Ultralar, Dün Ve Bugün-15
Bu hikayeyi 2018 senesinde yazmıştım arşivde duruyordu yazı dizisine aldım.
26 Aralık akşamı Inter Napoli ile oynadı. İkinci ile üçüncü, kuzey ile güney, lig yetkililerinin Noel günü akşamı için planladıkları heyecan verici bir düello. Varese ve Nice'den arkadaşlarının desteğini alan Inter'den yaklaşık 120 Ultra, mümkün olduğunca dikkat çekmeden Via Novara'ya doğru yola çıkmıştı. Milano'nun San Siro'ya giden şehir çevre yolunun "Tangenziale Ovest" bölümü kullanılır genelde bu yol tercih edilir. Örneğin, Napoli'den geliyorsanız. Inter Ultraların amacı da Napoli’den gelen deplasman tayfaya sürpriz bir tuzak kurmaktı.
Yer her türlü çatışmaya uygun. Çok sayıda açık alan, otoparklar, bir benzin istasyonu, iki atıştırmalık büfesi ve atkı ve koltuk minderleri satan birkaç tezgâh. Buradan sadece iki kilometre ötedeki Milano'nun “San Siro/Giuseppe Meazza” futbol mabedinin etkileyici çatısını görebilirsiniz. Mekânı bilenler arabalarını buraya park eder çünkü stat sadece on dakikalık bir yürüyüş mesafesinde ve maçtan sonra hızlı bir şekilde otoyola geri dönüyorsunuz. Burada, Piazza St Elena'da misafir taraftarlar beklenir. Çünkü orada hiç polis yok!
İlk arabalar ve minibüsler onlar da polis eskortu olmadan Napoli'den gelen ve stadyum yönüne doğru geçerken, Milano polis şefinin daha sonra bir basın toplantısında " militanca planlanmış bir eylem" olarak tanımlayacağı olaylar başlar. Eylem üç dakika sürer ve sonunda "Blood & Honour Varese "nin önde gelen isimlerinden bir Ultra, Daniele Belardelli, siyah renkli bir minibüs tarafından vahşice ezilerek yerde serili yatmaktadır.
Inter'de koreografilerden sorumlu Marco Piovella onu hastaneye giden bir arabaya bindirdiğinde bilinci yerindedir. Orada, acil ameliyata rağmen, "Dede" olarak bilinen Belardelli ağır iç yaralanmalarından dolayı ölür. Bu arada şüpheli iki minibüs Napoli'de ortaya çıkar ve sürücülerinin izi bulunur. Bend'de daha çok "Il Rosso" olarak bilinen Piovella, bir Ultra Boys üyesi olan Luca da Ros'un polise çatışmaların organizatörü olarak adını vermesinin ardından tutuklanır. Şimdi, tribünler bir kişinin emrettiği ve herkesin takip etmesi gerektiği şekilde çalışmaz. Ancak Piovella en azından Curva Nord liderlerinden bir üyesi ve en azından kuzey tribününün bütünü temsil ediyor.
Başlangıçta her şey alışılmış gibi. Gazeteler ve haber kanalları, üniversiteden mezun olduğundan beri son derece başarılı bir aydınlatma mimarlığı şirketi yöneten Piovella'nın hayat hikayesini inceler. Takım elbiseli ve kravatlı fotoğrafı kısa sürede tüm İtalya’ya yayılır. Milano Emniyet Müdürü Marcello Cardona, Inter kuzey tribününün 31 Mart'a kadar kapatılmasını ve sezonun geri kalanında deplasmanların yasaklanmasını talep ettiği vurgulanır. Ama gazeteler Milano polisinin, Napoli'den gelen 120 Curva A Ultranın, genişletilmiş stadyum alanında toplanmasını nasıl gözden kaçırdığı hakkında hiçbir şey bahsetmez! Devlet Müsteşarı Giancarlo Giorgetti, yüksek riskli maçların sadece öğle saatlerinde oynanması ve genel olarak "daha sert cezalar" verilmesi çağrısında bulunduğu belirtilir.
/https%3A%2F%2Fi.ytimg.com%2Fvi%2FQ4KUcZfx-7E%2Fhqdefault.jpg)
Inter Napoli , Muore un Tifoso Interista di 35 anni
Durante la partita Inter Napoli a San Siro un tifoso Interista di 35 anni muore in seguito agli scontri avvenuti prima del calcio d'inizio
Ancak daha sonra tüm hikâye Gabriele Sandri, Ciro Esposito veya Filippo Raciti'nin ölümünden sonraki durumla kıyaslanamayacak beklenmedik bir hal alır.
İçişleri Bakanı Matteo Salvini, stadyumların ve tribünlerin kapatılmasına karşı çıkarak "Renklerin ve tezahüratların olmadığı bir stadyum, stadyum değildir" açıklaması yapar. Olaylardan birkaç gün sonra Georgetti ve İtalyan polis şefi Franco Gabriellico ile bir araya gelen Georgetti, pankart, davul, megafon ve bayrakların şiddetle hiçbir ilgisi olmadığını ve örgütlü taraftarların bu malzemelerden mahrum bırakılmaması gerektiğini bir kez daha vurgular. Megafon ve davullara on yıl aradan sonra yeniden izin verilir. Aynı durum, şimdiye kadar polise kaydettirilmesi gereken koreografiler için de geçerlidir. Salvini bu noktada taraftarlar için daha fazla özgürlük istiyor, yeter ki tribüncüler sorumluluklarını yerine getirsin.
Arkadaşlar, kitabın ortasından konuşalım İtalya İçişleri bakanı haklı! Tribünde her şeyi yasaklayarak insanların özgürce kendilerini ifade edecek alanlara bu kısıtlamaları getirerek bugüne kadar ne değişti? Yasaklar yerine kolluk kuvvetlerin daha dikkatli tedbirler almasını sağlamak. Tribüncülerle diyaloğa girerek iki tarafı da memnun kılan bir ortak yol bulup uzlaşmak daha doğru olmaz mı? Bir şeyleri yok etmek yerine güzellikleri koruyarak sürdürebilir hale getirmek topluma daha faydası olacağını düşünüyorum! Neyse hikayemize devam edelim.
Tabii ki İçişleri Bakanı da stadyum ve çevresindeki şiddet eylemleri için güvenli cezalar olması ve bunların etkili olabilmesi için daha hızlı bir şekilde uygulanması gerektiğinden bahsetmekte. Bununla birlikte, taraftar temsilcisinin örgütlü taraftarlar ile kurumlar arasındaki arabulucu rolünün öneminden ve tribünlerin güçlendirilmesi gereken kişisel sorumluluğundan da bahsetmektedir. Ayrıca, onlarca yıldır yasaklanmış olan deplasman seferleri için özel trenlerin yeniden kullanılmaya başlandığını görmek istiyor. Tribünlerin sosyal sorumluluklarını daha iyi yerine getirmeleri gerekecektir, ancak sorunlar tribünlerle sınırlı değil, çünkü "kötü aile terbiyesi“ toplumun diğer tüm kesimlerinde de mevcut.
Son olarak Bakan histeriye karşı uyarıyor ve futbolun 12 milyon insanı harekete geçirdiğini, ancak bunların arasında şiddet eğilimli en fazla 6.000 kişi olduğunu ve hepsini aynı kefeye koymamak gerektiğini vurguluyor. Popülizm eleştirmeninin el kitabından bir cümle.
Bakanın söyledikleri bazılarına popülist gelebilir ama günümüzde bir futbol maçı için can vermek kabul edilemez! Bakanın devamında dedikleri önemli; “Rakamlar futbolun daha sağlıklı hale geldiğini gösteriyor. Yaralanan taraftarların sayısı yüzde %60, polis memurlarının sayısı %50 oranında azaldı. Özel güvenlikten hiçbir kişi yaralanmadı. Stadyumdan menedilen ve hapsedilen kişilerin sayısı da düşmüştür. Bugün yaklaşık 6.500 stadyum yasağımız var. Burada 12 milyon insanı ve 6.000 holiganı harekete geçiren bir olgudan bahsediyoruz. Futbol suç değil, tutku, spor ve destektir.”
Ve İçişleri Bakanı bir bomba açıklamayla konuşmasını bitiriyor “Ben de 15 yaşından beri sık sık tribünlere gidiyorum, yani en azından ne hakkında konuştuğumu biliyorum.” Diyor. Milan'ın Curva Sud partisine 16 Aralık'ta yaptığı ziyaretin fotoğrafları sosyal medyada dolaşıyordu. Tüm bunları istediğiniz gibi değerlendirebilirsiniz, ancak bu ifadeler bence popülizm değil yıllardır bir resmi yetkiliden özlemle beklediğimiz empatidir!
