Winning Ugly

Çirkince kazanmakmı diyelim yoksa pis galibiyet? En doğrusu şu olabilir "İyi oynayıp kaybetmektense,kötü oynayıp kazanmak daha mübah." Winning Ugly Tenis sporunda ortaya çıkan pisikolojik savaş.Rakipin sinirlerini gererek onu hatalara zorlamak veya karşı tarafa kendisini rahat hisetmesini sağlayıp hiç beklemediği an ölümcül vuruşu yapmak.Örnekleri çoğaltabiliriz,isterseniz Brad Gilbertin kitapını alın okuyun belki ileride lazım olabilir.Winning Ugly'e karşı tek çare sağlam pisikoloji,soğuk kanlılık,etraftan etkilenmemek ve oyunu tersine çevirip rakipi kendi silahlarınla vurmak.
Winning Ugly futbolda da görebiliriz, tabii burada durum biraz farklı,malum futbol takım oyunu.Son zamanlarda Man U. bunu sık uygulamaya başladı,artık bilerekmi yapıyorlar çözemedim.Dün akşam CSKA ile oynadıkları Şampiyon Ligi müsabakasında yine ortaya çıktı,son dakikalarda attıkları gol ile maçı kazandılar.Maçı seyredenler fark etmiştir,uzun süre iki takımında doğru dürüst gol pozisyonu yoktu,ManU biraz düzenli ve rakip kale önünde daha çok oynadılar ama gol atmayı ertelediler gibi geldi bana.Acaba yeni oyun tarzımı çıktı? Eskiden İtalyanların meşhur taktikleri vardı,erken gol bulur onun üstüne yatarlardı.Yatarlar derken gerçek anlamda uzun süre yerden kalkmazlardı,yanlarından sinek geçsin dakikalarca yerlerde kıvranırlar zaman kazanırlardı.Şimdi bu değişti,uzun süre rakip oyalanıyor,kendisini rahat hisetmesi sağlanıyor,arada bir saman alevi gibi parlayan ama etkisiz kalan ataklar sonra hiç beklemediği anda gelen gol.Dün akşam Valencia'nın attığı gol önceden çalışılmış,dikkat etiyseniz Berbatov isteseydi topu kaleye atabilirdi fakat o kafayla uzun direğe açtı çünkü orada mutlaka kendi takımından biri olacağından emindi.Benzerini Wolfsburg ve Beşiktaşa karşı görmüştük,Fegusonun ŞL için özel taktiği olmalı.Şimdiye kadar başarılı oldu,İskoçyalı hoca avrupanın orta sınıf takımlarını çözmüş,bu takımların Manchester United'den çekindiklerini hatta korktuklarını ve kapalı oyunu tercih ettiklerini biliyor.Böyle takımları çözmenin tek yolu onlara öz güven verip kendilerini rahat hissetmelerini sağlamak.Bazen işler ters gittiğinde hemen skoru dengeleme gücüne sahipler örneğin Wolfsburg maçı,geri düştüler ama hemen skoru eşitlediler.Beşiktaşa karşı uzun süre oyunu rolantide tuttular ve istedikleri neticeyi alabildiler,oysa baktığımızda Beşiktaş daha iyi oynayan takım olarak duruyor.Aynı kobra yılanı gibi,kurbanını uzun süre oylayıp hipnotize ederek karşı tarafın beklemediği an öldürücü darbeyi vuruyor kobra.Alex Ferguson bu taktiği ada da uygulaması imkansız çünkü orada rakiplerin saygısı saha içinde bitiyor ve yüksek tempo futbol oynanıyor,oyuncular sürekli meşgul.
Winning Ugly'nin diğer yöntemi tribünleri kullanarak rakipe baskı yapmak.Aklıma ilk Şampiyonlar ligine katıldığımız yıl geliyor,tribünlerin gücü ile Manchester Unite'de elemiştik.Yada son yıllarda ezeli rakibimiz Fenerbahçenin kendi sahasında bizlere karşı yaptığı çirkin olaylar,birine bizzat şahit olmuştum,koltukların üzerine konulan insan dışkılarını unutmadık ve daha niceleri.Bir başka yöntemide biraz önce GSTV'de seyrettiğim 7 kasım 2000 yılında oynanan ve 2:2 biten Galatasaray-Sturm Graz ŞL maçı,dğer Rangers-Monaco müsabakasınında berabere bitmesi iki takıma yaradı ve netice son dakikalarda öğrenilince iki takımın oyuncuları kendilerini fazla zorlamadılar.Galatasaray camiası bu çirkin maçı kendi TV kanalında gösterip büyüklüğünü tekrar ortaya koymuştur bence,bir öz eleştiri yapmıştır.Benzer maç 1982 Dünya kupasında Almanya-Avusturya arasında oynanmıştı,şimdi almanlara sorsanız ağızlarını bıçak keser o maçın bir karesini bile göstermeye cesaret edemezler.Spor'da her şeyden önce rakiplerine saygı göstermelisin,kaybetsen bile bu saygıdan vaz geçmemelisin !!!
