Ultralar, Dün Ve Bugün-15
Bu hikayeyi 2018 senesinde yazmıştım arşivde duruyordu yazı dizisine aldım.
26 Aralık akşamı Inter Napoli ile oynadı. İkinci ile üçüncü, kuzey ile güney, lig yetkililerinin Noel günü akşamı için planladıkları heyecan verici bir düello. Varese ve Nice'den arkadaşlarının desteğini alan Inter'den yaklaşık 120 Ultra, mümkün olduğunca dikkat çekmeden Via Novara'ya doğru yola çıkmıştı. Milano'nun San Siro'ya giden şehir çevre yolunun "Tangenziale Ovest" bölümü kullanılır genelde bu yol tercih edilir. Örneğin, Napoli'den geliyorsanız. Inter Ultraların amacı da Napoli’den gelen deplasman tayfaya sürpriz bir tuzak kurmaktı.
Yer her türlü çatışmaya uygun. Çok sayıda açık alan, otoparklar, bir benzin istasyonu, iki atıştırmalık büfesi ve atkı ve koltuk minderleri satan birkaç tezgâh. Buradan sadece iki kilometre ötedeki Milano'nun “San Siro/Giuseppe Meazza” futbol mabedinin etkileyici çatısını görebilirsiniz. Mekânı bilenler arabalarını buraya park eder çünkü stat sadece on dakikalık bir yürüyüş mesafesinde ve maçtan sonra hızlı bir şekilde otoyola geri dönüyorsunuz. Burada, Piazza St Elena'da misafir taraftarlar beklenir. Çünkü orada hiç polis yok!
İlk arabalar ve minibüsler onlar da polis eskortu olmadan Napoli'den gelen ve stadyum yönüne doğru geçerken, Milano polis şefinin daha sonra bir basın toplantısında " militanca planlanmış bir eylem" olarak tanımlayacağı olaylar başlar. Eylem üç dakika sürer ve sonunda "Blood & Honour Varese "nin önde gelen isimlerinden bir Ultra, Daniele Belardelli, siyah renkli bir minibüs tarafından vahşice ezilerek yerde serili yatmaktadır.
Inter'de koreografilerden sorumlu Marco Piovella onu hastaneye giden bir arabaya bindirdiğinde bilinci yerindedir. Orada, acil ameliyata rağmen, "Dede" olarak bilinen Belardelli ağır iç yaralanmalarından dolayı ölür. Bu arada şüpheli iki minibüs Napoli'de ortaya çıkar ve sürücülerinin izi bulunur. Bend'de daha çok "Il Rosso" olarak bilinen Piovella, bir Ultra Boys üyesi olan Luca da Ros'un polise çatışmaların organizatörü olarak adını vermesinin ardından tutuklanır. Şimdi, tribünler bir kişinin emrettiği ve herkesin takip etmesi gerektiği şekilde çalışmaz. Ancak Piovella en azından Curva Nord liderlerinden bir üyesi ve en azından kuzey tribününün bütünü temsil ediyor.
Başlangıçta her şey alışılmış gibi. Gazeteler ve haber kanalları, üniversiteden mezun olduğundan beri son derece başarılı bir aydınlatma mimarlığı şirketi yöneten Piovella'nın hayat hikayesini inceler. Takım elbiseli ve kravatlı fotoğrafı kısa sürede tüm İtalya’ya yayılır. Milano Emniyet Müdürü Marcello Cardona, Inter kuzey tribününün 31 Mart'a kadar kapatılmasını ve sezonun geri kalanında deplasmanların yasaklanmasını talep ettiği vurgulanır. Ama gazeteler Milano polisinin, Napoli'den gelen 120 Curva A Ultranın, genişletilmiş stadyum alanında toplanmasını nasıl gözden kaçırdığı hakkında hiçbir şey bahsetmez! Devlet Müsteşarı Giancarlo Giorgetti, yüksek riskli maçların sadece öğle saatlerinde oynanması ve genel olarak "daha sert cezalar" verilmesi çağrısında bulunduğu belirtilir.
/https%3A%2F%2Fi.ytimg.com%2Fvi%2FQ4KUcZfx-7E%2Fhqdefault.jpg)
Inter Napoli , Muore un Tifoso Interista di 35 anni
Durante la partita Inter Napoli a San Siro un tifoso Interista di 35 anni muore in seguito agli scontri avvenuti prima del calcio d'inizio
Ancak daha sonra tüm hikâye Gabriele Sandri, Ciro Esposito veya Filippo Raciti'nin ölümünden sonraki durumla kıyaslanamayacak beklenmedik bir hal alır.