Ancak Gianluigi Buffon Vanity Fair'de ultralar konusunda bir röportaj verdiğinde durum daha da acayip bir hal alıyor.
“Ben bir Ultraydım, Commando Ultrà Indian Tips'ten, Carrarese'yi takip eden bir grup taraftarın adıydı, hala eldivenlerimin üzerinde yazılıdır. Haklarında hiçbir şey bilmeden çok konuşulan insanlarla tanıştım. Sıradan erkekler ve kızlar, hayalperestler, idealistler. Bazı ilginç insanlar ve birkaç aptal. Gençken her şeye muktedir olma ve yenilmezlik hissine sahiptim. Yıkılmaz olduğumu, abartabileceğimi, istediğim her şeyi yapabileceğimi düşünüyordum. 20'li yaşlarımın sağlıklı çılgınlığını kaçırmak istemiyorum. Elimden geleni yaptım ve bir şekilde hiçbirini unutmadığım için memnunum asla pişman değilim.”
Doğru okudunuz, bu sözler Gianluigi Buffon nam-ı diğer “Gigi Nazionale” ağzından çıktı, inanmayan aşağıda linkten gerçeklere ulaşabilir;
/https%3A%2F%2Fimages2.gazzettaobjects.it%2Fmethode_image%2F2019%2F01%2F08%2FCalcio%2FFoto%20Calcio%20-%20Trattate%2F73c472cd2eb48b56a813ee4ad6e0d122_169_xl.jpg)
Buffon: "Io, giovane ultrà che faceva cazz... di ogni tipo. E quella canna..."
Gigi Buffon esulta coi tifosi del Psg. Ap Come sempre, quando Gigi Buffon, rilascia un'intervista, è difficile trovare il titolo. Difficile perché se vuole racconta aneddoti d'ogni tipo e se cred...
Buffon devam ediyor
“Bu 20 yıl önce yaşanmış bir hikâye. Maçtan sonra bir Parma taraftarını arabamla bıraktım. Gişelerde bir polis barikatı vardı. Mavi ışıkları görünce ortadan kayboldu beni ortada dımdızlak bıraktı polislerle karşı karşıya geldim.”
Buffon anlatırken çok rahat;
“Uyuşturucu ve alkolden her zaman uzak durdum, en fazla arada bir esrar içtim. Ama Casertana'nın taraftarlarını saran duman bulutunu hatırlıyorum. Duman potlarıyla ilgisi olmayan ama aynı anda orada tüttürülen 200 torbadan gelen bir sis. Güzel günlerdi gözümün önünde canlandı şu an önümde görebiliyorum.”
Ve sonra da Milano'daki ölü Ultra hakkındaki soruya genel bir cevap veriyor:
“Milano'da yaşananları doğru bir bağlama oturtmak zor. Nefret sadece stadyumlarda değil, nerede eserse essin iğrenç bir rüzgârdır, çünkü futbolun tüm bunlar için sadece bir bahane olduğuna dair güçlü şüphelerim var.”
Bu olaydan yaklaşık dört yıl geçti ve bugün bir durum değerlendirmesi yapınca Buffon’a hak veriyorum!
Son günlerde o kadar çok garip, irrasyonel olaylara şahit oldum ki hiçbirine anlam veremiyorum. Ve hiçbiri tribün kültürü ile uzaktan yakından alakası yok. Göztepe-Altay maçında atılan fişek, Roma-Napoli maçı öncesi Napoli Ultraların otoyolu kapatıp yol ortasında lastik yakmaları. ADS – Ankaragücü maçı sonrası yaşanan trajik komedi ve bu olayın sosyal medyaya taşınması ki tamamen tribün kültürüne aykırı mevzu! Bir diğer olay Paganese – Casertana Ultraları arasında geçen mevzu, otobüs yakmak!
Futbol üzerinden kasıtlı şiddet ve olay çıkarmak bir noktadan sonra tribün kültürü ile alakası kalmıyor. Bu olayları “şehri-i müdafaa, arma, renk, takım/kulüp aşkı ile açıklayamayız! Evet, endüstriyel futbola karşı ortak mücadele veriyoruz ama biz bunu daha akıllıca sürdürmeliyiz! Böyle saçma boş olaylar çıkararak davamız samimiyetini kaybediyor.
Rekabet ve husumeti ölçülü şekilde ve tribün kültürü geleneklerine uyarak dışarda devam etsin buna sözüm yok. Ancak, biz tribün kültürü sürmesi için birlikte hareket etmeliyiz…..! (Devam edecek)
Polonya Tribünleri
İngiltere bir zamanlar en sert futbol holiganlarının yuvası olmuş olabilir, ancak hepimizin bildiği gibi zaman değişiyor. Aşırı kilolu İngilizler cumartesi geceleri pub'larının önünde iyi bir dövüş ararken, Polonyalı gruplar ormanda vahşi savaşlar yapmaya ya da rakiplerine pala sallamaya koyuluyor. Bu arada, neredeyse her küçük Polonya kasabasının kendi holigan grubu var ve her ay "Ustawka" adı verilen yüzlerce planlı dövüş gerçekleşiyor.
Polonya'ya giden her taraftarın bilmesi gereken ilk şey, futbol kültürünün tamamen farklı olduğudur. Örneğin, sokakta yanlış renkleri giyerseniz, insanlar size sadece ters ters bakmaz veya orta parmağını göstermez. Sana saldırırlar ve kafanı gözünü parçalarlar. Eğer eşcinsel, siyah ya da Che Guevara tişörtleri giymeyi seven biriyseniz, bu ülkeden ne pahasına olursa olsun uzak durmalısınız.
Belki hatırlarsınız Euro 2012 başlamadan önce Polonyalı anti-faşist gruplar alarm vermeye ve iyi organize olmuş holiganların çoğunun aşırı sağcı örgütlerden etkilendiği konusunda halkı uyarmaya çalıştı. Ancak Polonya hükümetinin pek de umurunda değildi. Faşist örgütler bir süredir sokakları kontrol etmek için holiganları ayak takımı olarak kullanmakta. Bazı şehirlerde durumun çoktan kontrolden çıktığı söyleniyor.
Gerçeği söylemek gerekirse Polonya tribünleri bugüne kadar pek fazla ilgi alanıma girmiyor. Ultra ve Holigan alt kültürlerine sadık kalmalarına saygım sonsuz. Fakat aşırı ırkçı, faşist, farklı kültürlere, dinlere, siyasi görüşlere karşı tahammülsüz duruşlarını kesinlikle kabul etmiyorum ve saygı göstermiyorum! Polonya tribünleri üzerine yazmaya, bir zamanlar Lech Poznan tribünlerinin Kolejorz grubunun eski emekçileri ile geçen sene tanışmam vesile oldu. Arkadaş ismini yazmamı istemedi çünkü geçmişte Kolejorz grubunun tribün lideri Rafat Dabrowski nam-ı diğer “Uzsol” ile bazı karanlık mevzulara karışmış.
Arkadaş Polonya’da taraftar kültürünü şöyle tarif ediyor; "Sembollerinizi şehirlerimizde, hatta şehir merkezinde bile göstermemeniz daha iyi olur. Polonya'da işler Almanya'dakinden biraz daha farklı. Almanya ya da İngiltere'de rakip taraftarları renklerinden dolayı dövmez ama Polonya'da bu kesinlikle normaldir.”
Polonyalı ultralar futbolun bel kemiğidir. Takımlarını her şeyden çok seven ve stadyumlara devasa pankartlar asan fanatiklerdir. Ancak şiddetin iç yüzü daha vahim boyutlarda. Ortalama bir Polonyalı holiganın haftada 20 saatini çatışmalar için çeşitli dövüş sanatları eğitimi alarak ve vücudunu güçlendirerek geçiriyor. Çoğu gruplar silah kullanımını korkaklık olarak görmekte. Ama istisnalar da var. Krakow'da bir keresinde iki grup arasında çıkan çatışmada birbirlerini bıçaklayarak katlettiklerini anlatıyor Arkadaş. “Irkçı gruplar var ve onlar siyah bir oyuncuyu kabullenmezler. 'Biz çok agresifiz, çok güçlüyüz, çok beyazız' diyorlar.
“Polonyalı ultraların 2012 Avrupa Şampiyonasında fazla bir şey yapmasına gerek kalmadı çünkü Avrupa'dan başka gruplar da vardı. Mesela İngiliz holiganlar ile ormanda buluşup dövüşüldü, diğerleri ise tren istasyonlarında buluşma ayarladı. Çoğu kişi kabul etmiyor ama bu dövüşler gayet normal ve futbolun bir parçası.” Polonyalı arkadaş haklı! Futbol boş taktik üzerine konuşmalardan öte bir oyun. İki rakipler arasında yapılan kapışmalar modern futboldan önce gerçek futbolun temelini oluşturan “Shrovetide Football” dayanıyor!