Erdal Güngör
Şişirme Efsanenin Çöküşü "The Gers"

Dün gece Glasgow Rangers,kendi Taraftarlarının bakış açısından tarihin de ikinci büyük faciayı yaşadı,ilki 1970 yılında 60 kişinin ölümü ile sonuçlanan Celtic derbisiydi.Futbol tarihin de bu iki kulüp arasında oynanan maçlar avrupa kupalarında ki performanslarının hep önüne geçmiştir ve gerçeği söylemek gerekirse bence ikiside şişirme efsane.Rangers 1971/1972 sezonunda kendi tarihinde bir kez Avrupa kupasını kazanmıştı "Avrupa Kupa Galipler Kupası".Dün gece yaşanan sözde "facia" her zaman telaf edilir şekilde,ölen 60 taraftarı geri getirmek mümkün değil.Fakat dün 4.golden sonra tribünleri terk edenler sanırım "keşke ölüp yerin dibine girseydik" diye kafalarından mutlaka geçmiştir.Kulağa hoş geliyor "Glasgow Rangers" karizmatik sound'u var,4 gol yedikleri rakiplerinin adını duyduktan sonra önce haritaya bakmak gerekiyor "Unirea Urizceni".Recep İvedikin küfür lügatından çıkmış gibi ama değil Romanyanın güneyinde bir şehir.Onların belki UEFA kriterlerine uyan İbrox-Park benzeri bir statları yok,Rangers'in varda başları göğemi erdi? Futbol affetmez,belki 1:1'ken penaltıyı kaçırmasalar durum başka olabilirdi.Rumenlerin ikinci golünün arkasından Walther Smith telefona sarıldı,galiba itfaye çağıracaktı meğerse yedek kulübesiyle bağlantıdaymış.Üçüncü golde dayanamadı yedek kulübesine indi,dördüncü golu yakından görmek için,beşte olabilirdi.

Urizceni takımını doğru söylemem gerkirse tanımıyorum bir kişi hariç,Teknik Direktörleri Dan Petrescu,tek başına Glasgow Rangers kadar efsane diyebilirim ona.Hagi,Lacatus,Popescu,Lupescu vs. bir zamanların efsane Steua Bükreş ve Romanya milli takımının oyuncularından biriydi Petrescu.Ona dünyanın en iyi sağ beki derlerdi,sol bek oynadığı zamanda aynısını,Chelsea'de orta saha bile oynadı.Dan Petrescu Türk Futbol severlere yabancı değil.İnternetin ülkemizde gelişmediği yıllarda asparagas haberler daha çok masraflı oluyordu,işte o senelerin birinde Petrescu ve Lacatus İstanbula davet edilmiş,gazetelere bol poz vermişler,üç büyük kulübün tesislerinin önünde resimler çekilmiş,fayton gezileri yapılmış,gazetelerde her gün ayrı haberler çıkıyordu.El sıkışmalar,prensipte anlaşmalar derken birde baktık Lacatus ülkesine geri dönmüş Petrescu italayanın Foggia takımında.Tabii şimdi internet gelişti,Photoshop çıktı o kadar masraf yapmaya gerek kalmadı,işin kötü yanı yutanlarda gün gittikçe azalmaya başladı.
Erdal Güngör
The End Justifies The Means !

ODİO ETERNO AL CALCİO MODERNO !
Mesut Özil Röportajı; "Futbol Hislerim Türk"
Henüz 20 yaşında,Güney Afrika'da düzenlenecek Dünya Kupasında Alman Milli Takımını başarıya taşıyacak ve umutlarını ona bağladığı oyuncusu haline geldi şimdiden.Mesut Özil anlatıyor,toprak sahadan,genç takımlara geçişi ve futbol oynarken düşünmenin ne anlama geldiğini onun ağzından okuyalım.Almanya'nın 11 Freunde dergisi link geçen hafta Mesut Özil ile yaptığı röportajı elimden geldiği kadar sizlere çevirdim,buyurun okuyalım;
soru: Sayın Özil Euro2008 Türkiye - Almanya yarı final müsabakasını nerede seyrettiniz?
Mesut Özil: Arkadaşlarımla beraber,doğup büyüdüğüm Gelsenkirchen'de
soru: Hangi forma vardı üzerinizde?
Mesut Özil : Hiç birisi yoktu.Önce iki ülkenin yarı finale yükseldiğine çok sevindim.Fakat gerçeği söylemek gerekirse Almanya kazanmasını istedim,futbolda böyle bir taraf kazanması gerekiyor.
soru: Gizlicemi sevindiniz?
Mesut Özil: Hayır,Arkadaşlarımın çoğu Türk Milli Takımını tutular,Almanya kazandıktan sonra insanlar sokaklarda seviniyordu ve bizde onlara katıldık.
soru: Bugün durum nasıl ? Türk Milli takımı Güney Afrika'ya gidemiyor şimdi Türk taraftarları Almanlarımı destekleyecek?
Mesut Özil: Dileğim bu yönde.Üzülüyorum Türkiye Dünya Kupasına katılamadığı için ama diğer yandan Alman Milli Takım oyuncusu olarak Dünya Kupasında olacağımdan dolayı çok seviniyorum.Umarım Türk Futbol severler beni desteklerler ve bir Türkün Alman Milli takımı ile Dünya Kupasına katıldığından dolayı gurur duyarlar.
soru: Türk pasaportunuzu geri verip ve Alman Milli takımında oynamaya karar aldınız,zor oldu mu?
