ACHTUNG!!!
An alle Scheiße 04 Fans, die morgen in Istanbul um 17.30 Uhr am Taksim platz treffen seit brav !
EIN FALSCHES WORT UND IHR SEIT TOT!
guckst du >>> link
Bugün Günlerden GALATASARAY
I’ll be your dream
I’ll be your wish
I’ll be your fantasy.
I’ll be your hope
I’ll be your love
Be everything that you need.
I love you more with every breath
Truly madly deeply do..
I will be strong I will be faithful
‘Cos I’m counting on a new beginning.
A reason for living.
A deeper meaning.
I want to stand with you on a mountain.
I want to bathe with you in the sea.
I want to lay like this forever.
Until the sky falls down on me…
And when the stars are shining brightly
In the velvet sky,
I’ll make a wish
Send it to heaven
Then make you want to cry..
The tears of joy
For all the pleasure and the certainty.
That we’re surrounded
By the comfort and protection of..
The highest power.
In lonely hours.
The tears devour you..
I want to stand with you on a mountain,
I want to bathe with you in the sea.
I want to lay like this forever,
Until the sky falls down on me…
Oh can’t you see it baby?
You don’t have to close your eyes
‘Cos it’s standing right before you.
All that you need will surely come…
I’ll be your dream
I’ll be your wish
I’ll be your fantasy.
I’ll be your hope
I’ll be your love
Be everything that you need.
I’ll love you more with every breath
Truly madly deeply do…
GALATASARAY Tribünü, Hayatın Tam Ortası!
GALATASARAY Terraces, is the middle of life!
2013 Avrupa Futbol Taraftarlar Birliği Kongresi Amsterdam’da!
Bugün FSE(Avrupa Taraftarlar Birliği) 2013 Kongresinin tarihini ve yerini açıkladı.

2013 Avrupa Taraftarlar Birliği kongresi 19-21 Temmuz’da Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da düzenlenecek. Ev sahipliğini Ajax Amsterdam taraftarları ve milli takım taraftar grubu Oranjes yapacak.
Hollandalı taraftarlar geçen sene İstanbul’da düzenlenen kongreyi örnek alarak çıtayı yükseltmişler.
Katılmak isteyenler tarihi bir yere not etsinler. Kongrede sizce önemli olan konuları ele alınmasını istiyorsanız, FSE’ye yollayın >>> Email: info@fanseurope.org
Kaynak;link
Evet, geçen sene İstanbul’daki kadroyu tam tekmil bekliyorum. ;)
Buyurun gelin Amsterdam’ın altını üstüne getirelim. Bu sefer yemekler bedava, siz anladınız :))))
Futbolcu Romantizmi
Günümüzde nasıl taraftar profili olumsuz yönde değiştiyse profesyonel futbolcu profili de aynı şekilde değişti.
Şimdiki üst düzey diye adlandırılan futbol, hele Türkiye’de, saha içinde sahtekar şovlar ve saha dışında kirli polemikler üzerine dönüyor.
Bu yüzden şahsen prof. oyuncu romantizmini önemsemiyorum, mesela Melo olayı. Fakat kimse Melo olayını Enginin ki ile karıştırmasın! Bana sorarsanız Meireles ve Melonun yaptığı hareketlere biz eskiden kalleşlik derdik. Engin hakemin yakasından tutup delikanlıca hesap sormuştur, kurallara göre yanlış tabi ki!
Şiddet futbolun temelinde yatan bir unsurdur. futbolu seviyorsak bunu kabullenmeliyiz! Tabi tükürmek, cimcik atmak vb. hareketler dahil değildir. Delikanlı adam gibi kafa, tekme, yumruk çalışırsın.
Ama illa böyle olacak diye kaide yok başka türlü yollar var elbette, örneğin "EFENDİLİK!"