Polonya Nazi işgali altında korkunç dehşetler yaşadı, ancak Sovyet rejiminin yaraları hala taze ve neo-Nazilerin anti-komünist zihniyeti holiganlar arasında rağbet görüyor. Daha önceki nesil futbol taraftarları komünist rejimle mücadelede önemli bir rol oynadı. Polonya’nın bazı Stadyumlarının duvarları 1944 Varşova Ayaklanmasını belgeleyen güzel ve ilginç duvar resimleriyle süslü olabilir. Ancak Polonya direnişinin son girişiminin bu resimleri bile kısmen ırkçı beyaz güç grafitileriyle kaplı.
Polonya halkı artık bu tür ırkçı eğilimli gruplardan bıktığını anlatıyor arkadaş “Polonya Antifa'sı uzun süredir aşırı sağa karşı sokak savaşı veriyor ve mümkün olan her yerde yeniden insanları bu tür mahluklardan uzak durmalarını anlatıyor. Bunu yaparken, gerekli gördükleri takdirde bazen ırkçılarla çatışmalara giriyorlar. Son yıllarda en az 40 kişinin aşırı sağcılar tarafından öldürüldü. Halk artık bunlara tahammül etmek istemiyor.”
Arkadaşa biraz efsane “Uzsol” dan bahsetmesini istedim. “Uzsol 1990’larda Bulgarska Caddesi'nde bulunan Lech Poznan stadyumun tribün lideriydi ve taraftarların büyük hayranıydı. 1990'larda Kolejorz grubunu kurdu, sık sık ayaklanmalara ve kavgalara katıldı, dövüş sanatlarına aşıktı. Sık sık kanunla ters düşmüştür. Polis ve Merkezi Soruşturma Bürosu onu mafya ile iş yapmak, uyuşturucu satmak gibi çeşitli suçlamalarla birkaç kez tutukladı. Sonra tribünü bıraktı. Şimdi hem ringde hem de kafeste dövüşen aktif bir MMA dövüşçüsüdür. Tüm stillerde yakın dövüş uzmanlarına göre, Polonya'nın önde gelen ağır sikletlerinden biri.”
Ultralar, Dün Ve Bugün-14
1980'lerin başından itibaren sağ görüşlü kesimler Ultra grupları içinde hâkim oldu. 1983'te Serie A'ya dönüşle birlikte Napoli ultraları ile rekabet alevlendi ('Benvenuti in Italia' ve 'Forza Vesuvio', 'Noi odiamo tutti' 'Herkesten nefret ediyoruz' gibi tartışmalara neden olacak iki pankarttı).
1985 yılında Verona İtalya Şampiyonu oldu. Hellas Ultraları için Avrupa seyahatleri ve yabancı taraftarlarla karşılaşma başladı. Aynı sezonda Brescia deplasmanında da ciddi olaylar yaşandı. Verona taraftarlarını en çok korkutan bölüm şimdi başlıyor Televizyonlar ve gazeteler şiddetin boyutunu ön plana çıkarmaya başlattı. Şubat 1987'de, Brescia'daki çıkan ciddi olayların aktörleri olan on iki (12) Gialloblù Ultraları tutuklandı ve 'suç ortaklığı' gibi ağırlaştırıcı bir gerekçeyle mahkûm edildi. İtalya'da ilk kez futbol taraftarları diğer ağır suç işleyenler gibi aynı kategoriye sokuldu. Tutuklamaların ertesi pazar günü oynanan iç saha maçında Ultralar protesto amacıyla güney tribünün orta bölümünü boş bıraktılar ve '12 değil 5000 suçlu' pankartını açtılar.
Kasım 1991'de, AC Milan'a karşı deplasmanda oynanan bir maçın sonrasında yaşanan bazı ciddi olayların ardından ve diğer tutuklamalardan etkilenen Brigate Gialloblu dağılma kararı aldı. Ertesi pazar günü bu sefer Fiorentina tribünleri Hellas Ultralarına destek amaçlı sarı-mavi renge boyandı. Açılan bir pankartın üzerinde 'BG' yazısı ve 'Yirmi yıllık tarih iptal edilemez' yazıyordu. Grup resmi olarak ortadan kalkmış olsa da Brigate Gialloblu ruhu onlara yakın olan diğer tribünlerde devam etti. Ve gerçek bir marka haline gelen, özellikle Lazio'nun bazı ultras grupları (IRR) tarafından miras alınan İngiliz tarzı destek sürdürüldü.
1972 aynı zamanda önemli bir yıldı. Napoli'nin ilk Ultraları ve Roma'nın Boys grubu kuruldu. Juventus tribünlerinde 1973'te Venceremos ve Autonomia Bianconera grupları. Fiorentina'nın Ultra oluşumu Superstars Supporters pankartlarıyla ve Genoa'nın Fossa dei Grifoni'si tribünlerde görünüyordu. Ve Calabria'nın en eskileri arasında olan ve hala 'Massimo Capraro' tribününde yer alan ilk Catanzaro Ultra grubu çıktı. 1974 yılında Varese'de doğan Boys, hemen Inter taraftarlarıyla bağlantı kurdu.
Napoli Ultra grupları statta iki tribünde yer alıyordu. 1972 yılında, tüm zamanların en ünlü taraftar liderlerinden biri olan Palummella olarak bilinen Gennaro Montuori tarafından kurulan ve ailevi nedenlerle ayrıldığı 1990'lı yıllara kadar grubun başında kalan ünlü CUCB, Commando Ultrà Curva B'nin doğuşuna tanıklık etti. Commando Ultrà Curva B, Sanità ve Cavour bölgelerinden sıkı bir taraftar kitlesine sahip bir gruptu.
1986 yılında ilk kadın bölümlerinden biri olan Ultrà Girl kuruldu. 1979 yılında B Tribünde Fedayn ve EAM doğdu. Öte yandan, curva A'da Skizzati ve Alta Tensione grubunun (via dei Tribunali'den grupları) birleşiminden gelen Mastiffler ve Mavi Kaplanlar bulunmaktaydı. Curve A'da en önemli grup 30 Eylül 1992'de Blue Lions'un bölünmesinden sonra doğan Old Lions idi. Mavi Kaplanlar da 1985 yılında Curve A'da yer aldı. Yine Curve A'da, 1987 yılında Teste Matte kuruldu. Napoli Ultraları ile Cenova Ultra grupları arasındaki kardeşlik 1980'lerin başına kadar uzanmaktadır.
Yıl 1973'tü, 1970 yılında kurulan Cenova taraftar grubu 'Ottavio Barbieri'nin bir bölümünden Fossa dei Grifoni ortaya çıktı. Muhteşem katılım, İngiliz tarzı tezahürattan etkilenen bir yaklaşım, korolar ve büyük bayraklar, nefes kesen koreografiler. Bunlar Fossa'nın ilk yıllarından beri Kuzey tribününe kattığı karakteristik özellikleriydi. Sampdoria'ya karşı oynanan derbideki sergilenen koreografiler kuzey tribününün gerçek kahramanı olmasının kanıtıdır. 1990'da Genoa'nın Avrupa deplasman maçları 8000 taraftar ile (UEFA Kupası'ndaki ilk maç) Liverpool'daki Anfield Road deplasmanı bir efsanedir.
Fossa dei Grifoni 1993 yazında, 28 Temmuz'da yapılan bir toplantının ardından kısa ve öz bir bildiriyle dağıldı. Kararın arkasındaki gerekçe 'Artık kendimizi bu futbolun içinde görmüyoruz' idi. Grubun fesih kararının esas nedenleri İtalya ve Avrupa’da futbolun gittikçe saniyeye dönüşmesi bundan dolayı kaynaklanan bilet fiyatlarında artış ve maç saatlerinin yayıncı kuruluşa göre ayarlanmasına karşı bir protestoydu. Fossa'nın dağılmasından sonra birçok üye Ottavio Barbieri grubuna geçti ve eski Fossa dei Grifoni'nin zihniyetini devam ettirdi. Genoa kulübü bunun üzerine 12 numaralı formayı kullanımdan kaldırmaya karar verdi. “Hiçbir kırmızı mavili oyuncu 12 numaralı formayı giyemez, çünkü sahadaki on ikinci adam Genoa taraftarıdır” duyurusu yaptı.
Fiorentina’da 1960'ların ortalarında (1965) Viola Vieusseux ve Settebello taraftar gruplarının aktivitesi dikkat çekiciydi. Ancak Fiorentina tribünlerinde ultras hareketinin doğuşu Eylül 1992'de ölen ve 'il Pompa' olarak bilinen Stefano Biagini tarafından kurulan grupla 1973'te ortaya çıktı. “il Pompa” bir Milano deplasmanında 15 kişiyle ev sahibi tribününe saldırmış ve büyük zarar vererek İtalya Ultraları arasında bir efsane olarak bilinir.