Mesut Özil: Ben Türkiye'ye sırtımı dönmedim,sade Alman Milli Takımında oynamaya karar verdim.Burada doğdum büyüdüm,huzurluyum.Alman Milli Takımında süper karşılandım benim açımdan her şey çok olumlu gelişti.Türk Vatandaşlarımız ben nasıl isem öyle kabul etmelerini istiyorum,bu beni çok mutlu eder.
soru: Kısa süre içinde popülerliğiniz arttı.Eylül ayında ilk kez Alman A Milli Takımında siftah yaptınız şimdi orta sahanın vaz geçilmez oyuncusu oldunuz,bunu nasıl karşılıyorsunuz?
Mesut Özil: Güney Afrika'ya karşı ilk defa ilk on birde başladım.Hocamız Löw ve takım arkadaşlarım maç öncesi beni çok motive ettiler,"rahat ol istediğin gibi oyna kafana göre takıl" sözleri üzerimden baskıyı aldı.Hedefim sahada olduğum süre takıma elimden geldiği kadar yardım etmek şimdiye kadar bunu çok iyi yaptığıma inanıyorum.
soru: Şu an popüler olmanız sizi rahatsız ediyor mu?
Mesut Özil: Hayır,ben hep aynı Mesut Özilim.Ailem beni böyle yetiştirdi ve kesinlikle değişmeyeceğim.Kim olduğumu biliyorum ayaklarım yere basıyor,beni mutlu eden tek şey sahada olmak.
soru: Olumlu gelişmeniz böyle devam ederse sokakta rahat yürüyemez hale geleceksiniz,rahatsız olmayacak mısınız?
Mesut Özil: Şu an hoşlanıyorum,yolda insanlar beni tanıdığında,benden imza istemeleri,maçlar üzerine sohbetlerimiz.Bunlar gurur verici severek yapıyorum.
soru: Çoğu kişi bu ülkede orta sahada oyun kurucu pozisyonunda oyuncuların nesli tükendiğini söylüyor,siz yaşayan kanıt mısınız?
Mesut Özil: Ben şimdiye kadar böyle bir şeyi söylemedim
soru: Oyun tarzınızı tarif eder misiniz?
Mesut Özil: Sevdiğim mevki orta sahanın göbeğinde,forvet arkası oyun kurucu pozisyonu.Genç takımdan gelen süre hep bu mevkide oynadım,orada rahat ediyorum.Top ayağıma geldi an hücuma katkı sağlamak istiyorum.
soru: Bunları yaparken kafanızı mı daha çok kullanıyor yoksa Hislerinize göremi hareket ediyorsunuz?
Mesut Özil: Oyun tarzım ikisini de içeriyor,saha içinde kafamı çalıştırmalıyım.Top ayağıma gelmeden önce bir sonra yapacağım hareketi kafamda kurmalıyım.Hislerimi rakip oyuncuyu görmediğim zaman kullanıyorum malum bir reaksiyon göstermeliyim.
soru: Dışarıdan bakanlar bazı zaman çok geç karar verdiğinizi sanıyor.Bu rakibi aldatmaya yönelik bir tarz mı?
Mesut Özil: Karar verdiğim an bir başka oyuncu planlarımı bozuyorsa hemen ikinci bir çözüm üretmek zorundayım.Allah bana her ikisini aynı anda yapabilecek yetenek vermiş.
soru: Oynadığınız pozisyonda hangisi daha çok önem taşıyor,zihinsel çabulukmu yoksa kıvrak ayaklar mı?
Mesut Özil: İkisi de çok önemli.Kafamda kurduklarımı gerçekleştirmek için topu çok iyi kullanmasını bilmeliyim.Tabii burada takım Arkadaşlarım topsuz oyunları ile boş alan yaratarak yardımcı oluyorlar bunu da unutmamak gerek.
soru: Oyun tarzınızın ne kadarı Türk,ne kadarı Alman?
Mesut Özil: Türk olan yanı tekniğim ve top kullanışım.Alman tarafı disiplin,kafa yapım,sürekli gaz verip oyundan kopmamam.
soru: Bunların hepsini,kendi tabirinle söylediğin "Maymun Kafesleri" içinde yani mahalle arası toprak sahalarda mı öğrendin?
Mesut Özil: Evet doğru orada öğrendim.Sürekli yaşımdan büyüklere karşı maç yapardık,abimin arkadaşlarıydı.Orada üstün teknik geçerli,ikili mücadeleler sert geçerdi karşı tarafa kendimi kabul ettirmeliydim.Bunun çok faydasını görüyorum şimdi.
soru: Maymun Kafesi ve Milli Takım arasında olan farkı anlatır mısın?
Mesut Özil: Maymun Kafesinde maçlar beşe-beş oynanır,çok sert geçer.Ortaya bir şey koyulur bu yemek,kola vs. olur,bunlar beni motive etmiştir.
soru: Bugünlerde sizi neler motive ediyor?
Mesut Özil: Sahada olmaktan çok büyük keyif alıyorum,başarıya açım.
soru: O zaman Dünya Kupası hayalleri kuruyorsunuz?
Mesut Özil: Tabii,ilk hedefim Dünya Kupasında oynamak,ikincisi kupayı kaldırmak.Ama o zamana kadar sihatlı şekilde sezonu tamamlamalıyım,performansımda ki istikrarı koruyup arttırmalıyım çünkü herkes dünya kupasında oynamak istiyor.Kadromuz geniş ve iyi oyuncularımız var,örneğin Trochowski ve Podolski de benim pozisyonumda oynayabilirler.
soru: Mayıs ayında oynanan UEFA kupa finalinde başarılı olamadınız,yinede Almanya kupasını kazandınız ve şimdi Milli Takımın vaz geçilemeyen oyuncusu oldunuz.Baskıları iyi kontrol altına alabiliyorsunuz?
