olsaydı yine insanlar aynı tepkiyi koyacaktı!
SUSARSANIZ SUÇA ORTAK OLURSUNUZ!!!
NAH YASAKLARSINIZ!!!
İçişleri bakanı muammer güler bugün yaptığı açıklamayla mevcut hükümetin ne kadar aciz durumda olduğunu bir kere daha gözler önüne serdi. İki kelimeyi bir araya getiremeyen, doğru düzgün Türkçe konuşamayan bakan bozuntusunun açıklaması tam anlamında komedi ve gerçekleri yansıtmıyor!
Zatı muhterem şöyle buyurmuş; “Tribünlerdeki o yasa dışı gösteriler veya spor ahlakına uymayacak davranışlar kötü tezahüratlar içine siyasi ve ideolojik anlamındaki kötü tezahüratları da koyuyoruz. Zaten uluslararası normlarda bu tür tezahüratlar yasak.” >>link
Hayır efendim, kendi kafanıza göre yasaklar uydurup uluslararası normları diyerek işin içinden sıyrılamazsınız!
FIFA ve UEFA normlarına göre futbol müsabakalarında tribünlerde yapılmayacak tezahüratlar bellidir; Homofobik, ırkçı ve faşist sloganlar, rakipleri tahrik edici, şiddet içerikli aşağılayıcı ve rencide edici pankartlar, tezahüratlar yasaktır! Ve bu kadardır fazlası yoktur.
Tribünler, yukarda sıraladığım unsurların hepsine karşı tepki koymakta serbesttir!
Tribünler, topluma ve çevre iklimine zarar veren anti-demokratik hükümetleri, kurumları barışçıl ve demokratik çerçeve içinde, şiddet içermeyecek şekilde istedikleri gibi rahatlıkla tepkilerini koyabilirler! Birkaç örnek vereyim; “Her yer Taksim, Her yer Direniş” sloganı evrensel hale gelmiştir ve dünyada herkes Türkiye’de gezi parkı direnişçileriyle dayanışma içinde olduklarını gösterir. Bir diğer Sloganlar "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez" ve "Kahrolsun pkk" bu sloganlar toplumu bağlar ve tribünler tepki vermekte haklıdır. Kalkıp bu yüzden taraftarları cezalandırarak ülkenin itibarı düşer, zaten yerlerde sürünüyor.
Şunu da belirtmekte fayda var, Avrupa kupa müsabakalarında UEFA normlarına uymayan bu uyduruk yasaklar geçmez ve hiçbir hükmü yoktur!
Bu arada geçen gün spor bakanı 5 tribün lideriyle bir araya gelerek bu husustan dolayı uyarmış. Tribün liderlerine ufak bir tavsiyem olacak, stada huzur istiyorsanız lütfen kendi gurubunuzun mensupları dışında kimseye karışmayın, zaten bunu yapmanız imkansız. 50.000 bin kişilik stadı kontrol altına alarak insanları sindirmek daha fazla huzursuzluk getirir ve üstelik kimse insanların kişisel haklarına müdehale edemez. Ama bana soracak olursanız tribünde parti siyaseti yapmak tribün oluşumlarının bağımsızlığını zedeler! Tribünlerin esas görevi gönül verdiği takımı sonsuz desteklemektir.
YASAKLAR!
Alman ikinci liginde bu hafta sonu derbi heyecan var. Pazar günü 55. Kez karşılaşacak FC Köln-Fortuna Düsseldorf maçında şehirde neredeyse olağanüstü hal ilan edildi.
Sebep, Düsseldorf taraftarlarının tren istasyonundan Köln stadına kadar yapacakları kortej. Güvenlik yollarının kapanması nedeniyle poliste sıkıntı yaratıyor. Halbuki bu kadar telaşa hiç gerek yok, kortej tek şeritten rahatlıkla stada ulaşabilir ve böylece güvenlik yollarını tıkamaz. Aslında devletin kolluk güçleri isteseler ortada sorun olmayacak ama onların amacı başka.