Ultras pankartı ilk kez Ocak 1974'te Fiorentina-Juventus karşılaşması vesilesiyle Floransa'daki Fiesole tribününde açıldı. Ultraların 1983'te doğuşundan on yıl sonra, Romalılarla yaşanan olaylar nedeniyle bir dizi tutuklamanın ardından feshedilmesiyle birlikte, grubun yönetimi 1978'de kurulan ve Ultraların bir alt grubu olan Collettivo Autonomo Viola'ya geçti.
CAV (Collettivo Autonomo Viola) sembolündeki Kızılderili, Tex çizgi romanındaki bir karakterden, özellikle de 1977'de yayınlanan 'The Gold of Colorado'dan alınan Navajos kabilesinden Hamal'dır. Kolektif, grubun daha modern ve daha sönük bir çizgiyi tercih ettiği 2011 yılına kadar Fiesole'nin başında kaldı. 1980'ler ve 1990'larda tribünde yakılan sis bombaları, dalgalanan bayraklar ve harika koreografiler Fiesole'yi İtalya'nın en beğenilen tribünlerinden biri haline getirdi…..devam edecek
Çalınan Hayallerimiz
"Ütopyalar dünyası öldü," demişti 1978 Dünya Kupası'nı kazanan Arjantin milli takımının teknik direktörü César Luis Menotti bir keresinde. " Çıkarcı bir toplum içinde yaşıyoruz ve futbol büyük iş dünyasına mahkûm edilmiş durumda. Üçüncü Dünya'da yaşayan insanlar ekmekten mahrum bırakılıyor, sanayileşmiş ülkelerde ise insanların hayalleri çalınıyor." Menotti taktir ettiğim kendime örnek aldığım büyük futbol uleması endüstriyel futbol ancak böyle çarpıcı şekilde tanımlanır, Allah uzun ömür versin.
Daha iyi futbol hakkında sürekli tartışmalar yapılıyor ancak bu tartışmalar vizyondan, gerçekten uzak. Farklı, ekonomik, etik ve sistemsel olarak daha iyi bir futbol için neredeyse hiçbir gerçek kavram oluşmamış. Onu barındıran toplumun neye benzemesi gerektiğine dair somut ütopyalar bile yok.
İnsanlara hayallerindeki futbolun gerçekte neye benzemesi gerektiğini sorduğunuzda, genellikle ne yapacaklarını bilemezler. Zaten somut olarak tarif edilmesi çok zor. Hiçbir taraftar çekmecesinde hazır bir konsept olması gerekmez kendilerini adamış olmaları yeterince önemlidir. Esas vahim olan futbolu yönetenler var güçleriyle çözüm üretmemek için çaba göstermeleri.
Ama mutlaka birinin bir fikri olmalı!
Fikir üretmek yerine protestolar sloganlara dönüşüyor. Hayalimizdeki futbolun dayanışmaya dayalı, sürdürülebilir, fırsat eşitliği sağlayan, tabandan gelen, çağdaş olması gerekli.
Diyelim biri çıktı bize şu an yaşadığımız düzeni sundu ve bizim bu düzenden henüz haberimiz yok, mesela dese ki;
1. Şampiyonun ilk maç gününde belirlendiği bir futbol oynayalım.
2. Erkeklerin kadınlardan bin kat daha fazla kazandığı bir futbol olsun.
3. Demokratik olmayan ve taraftarlarını hor gören bir futbol oluşturalım.
4. İnsanların küçük yaştan itibaren köleleştirildiği, birkaç süper zengin tarafından dikte edildiği ve muhafazakâr erkeklerin egemen olduğu bir futbol sunalım.
5. Gezegenin kaynaklarını ve kendisini yok eden bir futbol yaratalım.
Kabul eder miyiz? Bu soruların cevabını merak ediyorum açıkçası!
Velakin, farklı türde futbol üreten bir sistemin neye benzemesi gerektiği, uygulamada hangi unsurların kullanılması gerektiği ve nihai sonucun ne olması gerektiği konusunda hiçbir tartışma yok. Bunun yerine, birçok kulüp başkanları TV yayın gelirlerinden gelen paranın bir kısmını futbolun zirvesinde olan oyuncular ve temsilcilerine dağıtma peşinde.
Ancak ütopya olmadan, doğru/yanlış vb. şüpheler ortadan kalkmaz. Alternatif fikirler olmadan, nereye gidileceği bilinmeden, kaçınılmaz olarak eskinin hataları tekrarlanır ve bu umutsuzluk baki kalır bir süre sonra kanıksanır. Neredeyse hiç kimse değişime gerçekten inanmaz. Karamsarlık hâkim olur, protesto ritüel haline getirilmiştir.
Biz aslında ne istiyoruz, güzel futbol mu ya da ne pahasına olursa olsun, ebediyen sürecek başarı mı? Bizim istediğimiz aslında belli, bize dünyayı toz pembe gösteren at gözlükleri istiyoruz! Şampiyon sezonun ilk maçında belli olsun, mutlaka bizim takımımız olsun, istediğimiz tam olarak bu!
Erkeklerin, Kadınlardan bin kat fazla kazanması anormal değil mi? 2018 senesinde Almanya’nın Doğu bölgesinde olan Saksonya eyaletinde düzenlenen eyalet kupasında Erkeklere birinci gelen takıma 15.000 (on beş bin) Euro. Kadınlara bir futbol topu onu da sponsor vermiş. Sahi, Kadın futbolu demişken bizde Kadın takımı kurduk bu yıl ne kadar kazanıyorlar?
Ticarileştirme kelimesini kullanmak akıllıca değil, çünkü futbol yüz yılı aşkın bir süredir ticari aslına bakılırsa her zaman öyleydi. Futbolda bilinen ilk futbol ticaret kartları olan İngiliz Baines Kartları 1880'lerde satılmıştır.
Kulüplerde zengin patronlar hep egemendi. Demokrasi, eşit haklar ya da taraftar katılımı çok uzak değildi. Sosyolog ve gazeteci Jan Tölva, ticarete yönelik eleştirilerin "genellikle içeriği çok az olan ya da hiç olmayan boş ifadeler" olduğunu söylüyor. Pek çok taraftar için bu dağınık bir karışım. Memleketine sadık kalma ile küreselleşme eleştirisi ("kulüplerimizi şeyhler satın alıyor"), yüzeysel anti-kapitalizm ve modası geçmiş kabadayılık gurur ve onur fikirleri arasında bir yerde.
Bu yüzden daha akıllıca eleştirmeli, daha fazla anlayarak hareket etmeliyiz. Mücadeleyi daha iyi seçmeliyiz. Neredeyse diğer tüm endüstriler gibi futbol da çözüm arayışında kendi yüceltilmiş geçmişine bakıyor. “Yetmişli yıllara dönelim!” “Ah o güzelim günler, altmışlı yıllarda futbol ne güzeldi!” gibi yakınmalar. Sistemler yerine zamanlar üzerinden konuşmaya devam ettiğimiz sürece, kendi etrafımızda dönüp duracağız. İşleyen bir futbolla ilgilenmek aslında kulüplerin, oyuncuların ve antrenörlerin görevi olacaktır. Çoğu kişinin bunu yapmaması ve sorumluluğu başkalarına yüklemesi ayrı bir skandaldır.
Tff, Fifa ya da Uefa'da bu her şeyden önce kendini tanıtma, gücü ve mevkileri koruma meselesidir. Kulüpler kendi futbol anlayışlarını titizlikle koruyor. Çok fazla eleştiri bu kurumları başlangıç noktasına geri getiriyor, oysa bunlara ihtiyaç bile olmayabilir. İyileştirilmesi gereken tek tek kulüpler değil, taraftar protestolardır!
Bireysel federasyon değil, protesto daha iyi hale gelmeli. Ya da sosyolog Armin Nassehi'nin ifade ettiği gibi: "Açıkça söylemek gerekirse, muhalefet çok zayıf olduğunda protesto muhalefete karşı yapılır." Mevcut muhalefetin çok daha geniş, daha radikal ve daha yaratıcı olması gerekiyor. Cesurca, heyecan verici, saldırgan.
Ütopyalar biraz egzotik bir konuydu eğer değişim gelirse, genel görüş bunun büyük bir taraftar göçü yoluyla olacağı yönünde. Pandemi zamanı geriye dönüp baktığımızda oldukça naif olan bir iyimserlik süreci oluştu. Birçok kişi ticari futbolun çöküşünün yaklaştığını gördü, panellerde bir patlama yaşandı ve kendini işine adamış kişilerden daha önce hiç olmadığı kadar kapsamlı öneriler geldi. Süre uzun sürmedi hayal kırıklığı ile sonuçlandı çünkü neredeyse hiçbir şey değişmedi.
