Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

Futbol basit oyun

11. Februar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Dettmar Cramer,80 yıldır futbolun içinde.Dünyada sayılır futbol uzmanlarından birisi.
Almanyada yayınlanan 11 Freunde dergisinin onunla yaptığı röportajı eliimden geldiği kadar çevirdim.




Soru: Sayın Cramer Futbolun Tanrısı olduğuna inanır mısınız?


Cramer: Futbolun tanrısı mı? Yersiz bir soru, biraz hokkabazlığa giriyor. Ben şahsen Sepp Herberger gibi cevaplayım "top yuvarlak"

Soru: Siz, konuyu tesadüfe getirdiniz.Tesadüf futbol oynayan herkesin en büyük rakibimidir?


Cramer: Her canlı için geçerlidir, hayat yaşam tehlikeleriyle dolu. Futbol yaşamın aynasıdır. Gece ve Gündüzü, iyi ve kötüyü aynı anda içinde barındırır yansıtır.

Soru: Bir Teknik direktör açısından futbolda Gece ve Gündüzü nasıl tarif edebilirsiniz?


Cramer: Her hafta sonu yaşıyorsunuz. Ben, tesadüfleri olduğu gibi kabul ederim.

Soru: Tesadüfleri kontrol altına alarak şansı zorlayamaz mıyız?


Cramer: Hayır yapamazsınız. Bu, hayatı kontrol etmek anlamına gelir oda imkansız. Futbolu lafla kontrol edebilirsiniz. Biliyor musunuz, ben şahsen lafla yürütülen işlere pek olumlu bakmıyorum, duygusal olarak değil, tecrübemden dolayı.Önümde Richard Girulatis'in yazıları duruyor, Almanya'nın ilk futbol hocasıydı kendisi. Şöyle bir söz demiş "11 Arkadaş olmalısınız". Ama ben buna karşıyım, roman dilinde Arkadaş sevişmek anlamına geliyor.İki kardeş bile farkılı iken nasıl 11 kişiyi aynı kefeye sokabilirsiniz? Şu anlam ortaya çıkıyor, 11 kişi birbirinle sevişmiyor, zaten kimse onlardan öyle bir şey beklemiyor, oynasınlar yeter.

Soru: Ama hepsi aynı hedefte birleşiyor?


Cramer: Evet birlik olarak ama zorlayarak değil. Liderlik demek karşı tarafı ikna edebilmek, bunlar sade lafla olmaz, duruşla, performansla aynı zamanda örnek olarak yapılır. Bu kelimeler medyada sunulan futbol haberlerinde kayboldu.Eskiden Bensemann ve Rudi Michel çok iyi yapıyorlardı.
(Bensemann ve Rudi Michel'i aynı seviyede olmasalarda örnek olarak erman ve şansalla kıyaslatabiliriz.)

Soru: Günümüzde böyle şeyler psikoloji kelimesi altında birleşiyor...


Cramer: Çok gereksiz.Ben savaştan geri döndüğümde herkes mental kondisyon ve motivasyondan bahsediyordu. Biz bu kelimelerin ne anlama geldiğini bilmiyorduk. Her antremana çıktığımızda, hava güneşli, yağmurlu, soğuk yada sıcak olsun hiç fark etmiyordu, ısınmadan boş kaleye şut çekerdik.Ne baldırımız çekerdi nede mental olarak çöküntüye uğrardık, böyle şeyler aklımızın ucundan geçmiyordu.

Soru: Ne zaman anlam almaya başladı?


Cramer: Teknolojik bilimin gelişmesiyle başladı.Prof.Wilde-Hollmann ve Dr. Müller Wohlfahrt.Almanyada bu iki kişiyi malesef ortak bir komisyonda birleştiremedik,çünkü yöneticiler ve bilim adamları  arasında olan anlaşmazlık ve kıskançlık büyük engel oluşturuyor.

Soru: Medyada yapılan yalan haberler, kamuoyunu ve futbolun gelişmesinde önemli rol oynayan bilimi olumsuz etkiliyor mu?


Cramer: Leverkusende Teknik Direktörlük yaparken bir gazeteye karşı yalan haber yaptığı için dava açtım. Leverkusen kulüp avukatları davayı takip ettiler. Gazete  zor duruma düştü. Bir gün Genel Yayın yönetmeni beni aradı ve davayı durdurmamı istedi. Bende onlara neden yalan haber yaptıklarını sordum. Aldığım cevap çok ilginçti "Sayın Cramer sizde kabul etmelisiniz yazdıklarımız olma ihtimali yüksek".