“Onlar”, ısrarla insanları kendi istedikleri gibi yönetmek istiyorlar çünkü “onların” oluşturdukları kurallar doğru. Bu yüzden Halk asla rahat etmemeli yoksa haşa kralın çıplak olduğunu görür isyan çıkarır değil mi?
Bir diğer yasak haberi Pazartesi günü oynanacak VFL Bochum-Dynamo Dresden maçından geldi. Bochum kulübü Dresden taraftarlarına pankart yasağı koydu! Bu yeni bir şey değil, 2007 senesinde Galatasaray’la yapılan hazırlık maçında da pankart asmamızı yasaklamışlardı, yalvar yakar anca bir tanesine müsaade verdilerdi.

Biz bu yasaklara şaşırdık mı? HAYIR! Bir yerlerden tanıdık geliyor, geçen sezon Adana 5 Ocak stadında da aynı yasaklar uygulandı ve büyük ihtimalle bu yeni sezon devam edecek gibi görünüyor!?
Sanırım farkına varmışınızdır dünyanın her yerinde, farklı renklere gönül verseler de Tribüncülerin kaderleri aynı YASAKLAR!!! Neoliberal, faşist düzenin globalizm adı altında insanları köleleştirmesinin yöntemlerinden biri. Hoş, Türkiye’de iktidarda olan münafık hükümet ve yancıları her gün bir adım ileri gidiyorlar. Sapık zalimler şimdi de hamile Kadınların sokakta yürümelerine tahammülleri kalmadı.
Sahi, yasaklar değince aklıma geldi;
Bundan 30 yıl önce Devekuşu Kabaresinin büyük üstatları bugün olacakları o günlerde gördüler ve bizi uyardılar! Peki, biz bu uykudan uyanabildik mi?
Tribünler, Avantalar, Karşılıksız Aşk
Geçen hafta okudum, İngiliz kulübü Stoke City gelecek sezon tüm 19 deplasman maçlarına bedava otobüs kaldıracak. TV yayın gelirlerinin artması kulüp yönetimi fazladan kazandıkları paralarla taraftarına jest yapmışlar. >>> link
İlk bakışta göze hoş geliyor ama gerçek tribüncüyü böyle şeyler bozar! Gerçek tribüncü göbek bağını kendisi keser(!) yayıncı kuruluşun kirli parasıyla yönetimlere gebe kalmaz! Gerçi bu dönemde hala böyle tribüncü kalmış mıdır orası muamma!
Ne yayıncı kuruluşu nede sponsorlar, kulüplerin gerçek sahipleri Taraftarıdır!
Taraftarın aşkı karşılıksızdır, gerekirse son kuruşunu kulübü ayakta kalması için harcar. Almanya’da iki örnekte olduğu gibi mesela;
Dördüncü ligde oynayan ve maddi sıkıntılar yaşayan Rot-Weiss Essen kulübünün Ultraları bundan böyle takımın forma sponsorluğunu üstlendi. Yeni sezonda RWE takımının formalarında Ultras Essen yazacak. >>>link
Diğer örnekte Bayern Münih.
Bayern Münih kulübünün üye sayısı 217.241 ulaştı ve gittikçe artıyor! Kasım 2012 den bu yana 30.000(otuz bin) kişi kulübe yeni üye oldu. Hoş, 108 yıllık Galatasaray kulübünün toplam üye sayısı 15.000(on beş bin). Dünyada en fazla üyeye sahip olan kulüp 224.000 üye ile Benfica Lizbon. Fakat bu gidişle Bayern Münih kısa süre sonra Portekiz kulübünü sollayacak.
Cenova 20/07/2001 UNUTMADIK!!!