Ancak hayal kırıklığının bu kadar büyük olması gerekmiyor. Amaca yönelik değişim, krizlerden ziyade istikrarlı çalışmayla gelir ve döngüsel olarak değil, deneme, gerileme, ilerleme şeklinde gerçekleşir, bu iyi bir haber. Karşı modeller konusu pandemi ile birlikte kamuoyunun gündemine geldi ve büyük fırsat doğdu. Hedef, konseptleri geliştirmek ve bunları yaygınlaştırmak olmalı. İyi fikirler var, ancak medya gelecek yerine bugüne odaklandığı için bu fikirlere pek yer verilmiyor.
Kimseye çok fazla zarar vermeyen, sponsorların yanı sıra birçok taraftarın da çıkarına olan ve sadece toplumda uzun zamandır var olan gerçekliği yansıtan talepler. İlerleme bir ilerlemedir, ancak sorunların özüne dokunmamaktadır. Ya da protesto radikalleşir ve halk desteğini kaybeder, bu durumda da futbolun patronları kendilerini "Çapulculara" karşı futbolun koruyucuları olarak gösterirler. “Çapulcular” ilginç bir kelime, çünkü “çapulcular patronların gözünde kaotik insanlar düzeni bozan insanlardır. Çapulcu burada tribüncüler/Ultralar oluyor, bana bu kelime yabancı gelmiyor!
Dünya’da endüstriyel futbol, ne kadar çok arap sermayesi baş gösterse, bu haliyle sürdürülmesi mümkün değil! Alternatifler var ama futbolu yöneten Fifa/Uefa’ya ters geliyor. Bu alternatiflerden biri “Salary Cap (oyuncular ve temsilcilerine maaş transfer ücreti sınırı)”. Salary Cap’a futbolun patronları yanaşmıyor çünkü salary cap rekabeti eşit hale getirir büyük küçük takım arasında makas kapanır. Uefa, bu makasın kapanmasını istemiyor çıkardığı FFP kuralıda kocaman bir fiyasko. Makas kapanırsa ŞL’nin Real, Bayern, Barça, Man City, Juventus vb. vitrin kulüpleri ve bununla birlikte ŞL’ni pazarlamak zorlaşacak bundan dolayı patronların ceplerine girecek paralar azalacak!
Futbol endüstrisinde sorunun büyümesinin nedeni 5 top klas ligdeki büyük kulüpler değil. Bu büyük kulüplerin yıllık ciroları 400 – 500 milyon civarında ve FFP kuralını çiğnemekte birçok alternatif üretiyorlar. Esas problem orta sınıf liglerdeki, TR Süperligi dahil, büyük kulüpler. Bu kulüpler Avrupa kupalarına katılma hakkı kazanınca arada farkı kapamak rekabete ortak olmak için büyük paralar harcıyor. Turnuvada belirli bir seviyeye kadar gelen kulüpler sonuçta maddi açıdan büyük hüsrana uğruyorlar. Bu maddi çöküntü kulüplerin yok olmasına kadar gidiyor Bursa Spor çarpıcı örnek. Üç büyük olarak adlandırıla GS/FB/BJK de maddi durumları iç açıcı değil!
Türkiye futbolu 5 büyük lige yaklaşması şu mevcut durumda imkânsız gözüküyor. O seviyeye yükselmesi için radikal bir eylem planına ihtiyacı var ve bunu kulüplerin tek başına yapması mümkün değil mutlaka devletin desteği şart!
Aynı pandemi de uygulanan modelde olduğu gibi Spor Bakanı ve TFF/Kulüpler Birliği önderliğinde bir bilim kurulu oluşturulmalı. Bu bilim kurulunda Fatih Terim, Mustafa Denizli, Şenol Güneş, Ersun Yanal, Abdullah Avcı gibi yanı sıra eski profesyonel futbolcular bir araya getirilmeli. Dünya kupası sonrası Almanya “Task Force” adı altında Futbol Federasyonu ve kulüpler birliği öncülüğünde bir kurul oluşturdu.
Türkiye’de futbolu kurtarmanın üst seviyelere getirilmesi için bu radikal eylem planını tek çare olarak görüyorum. Yukarda sorduğum 5 sorulara cevaplarınız merak ediyorum...! ;)
Ultralar, Dün Ve Bugün-13
Bu bölümde İtalya’da kurulan ve kendine ilk “Ultras” adını veren grupları tanıyoruz, aralarında ilk Kadın Ultra grubu da var.
Doriani ve Granata Ultras
Inter Boys SAN ile aynı yıl, aynı ölçüde olaylı 1969'da Sampdoria Ultras ve Torino Granata Ultras doğdu. Sampdoria'lılar İtalya'da 'Ultras' kelimesini ilk kullananlardır. Sestri Ponente'li gençler 1969 yılında Blucerchiato taraftarlarının ilk nüvesi olan Ultras 'Sant'Alberto'yu kurdular. 1960'larda Sampdoria'nın zaferlerine katkıda bulunan Arjantinli futbolcunun onuruna Ultras 'Tito Cucchiaroni' adını aldılar.
Cenova'da, Piazza della Vittoria'da ve Montaldo merdivenlerinde ilk duvar yazıları 'Ultralar birleşerek tüm kırmızı-mavileri kana bulayacağız' şeklinde ortaya çıktı. Davullar ve büyük bayraklar Dorianların tezahüratlarını hemen karakterize ediyordu. Dorianlar aynı zamanda sadece kadınlardan oluşan bir Ultra grubu ve 1979-80 sezonunda kuruldu.
Diğer ilk gruplar arasında Hell's Angels, Gunners ve Bulldogs yer almaktadır. 1982'de Marassi stadyumunun Güney tribünün tamamını kaplayan büyük bir koreografi yaptılar. 1983-84'te Ultras 'Tito Cucchiaroni' gruptaki çocuklar tarafından bağımsız olarak yapılan iki binden fazla büyük bez bayrakla yaptıkları koreografi İtalya ve Avrupa tribünlerinde bir ilktir.
Daha önce de belirtildiği gibi, ilk İtalyan futbol taraftar grupları arasında 1951 yılına dayanan Fedelissimi Granata yer almaktadır. 1969'da Fedelissimi'nin daha genç ve coşkulu çocukları, Torino'nun ilk ultras grubunu oluşturmak amacıyla Komandolar adlı alt gruplar kurdu. Ancak, Ultras Granata ismi 1971 yılında Vicenza ile oynanan maçta çıkan olayların ardından, grubun Maraton tribününü işgal etmesiyle benimsenmiştir ve sembolleri çapraz kaval kemikli kafatasıdır.
Ultras Girl pankartı ilk kadın Ultra grubunu temsil etmektedir. Onların da sembolü çapraz kaval kemikli kafatasıdır. “Ultras” Girl, Avrupa ve İtalya tribünlerinde ilk kadın Ultra gruplarından birini temsil etmektedir.
Daha sonra Maratona Lions (1977), Granata Youth (1978), Eagles (1980) ve kısa süre içinde Maratona'nın ikinci büyük grubu haline gelecek olan Granata Korps (1981) gibi başka gruplar da doğacaktı. Diğer gruplar arasında Viking ve Mods (Piazza Statuto'nun mods çevrelerinde doğmuştur ve 'ska' müzik grubu Statuto ile bağlantılıdır) bulunmaktadır. Bugün bile Torino'nun yeni Olimpiyat stadyumunda Ultras Granata pankartı tribünün tam göbeğinde boyunca yer almaktadır.
1970’li Yıllar
1970'ler yine Riva ve Rivera gibi futbolun mutlak şampiyonlarına sahne olacaktı. 1970-71 Scudetto'yu (İtalya’da her sezon Şampiyon olan kulübe verilen ve formada kulüp arması altına koyulan İtalya bayrağı) Corso ve Mazzola önderliğinde bir geri dönüşle Inter kazandı. Kısa bir süre sonra, 1971'de, Boniperti'nin Juventus'u üst üste iki şampiyonluğun ilkini kazanmak üzereyken, Toro'nun en ateşli taraftarları (Commandos Fedelissimi) 'Ultras Granata Club Maratona' adını aldı ve Verona'da İtalya’nın en çok korkulan ve saygı duyulan Ultra oluşumu Brigate Gialloblù kuruldu.