İçişleri Bakanı Matteo Salvini, stadyumların ve tribünlerin kapatılmasına karşı çıkarak "Renklerin ve tezahüratların olmadığı bir stadyum, stadyum değildir" açıklaması yapar. Olaylardan birkaç gün sonra Georgetti ve İtalyan polis şefi Franco Gabriellico ile bir araya gelen Georgetti, pankart, davul, megafon ve bayrakların şiddetle hiçbir ilgisi olmadığını ve örgütlü taraftarların bu malzemelerden mahrum bırakılmaması gerektiğini bir kez daha vurgular. Megafon ve davullara on yıl aradan sonra yeniden izin verilir. Aynı durum, şimdiye kadar polise kaydettirilmesi gereken koreografiler için de geçerlidir. Salvini bu noktada taraftarlar için daha fazla özgürlük istiyor, yeter ki tribüncüler sorumluluklarını yerine getirsin.
Arkadaşlar, kitabın ortasından konuşalım İtalya İçişleri bakanı haklı! Tribünde her şeyi yasaklayarak insanların özgürce kendilerini ifade edecek alanlara bu kısıtlamaları getirerek bugüne kadar ne değişti? Yasaklar yerine kolluk kuvvetlerin daha dikkatli tedbirler almasını sağlamak. Tribüncülerle diyaloğa girerek iki tarafı da memnun kılan bir ortak yol bulup uzlaşmak daha doğru olmaz mı? Bir şeyleri yok etmek yerine güzellikleri koruyarak sürdürebilir hale getirmek topluma daha faydası olacağını düşünüyorum! Neyse hikayemize devam edelim.
Tabii ki İçişleri Bakanı da stadyum ve çevresindeki şiddet eylemleri için güvenli cezalar olması ve bunların etkili olabilmesi için daha hızlı bir şekilde uygulanması gerektiğinden bahsetmekte. Bununla birlikte, taraftar temsilcisinin örgütlü taraftarlar ile kurumlar arasındaki arabulucu rolünün öneminden ve tribünlerin güçlendirilmesi gereken kişisel sorumluluğundan da bahsetmektedir. Ayrıca, onlarca yıldır yasaklanmış olan deplasman seferleri için özel trenlerin yeniden kullanılmaya başlandığını görmek istiyor. Tribünlerin sosyal sorumluluklarını daha iyi yerine getirmeleri gerekecektir, ancak sorunlar tribünlerle sınırlı değil, çünkü "kötü aile terbiyesi“ toplumun diğer tüm kesimlerinde de mevcut.
Son olarak Bakan histeriye karşı uyarıyor ve futbolun 12 milyon insanı harekete geçirdiğini, ancak bunların arasında şiddet eğilimli en fazla 6.000 kişi olduğunu ve hepsini aynı kefeye koymamak gerektiğini vurguluyor. Popülizm eleştirmeninin el kitabından bir cümle.
Bakanın söyledikleri bazılarına popülist gelebilir ama günümüzde bir futbol maçı için can vermek kabul edilemez! Bakanın devamında dedikleri önemli; “Rakamlar futbolun daha sağlıklı hale geldiğini gösteriyor. Yaralanan taraftarların sayısı yüzde %60, polis memurlarının sayısı %50 oranında azaldı. Özel güvenlikten hiçbir kişi yaralanmadı. Stadyumdan menedilen ve hapsedilen kişilerin sayısı da düşmüştür. Bugün yaklaşık 6.500 stadyum yasağımız var. Burada 12 milyon insanı ve 6.000 holiganı harekete geçiren bir olgudan bahsediyoruz. Futbol suç değil, tutku, spor ve destektir.”
Ve İçişleri Bakanı bir bomba açıklamayla konuşmasını bitiriyor “Ben de 15 yaşından beri sık sık tribünlere gidiyorum, yani en azından ne hakkında konuştuğumu biliyorum.” Diyor. Milan'ın Curva Sud partisine 16 Aralık'ta yaptığı ziyaretin fotoğrafları sosyal medyada dolaşıyordu. Tüm bunları istediğiniz gibi değerlendirebilirsiniz, ancak bu ifadeler bence popülizm değil yıllardır bir resmi yetkiliden özlemle beklediğimiz empatidir!
Ancak Gianluigi Buffon Vanity Fair'de ultralar konusunda bir röportaj verdiğinde durum daha da acayip bir hal alıyor.