Uzun lafın kısası, biz rahmetli Metin Oktay’ı efendi, dürüst, kulübe sadık, adam gibi adam ve büyük bir Galatasaraylı olduğu için sevdik( bkz;
METİN OYUNDAN ATILIYOR
Maçın ortalarına doğru, kaleci Turgay'ın uzun degajı Metin Oktay'ı Fener kalecisi Özcan Arkoç ile karşı karşıya getiriyor.
Bir karambol oluyor. Hatta yumruklaşıyorlar. Ve derken Fener tribünleri Metin Oktay'a küfür senfonisine başlıyor. Yugoslav hakem Metin'e kırmızı kartı gösteriyor.

Maçtan atılan Metin Oktay kendine küfreden Fenerbahçe tribünlerinin önüne gidiyor, dimdik duruyor ve hepsini yerlere eğilerek selamlıyor... Bir anda tüm stat derin bir sessizliğe bürünüyor.
Metin saha dışına doğru giderken hakemin düdüğü duyuluyor.
Hakem kararını değiştiriyor ve kırmızı kartını geri çekiyor...
***
Yalnız unutmayalım, şanlı şerefli tarihimizde “Sabri Mahir” isimli bir Aslan parçası yatıyor! (bkz;
Sabri Mahir Galatasaray Lisesi öğrencisidir. Mösyö Goury'den dersler almıştır. Galatasaray Spor Kulübünde başlayan futbol kariyerini Fransa'nın o yıllarda şampiyon olan Olympique Paris Takımında devam eder.
(orta sırada oturan soldan ikinci Sabri Mahir)
1910'da Galatasaray ile Rumlardan oluşan Struggles maçında olaylar çıkar. Sabri Mahir karşı takım oyuncularını tartaklamakla suçlanır. İstanbul Hükümeti olaylardan lise müdürü Tevfik Fikret'i sorumlu tutar ve görevden alır. Bunun üzerine öğrenciler bu durumu prostesto ederler. Protestonun başında da Sabri Mahir vardır. Zaptiyeler Sabri Mahir'i ararken, o Galata rıhtımından bir Fransız gemisine kaçak binerek Fransa'ya gider. Racing Kulübü'ne kayıt olur ve burada futbol oynar. Liseden öğretmenleri olan Mösyö Goury ve Raval'dan yardım almaya da devam eder. Mısır'lı bir prens vasıtası ile boks'a başlar. Amatör boksta ikinci olunca profosyonel boksa başlama kararı verir. Fransa, İngiltere ve İspanya'da maçlara çıkar. Oxford Üniversitesinde jimnastik öğretmenliği de yapar. Daha sonra Ermeni olayları nedeniyle tutuklanır ve 3 sene hapis yatar.
Lise yıllarında başladığı boksa da devam eder ve Avrupa ortasiklet şampiyonası finaline kadar yükselir. 1920 yıllarında Berlin şehrine taşınır ve orada açtığı boks stüdyosunda Max Schmeling ve Franz Diener gibi ünlü alman boksörlerini çalıştırır. Almanya'da "der schreckliche Türke Sabri Mahir" (korkunç Türk Sabri Mahir) ve "der gegen vier Männer kämpft" (dört kişiye karşı dövüşen) lakapları altında tanınıyordu.
Sabri Mahir, Kidd Jackson adlı bir Amerikalı organizatör tarafından İspanya'ya götürülmüştür. Fiorinten Centrale salonunda düzenlenen şampiyonada İspanya Şampiyonu ile karşılaşır. Maçı İspanya Kralı da izler. Üçüncü raundta rakibini nakavt eder ve salonda sessizlik olur. İspanyol boksör sedye ile soyunma odasına götürülür. İspanya Kralı, Sabri Mahir'i tebrik eder, ancak bu olay İspanya'da boksun yasaklanmasına neden olur.
Love Is A Losing Game
Bugün şöyle bir yazıya rastladım. Virgülüne, noktasına dokunmadan sizlere paylaşıyorum, mutlaka okuyun!