Silvio Cametti'nin “I guerrieri di Verona”(Veronanın savaşçıları) adlı kitabında anlattığına göre, Hellas Verona'nın Ultraları 1971 yılında, 16 yaşındaki iki genç tarafından kurulan Brigate Gialloblù (BG) ile sahneye çıktı. Bu “militanlar” 60'lar sonrası öğrenci bölgelerinde, Borgo Venezia'daki Olimpia stadının müdavimleriydi. Grup, farklı davullar ve bas davullarla Bentegodi stadyumunun güney tribününde duruyordu. BG, özellikle İngiliz taraftar efsanesiyle büyüyen yeni İtalyan ultras hareketi için bir referans noktası haline geldi. Aslında sarı-mavi bayrakların yanı sıra, grup İngiliz bayrağı olan Union Jack'i de sergiliyordu. Görsellikleri ve sloganlardaki Anglosakson yaklaşımı o kadar çoktu ki Verona'nın adı kısa süre sonra 'İtalya'nın Liverpool'u' olarak değiştirilecekti. Bentegodi'deki güney tribününe, İtalya'nın en çalkantılı köşelerinden biri haline gelen Bergamo ve Brescia ile 'şiddet üçgeni' adı verildi.
1970'lerin ikinci yarısında, Londra’lı Chelsea Headhunters holiganları ile olan dostlukları nedeniyle, grubun ilk çekirdeğinin esas olarak solcu militanlardan oluşmasına rağmen, alt gruplar arasında aşırı sağcı yönelimler ortaya çıkmaya başladı. Veronese alt grubu, Milanisti (İnter) ile birkaç yıl süren (kabaca 1971'den 1973'e kadar) bir dostluğun ardından Viola (Fiorentina Ultraları) ve Sampdoria'nın Ultraları ile olduğu gibi tarihe geçen ilk tribün dostluklar kuruldu. 1970'lerin sonunda, Hellas'ın iç saha ve deplasmanda oynadığı neredeyse her maçta olay çıkarırlardı.
Hellas Brigatte Giallo Blu grubu üzerine bir yazı kaleme almıştım (link)…..devam edecek
/idata%2F2509102%2Fcimbom%2FScala.jpg)
Hellas Verona,Kin Ve Nefret - Blog von Erdal Güngör
1960 yıllarının sonlarında İtalyan gençler Ultra Mantalitesini tamamen benimseyip tribünlere taşıdılar. Genelde Ultras oluşumlarının çoğunluğu Apolitik olur, ama diğer yandan trib...
https://ultras-istanbul.over-blog.de/article-hellas-verona-kin-ve-nefret-60530470.html
Ultralar, Dün Ve Bugün-12
İtalya’da futbol üzerinden alevlenen şiddet on yıllardır süren mesele tarihsel siyasi olaylara dayanıyor. Güney-Kuzey bölgesel çekişme, kan davası benzer şehirler arası husumetler. Buna 80’li yıllarda Hristiyan Demokrat Andreotti’nin despot politikaları eklenince ülkede gerginlik hat safhaya ulaştı.
Günümüzde İtalyan tribünlerinde eski gruplar çok az kaldı ve maalesef kalanların çoğu kirli yasa dışı işlere bulaştı organize suç örgütlerinin ayak işleri ile uğraşıyorlar. Şimdi yazacağım hikâye 2014 yılında kupa finalinde çıkan olaylara şahit olan AS Roma ve Lazio tribünlerinden tanıştığım eski Ultraların ağzından birebir anlatımları;
Kupa finali Napoli vs. Fiorentina, her zamanki gibi Roma Olimpiyat Stadyumu'nda. Gelen Napoli taraftarları, güvenlik güçlerinin planladığı gibi Tor di Quinto'daki park yerlerine yönlendirildi. Ve geldikten sonra, Ultrà mantığının gerektirdiği gibi "kendilerini göstermeleri" gerekiyor. Yaklaşık 20 kişilik bir Napoli Ultra grubu yola ateş yaktı, polisle birkaç çatışma yaşadı ve yol kenarındaki büfeler, dükkanları yağmaladı. Çöp kutularını tekmelemek, sandalyeleri fırlatmak, her zamanki klasik işler.
Büfelerden biri Tor di Quinto'da iyi tanınan eski bir Romalı Ultra Daniele de Santis tarafından işletiliyor. Nam-ı diğer "Gastone", 48 yaşında, 2004 derbisi olan "ölü çocuk derbisini" *(alt linkte) bozan Ultralardan biri olarak sabıka kaydı var. Daha 1996 yılında, o ve sarı-kırmızı "Curva Sud’un” (Güney Tribün) diğer elebaşları, dönemin Roma başkanı Franco Sensi'yi tehdit etmekten hüküm giymişlerdi.
Mentalita ULTRAS#32 Ölü Çocuğun Derbisi - Blog von Erdal Güngör
Roma 21 Mart 2004, saat gece yarısını geçmiş. Havada hala polisin çatışma esnasında attığı öldürücü CS göz yaşartıcı bombaların kokusu var. Yakılan polis araçları yavaş, ya...
https://ultras-istanbul.over-blog.de/article-mentalita-ultras-32-olu-ocu-un-derbisi-71314732.html
Bundan sonrası biraz bulanık. De Santis dönene kadar hala çok tedirgindi. Napoliler onu takip etti, ona ulaştı ve hareketsiz kalana kadar dövdüler. Bulunduğunda diz kapağı kırıktı. Birkaç dakika sonra başka olay yerinde polis, altı mermi ve üç yaralı buldu. Biri kolundan, biri elinden ve biri de, adı Ciro Esposito, omurgasına saplanmış bir mermi yarası vardı. Esposito hastaneye kaldırılır ve acil ameliyata alınır, durumu "çok kötüdür". Napoliler etrafı tehdit eder "Kardeşimiz ölürse, geri döneriz!"
Haber alev gibi yayılır ortalık yangın yeri. Olay yerinde muhabiri olmayan medya kamuoyuna uydurma haberlerle algı teorilerini pompalamaya başlar: “Romalılar Napolilere ateş etti”, “Camorra'ya bağlı olan bir Napolili polis tarafından vuruldu” yayılan haberlerin doğruluğu muamma. Medyanın her zamanki tutumu “at yalanı mutlaka biri inanır”. De Sanctis kendisi ateş ettiği suçlamasını yalanlasa da "Ultralar ve şiddet" konusu 2007'den bu yana olmadığı kadar kamuoyuna tekrar hâkim.
Maç, bu tür durumlarda her zaman olduğu gibi "kamu düzeni nedeniyle" 45 dakika geç başladı. Güvenlik güçleri bütün gece Roma sokaklarında çatışacak öfkeli kalabalığı önlemek amacıyla böyle karar vermesi mantıklı. Maçtan önce olayı protesto eden iki tarafın tribüncüleri sahaya onlarca meşale atar ve bu yüzden başlama vuruşu 40 dakika gecikir. Sonunda polis güçleri ve Ultra grupları arasında yapılan müzakereler olumlu geçer ve başlama vuruşu konusunda anlaşılır. Güney İtalyanlardan sorumlu tribün lideri ve müzakerecisi "Genny a' Carogna "nın İtalyan oturma odalarında "Speziale Libero" t-shirt’ü ile görüntülerinin yansıtılması. TV Spikerinin onu Camorra klanının mensubu olarak tanıtması, yaşanan vahim olaylara yardımcı olmuyor.
İtalya futbol tarihin en anlamsız kupa finallerinden biri oynandı ve 3:1 Napoli lehine sonuçlandı. Napolililer takımlarına tribün desteği vermez. Fiorentinalı Ultralara’nın bir kısmı onlara katılır. Bilanço vahim, toplam on yaralı. Aralarında silahla yaralananlar, bıçakla yaralananlar, havai fişekle elinden yaralanan bir polis memuru. Olaya karışmamış yoldan geçen, Napoli taraftarları tarafından dövülen, kırık bacak ve beyin travması ile hastaneye kaldırılan masum bir kişi. Stadyumda havai fişekle vurulan ağır yaralanan ve meslektaşları tarafından taşınan bir itfaiyeci.
Şimdi soruyorsunuz o masum kişi neden Napolililer tarafından linç edildi. Yukarıda bahsettiğim konu. İtalya’da şehirler, bölgeler arası yaşanan kan davası benzeri husumet, çekememezlik Avrupa’nın hiçbir ülkesinde bu boyutta değil. Milanolular Torinolulara, Cenovalılar Veronalılara, Bergomo Brescia, Pisa Fiorentina, Romalılar Napoliler, Napoliler Salernitanolulara, Catanialılar Palermolulara, Livorno Lazio vs. uzar gider. 70/80’li yıllarında her hafta sonu futbol maçları öncesi ve sonrasında taraftarlar arasında çıkan çatışmalar gerilla savaşlarını andırıyordu hatta bazı şehirlere “Filistin Gazze” adı verilmişti.