“Ben bir Ultraydım, Commando Ultrà Indian Tips'ten, Carrarese'yi takip eden bir grup taraftarın adıydı, hala eldivenlerimin üzerinde yazılıdır. Haklarında hiçbir şey bilmeden çok konuşulan insanlarla tanıştım. Sıradan erkekler ve kızlar, hayalperestler, idealistler. Bazı ilginç insanlar ve birkaç aptal. Gençken her şeye muktedir olma ve yenilmezlik hissine sahiptim. Yıkılmaz olduğumu, abartabileceğimi, istediğim her şeyi yapabileceğimi düşünüyordum. 20'li yaşlarımın sağlıklı çılgınlığını kaçırmak istemiyorum. Elimden geleni yaptım ve bir şekilde hiçbirini unutmadığım için memnunum asla pişman değilim.”
Doğru okudunuz, bu sözler Gianluigi Buffon nam-ı diğer “Gigi Nazionale” ağzından çıktı, inanmayan aşağıda linkten gerçeklere ulaşabilir;
/https%3A%2F%2Fimages2.gazzettaobjects.it%2Fmethode_image%2F2019%2F01%2F08%2FCalcio%2FFoto%20Calcio%20-%20Trattate%2F73c472cd2eb48b56a813ee4ad6e0d122_169_xl.jpg)
Buffon: "Io, giovane ultrà che faceva cazz... di ogni tipo. E quella canna..."
Gigi Buffon esulta coi tifosi del Psg. Ap Come sempre, quando Gigi Buffon, rilascia un'intervista, è difficile trovare il titolo. Difficile perché se vuole racconta aneddoti d'ogni tipo e se cred...
Buffon devam ediyor
“Bu 20 yıl önce yaşanmış bir hikâye. Maçtan sonra bir Parma taraftarını arabamla bıraktım. Gişelerde bir polis barikatı vardı. Mavi ışıkları görünce ortadan kayboldu beni ortada dımdızlak bıraktı polislerle karşı karşıya geldim.”
Buffon anlatırken çok rahat;
“Uyuşturucu ve alkolden her zaman uzak durdum, en fazla arada bir esrar içtim. Ama Casertana'nın taraftarlarını saran duman bulutunu hatırlıyorum. Duman potlarıyla ilgisi olmayan ama aynı anda orada tüttürülen 200 torbadan gelen bir sis. Güzel günlerdi gözümün önünde canlandı şu an önümde görebiliyorum.”
Ve sonra da Milano'daki ölü Ultra hakkındaki soruya genel bir cevap veriyor:
“Milano'da yaşananları doğru bir bağlama oturtmak zor. Nefret sadece stadyumlarda değil, nerede eserse essin iğrenç bir rüzgârdır, çünkü futbolun tüm bunlar için sadece bir bahane olduğuna dair güçlü şüphelerim var.”
Bu olaydan yaklaşık dört yıl geçti ve bugün bir durum değerlendirmesi yapınca Buffon’a hak veriyorum!
Son günlerde o kadar çok garip, irrasyonel olaylara şahit oldum ki hiçbirine anlam veremiyorum. Ve hiçbiri tribün kültürü ile uzaktan yakından alakası yok. Göztepe-Altay maçında atılan fişek, Roma-Napoli maçı öncesi Napoli Ultraların otoyolu kapatıp yol ortasında lastik yakmaları. ADS – Ankaragücü maçı sonrası yaşanan trajik komedi ve bu olayın sosyal medyaya taşınması ki tamamen tribün kültürüne aykırı mevzu! Bir diğer olay Paganese – Casertana Ultraları arasında geçen mevzu, otobüs yakmak!
Futbol üzerinden kasıtlı şiddet ve olay çıkarmak bir noktadan sonra tribün kültürü ile alakası kalmıyor. Bu olayları “şehri-i müdafaa, arma, renk, takım/kulüp aşkı ile açıklayamayız! Evet, endüstriyel futbola karşı ortak mücadele veriyoruz ama biz bunu daha akıllıca sürdürmeliyiz! Böyle saçma boş olaylar çıkararak davamız samimiyetini kaybediyor.
Rekabet ve husumeti ölçülü şekilde ve tribün kültürü geleneklerine uyarak dışarda devam etsin buna sözüm yok. Ancak, biz tribün kültürü sürmesi için birlikte hareket etmeliyiz…..! (Devam edecek)
/https%3A%2F%2Fst.ilfattoquotidiano.it%2Fwp-content%2Fuploads%2F2023%2F01%2F23%2Fpaganitifosi.jpg)