Mesut Özil: Saha içinde şimdiye kadar hiç baskı hissetmedim.İstanbul'da günümde değildim.Ama şimdi kendimi biraz geliştirdim ve güçlendim.Sade kendime ve Performansıma konsantre oluyorum.
soru: Çevrenizde size olan yoğun ilgi gün gittikçe artıyor herkesin odak noktası oldunuz.Sizin için Milli Takım Teknik Direktörü sistemini bile değiştirdi,bunların altından nasıl kalkıyorsunuz?
Mesut Özil: Bunu hiç düşünmek istemiyorum.Saha dışında Ailem çok destek oluyor.Bremenli Takım arkadaşlarım yardımcı oluyorlar,kendimi geliştirmek istiyorum bunu yapmak zorundayım.Olumsuz gelişen olaylar var geçmişte,aklıma Sebastian Deisler geliyor mesela.Onu çocukluğumda Televizyonda hayranlıkla seyrederdim,futbolu bıraktığında üzülmüştüm.Umarım sıhhatli kalırım yoksa futbolsuz yaşayamam.
soru: Alman Milli Marşını duyduğunuz zaman aklınızdan ne geçiyor?
Mesut Özil: İçimden Dualar okuyorum.Önce soyunma odasında,seremonide marş çalınırken ve maçın başlama anında.
soru: Milli Takımda oynamaya başladıktan sonramı yapıyorsunuz?
Mesut Özil: Hayır,çocukluğumdan bu yana gelen alışkanlığım,milli marş ile alakası yok.Kurandan sureler okumak bana huzur veriyor ruhumu rahatlatıyor,okumadığım zaman kendimi huzursuz hissediyorum.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Mesut Özil kendi yolunu seçmiş kararını vermiş bize sade ona geleceği için başarılar dilemek kalıyor.Allah yolunu açık etsin,onu kazadan beladan korusun bol sıhhat ve mutluluklar içinde hayatını sürdürsün.
Mesut Özil'in bahsettiği "Maymun Kafesine" biraz açıklık getirmem lazım.Almanya'da mahalle araları içinde toprak futbol sahaları vardır.Bu sahaların etrafı tel örgülerle çevrilmiş aynı kafese benzer.Maymun Kafesi değimi ABD'nin New York kentinde varoşlarında benzer basketbol sahlarının olmasından geliyor.Orada genelde Siyahlar Basketbol oynar.Almanya'da böyle sahalarda futbol oynanır ve oynayanların çoğu yabancılardır.Almanlar Siyahları maymun olarak gördüğü için,kendi ülkelerinde yaşayan yabancılara bu yakıştırmayı yaparlardı,tabii şimdi biraz akıllandılar.Sizin anlayacağınız "Maymun Kafesi" bir zamanlar aşağılamaydı,şimdi ironik olarak yabancı kökenli gençler kendi aralarında bu değimi kullanıyorlar.Ama ne olursa olsun Mahalle araları toprak sahalar popülaritesini yitirmedi eskisi gibi devam ediyor.Saniye başı ilerleyen Teknoloji çağında evde oturup internette çetleşmek varken,PSP,FM vb. oyunlar tavan yapmışken hala gençlerin sokakta meşin yuvarlağın peşinden koşması belki birilerinin komiğine geliyordur.İnsanlar hayatlarını iki şekilde yaşar,kimileri yaşadığı hayatın gözlerinin önünden geçerken seyreder,kimileri hayatın içindedir canlı yaşar,seçim sizin.
Erdal Güngör
Defence
Defans,Savunma ikisi de aynı terim,futbolda savunma ileride başlar kale içinde biter eğer top oraya kadar ulaşmış ise zaten çok geç kalınmıştır.Savunma hep dört kişiden kurulur,almanlar geçmişte 3+1 kurarlardı o 1 kişi defans içinde serbest oynar diğer 3 kişinin hatalarını süpürürdü,biz onu "LİBERO" olarak tanıyoruz.Sonra Hollandalılar bunu kendilerine göre tasarlayıp değiştirdiler.Defansı 4 kişiyle sabitleştirip süpürgecileri dört'e çıkardılar,şimdi kalkıp Total Futbol Catenaccio'dan daha defans ağırlıklı dersem belki kimse bana inanmaz ama aslına bakarsak öyle duruyor.Catenaccio'da kaleci dahil toplam 7 kişiyle kaleyi savunuyor,Total Futbol'da kaleci dahil 9 oyuncuyla.Hücuma dönük Catenaccio biraz ağır kalıyor ve konvansiyonel daha komplike,mesafeler uzuyor oyuncu sayısı en fazla 6.Total Futbol da Hücuma aynı anda 8 kişiyle çıkılıyor,oyun hızlı ve mesafeler kısalıyor.