Bu olayların tribün kültürü ile tabikî alakası yok futbol ve tribün olay çıkarmak için bir gerekçe. Yukarda geçen Napolili tribün liderinin t-shirt de yazan “Speziale Libero” yazısının da bir hikayesi var. Antonio Speziale ve 2007 Catania-Palermo derbisinde ölen polis Filippo Raciti mevzusu, 2011 yılında yazmıştım;
/idata%2F2509102%2Fbilder%2Fstadio_raciti1.jpg)
Mentalita ULTRAS#31 Filippo Raciti - Blog von Erdal Güngör
Catania, 27 Ocak 2007. Emniyet amiri Bayan Anna Maria Cancellieri son kararını verdi Catania-Palermo, diğer adıyla Sicilya derbisi 2 Şubat saat 18.00'de oynanacak. Bir gün önce güvenlik bah...
https://ultras-istanbul.over-blog.de/article-mentalita-ultras-31-filippo-raciti-70708565.html
Alman Futbolunda 50+1 Kuralı Nedir?
Alman 1. Ve 2. profesyonel futbol liglerinde uygulanan 50+1 kuralı üzerine çok yazıldı bir tane de benden olsun. Kuralın açıklaması DFL (Alman kulüpler birliği) sitesinden alıntıdır. Elimden geldiği kadar, kendi yorumumu da katarak, Türkçeye çevirdim;
50+1 kuralı (bazen 50+1 düzenlemesi olarak da adlandırılır) Alman Futbol Ligi tüzüğünde yer alan bir hükümdür. Bu kurala göre, futbol kulüplerinin profesyonel takımlarını devrettikleri şirketlerde sermaye yatırımcılarının oy çoğunluğunu ele geçirmeleri mümkün değildir.
Ancak, sermayenin çoğunluğunun özel yatırımcılara ait olmasına izin verilmektedir. Örneğin, Borussia 09 e. V. Dortmund (Dernek), borsada işlem gören Borussia Dortmund GmbH & Co. Şirketinin sadece yüzde 5,53'üne sahiptir. Ancak kulübü yönetme yetkisine sahip genel ortak Borussia Dortmund A.Ş. tamamına sahiptir.
Taraftar grupları sürekli olarak 50+1 kuralının yumuşatılmasını ve hatta kaldırılmasını ve Alman profesyonel futbolunun ticarileştirilmesini protesto ediyor ve bu konuda haklılar!
50+1 kuralının esas amacı futbol kulüplerini kısa vade yatırımcılardan uzak tutmak. Bu gibi yatırımcılar kulüplere büyük zarar verdi. Geçmişte ülkemizde örnekler var, Bursa, Sakarya, Kocaeli, Eskişehir gibi. Bu kulüpler, yanlış yönetim ve kısa vade yatırımcıların vur kaç kurbanı oldular! Almanya benzeri 50+1 kuralı yürürlükte olsaydı bu kulüpler kötü duruma düşmeyecekti.
Almanya’da uygulanan 50+1 kuralını açıklamasına devam;
Alman futbol liglerinin profesyonel bölümlerinde rekabeti korumak amacıyla DFB, tüzüğünün 16c (3) maddesinde bir şirkete lisans verilebilmesi için "ana kulübün" en az "yüzde 50 artı hissedarlar meclisinde oy hakkına sahip olması" şartını getirmiştir. Hisselerle sınırlı bir ortaklık söz konusu olduğunda, ana kulüp veya yüzde 100 kontrol ettiği bir yan kuruluş genel ortak konumunda olmalıdır. Bu yönetmelik Lig Birliği tüzüğüne aynen alınmıştır (§ 8 alt bölüm 2).
Bu düzenlemenin arka planında, İngiltere'de Premier Lig ve Futbol Ligi'nde sıklıkla uygulandığı gibi, büyük şirketlerin veya diğer sermaye sağlayıcıların kulüplerin profesyonel takımlarının kontrolünü tamamen ele geçirmesini önlemek yatmaktadır. Bu şekilde, kulüplerin sportif çıkarları, yatırımcıların ekonomik çıkarlarından önce korunacaktır. Bununla birlikte, Almanya'daki düzenlemeyle ilgili birçok rekabet hukuku endişesi vardır ve Almanya'da bile Lig Birliği tüzüğünde istisnalara izin vermektedir:
"Lig birliği yönetim kurulu, ana kulübün çoğunluk hissesine sahip olma zorunluluğunun istisnalarına, yalnızca başka bir tüzel kişiliğin ana kulübün futbol sporunu 20 yıldan fazla bir süredir sürekli ve önemli ölçüde teşvik ettiği durumlarda karar verir. Bunun için söz konusu tüzel kişinin gelecekte de amatör futbolu aynı ölçüde desteklemeye devam etmesi ve şirketteki hisselerini satmaması ya da sadece bedelsiz olarak ana kulübe geri devretmesi gerekmektedir. Tüzükteki yasağa aykırı bir şekilde yeniden satış yapılması veya hisselerin bedelsiz olarak geri devredilmesinin reddedilmesi halinde, bu durum şirket lisansının geri alınmasıyla sonuçlanacaktır."
Bu hüküm, 1999 yılındaki orijinal haliyle sadece Bayer 04 Leverkusen'e uygulanmış, bu nedenle "Lex Leverkusen" olarak da anılmıştır. İki yıl sonra Volkswagen böyle bir istisnanın VfL Wolfsburg'a da uygulanmasına izin verilmesini talep etmiş ve buna izin verilmiştir. 2015 yılında bu kural, Dietmar Hopp'un Futbol A.Ş'nin çoğunluk hissesini aldığı TSG 1899 Hoffenheim'a da uygulandı. Başlangıçta öngörülen 1 Ocak 1999 son tarihi, Hannover 96 başkanı Martin Kind'in talebi üzerine Ağustos 2011 sonunda kaldırıldı. Benzer uygulama RB (Rasenball Sport) Leipzig için uygulanıyor, malum RB dünyaca meşhur enerji içecek markası ismi açık kullanılması müsaade edilmiyor.
26 Mart 2015 tarihinde, DFL'nin genel kurulu çoklu hisse sahipliğinin kısıtlanmasına karar vermiştir. Bir yatırımcı, ikisi yüzde 10'u geçmeyecek şekilde en fazla üç işletme şirketine iştirak edebilir. Volkswagen AG'nin hisseleri korunuyor. Yüzde 49,9% hisse sahibi yatırımcılar yatırım paylarını
50+1 kuralı bir yandan futbol kültürünü ve ruhunu koruyor. Bunun böyle kalması için Alman tribüncüler geçmişte büyük mücadele verdiler. Mücadele yönetici boyutunda da görülmekte Borussia Dortmund CEO’su Hans-Joachim Watzke bir röportajda “Alman seyircisinin takımıyla yakın bağları var. Taraftar olarak değil de müşteri olarak görüldüğünü hissederse büyük bir sorunumuz olur.” demişti.
Almanya’da futbol sporun parçası olarak görülüyor. Yetkililer Futbolun/Sporun öz ruhunu, topluma verdiği faydaları korunması için büyük gayret gösteriyor. Futbol severler, futbola sade ticaret olarak bakmıyor her şeyden önce futbol taraftara oynanan oyun olarak kabul ediliyor.
50+1 kuralına uymayan 1. Ve 2. lig kulüplerine lisans verilmiyor!
Yatırımcılar kulübe yüzde %49,9 dan fazla para yatırsa da altın hisse yüzde %1 ve söz sahibi daima dernek oluyor!
50+1 kuralının bir diğer önemli yanı kulüplerin gelecek sezon için gerekli likiditeye sahip olmaları! Almanya’da üst seviye profesyonel liglerde futbol kulüpleri Futbol Federasyonuna belirlenmiş bir bütçe sunmaları gerek. Her lig için belirlenmiş bütçe kulüp tarafından karşılanmıyorsa Futbol Federasyonu profesyonel lisans vermiyor! Almanya’da bu kural yaklaşık 50 yıldır yürürlükte, günümüzde uefa’nın FFP kuralının büyük kısmı Alman modelinden alıntıdır!
Yönetmeliğin AB hukukunu ihlal ettiği yönünde yaygın eleştiriler var. Benzer şekilde, bazı Alman kulüp yöneticileri Bundesliga'nın diğer profesyonel liglere kıyasla mali açıdan geride kaldığından ve uluslararası düzeyde rekabet edemediğinden yakınıyor. Sonuç olarak, 2007'den bu yana Almanya'daki bazı profesyonel futbol takımlarının yöneticileri daha fazla yatırımcının ilgisini çekmek için bu düzenlemenin kaldırılması yönünde talepler gelmiştir. Düzenleme şu ana kadar korunuyor, ancak hala tartışılmaktadır! Hannover 96, 10 Kasım 2009 tarihinde Lig Birliği'nin genel kurulunda 50+1 kuralının değiştirilmesi için bir önerge sundu, ancak bu önerge büyük bir çoğunlukla reddedildi.
