Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

Sermaye Bekçileri

23. August 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Kestirmeden gideceğim. Kulüpler birliğinin asıl görevi futbola yatırım yapan yayıncı kuruluşları ve sponsorların verdiği paraları yönetip adil dağılmasını sağlamak. 1980 yıllarının ortasında Avrupa’da büyük kulüpler bir araya gelerek futbola daha fazla gelir kaynağı sağlama amacıyla havuz sistemi fikrini sundular. Çeşitli Avrupa ülkelerinde yürürlüğe koyulan havuz sistemini ilk başta futbol federasyonları yönetiyordu. Bosman kanunu yürürlüğe girmesiyle Avrupa kupalarında değişen statü futbolu dış yatırımcılara daha cazip hale getirdi. Kulüpler bir süre sonra artan sermayenin tek kurumun tekelinde olmasını adil bulmadıklarını, bu paraların eşit dağılmasını ancak kulüpler kendi aralarında sağlayacağını öne sürerek bir kulüpler birliği kurma fikrini ortaya attılar.


Böylece Eylül 2000 yılında Avrupa’nın 14 büyük kulübü bir araya gelerek G14 oluşumunu kurdu. G14’tün hedefi kulüpleri FIFA ve UEFA’da temsil ederek haklarını korumak. Bununla birlikte futbolda işveren temsilciliğini üstlendiler. G14 oluşumu 2002 yılında 18 üyeye yükseltildi. 15 Ocak 2008 yılında dağılan G14 yerini ECA(European Club Association) aldı. ECA yönetim kurulunda bulunan tek Türk Sayın Ebru Köksal, yanılmıyorsam şu sıralar dönem başkanlığını yapıyor. Ebru hanımın kim olduğunu “BİZ” biliyoruz. İlhan Cavcavın da haberi vardır herhalde!


Yalnız, G14 2002 yılında önemli bir konuyu tartışmaya açtı. Bosman kanunları sayesinde oyuncu maaşlarının astronomik rakamlara ulaşması o yıllarda sıkıntı yaratacağını gören G14 Amerikan buz hokey ligi NHL’de uygulanan “Salary-Cap” fikrini sundu. >> link Bu uygulamayla oyuncuların maaşlarına sınırlama getirilecekti.  Sistemi kulüpler oy birliği ile kabul etse de maalesef bugüne kadar hayata geçirilemedi. UEFA 2012 yılında yürürlüğe koyacağı Financial Fair-Play kriterlerinde oyuncu gelirlerine sınırlama getirilmesini yeniden ele alacak. Hemen yürürlüğe girmeyecek ama önümüzdeki senelerde mutlaka oyuncu maaşlarında önemli sınırlamalar olacağı kesin. UEFA ve Chemnitz Üniversitesinin ortak düzenlediği futbol taraftarları arasında kamuoyu araştırmasına bakarsanız gelecekte endüstriyel futbolda önemli değişimler yapılacağını göreceksiniz. İsteyen bu linkten girip katılabilir. link


2000 senesinde FIFA ve UEFA’da temsilen oluşturulan kulüpler birliği kısa süre içinde tüm ülkelerde yürürlüğe koyuldu ve havuz sistemini yönetmeye başladı. Havuz sistemi her ülkede değişik şekilde uygulanır ama prensipte birbirine benzer. Örneğin, Almanya’da bahis ve yayıncı kuruluşlarının yanı sıra havuza ekstradan katkı sağlayan forma ve stat reklamları veren sponsorların bulunduğu “Sponsoring” vardır. Sponsoring’in 2009 senesinde kulüplere katkısı toplamda 130 milyon avro. >> link Şunu da belirteyim, şayet sponsoring olmasa Almanya’da yayıncı kuruluş tek başına futbolu finanse etmesi mümkün değil. Geçen sezonun başında maddi sıkıntılar yaşayan Sky Deutschland, şu sıralar şirketin büyük ortağı Rupert Murdoch’n verdiği 350 milyon avroyla ayakta duruyor ve henüz kara geçmedi!


Ben şunu merak ediyorum. Türkiye liginin yayın haklarını satın alan yayıncı kuruluş neye dayanarak yıllığına 400 milyon dolar saydı? Bir bildikleri vardır mutlaka ama bana biraz mantıksız geliyor. Çünkü Türkiye’de,  Avrupa’da olduğu gibi bir spor endüstrisi yok. Şöyle tarif edeyim; Sağlam bir bina sağlam temel üzerine kurulur. Türk futbolu ise balon üzerine inşa edilmiş. Her fırsatta marka değerini öne sürenler Türk futbolunun ülke sınırları içinde İspanyol ligiyle rekabet ettiğinden haberleri yok galiba. Aradaki fark Türk futbolu kutuda saklı sade belirli kesime açık. Seyredemeyen geniş kitle ya ulusal kanalarda yorumcu geyiklerine mahkûm. Ya da açık kanaldan İspanyol ligine bakıyor. Fazla lafa gerek yok son yıllarda türeyen yerli Katalanlardan Türk futbolunun marka değeri ortada.