***
Binbir zorlukla ikna edilen bir minibüs şöförü Cumartesi gecesi 1:30 da yola çıkıldı. Sevdalı 23 kişiyiz. Hızlıca geçiyorum klasik deplasman yolculuğu...
Sabah 9:00 geyikli feribot iskelesindeyiz. Feribot normalde sabah 10:00 da ancak fırtına şiddetli. Feribotun cesur kaptanı insiyatif alıyo ve hem topçularımızı hem de bizi almak için zor bela iskeleye yaklaştı. Gerek topçular gerekse de biz kuvvetli rüzgar ve büyük dalgalar nedeni feribotun içinde ki devrilme tehlikesi olan araçları geyikli iskelesinde bıraktık.
İnanılması güç bir rüzgara karşı adayı dolaştık. Fakat klasik sabit fikirli ada halkıyla karşı karşıyaydık.
"Maçcılar geldiiii"
Sabah 10:00 suları adada tura çıktık. Çok gezilecek yer olmadığından dolayı saat 13:00 de stattaki yerimizi almıştık.
Bu kadar rüzgara ve takımımızın tehir isteğine ret cevabı verildi. Çünkü hakem İzmir den gelmişti ve tehir istemiyordu.
İlk yarı rüzgarı arkasına aldı takım ve Emin'in muhteşem şutu ile 1-0 öne geçtik. Berat'ın enfes serbest vuruşunu kaleci çıkardı.
Rüzgarın kuvveti o kadar etkiliydi ve hepimiz sadece ilk yarıyı 3 hatta 4 gol atmamız gerektiğini yoksa sahaya ve bu rüzgara alışkın olan Bozcaada'nın bizi yenebileceğini biliyorduk.
Nitekim ikinci yarı da neredeyse 10-15 tane şut çekti kalemize rakip takım. Fakat kaleci Cem'in inanılmaz kurtarışları sayesinde gol yemiyorduk.
Kornerden direk kaleyi bulan bir şut sonucunda beraberliği yakaladılar. Sonrasında dakika 94 de ortasaha da Oğuz'a yapılan faul ü es geçen hakem pozisyonun devamında gol olmasına katkıda bulundu.
İroni yapmıyorum kullandığımız aut atışlarını kendi kalemize girmesin diye dua ediyorduk! Gerisini siz hesaplayın...
Maçı kaybettik ama yediğimiz rüzgar nedeniyle sağlığımızı da.
Maçtan çıktık doğruca feribotun kaptanının yanına gittik. Çünkü belediye hoparlörlerinden saat 17:00 de geri dönmesi gereken feribotun iptal edildiği ananosu geçilmişti. Feribotun Kahraman kaptanına akla hayale gelmeyecek maddi teklifler, klişe "hastamız var" yalanları vs her şey söylendik. Ama nafile... Kısa geçiyorum ancak 3 saatlik bir ikna mesaisiydi bu.
Kaçınılmaz son ile karşı karşıyaydık. Ada'da mahsur kalmıştık, Sahil Güvenliği arayıp helikopter mi istemedik, ufak balıkçı teknelerini hatta sandalları kaçırmayı mı düşünmedik ama herşey nafileydi ve biz burada kalacaktık...
Ada daki tüm pansiyon ve oteller dolaşıltık. 300 tl oda fiyatı çekenler mi dersiniz, 100 yatak kapasiteli otelin bu mevsimde "boş odamız yok" demeleri mi dersiniz, köhne otelin adam başı 90 ar tl çekmesi mi dersiniz! Daha saymayım. "Size barınacak yer yok" diyordu bize bütün ada halkı hep bir ağızdan
Polislere yalvardık; bizi tutuklayın nezarete alın yoksa donarak öleceğiz. Ya da tutuklanmak için bir şeyler yapmamızı istermisiniz diye sorduk. Hayırdı cevapları.