Ultralar, Dün Ve Bugün-11
Dini toplantılarda olduğu gibi maçlarda çok sayıda yerel halkı bir grupta bir araya getirmekle kalmaz, aynı zamanda bir inançla da birleştirir! Bunun tanımı bir tanrıya değil, bir takıma olan inançtır. Birçoğu fabrikalarda ve dükkanlarda monoton ve birbirini tekrar eden hayatlar yaşayan genç taraftarlar için maç, 'kronik' bir haftanın 'akut' bir anıdır.
İlk Ultra Oluşumları
Daha önce de belirtiğim gibi 1968 yılı, Club Vieusseux ve Club Settebello'nun (1965) desteğine dayanan en büyüklerden biri olan hareketin doğuşuyla ilk İtalyan Ultra grubunun kurulduğu yıldır. Bu gruplar bugün hala San Siro stadyumunun tribünlerinde ve Floransa'daki Artemio Franchi stadyumunda, kökenleriyle aynı yazıyı taşıyan pankartlarla yer almaktadır.
1960'ların başında, Madonnina'nın altına taşınmasının ve Nerazzurri (Siyah Lacivert, İnter taraftarlarının takımlarına verdiği isim) kulübüne gelişinin ardından, Inter teknik direktörü Helenio Herrera Milano futbolunun ihtişamını değiştirmeye çalıştı. Lakabı “Sihirbaz” olan Hoca sık sık “Inter taraftarlarına aittir, taraftarlar Inter'dir” sözünü tekrarlamayı severdi. İspanya'da, Barcelona'dan yakın zaman dönen ve Barça taraftar grubu palau blaugrana'yı (mavi-koyu kırmızı saray) deplasmanlara geldiğini gören Herrera, Başkan Angelo Moratti'ye hedefi koordine edecek ve 26 Nisan 2016'da feshedilene kadar Milan'ı her yerde destekleyecek bir taraftar grubunun kurulmasını önerdi.
Milan’ın güney tribününde “Rossoneri'deki” (koyu kırmızılar) bir diğer tarihi grup ise 1975 yılında doğan Brigate Rossonere'dir. Nanni Balestrini'nin “I furiosi” adlı romanında onlardan açıkça bahsedilmektedir. Kulübün bulunduğu şehrin dışında bir şube açan ilk İtalyan Ultra grubuydu. Brigate Rossonere Roma şubesi 1976 gibi bir tarihte kurulmuştu. "Sud'un (güneyin) altın yılları 73'ten 78'e ve 1987'den 1994'e kadardı. “O zamanlar dünya üzerinde bizimkiyle kıyaslanabilecek bir tribün yoktu" diyor Sud'un tarihsel temsilcisi ve Rossoneri taraftarlarıyla ilgili bir serginin küratörü olan Alessandro 'Peso' Pozzoli, 9 Nisan 2010 tarihli Corriere della Sera'nın Milano sayfalarında yer alan röportajında.
Fossa dei Leoni'den kısa bir süre sonra, 1969'un ilk günlerinde, San Siro stadyumunun Nerazzurri tarafında, Boys - The Nerazzurri Furies of Inter doğdu (1981'den itibaren daha belirgin bir 'sağcı' siyasi çağrışımla Boys San, Nerazzurri Action Squads oldular).
Güney İtalya ve Veneto bölgesinden gelen göçmen Halk'la güçlenen, ağırlıklı olarak işçi sınıfı kökenleri nedeniyle tornacılar olarak adlandırılan Rossoneri kuzenlerinin aksine, Nerazzurri taraftarları genellikle şehrin ve Brianza'nın daha burjuva ve varlıklı bölgelerinden geliyor ve yıllardır kendilerine övünenler, fanatikler için sevgi dolu bir eşanlamlı olan baùscia (ameleler) pankartı arkasında dururlar.
İlk Inter Boys Fossa dei Leoni'nin doğuşundan birkaç ay sonra, Ocak 1969'da '11 Aces' grubu. Inter'den "Boys-Le furie nerazzurre" hepsi de 1964'te kurulan Inter Club Fossati'den çıkan çocuklardı ve Curva Nord tribününe yakın bir blokta konuşlanmışlardı. 'Boys-Le Furie Nerazzurre' yazılı pankartları. Beneamata adı verilen dikey çizgili siyah ve mavi zemin üzerine altın rengiyle yazılmış formaları. Curva Nord'a taşınmadan önce ilk kez 22 Mart 1970 tarihinde Lazio-Inter maçında görüntülenmiştir.
Bu isim sadece İngilizce terimden değil, aynı zamanda o yıllarda Nerazzurri kulübünün resmi dergisinde yayınlanan çizgi romanın kahramanı olan 'Boy' karakterinden de gelmektedir.
Beş yıl sonra, 1975'te, Inter'i doğu kale arkası tribünden destekleyen Ultra grubu ortaya çıktı. Sonra 1979'da kuzey tribününe taşındı. 1984'te Viking, 1986'da ise açık bir dazlak tarzı ve aşırı sağcı politikalara sahip bir grup olan Skins doğdu. 1989, 1990'daki dağılmanın ardından birçok eski Skins'in birleşeceği Irriducibili'nin doğuşuna tanıklık etti. Bu arada Verona Ultraları ile 2001'deki ayrılığa kadar sürecek güçlü bir ilişki vardı.
Inter'in örgütlü taraftarları 1960'larda, Arjantinli teknik direktör Helenio Herrera kulüplerin taraftar grupları kurulması fikrini ortaya atmasıyla oluştu. San Siro'ya taraftar gruplarının fikir babası Helenio Herrera olması usta hocanın oynattığı eksantrik futbolun yanı sıra İtalya futboluna bir diğer değerli kazancıdır!
Nerazzurri taraftarlarının tarihsel temsilcisi Ivan Luraschi, Corriere della Sera'nın Milano baskısında 9 Nisan 2010'da yayınlanan ve o sırada devam etmekte olan ve tam da Madonnina'nın altındaki taraftarların iki ruhuna adanmış olan 'Milano siamo noi' sergisini değerlendirdiği makalesinde, 'Kuzey Tribünü 1964'te Inter Club Fossati ile doğdu ve 1969'da bir grup çocuk bu kulüpten ayrılarak Boys'u kurdu,' diye hatırlıyor. İki Milan kale arkaları için 1983 yılı barış anlaşmasının yapıldığı yıl dönüm noktası olarak kabul edilebilir. O ana kadar stadyumun içinde ve dışında iki tribün arasında sürekli bir çatışma vardı. Bu barış antlaşması ile geçmişe net bir çizgi çekildi. O zamandan beri milanisti ve interisti arasında hiçbir çatışma olmadı, iki takımın Ultraları hala o makaleyi hatırlıyor….devam edecek
/https%3A%2F%2Fst.ilfattoquotidiano.it%2Fwp-content%2Fuploads%2F2023%2F01%2F23%2Fpaganitifosi.jpg)
/image%2F1393153%2F20230122%2Fob_20766e_ovak9kpturbxy8zmwm1ztmxzjizmgeymdgzyzh.jpg)
/image%2F1393153%2F20230122%2Fob_160a36_8n8k9kpturbxy8xnjqxnjuwodhknwrlntc4njh.jpg)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_a11823_murettoboys.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_577149_juve-venceremos.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_d349d7_catanzaro-ultras.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_57c27f_2.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_afa2d1_genoa.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_8fc61d_asdfg.png)
/image%2F1393153%2F20230118%2Fob_6555e6_collettivo-viola.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230112%2Fob_6db56a_110249044-e86f9825-df63-4406-88dd-4d08.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230112%2Fob_6acf73_09468dd746323ae09c4e75570f9b0d66.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230112%2Fob_426772_brigate-gialloblu-hellas-verona-1984-8.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230108%2Fob_de21e6_193431265-febe4ac1-0839-470f-a2c8-7f67.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230108%2Fob_97b85b_193431271-7166b9a9-7be0-4a29-9e40-7add.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230108%2Fob_cca1c9_193433181-d32fcd14-045d-4418-8728-28f6.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230108%2Fob_2cc73f_c4850528470b62c7fe1a30ff1e48e013-mgzoo.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230105%2Fob_d9768d_1b3239a6-0001-0004-0000-000001256172-w.jpg)
/image%2F1393153%2F20230103%2Fob_0b1bc2_8d565fea-ac5e-4f96-aac8-641851998975.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230103%2Fob_dbd620_brn-valledaosta1.jpeg)
/image%2F1393153%2F20230103%2Fob_4aabe0_fossa-dei-leoni.jpeg)