Cruyff Defans ve Hücum hattı arasında olan mesafe kısa tutulsun demiş,bunun sebebi pas trafiğinin sağlıklı işlemesi çok pas yaparak planlı şekilde hedefe ulaşılması,diğer yandan savunma yaparken rakibe alan bırakmamak.Cruyff un bu değimine açıklık getirmek lazım yoksa yanlış anlaşılmalara yol açar.Defans ve Forvet arası mesafe en fazla 20-30 metre olmalı diyor büyük usta ama 5-10 metreye kadar da daralabiliyor bu mesafe hattı.Ne demiştik yukarıda Total Futbol savunmada toplam 9 kişi,iki hattan oluşuyor defansın önünde 4 süpürgeci birinci hat,ikinci hat ise esas savunma hattı oluyor.Birinci hat aynı zamanda Forvet ve Orta Sahayı içeriyor,işte orta saha oyuncularının iki yönlü olma zorunluluğu bu yüzden.Ama her zaman mesafe kısa tutulması şart aksi taktirde savunmada rakip alan bulup tehlike yaratabilir.Hücumda mesafe kısa olması yanında rotasyonu da ön görüyor,bu boş alan yaratmak için çok önemli.Defans yaparken mevki ye sabit kalınmalı mümkünse saflar sık tutulmalı ki rakip alan bulamasın.
Yukarıda ki resim'e 4-4-2 diyebilirsiniz,4-3-3 de olabilir,3-5-2 de,dört çay,üç simit,iki kaşarlı tost'da olabilir.Hiç rakamlara takılmayalım,gördüğünüz TOTAL FUTBOL'UN tarifidir.Hücuma 8 oyuncuyla çıkılır,2 kişi geride kalır.Defans yaparken iki hattan kurulu 8 kişi savunma yapar 2 kişi önde bırakılır.Bu ileride ve geride kalan 2 oyuncu hep aynı ikili olması şart değil ama dikkate alınacak en önemli nokta,defansta oynayan dörtlü eskisi gibi statik defans ağırlıklı,fizik gücüne dayalı oyunculardan değil,orta saha ve forvet oyuncuları gibi teknik kapasitesi yüksek ve kıvrak olmaları şart ! Benzeri forvet oyuncuları için geçerli mutlaka takım savunmasına katkıda bulunmaları ve adam kovalamaları gerekiyor.Geride bırakılan 2 savunmacı,hangi mevki önemli değil,ileriye giden diğer ikilinin mutlaka kademesine girmeli onların görevlerini üstlenmelidir.İleride bırakılan ikili değişebilir demiştim,bu rakibin hücum ettiği yöne göre değişiyor.Galatasaray'ı örnek alalım,Keita-Sabri ikilisi görevlerini yerine getiriyorlar,göbek hattında oynayan Servet-Gökhan-Sarp-Ayhan-Arda -Baroş arızalı çalışıyor sol kanat içler acısı.Rijkaard'tın oynatmak istediği tarz yani Total Futbol da defansta mutlaka iki oyuncu hücuma katılarak 8 kişiyi tamamlaması lazım yoksa sağlıklı pas trafiği ortaya çıkmaz,rotasyon gerçekleşemez.Savunma yaparken ilk başta Arda sürekli geriye dönerek adam kovalamalı ona Baroş belirli bölgeye kadar destek çıkmalı diğer kanatta oynayan ikili rakibin hücum geliştirdiği yöne göre geri dönmeli ama ileride hep iki kişi kalmalıdır.Bu iki kişi takım kontra atağa çıktığında istasyon görevi yapıyor diğer yandan rakibi şaşırtarak geriden çıkanlara alan boşaltıyor.
Galatasaray'ımız sezon başında kısmen bunu uyguladı sonra ne oldu bilmiyorum.Sturm Graz maçından sonra oyuncular tuhaf triplerin içine girmeye başladılar şimdi beklentilerin tam tersini uyguluyorlar.Sturm Graz demişken,yediğimiz ilk golü hatırlayın 3:3 pozisyon yakalamışlardı defansımızı,normalde denk ama bir takımın yakalanacağı en tehlikeli an,bire birden daha tehlikeli çünkü savunma oyuncusunun kademesine girecek kimse yok gardı düşmüş boksör gibi.Türk oyuncusunun düştüğü en feci anlardır bunlar.Orta saha duruma bakar nasıl olursa Servet var Emre var onları ham yapar diye düşünür kimse geriye koşup rakip kovalamaz. Sonra bir bakmış ham yapmışlar başkaları,öyle kalırlar.Savunma yaparken her zaman rakibinizden sayı olarak 1-2 oyuncu üstün olmalısınız.
Size bir gerçeği söyleyim,Total Futbol "Toplu Hücum,Toplu Defans dan" başka bir şey değil.Bu bize yabancı gelmiyor.1996-2000 yılları arasında Galatasaray'ı Tarihi başarılar kazanmıştır.Yukarıda yazdığım gibi,defans oyuncuları statik değil teknik ve kıvrak olmalı.Efsane Galatasaray kadrosunun defansına bakalım,Capone-Popescu-Bülent-Hakan Ünsal-Fatih Akyel zaman,zaman Ümit Davala.Gördüğünüz gibi hepsi üstün teknik kapasiteye sahip ve aynı zamanda fizik güçlerini kullanabilen defans oyuncuları.Galatasaray kadrosunda şimdi böyle oyuncular dan sade 2 tane var "Sabri Sarı oğlu ve Hakan Balta".Bu yazı Galatasaray Futbol Teknik heyetine yönelik yada Futbolcusuna bir eleştiri değil.Bu yazı futbol severleri elimden geldiği kadar aydınlatmak amacıyla yazılmıştır,medyada hala şuursuzca Rijkaard ve ekibini eleştirenlere, insanların kafalarını karıştıran futbol fukaralarına karşı yazılmıştır !