Carlo Guiliani 23 yaşında Romalı bir genç. Günlerden 20 Temmuz hava sıcak Carlo’nun kafası karışık, plaja mı gitsin yoksa Cenova’da G8 zirvesini protesto yürüyüşüne mi katılsın bilmiyordu. Sonunda Carlo Cenova’ya gitmeye karar verdi. Yürüyüş kortejinin içinden arkadaşına bir mesaj attı “moruk burada acayip şeyler oluyor”. Bu Carlo’nun Dünya’ya son mesajıydı, biraz sonra Piazza Alimondo meydanında duran bir Carabinieri arabasına yangın söndürme aletini atarken kafasından polis kurşunuyla vurulup öldürüldü..... Mentalita ULTRAS#27 Cenova 20/07/2001
Farkında mısınız, zalimler her yerde aynı üniformayı taşıyor!

Bir Ülke!
Tek Lider

Tek Hukuk

Tek Medya

Bir geri zekalı!
Ya şimdi UEFA önüne geliyo abi...bi....ne....iddia geliyo, okuyo konuşmalara bakıyo ama..yani yabancı bi adama bi Türkçeyi ne kadar anlayabilir veya neyi neye göre karar verir ben bunu anlamıyorum....wtf?
Sen zamanında Lincoln ’ün İngilizce küfürlerini nasıl anladıysan onlarda öyle anlamıştır, bkz;
HIRSIZIN HİÇ Mİ SUÇU YOK!
DOPİNG!
Son zamanlarda sık duymaya başladık, her gün yeni bir skandal patlıyor. Dün 14.07.2013 Pazar günü dünyanın en iyi dört sprinteri Tyson Gay(ABD), Nesta Carter, Asafa Powell ve Sherone Simpson(Jamaika) bir ay sonra Moskova’da yapılacak dünya atletizm şampiyonası öncesi doping testlerinin sonuçları pozitif çıktı! >>> link
Ülkemizde de doping skandalları son zamanlarda arttı. Geçtiğimiz hafta Türk milli takımının dünya atletizm şampiyonasından men edileceği haberi çıkmıştı. Gerçi haber yalanlandı ama Akdeniz oyunlarından önce 8 sporcu dopingli çıktı.
Gittikçe endüstriyelleşen spor vahim boyutlara geldi! Başarıya endekslenmiş yetenekli sporcular daha çok para kazanmak için kendilerini ateşe atıyorlar. Yalnız, kabahati sade sporcularda aramamak lazım, üst yetkililer; federasyon başkanları, antrenörler, sponsorlar vb. esas en büyük suçlu bu kişiler! Akdeniz oyunları öncesi güreş federasyon başkanı Hamza Yerlikaya bir TV kanalı ile söyleşi yaparken her iki kelimesinden biri altındı, sürekli aynı kelimeleri zikrediyordu....altın....altın...altın. Tabi ki her sporcu katıldığı tüm yarışmalarda en iyi neticeyi almaya çabalar. Fakat siz o sporcuları daha fazla sponsor çekme, para kazanma amaçlı kullanır baskı altına alırsanız ortaya böyle çirkin tablo çıkar.
Bazen sporcular doping yaptıklarından haberleri bile yok yada çok geç söyleniyor, en kötüsü de bu işte. Son duyduğum haberlerde Türkiye’de doping alan sporcuların yaşları çok düşük olduğuydu AMAN SAKIN HA!!!
Küçük yaşta yetenekli sporcuları dopinge bulaştırmak büyük insanlık suçudur. Küçük yaşta doping yapan sporcular aldıkları ilaçların gelecekte onları zihnen ve fiziksel olarak nasıl kötü yönde etkileyeceğinden haberleri yok. Bunun en çarpıcı örneği eski Doğu Alman sporcu Heidi Krieger, şimdiki adıyla ANDREAS KRIEGER!