Röportajın almancasını buradan okuyabilirsiniz:link


"NO AL CALCİO MODERNO" türkçesi Modern Futbola Hayır kelimesinin altında yatan gerçek anlamını Sayın Cramer net bir biçimde açıklamış.

Futbolu laf salatalığıyla, kadifeli kelimelerle istediğiniz gibi yönledirebilirsiniz ama sonuçta her şey sahada başlayıp orada bitiriyor, kısacası Futbol en başta spor sonra basit bir oyun gerisi tefferruat.....

Erdal Güngör

 

 

 

 

Weiterlesen

Deplasmana Otobüsle gidilir

10. Februar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Soğuk iklimlere yapılan münferit yolculukların, unutulmaz mavralarına ev sahipliği yapan otobüs. Kaosun merkezi. Hafta içi; son ayakta yatan altılının, terkedip giden sevgilinin, ekonomik kriz var diye emeğin hakkını ödemeyen patronun, orhan gencebay'ın, politikanın, futbolun, pardon gözüme toz kaçtı bahanesiyle racon bozulmasın diye geçiştirilen aşk acısının, ''1990'lı yıllar üç otobüs yozgat deplasmanına gidiyoruz'' veya ''geçen sene antalya deplasmanındayız'' cümleleriyle süslü eski deplasman anılarının ve milyonlarca alakalı alakasız ayrıntının konuşulduğu eşi benzeri olmayan yolculuğun aracıdır deplasman otobüsü.

Deplasman otobüsüyle bir defa yolculuk yapan taraftar artık en kral mercedesle gezse bile o muhabbetin tadını özler. Bağımlılık yapar. Deplasmana gitmenin raconudur bu otobüs. İçerde dışarda tribün kovalayan taraftar uçakla veya özel arabayla deplasmana gitmez. Raconu bozmuş sayılır. Rakip takımın şehrine girildiği zaman camlar kabriyoya döner. Taşlarla kırılmış camlarla, hava eksi 20 derece, 15 saat yolculuk edebilecek adamların mekanıdır deplasman otobüsü.

Arka beşliyi kapma savaşları, ''ulan bütün gün benim sigaramdan otlandın mavraları'', polis kontrolünde ''aramazsan arama yar aramazsan arama zaten bi şey bulamazsın emanetler zulada'' bestesine karışır ve kaptan daima otobüsü şarampole yuvarlamakla görevlidir. Maç kaybedilmişse dönüş yolunda deplasman otobüsünün abileri mavranın derecesini belirler, sessizlik isteniyorsa arka koltuklara doğru çevrilen sert bir bakış yeterlidir deplasmana yeni başlayan genç nesili hizaya sokmak için. Bu otobüsün müdavimleri tribün hiyerarşini bilir.Takımın en kemik ve kafa taraftar kitlesidir yolcular. Dışarıdan görenlerin ''aa işte bunlarda bu takımın delileri'' veya ''şu serserilere bak'' diye yaftaladıkları harbi tribün çocuklarıdır bu kültürü alanlar.

Tüm genellemelere inat bilgisayar mühendisiyle sanayi sitesi otomotiv tamircisinin yanyana 16 saat yolculuk edip, banka çalışanıyla 2 senedir işsiz olan arkadaşının atılan taşlara karşı koşar adım aşşağıya atlayıp sevilen renkler uğruna beraber ''mevzu'' yapabildiği tek sosyolojik dayanışma ortamıdır. Çekilen cefayı sefaya dönüştürecek tek duygu; ortaklaşa hissedilen tarifsiz takım sevgisidir. Deplasman otobüsü; bütün sınıfsal farklar, statü sembolleri, maddi ve manevi ayrımlar, dil , din, renk tartışmalarının unutulduğu tek ortamdır.Dumanaltı koridorlarda, annesi bakkala ekmek almaya gönderse gitmeyecek tribün çocuklarının yerde balık istifi yatarak ülkenin öbür ucuna yolculuk yapmaktan gocunmadığı, tribün aleminin kült figürüdür deplasman otobüsü. bir koltukta üç hatta dört kişi beraber gider, ''takımı yaban ellerde yalnız bırakmamanın'' verdiği huzurla akla mantığa sığmayacak uzaklıklara.

Weiterlesen

Mutlaka...

10. Februar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

"Mutlaka orada olmalıyım" ,

Yine içine düştü "orada olamazsam ona bir şeyler olacak" şüphesi.

İşte geldin,dünyanın öbür ucu hatta sonu,varmı ötesi?

Senin yaşında olanlar çoktan emekli oldu,sen ise senin çocuğun yaşında olan delikanlılarla,yabancı bir ülkenin limanında,tahta masalar üzerinde,açlıktan her an seni kemirmeye hazır lağam farelinin içinde sabahlıyorsun.