Erdal Güngör
Haftanın Sözü

Latifenin kurbanı Freiburglu Du-Ri-Cha,Bayern Münihin ikinci golü onun ayağından geldi,tesadüfe bakın topu içeriye kesen ilk golün sahibi Thomas Müller.Cha maç bittikten sonra üzüntüden sahanın ortasına yığıla kaldı,arkadaşları onu teselli ederken.O sırada Bayern Münihli Müller Gazetecilere verdiği demeçte Cha ile hafiften dalgasını geçiyordu,"Van Buyten'den pası aldığımda,birde baktım Du-Ri-Cha ortada boş duruyor hemen topu ona açtım,çok soğukkanlı şekilde golü attı onu tebrik ediyorum." Why High One Why ,bu kadarı biraz fazla değilmi ? :)))
Erdal Güngör
Variete Futbol

Futbol takım oyunudur ama takımın içinde variete hokkobazların varsa sahada oynadığın maç sirk gösterisine bile benzetemezsin.Variete sanatçıları gösterileri için her gün çalışırlar amaçları mükemmeli ortaya çıkarmak,seyircileri memnun etmek onlar için çok önemlidir.Variete kişisel bir sanat.Futbol takım oyunu,sahada 11 kişiyle oynanır herkesin bir görev alanı vardır,kolektif ve disiplin içinde ama gerekirse takımın sıkıştığı an sorumliyet üstlenerek şahşi oyuncularında zaman zaman kendilerini ortaya çıkarmalarıdır.
Tabela taraftarı değilim,skor ne olursa olsun Galatasaray kalbimize kazılı,bu maçı mutlaka kazanmalıydık neticede haklı ama birazda şanslı galibiyet aldık,şans önemli faktör hayatın her dalında olduğu gibi.Fakat bilerek işi şansa bırakmak kumar olur,kumar haramdır ! Kesinlikle sorun Rijkaardın değil,sorun sahada üzerlerinde Galatasarayın kutsal formasını taşıdıklarından haberleri olmayan oyuncularındır ! Rijkaard Galatasaray ve Türk Futbolu için bir veli nimet onun ilk başta Galatasaray Taraftarları olarak sonuna kadar yanında olmalıyız.Şimdi kalkıp takım baskı altındaydı,en yakın rakibimiz puan kaybetti filan,filan bunların arkasına sığınamayız.Ortada bir gerçek var,bu takım Sturm Graz maçından bu yana futbolu bıraktı ne yaptığını bilmeyen şaşkınlar mangasına döndü.Nerede Kasımpaşa maçında son dakikaya kadar maçı kovalayanlar ? Onlar gitmiş yerlerine şovmenler gelmiş,şovmenler bile gösterilerinin bitmesinin son saniyesine kadar konsantrasyonlarını bozmazlar.Haftaya rakip kim olursa olsun hiç fark etmez,bu sorumsuzluk sürdüğü müddet uzaydan TD ışınlansa bir şey değişmez.
Play & Think - Think & Play Türkçesi Oynayarak - Düşünmek,Düşünerek Oynamak,yazmıştım geçenlerde.İkisi aynı gözükse de birbirinden çok farklı,önemli olan iki temel faktörü aynı anda uygulayabilmek.Bu takımın başına dünya çapında TD getiriliyor adam çıkıp ekibinle beraber konzeptini açıkca ortaya koyuyor artık gerisi oyunculara kalmış,biraz bilincinde olmalısın ne yaptığından.Adam Total Futbol demiş,Oynarak Düşün diyor,yardımlaş,saha içinde takım arkadaşını seyretme,resmen oyunu seyredenler var bu kadar kopuk oynayamazsın.Paslaşarak oyun kurun demiş Rijkaard,bunu uygulanması için fırıldak gibi sahda dönmelisin ve bir sonraki pozisyonu kafanda kurmuş olmalısın bunada Düşünerek Oynamak denir,yıllardır Profesyonel Futbol oynayan Ayhan Kardeşimiz şuursuzca top kaybediyor.İki golüde hediye ettik,tabii Futbol hatalar oyunu,hatalar bilinçli yapılırsa disiplinsizlikdir,kabahat Rijkaardın değil,milyonları ceplerine indiren oyuncular hesapta ufak hatayı kabul etmiyorlar yeri geldimi.Ufak bir hatırlatma Futbol Maçları 90 dakika sürer,Hakem bitiş düdüğünü çalmadan maç bitmez !