Belediye Başkanına 500 kişilik nüfusu olan ada da ulaşamadık.
Kaymakam derseniz Başbakan'a ulaşmanın daha kolay olabileceğini öğrendik.
Bozcaada idari amirleri misafilerine bu şekilde davranıyor!
Sabah kahvaltısı yapılan çorbacı da akşam çorbası da içildi. O esnada Bizim müthiş iş bitirici yönetimimiz bize kahvede sabahlayabileceğimizi söyledi Allah razı olsun! Hatta kendisine de yer bulamadığını bizimle kalacağını söyledi. İNANDIK!!!!
Futbocluların kaldığı otele saolsun kulüp müdürümüzün müthiş baskısı oldu ancak o nun da tüm çabaları boşunaydı.
Saat 21:00 de daha önce gece kalmak için yalvardığımız feribota gittik. Tüm kapılar kilitli. (Tamamen bize özel bir durum du çünkü gündüz ada da dolaşırken dikkatimizi en çok çeken şey insanlar anahtarlarını kapı üzerinde bırakıyorlardı) O saatten sonra anladık ki bize tüm kapılar kapandı. Yöneticiler odalarındaydı, Bld. Başkanı ve Kaymakam sıcak evlerinde.
Herkes kapatsa da Allah kapatmaz kapılarını dedik camiye gittik. Ama süper amatör ligde olduğumuzdan mıdır nedir imam kilitlemiş cami kapılarını. Aramızda rüzgarın etkisiyle epey bi rahatsızlanan 5 kişi parmaklıklardan tırmandı ve geceyi caminin üst katında geçirdi.
Geri kalanımız kahvede zorla sobayı yaktırdığımız kahveci ile birlikte kahvede geçirdik. 15 dakikada sönen bir soba.
23 kişi zatüree tehlikesi altında şu anda...
Tek tesellimizin bizi Geyikli'de bekleyen minibüsün şöförü çekip gitmeyip bizi ertesi sabaha kadar beklemiştir. Babasının hayrına değil tabi!
Sonuç olarak bu sezon iki kere karşılaştığımız Bozcaada maçlarının ilkini Çorlu'da 10 saat gözaltında, ikincisini de 24 saat mahsu kaldığımız ada da kahve köşelerinde geçirdik.
Kötü konuşmayacağız kimseye kırgın da değiliz. Güzel ülkemizin Arma sevdalılarına bakış açısıdır bu. Ama 20 yıllık tribün geçmişimde bu olay artık şu fikrimi iyice haklı hale getirmiştir. "İstisnalar dışında kimse bana Anadolu insanının misafirperverliğinden bahsetmesin."
Biz dün gece herşeye rağmen tek bir olay yapmamamız da umarım yüzlerini biraz olsun kızartır...
Resim de Bozcaada da kaldığımız 9 yıldızlı kahvede nasıl konakladığımıza dair bir kare görebilirsiniz.

*** Kaynak >>> link
İstanbul’da yaşıyorsun, burada doğmuş büyümüşsün. Çevrendekiler 3 büyük kulübe sarmış sana hava atıyorlar ama senin umurunda değil. Sen inadına hayatını biricik sevdana admışsın. Hani biri demişti “Yalanda olsa mutluyuz bu bize yetiyor” öyle bir şey.
Bende fazla uzatmayacağım, bana 13 sene şampiyon olamadığımız seneleri hatırlattı. Güzel günlerdi keşke yine o yıllara dönebilsem, sokmuşum sneijderine, drogbasına!
Sadece Arma gerisi palavra!
Başlar
Büyük başlar fikirleri tartışır!
Orta başlar olayları tartışır!
Küçük başlar insanları tartışır!
01.02.2012 Port Said Mısır, UNUTMADIK!
20.07.2001 Cenova, Carlo Guiliani UNUTMADIK!
12.11.2007 Gabriele Sandri UNUTMADIK!
01.02.2012 Port Said Stadyumunda olanları asla UNUTMAYACAĞIZ!
ULTRA's United against police Repression!