Heidi Krieger 1965 yılında dünyaya kız olarak gelir. 13 yaşında annesi küçük Heidi’yi atletizme yazdırır. Bir süre sonra Heidi’nin yetenekli olduğu gözden kaçmaz ve Doğu Alman milli sporcu yetiştirme grubuna dahil edilir. Gülleci olan Heidi 16 yaşında habersiz Anabolika ve erkek hormonları verilir! Heidi’nin performansı aniden artış gösterir. O zamanlar yaşıtları arasında katıldığı tüm müsabakalarda birinci gelir. Artık büyük uluslararası müsabakalara hazırdır fakat Heidi kendinde değişiklikler fark eder. Onun yaşındaki genç kızlar gibi erkeklere karşı cinsel yönde ilgi duymaz hatta kendisini erkek gibi hisseder. Uluslararası turnuvalarda başarılı olmak için antrenörünün tavsiyesiyle 1982-1984 arası yüksek dozda “Oral-Turinabol” hapları kullanır. Oral-Turinabol o yıllarda henüz doping listelerinde yoktur. Heidi Krüger 1986 senesinde Stuttgart’ta düzenlenen Avrupa Atletizm şampiyonasında 21.10 metre gülle atışıyla altın madalya kazanır. 1991’de Doğu Almanya dağılır Heidi batı Almanya’ya göç eder ve kariyerini sonlandırır. Yeni başladığı hayatında ilk işi bilmeyerek doping yaptığını itiraf eder ve altın madalyasını geri verir. Heidi 1997 senesinde ameliyat sonrası erkek olur ardından Andreas adını alır. Erkeğe dönüşmesinde en büyük neden zamanında aldığı Oral-Turinabol haplarıdır.
Uzun lafın kısası, yetenekli genç sporcular içtikleri suları yedikleri yemekleri dikkatle kontrol etsinler. Aç gözlü şuursuz antrenörlerin oyununa gelmesinler, yoksa onlarında sonu Heidi/Andreas Krieger gibi olabilir!!!
Sivas, 2 Temmuz 1993
Tansu Çiller, Sivas katliamı sonrası “Olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi” diyeli 20 yıl oldu.
Sivas katliamı üzerinden 20 yıl geçti. 20 yıl içinde on binlerce insan farklı dine, ırka sahip olduklarından dolayı öldü! Siyasetçilerin demeçleri hiç değişmedi.
Şairin dediği gibi “Her ölen pişman ölür hep yanlış anlaşılmıştır hayalleri yasaklanmış”
Devleti devlet yapan Halktır!
Nasıl olurda bir “devlet” Halkından bu kadar nefret edebilir?
İngiltere’de Pahalı Bilet Fiyatlarına Protesto!
Geçtiğimiz Çarşamba günü İngiltere’de futbol taraftarları pahalı bilet fiyatlarını protesto etti! Liverpool taraftar oluşumu “union Spirit of Shankly” önderliğinde yapılan protesto yürüyüşüne ülkenin neredeyse tüm taraftar grupları katıldı!
Yeni sezon fikstürü çekildi, yakında takımlar sezonu açıp hazırlık dönemine girecek. Taraftar sabırsız, bir yandan lokal ligi diğer yandan Avrupa kupalarını iple çekiyor.
Ufukta FFP(financial fair play) sopası gözükse de kulüpler yine yeni sezona büyük yatırım yaptılar!
Peki, bu değirmenin suyu nereden geliyor?
Bilindiği gibi profesyonel futbol kulüplerinin en büyük gelir kaynağı yayın hakları, geri kalanını sponsorlar karşılıyor. Fakat gerçek öyle değil! Yapılan araştırmalarda çıkan sonuçlarda kulüplerin kasaların dolduran paralar direk taraftarın cüzdanından çıkıyor, stat gelirleri, merchandising vb.! İngiltere’de son üç yılda Premiere League kulüplerine yayın hakları için 5.5 Milyar pound verildi. Taraftarın cebinden çıkan miktar neredeyse aynı yükseklikte!
Karşılaştırdığımızda ortaya çıkan acı gerçek insanları felakete sürüklediğini görüyoruz! Yayıncı kuruluşları yatırım yaparak verdikleri paranın 3 mislisini kazanıyorlar. Taraftarın aldığı karşılık 90 dakikalık hoş zaman geçirmek, hüzün ve sevinç ona bütçesine kocaman delik olarak geri dönüyor! İngiltere’de 20 sene önce maç bilet fiyatları sinema biletleri ile aynıydı 8 pound. 20 senedir sinema biletlerine zam gelmedi ama en ucuz maç bileti bugün 62 pound!