Erdal Güngör
BUNDESLİGA #9

Haftanın maçı demiştim,Hamburger SV - Bayer Leverkusen sonuç futbol severler açısıından hüsran.Oysa maçın derbi havasında oynanması için her şey mevcuttu.Leverkusen oyuncuları eski Hocalarına karşı,Labaddia bir zamanlar kendisininde hocalığını yapan Heynckes ve geçen sezon bitiminde onu kibarca kapının önüne koyan Leverkusen yönetimi ile ufak bir hesaplaşma olabilirdi eğer Petriç ve Guerro sakat olmasalardı.İkisinin yerini İsveçli Berger ve Türk asıllı Arslan doldurmaya çalıştı,Arslan ilk yarı üst baldırından sakatlanıp yerini bir başka Türk oyuncusu Hamburg alt yapısından yetişmiş 19 yaşında Tunay Torun'a bıraktı.Tunay 78.dakikada gecenin kahramanı olabilirdi,Adllere takıldı.Orta saha mücadelesinden öteye gidemeyen vasatın altında kalan iki liderin müsabakasında öne çıkan 3 isim var.İkisi kaleciler Adler(Leverkusen),Rost(Hamburger SV) üçüncüsü Hamburg'lu Ze Roberto artık ona ihtiyar delikanlı demeyeceğim,dün yine gençlere taş çıkarttı.Sonuç 0:0 iki takım puanları paylaştılar.Frankfurt bu sezon kendi sahasında ilk galibiyetini altı rakip Hannaover 96 sonlara doğru iyi direndi,şayet Ya Konan egoistlik yapmasaydı puan ve puanlar alabilirlerdi.Skibbeli Frankfurt eksik çıktı,Amanatidis de bu eksiklere eklenince kadro kurmakta zorlandılar.Amanatidisin yerini dolduran Liberopoulus hocasının ve Frankfurt taraftarlarının yüzünü kara çıkarmadı golünü yazdı.Frankfurt şanslı bir galibiyet aldı şimdi kupada ve lig de Bayern ile karşılaşacaklar şans yetmeyebilir.Bayern ile devam edelim konu açılmışken.Freiburg deplasmanı turistik havada geçti,Freiburg misafirlerini iyi ağırladı hiç zorlamadılar.Toni bu sezon ilk Bundesliga maçına çıktı ama ilk golü atan Bayern alt yapısından yetişen Müller oldu.Freiburg geç uyandı 90 +'da,sonucu önceden belli olan maç fazla lafa gerek yok.Stuttgart resmen bu sezon ki hedefini açıkladı,ilk önce kümede kalmak.Schalke deplasmanda altın değerinde 3 puan çıkardı,bulundukları kriz ortamında biraz nefes alabildiler,Magath kırbacını iyi yağlamış bu hafta falakaya geçebilir nede olsa bu metot baya tutmuşa benziyor.Mainz Köln deplasmanında iyi direndi ta ki 42.dakikaya kadar.Köln Mainz defansını açmak için çok zorlandı Novakoviç ilk devre kapanmadan önce attığı gol aynı zamanda maçın sonucu oldu.Bremen - Hoffenheim oyun açısından bu haftanın en zevkli maçı olmaya aday.Hoffenheim 14.dakikada Edurdo ile penaltı kaçırdı atsa geçen sezon gibi sansasyonel maç olabilirdi.Müthiş bir Mesut ÖZil seyrettik eğer bu performansını Güney Afrikada da sürdürürse onu seneye Almanya'da görmeyebiliriz,Bremende yeni inşaa ettiği stadın finansmanını böylece sağlamış olur.Hoffenheim bu sezon orta vites gidiyor isteseler Almanya'da her takımı yenebilirler ama Rangnick ne hikmetse Bremene karşı defansif başlattı takımı yinede üst teknik kapasiteli oyuncuları çok fırsat buldular rakip kalede.Tabelanın dibinde olan iki takımın mücadelesi haftanın en önemli müsabakaları arasındaydı Nürnberg - Berlin.Netice Berlin açısından hüsran düşüşleri sürüyor yeni hocaları Funkel gerçi bu durumlara yabancı değil ama kendisninde söylediği gibi kariyerinin en zorlu ve sert dönemi içinde.İşin gerçeğine bakarsak Berlin defansı Nürnbergli oyunculara açık davetiye verdiler.Muhtemelen tavuk kümesine giren tilki daha sert savunmayla karşılaşıyordur.Berlin kalecisi Burchert için ayrı parantez açmak lazım,stand up komediyenmi profesyonel futbolcumu belli değil,kalenin ortasına ağaç dikseler daha güvenli olur sanırım.Nürnberg mutlak kazanması gerekiyordu görevlerini iyi yerine getirdiler üstelik muhteşem bir Stajner vardı sahada.Geriye iki maç kaldı Wolfsburg - B.M'Gladbach ve Dortmund - Bochum maçlarını ekledim,toplu sonuçlar ;(edit)
SC Freiburg - FC Bayern Münih 1:2
Eintracht Frankfurt - Hannover 96 2:1
1.FC Köln - Mainz 05 1:0
Wereder Bremen - Hoffenheim 2:0
1.FC Nürnberg - Hertha Berlin 3:0
VFB Stuttgart - Schalke 04 1:2
Hamburger SV - Bayer Leverkusen 0:0
VFL Wolfsburg - B.M'Gladbach 2:1
Borussia Dortmund - VFL Bochum 2:0
Son iki maç tamamlandı Şampiyon Wolfsburg aldığı galibiyet süpriz dersem şaka değil.Gladbach daha iyi oynayan takımdı gol pozisyonlarıda buldu fakat girmedimi girmiyor,atamayana atarlar kuralı işliyor.Wolfsburg sezon başından bu yana defansına bir türlü düzen getiremedi,sanki hiç oyunda yoklarmış tesadüfen uğramışlar görüntüsü veriyorlar.Bu gün Wolfsburg takımı genelde çok düzensiz tavır sergiledi bu oyunlarıyla Beşiktaşa karşı hezimete uğrarlar,tek tehlikeli oyuncuları Misimoviç ve Dzeko onlarda etkili olmadımı duran toplar devreye giriyor.Martins gününde değildi sahada varmıydı yokmuydu oda belli değildi ŞL maçıına Grafite oynayacağı kesinleşti gibi.Gladbachın futbolu güzel ama verimsiz 5 maç üst üstte yenildiler ve düşme potasındalar.Dortmund-Bochum Almanyada Madencilerin küçük derbisi olarak bilinir.İki takımın ortaya koyduğu futbolda küçükten öteye gidemedi.Dortmund 3 puanı hak eden taraftı ve biraz olsun rahatladı.Bochum düşme potasına çakılı kaldı büyük depresyona girmişe gözüküyorlar eğer sezon içinde bir mucize gerçekleştiremezler ise Bundesliga'dan düşen ilk takım en kısa zamanda kesinleşir oda Bochum olur.Bu sezon zirve yarışı kadar düşme hattıda çok heyecanlı geçeceği kesin,toplam 8 takım düşme potasında.