FUCK THE system!
FUCK THE media!
FUCK THE police!
LIBERTA PER GLI ULTRAS !
Mide Bulandırıcı
Dün TV’de Ceylan Çalışkan isimli bir şahsın söylediklerine şahit oldum, inanın kan beynime fışkırdı midem bulandı. Ceylan Çalışkan Drogba’nın menajeri resmi değimi “Oyuncu Temsilcisi”. Bana göre insan tüccarı, yıllardır başta Beşiktaş’ın ve Türk futbolunun kanını emen Jorge Mendes den farklı değil TÜRKİŞ versiyonu.
Gelelim bu zatın söylediklerine;
“3 Temmuz 2011 de patlayan şike skandalı yüzünden yurtdışında Türk futbolunun imajı bozulmuştu, Sneijder ve Drogba transferlerinden sonra bu kötü imaj silindi tertemiz bir sayfa açtık.”
Vay anasına sayın seyirciler, demek bu kadar kolay. Türk futbolun kötü imajı iki transferle temizleniyor. Hoş, madem öyle mahkemenin verdiği karar nasıl temizlenecek? Doğru ya, Henkel yeni çamaşır tozu icat etmiş bununla temizlenir.
Çakal Ceylan başka şeylerde söyledi, bkz;
“Türkiye’de yabancı sınırı kalkmalı, Avrupa’da olduğu gibi serbest bırakılmalı”
Tabi, serbest bırakılsın ki Türk kulüplerine vasat yabancıları kakalayıp ceplerini doldursun kan emici ceylan.
Önce şuna bir açıklama getireyim. Avrupa’da yabancı futbolcu serbest diye bir şey yok! Kamuoyu bu konuda yanlış bilgilere sahip.
İçinde ne kadar bağımsız devletler olsa da Avrupa Birliği kağıt üstünde resmen Ulusal Devlet! Bu yüzden AB vatandaşları üye ülkelerde yabancı olarak geçmiyorlar. Örneğin bir İtalyan Almanya’da yabancı değil aynısı Yunan, İngiliz Fransız vb. için geçerli. Futbol kulüpleri sınırsız AB vatandaşı oynatmaya sahip. AMA!
Avrupa kulüpleri kadrolarında sade 4 AB üyesi olmayan oyuncu bulundurabilirler(Kuzey/Orta/Güney Amerikalı, Avustralyalı, Afrikalı, Rus, Türk, İsviçreli vb.).
Sizin anlayacağınız Avrupa’da 4 yabancı sınırı var, Türkiye’de bu sayı 6! Önümüzdeki sezondan itibaren beşe inecek, bana kalsa 3 bile çok.
Şu anda Türk futbolunda yaşananlar Akerlof “rat race(fare yarışı)” teorisinde bahsettiği canlı örneği. Geçtiğimiz yaz birkaç satır karalamıştım, hatta Jorge Mendes üzerine ufak bir anekdot var >>> Financial Fair Play Vol.2
Konuyu fazla uzatmak istemiyorum. Merak ettiğim, şimdi Sneijder, Drogba transferleriyle coşan fetişist kitle, olurda takım beklentileri yerine getirmez, hoca topun ağzına gelince Fatih Terime sahip çıkacaklar mı?
Düşünce göreceğiz Hanya ile Konya’yı “Allah Kerim Fatih Terim” diyenleri. Nasıl ki üç sene önce tanrı gibi taptıkları Adnan Polat’ı geri vites yapıp kulüpten kovduklarını gördüğümüz gibi.!
Bu konuda rahatım çünkü Adnan Polat’a sempati duymazdım ve her fırsatta dile getiriyordum. Şimdi ki yönetime de sempati duymuyorum hele tulun adlı şahıstan nefret ediyorum!