Sana ne ulan ?

Aklına eski bir Billy Ocean şarkısı takılıyor "You wake up suddenly you're in love"

Karşılıksız Sevgi aşkların en güzeli derler.

İnsan oğlu garip yaratık,tuhaf tutkuları var.

Gözünün önünde duran ama ona hayatı boyunca ulaşamayacağı güzele yazılır.

Pisikopatlığın diğer tarifi "Tutku" olabilirmi?

Üstelik birileri bu tutkuyu manifestolara işlemiş.

Her türlü şartları zorlayıp,hiç bir otoriteye boyun eğmeden,tüm maçlarda tribünde yerini almak.....

ULTRA per sempre


Erdal Güngör
Weiterlesen

Polonyada polis vahşeti !

9. Februar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Ozan kardeşimiz bugün bir video yollamış "abi şuna bir bak,bunlar holigansa bizimkiler halt etmiş" yazmış.Olayı biraz araştırdım,görüntüler gerçekten içler acısı.Arka Gdynia - Lechia Gdansk derbi müsabakasında sepebsiz yere trenden inen taraftaralara polis acımasızca saldırıyor.



Polisin bu tutumu kamuoyu tarafından şidettle kınansada,emniyet müdürü aşırı şiddet uygulayan memurların gereken cezaları verileceğini açıklasada,taraftarların boş yere yedikleri dayak yanlarına kar kalacak.

Bu görüntülerden sonra gerçekten hak ediyorlar:



Weiterlesen

En Vogue #2

9. Februar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

                                         Renkli 80'ler





                                                             Andreas Möller                                             Uwe Bein




                                                                                      Pierre Litbarski




                                                                                    Lothar Mathaeus





                                                                                         Mehmet Scholl




                                                                                   Uğur Tütüneker

Weiterlesen

En Vogue #1

9. Februar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

                                                     Çılgın 70'ler

Soldan sağa: Rudi Kargus,Bertie Vogts,Siggi Held,Joseph Pirrung,Charly Koerbel,Rainer Bohnhof ve Franz Beckenbauer





                                                                                   Franz Beckenbauer




                                                                                       Kalle del Haye




                                                                                     Norbert Nigbur




                                                                                        Harald Konopka



                                                                                      Ronnie Hellstroem



                                                                                      Wolfgang Overath



                                                                                         Fatih Terim








Weiterlesen

Pastırma

9. Februar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Sezon başında oynadığımız Antalyaspor maçıdan sonra yaptığım ufak clip.



Turkcell(pastırma)Süperligi,afiyet olsun....


NO AL CALCİO MODERNO !

Erdal Güngör
Weiterlesen

Futbolmu,Maratonmu?

8. Februar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Dany Dyer "The Real United Football Factorys" belgesel dizilerinin birinde Türkiye için şunları diyor : "The official Religion in Turkey is Islam,but the Real Religion is Football"

Yapılan araştırmalar da halkın yüzde%70'i Futbolla ilgilendiği ortaya çıkıyor,nüfus sayısına çevirdikmi 50 milyon civarında.Diğer yandan lisanslı futbolcu sayısına baktıkmı durum değişiyor,220.000(ikyüz yirmibin).Dünyanın en fazla lisanslı futbolcusuna sahib ülke Almanya,6.5 Milyıon,ilginç olan yanı bunun 250.000'i(ikiyüz ellibin) Türk göçmenleri ve Almanyada sade 2.5 Milyon Türk göçmen yaşıyor ! Ülkemizde taraftar sayıları milyonlara ulaştı ama ne gariptir Milyonların tutkusu olan kulüplerimizin uluslararası başarıları sade tek takımla sınırlı "Galatasaray".

Türkiye de son zamanlar sık telafuz edilen kelimelerden birirsi  "Futbolda marka değeri".Eğer gerçekten böyle bir şey varsa onun adı Galatasaray,kimse gücenmesin ama gerçek bu.Şu an Turkcell Süperligi yurtdışında pazarlamaya kalksanız tek vitrin kulüp Galatasaray,her şeyiyle,Tarihinden tutun Taraftarlarına kadar.Modern statlar,tesisler hepsi güzel ve hoş değerli unsurlar ama Avrupayla karşılaştırdıkmı örneğin Alman ikinci liginde oynayan 1860 Münih takımın bile diğer üç büyük kulüplerimizden avrupa kupalarında olan başarsı daha çok.