Erdal Güngör
Duruşumuz ?
Gerçekten endüstriyel futbola karışımıyız? Karşı olmaya uğraşıyoruz da ne kadar direnebiliyoruz? Direndikçe sanki daha çok vahşileşiyor,tam göbeğindeyiz futbolun,haftanın yedi günü TV ekranlarında futbol seyrediyoruz,vakti ve imkanları olanlar bir takıma kayıt yaptırıp meşin yuvarlağın peşinden koşturuyor,tribünlerde takımını destekliyor,deplasman kovalıyor ama yinede gün geçtikçe futbol bizden uzaklaşıyor.Uzaklaştırıyorlar değimi daha doğru olur,özdeşleştiğimiz canımızdan çok sevdiğimiz kulübümüzün tüm değerlerini elimizden alıyorlar.Biz istediğimiz kadar direnelim profilimizi değiştiriyorlar,işin acı yönü bu durumdan hiç rahatsız olmayanlar türemeye başladı çok hoşlarına gidiyor.
Yaptığımız eleştirilerin başında "Modern Futbola Karşıyız" terimi ön plana çıkarıyoruz,kapitalist düzene karşı duruş.Bağırıyoruz tribünlerden,uzun zamandır gürültü sesleri kesildi ama hadi öyle olduğunu kabul edelim.Biz bağırdıkça Statların ismi değişiyor,kutsal saydığımız formaların renkleri değişiyor,formaların üzeri reklam panosuna dönüyor,biz haykırdıkça daha çoğalıyor,Don Kişot dan ne farkımız kaldı?.Bizimle kafa buluyorlar,tribün terörüne son vermek için yasa çıkaranlar terörün kralını yapıyor hem de devletin güvenlik güçlerinin gözü önünde.O Devletin güvenlik güçleri,bir Federasyon yöneticisinin Gazeteciyi döverken seyirci kalıyor ama ne zaman bir taraftar meşale yaksın üstüne çullanıyorlar.Her fırsatta bedava bileti gündeme getiren Eyyamcılar Türkiye - Ermenistan Milli maçında dağıtılan bedava biletlere üç maymunu oynuyorlar.Taraftara yıllardır iftira atarak karaborsacı damgasını vuranlar,fişledikleri kişilerin karaborsayı engellemek için çırpındığını görmüyor hatta dalga bile geçiyorlar.Artık taraftar dediğin bu işler ile uğraşmaz,sportif rekabetin önemi kalmadı iki kulübün mal varlığı için sidik yarışları daha revaçta şu sıralar,kime ne faydası var? Öyle bir toplum oluşturuldu ki,sanki Futbol Kulüpleri yarın milyonların içinde yüzseler dünya yıldızları ülkeye gelecek.Dünya yıldızları da aport da bekliyorlardı biri borcunu bitirsin de oraya transfer olalım,var mı böyle bir şey?
Evet var,Rijkaard ne demişti? "Türkiye'de her şeyden biraz var ama hiç bir şeyden tam yok." Bundan 40 yıl önce güzelim İstanbul'a akbabalar gece kondu mahalleleri oluştururken ve o mahalleler ilçe haline gelmesine göz yuman iktidar ve muhalefet büyüklerimiz şimdi yapılan peşkeşlere ses çıkarmaması kuru fasulyenin gaz yapması kadar normal karşılanıyor.Devletin malı deniz,Allah dan Okyanus kıyılarında bir ülke değiliz çoktan kurutmuştuk.Daha bir kaç ay önce Avrupalardan örnek verenler,İngilizlerin güzel statlarını öve öve bitiremeyenler son günlerde proletarya takılıp "No Al Calcio Moderno" popülizmi yapıyorlar.Boş verin be size göre değil,siz kaldırımın karşısında durun dostumuzu düşmanımızı bilelim hiç samimi değilsiniz sizlere yakışmıyor.Anlayamazsınız,jan-janlı kariyerleriniz de bir basamak daha yükselmeye kalktığınızda patronunuz sicilinize bakıp "pardon ama sen sabıkalı Futbol Taraftarısın,şirketimiz bu yükün altına giremez" dediğinde nadir bünyeniz kaldıramaz bu ağır ithamları,yığılır kalırsınız karşısında koca patronun,kaldırımın bu tarafında olanlar yığar verir eline 32 dişini koca patronun,acı parası Garantiden yılda yüzde bilmem kaç faizle 60 ay vadeli.Varım diyorsanız,o zaman ayda 5.000 bin avro maaşınızdan vaz geçip 575 TL asgari ücrete talim etmek zorundasınız,birde boynunuzda asılı akreditasyon kartını çıkartıp,cebinizden 1700 TL ödeyerek kombine kartına değişmelisiniz,var mısınız?
Erdal Güngör