İngiltere’de değişik statlarda kulüplerin uyguladığı bilet fiyatları da ayrı tartışma konusu! Taraftar soruyor; neden West Ham kombineleri pahalı fiyat sıralamasında 4. sırada? Neden Southampton kombineleri Manchester United’dan daha pahalı? Nasıl oluyor da Man.City kombineleri Arsenal’dan üç misli ucuz?
Hadi Man.City fiyatları Shelk Mansourun kulübe akıttığı paralardan dolayı bir nevi katkı sağlıyor, zira FFP yürürlüğe girdiğinde onlarda fiyatları yukarı çekecekleri malum! Arsenal taraftarı yeni stada geçeli ödediği ağır bedelin henüz karşılığını alamadı! Kaynak >>>link
25 yıl önce neoliberalizmle başlayan küresel kentleşme projeleri ile kentsel rantın diğer ayağı “endüstriyel futbol!” İnsanları örgütlü tüketime yönlendirmenin, bağımlısı yapmanın, dünya nüfusunun yüzde %90’nın tutkusu olan en uygun eğlence FUTBOL!
Yoksa siz, şampiyonlar ligi, premiere league, bosman kuralları sermayenin kentleri ranta dönüştürme projeleri ile aynı döneme gelmesini tesadüf mü sanıyorsunuz?
Futbol bir zamanlar fakir Halkın eğlencesiydi. İnsanlar sade seyretmekle kalmıyordu, kendileri de oynuyorlardı. Semtlerde, kasabalarında kulüpler kurarak Halk spora teşvik ediliyordu. Futbol hafta sonu eğlencesinden öte bir sportif aktivite, kültür haline gelmişti. Tıka basa dolu statlar, kapasitesini aşan salkım saçak tribünler.....hepsi mazide kaldı.
Tıka basa dolu statların yerini içinde lokantaları, locaları, AVM’leri bulunan modern yapıtlar aldı. İmaj tasarımcılarının şişirdiği kalbur üstü yetenekli oyuncular kurnaz menajerlerin eline verilip astronomik fiyatlara pazarlandı. Kulüpler bütçelerini aştı, artık gelirleri giderlerini karşılamıyor!!!
Yeni gelir kaynakları bulundu. Sponsorlar devreye girdi, televizyonlar yayın haklarını satın alarak kulüp bütçelerinin temel gelir kaynağını oluşturdular.
TV’ler sade yayın haklarını değil tüm futbolu satın aldı çehresini değiştirdi. İlk icraatları kulüpleri bilet fiyatlarına zam yapmasına zorladırlar. Bu sinsi uygulamanın altında yatan amaç orta sınıf Halkı statlardan uzaklaştırıp paralı kanallara yönlendirmekti.
Statların en güzel yerleri Kapalı/Maraton tribünleri bir zamanlar ateşli taraftarların durduğu yerdi. Yayıncı kuruluşlarının şartlarından biride görüntü kirliliği oluşturan tribüncüleri Kapalı/Maraton tribünlerinden alıp kale arkalarına sürülmesiydi. Kentsel dönüşüm projesinin stat içinde uygulaması! En çapıcı örneğini Galatasaray taraftarı yaşadı!
Galatasaray taraftarları bin bir türlü oyunlarla Mecidiyeköy’deki ASY stadından şehir dışında olan Seyrantepe’ye sürüldüler. Ayazma gecekondu sakinleri ile aramızdaki farkı bulmak için şu videoyu seyredin anlayacaksınız! >> link
Yeni sezon yine Seyrantepe Arenaya giderseniz vaktiniz olursa etrafını dolaşın ve o güzel ağaçlara iyi bakın pek yakında göremeyeceksiniz. Sahi, birde salon istiyorduk değil mi....?!
Çare Drogba gibi saçmalıklarla kendinizi kandırmayın, uyanın BOYUN EĞMEYİN!!!
AGAINST MODERN FOOTBALL!