Gelelim dünkü Galatasaray - Kayserispor müsabakasına.Maç başlamadan önce yayıncı kuruluşun tutumunu anlamak mümkün değil.Ali Sami Yen statının yeni açık alt tribününe odaklandılar,sürekli orayı göstererek birde Sayın Bülent Tulun abimizin yorumuyla süslediler "böyle önemli maçta seyircinin gelmemesi enteresan durum,Galatasarayda galiba bazı şeyler yanlış gidiyor" gibi sözleri ayrı bir konu.Ama dünya alem biliyor Yeni Açık alt tribün Ali Sami Yen statının en az rağbet gören yeridir.Millet üst katta bir koltuğu beş kişi paylaşır,yinede alt kısıma girmez çünkü görüş açısı berbat olduğu için.

Esas maksatları sonra anlaşıldı.Kapalı tribününde o sırada "Galata Saray Efendileri" altında şahane Bayrak şov yapılıyordu,işte buda yayıncı kuruluşun futbol anlayışına ters.Onlar daha çok tribünlerde minik yavrular,güzel bayanlar görmek istiyor,Tribün Kültürüymüş,Taraftarmış yayıncı kuruluşun konzeptine uymuyor.Hele maç başladıktan bir kaç dakika sonra speaker,lincolnun ısınırken kazayla bir şutu polis memuruna çarpmasının üstüne basarak anlatması maçta hedef kişiyi önceden belirlemiş gibiydi.Sonrasında gelenleri artık yazmak istemiyorum,çünkü dün selçuk dereli sade Galatasarayı değil Kayserisporunda Futbol oynamasını resmen engellemiştir.Bu ne ilk nede son olacak,durum onu gösteriyor,yıllardır böyle her hafta sonu mutlaka bir hakem çıkıyor hangi maç olursa olsun sahada oynanan futbolun önüne geçiyor.

Yayıncı Kuruluşun endüstriyel futbolu pazarlama yöntemi olabilirmi?

Olabilirmi değil,bal gibi oluyor.Yıllardır sürüp gelen hafta sonu saçmalıkları İnsanları gittikçe futboldan soğuttu ! Her pazar saatlerce süren Maraton programı,onlara bol malzeme üreten hakemlerle birlikte Türkiyede oynanan Futbolun önüne geçmeyi başardı.Yazdıklarımı bir komplo teosrisi olarak algılamayın,yaklaşık on yıldan bu yana her hafta sonu dönen aynı teraneleri görmemek için kör olmak lazım.Oysa dün iki takımda bizlere futbol ziyafeti çekebilirlerdi,bol gollü maç olabilirdi,iki takımda kazanabilir bol göllü beraberlikte çıkabilirdi fakat yine içine edildi malesef.Türkiyede futbol Maraton programı ve Hakemlerden oluştuğu için,her hafta sonu yüzlerce lira harcayıp statlara gitmek çılgınlık olmalı,ver ayda 9,90 TL seyret futboluda,ermanıda.

Şimdi bu Turkcell Ligin nesini pazarlayacağız?

Hakemlerimi?

Güldürmeyin,1996 yılından bu yana hiç bir Türk Hakemi Uluslararası Turnuvada maç yönetmemiş,bırakın yönetmeyi tabela bile tuturtmamışlar,sözde dünkü hakem fifa kokartlı....


Erdal Güngör
Weiterlesen

The Curious Case of Benjamin Button

8. Februar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Belki yılın fimi değil,hayır şimdiye kadar yapılan en iyi filmlerden biri.

13 dalda Oscar'a aday gösteriliyor,seyretmeye değer.





Hayat selçuk dereliye rağmen devam ediyor.

Keşke filmdeki  Saat gerçek olsaydı.....
Weiterlesen

Bir maç nasıl katledilir?

7. Februar 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Örneğini bugün sahada gördük.

Galatasaray - Kayserispor müsabakasını yöneten hakem selçuk dereli hepimize bir maçın nasıl katledildiğini açıkca gözlerimiz önüne serdi.Lincoln maç başlamadan önce,ısınırken çektiği şut kazayla bir polis memuruna rastlamasının faturasınımı kesti acaba? Lincoln'e karşı verdiği kartların hepsi yanlış ama kime yarar? Kabzımal ermana yaradı yine,bol malzemeli maraton izleyeceğiz bu akşam.Zaten sahada oynanan futbol klişe,göstermelik bir şey ,22 kişi bir topun peşinde koşuyor fakat esas maçın yıldızı hakem.

Nedense hep Galatasarayın başına geliyor.

Söyle selçuk söyle,sendemi kendini anti-istanbul havasına kaptırdın?

Erdal Güngör

Weiterlesen
<< < 1 2 3 4 5 6 > >>