Geçen 10 sene zarfında futbola büyük paralar aktarıldı. Bazı kulüpler bu paraları düzgün yöneterek iyi değerlendirdiler. Bazıları da paraları çarçur edip borç batağına saplandılar, ne yazık ki gün geçtikçe bu kulüplerin sayısı artmakta.


Bir süre sonra para babaları maalesef futbolda söz sahibi olup güçlendi. Bu kaçınılmazdı, parayı veren düdüğü çalar misali. Futbola en fazla yatırım yapan yayıncı kuruluşları oyunu kendi istedikleri formata sokmaya başladılar. Bunun en somut örneği İngiltere. 1990 senesinin başında Lord Taylorun sunduğu rapor sade statlarda şiddeti önlemeyle sınırlı kalmadı, futbol ekollerini de değiştirdiler. İngilizler 1970 ve 1980 yıllarında dünya’da en hızlı futbolu oynuyorlardı. Ama bir o kadar da yüksek fizik güce dayalı sert ve hırçındı oyunları. Premier League kuruluşu ve bosman kanunları çerçevesinde AB vatandaşı oyuncuların serbest dolaşım hakkı kazanması İngiltere futbol ekolünü radikal şekilde değiştirdi. Şimdi bazen İngiltere maçlarına bakıyorum İtalya Serie A’dan bir farkı yok.


Kuşkusuz futbolda oluşan yeni radikal değişimlerden en fazla nasibini alan tribüncüler. Yeni yapılan modern statlarda artık eskisi gibi ayakta maç seyretmeleri yasaklandı. Kapalı/Maraton tribünlerinden kale arakalarına atıldılar. Pankartları, megafonları, davulları, meşaleleri, konfetilerini görüntü kirliliği yüzünden yasakladılar. Deplasman yasakları getirdiler.  Şiddet yasaları çıktı, spor mahkemeleri kuruldu. Tribüncüler eskisi gibi rakipleriyle değil çevik kuvvetle çatışmalara girmek zorunda kaldı. Biber gazı cop derken terörist olarak fişlendiler. Değişimler bunlarla sınırlı kalmadı, bahis şirketleri ve yayıncı kuruluşlarının talebi üzerine sürekli maç saatleri değişti. Bir zamanlar halkın hafta sonu eğlencesi futbol artık 7 gün 24 saat seyretmek mümkün. Kuralları değiştirdiler, 6 hakem uygulamaları son günlerde tekrar gündeme gelen gol çizgi kamerası. Ve iki gün önce ortaya atılan önümüzdeki sezon uygulanmaya koyulacak play-off sistemi. Tüm bu yenilikler futbolu tekellerine alan yayıncı kuruluşlarının isteği üzerine yapılıyor. Bir zamanlar İngiliz profesyonel futbolcular birliği başkanı Gordon Taylor 1998 senesinde yaptığı açıklamada paralı TV kanalları futbola faydasından çok zarar vereceğini uyarmıştı >> link


Yaşadıklarımız tesadüf değil arkadaşlar, endüstriyel futbolun şu hale gelmesi için 25 yılı aşkın uğraşıyorlar.


Ama taraftar olacakları yıllar önce gördü ve uyardı >>> Ultras Manifesto


Her şey Heysel faciasıyla başladı Mentalita ULTRAS#13 Heysel,Bir Trajedinin Anatomisi


Akabinde Hillsborough faciası Mentalita ULTRAS#14 You'll Never Walk Alone


Cenova’da 2001 senesinde yaşananlar tesadüf olamaz Mentalita ULTRAS#27 Cenova 20/07/2001


2004 Roma başkent derbisinde patlak veren olaylar gibi Mentalita ULTRAS#32 Ölü Çocuğun Derbisi


2008 senesinde Roma deplasmanına giden Napoli taraftarlarının başına gelenler Burası napoli değil !


Ve niceleri. Bahsettiklerimi komplo teorisi olarak değerlendirilmesin, hepsi gerçek. Amaçları sade futbolun formatını değiştirmek değildi. Futbolun bir günde bu hale gelmesi kolay olmayacağını biliyorlardı. Önce futbolun gerçek sahibi halkın elinden almak için, halkı mağdur etmek gerekliydi. Binlerce masum insan birkaç aç gözlünün emellerine ulaşması için bedelini can vererek ödediler.


Yıllardır canımızı yakanlara, bizi kurdukları oyunlarla kandırıp futbolu elimizden alanlara daha ne kadar katlanacağız?

Werbung
Diesen Post teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: