#direngeziparkı #occupyGEZI
İSTANBUL TRİBÜNCÜLERİ ŞEHRİNİZE, SEMTİNİZE SAHİP ÇIKMAK İÇİN DAHA NE KADAR BEKLEYECEKSİZNİZ???
ZALİMLERİN ZULMÜNE DAHA NE KADAR KATLANACAKSINIZ???
Transfer nöbetlerinizi erteleyin!!!
HERKES BU AKŞAM TAKSİM GEZİ PARKINA!!!
SAĞLAM GİDİN, SONUNA KADAR DİRENİNİN!!!
LIBERTA PER GLI ULTRAS !
BİZ SİZE İNANMIYORUZ!
Siz zaten her hâlükârda kazanıyorsunuz, iki çene çalıp canlıyı cebe indiriyorsunuz.
Siz hiç hayatınızda asgari ücrete çalışmadınız. Aylık kazancınızın iki mislini harcayıp kendi cebinizden kombine satın almadınız, Gepetto amcanız sağ olsun >>link

Siz çoktan kaleminizi sattınız şimdi kalkmış utanmadan günah çıkarıyorsunuz!
Siz kuzu kılığına girmiş iblissiniz! >> link
Futbol, trilyonlarla ölçülen ağır sanayi haline getirilmeseydi, şimdiki gibi moda olmasaydı “SİZİN GİBİLER(!)” olmazdı, futbolda kirlenmezdi(!)
BİZ zaten hep kaybediyoruz kaderimize rağzıyız ama unutmayın “HERKES GİDER BİZ KALIRIZ....!!!”
Siz doğruysanız, hoş geldiniz yanlışlar Her lanet olası pazar
NO AL CALCIO MODERNO....!!!
Bugün Günlerden GALATASARAY!
GÜNDÜZ(BABA) KILIÇ THE LEGEND!
Amaç Ne?
Ne zaman bir taraftar vahşice hayatını kaybetse ertesi gün şeytanlar şirinlere bürünür sevgi pıtırcıkları ortaya çıkar. Derbiden bir gün önce gaz verenler, bir gün sonra medeniyet spor kurarak fiyonklu yazılarla günah çıkarırlar. Amaç ne? “Vicdan mastürbasyonu!”
Irkçılığı uzaklarda sanıyorduk, halbuki yanı başımızda iç içe yaşıyoruz farkında değiliz.
Aslında fakındayız! Şu sidik yarışlarımız var ya. Derbiye birkaç hafta kala bazı medya maymunları çıkıp ”şayet Galatasaray Şükrü Saraçoğlu stadına 4 puan farkıyla gelirse büyük olaylar çıkar” gibi demeçler verirse, Fenerbahçe kulübü başkanı mali kongrede yaptığı konuşmasına şaşırmamalı.
İlginç, yine derbiye az kala bir TV kanalının yayınladığı dizide duvarda asılı Galatasaray bayrağı koparılıp çöpe atılıyor, bkz;

6222 yasası, deplasman-meşale-pankart yasakları, polis terörü, e-bilet-yüz taraması vb. insan dışı unsurlara karşı mücadele edemeyen taraftar gurubu kalkmış gani müjde em besiline dava açıyor!
Amaç ne? Fırsat kollayıp ezeli rakibe geçirmek mi? Ballili konusunu ne çabuk unuttuk!
Sahi, sidik yarışı nasıl bir şey? 100 metre koşusuna mı benziyor? Doping yapmak serbest mi? Ben böyle yazdığımdan dolayı 2020 Olimpiyatları bize verilmez mi?
Ünal Aysal’ın şu sözlerine katılıyorum; “....medya mensuplarının bu olayın Türkiye açısından önemini kavramadıklarını ve bunu en basit şekliyle Türkiye’nin iki büyük kulübü arasındaki basit bir rekabet, bir çekişme gibi ele aldıklarını endişeyle izledim....”
Sayın Aysal haklı olduğunun kanıtı;
Almanya’ya geleli 41 yıl oldu, ırkçılıkla iç içe yaşıyoruz. Öyle ki, evin kapısından çıktığımız anda ülke değiştiriyoruz. Fazla geriye gitmeye gerek yok geçen hafta Almanya’da nsu cinayetleri davasının mahkemesi başladı, hanginizin o cinayetlerden haberi oldu? Drogba, Eboue’ye yapılan çirkin saldırılardan sonra mı ırkçılığın farkına vardınız?
Uzun lafın kısası, taraftar arasında oluşan şiddetti önlemek istiyorsanız önce kendinizden başlayın, topluma bir bakın. Dün akşam bir TV kanalında güzel insan Zülfü Livaneli’ye rastladım, çok önemli bir şeyi vurguladı “toplumda duygusal bölünme oluştu” Zülfü Livaneli’nin söylediklerini şu yazı daha net dile getiriyor;
KIRIN ŞUNUN KOLUNU BACAĞINI
sene yanılmıyorsam 1981, darbenin ertesi yılı. babam asker olduğu için darbenin yıkıcı etkilerinden nispeten uzağız. babamın uzun süre sıkıyönetim için başka ilde bulunmasından gayrı bir eksiğimiz, sıkıntımız yok. çocuk halimizle olan bitenden habersiz yaşayıp gidiyoruz.
günlerden bir gün evde, bizim odamızda ağlayan bir kız görüyorum. abimden bile büyük, daha önce hiç görmediğim bir kız. bizim odada, benim yatağımın üzerinde ellerini yüzüne kapatmış ağlıyor. yanında ise çok sevdiğim nazlı abla var. içeri gidiyorum annem ve babam hararetli hararetli bir şey konuşuyorlar, anlamıyorum. beni görünce ikisi de susuyor ve beni bahçeye oyun oynamaya gönderiyorlar. aradan birkaç gün geçiyor ortalık nispeten duruluyor. abla bizde kalıyor, fazla dışarı çıkmıyor, benimle ilgileniyor, derslerime yardımcı oluyor. ablam olmadığı için bu çok hoşuma gidiyor.
aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum, bir gün okul dönüşü ablanın olmadığını görüyorum. anneme soruyorum “gitti” diyor. bana hoşça kal bile demeden gitmiş olması çocuk kalbimi kırıyor, üzülüyorum ama unutuyorum. ta ki büyüyüp de aklım başıma gelene kadar. lise yıllarımda bir gün anneme sordum “o abla kimdi? diye. önce hiç hatırlamak istemedi, sanki evimizde öyle bir abla hiç kalmamıştı. ama ısrarlarım sonuç verdi, anlattı.
o abla sıkıyönetim zamanı askerden kaçan bir “anarşistmiş” polisin, askerin onu aradığı bir sırada aile dostumuzun kızı, nazlı abla tarafından bize getirilmiş bir üniversite öğrencisiymiş. ilk önce arkadaşım diye tanıtmış ancak daha sonra duruma uyanan babam kızın “azılı bir anarşist(!)” olduğunu öğrenmiş. o gün annemle tartışmaları ise kızın evde kalıp kalmayacağına ilişkinmiş. işin garibi kızın evde kalması gerektiğini savunan, atadan dededen menderesçi olan, oylarını hep merkez sağ partilere veren, asker babammış. gencecik kızı sokaklara atamam diye annemle tartışmış. çocuklara neler yaptıkları malum, evime kadar gelmiş bu kızı kimseye teslim etmem diye direnmiş. etmemiş de. kız aylar sonra ortalık durulunca çıkıp gitmiş. ve o gün bile hala her yıl mutlaka babamı ziyarete gelir, elini öpermiş. evli, çoluk çocuğu olan bir kadın olmuş.
benim babam, yoldan geçenlere, işçilere evinin önünde ayran ikram eden bir annenin çocuğu. anneannem kapısına gelen dilenciye eve çağırıp yemek yediren, elbise veren birisi. benim annem evde yemekler pişirip, yoksul komşularına gizli gizli dağıtan bir kadın. eskiden bu ülkenin bir vicdanı vardı, yoksula, öğrenciye, garibe sahip çıkılırdı. güçlü güçsüzü ezerken ses çıkaran, karşı koyan insanlar olurdu. oyun oynarken susadığımızda evimiz uzakta diye gitmeye üşendiğimizde hiç tanımadığımız bir teyzenin kapısını çalar su isterdik yanında salçalı ekmek eşantiyonuyla birlikte gelirdi. vicdanı vardı bu ülkenin, çoğunu teyzelerin taşıdığı.
bugün (dün), taksim’de, deniz gezmiş ve arkadaşlarını anan öğrencilere polis müdahale etmiş, karga tulumba gözaltına alırken, ellerini büküp, sırtına bastırırken, oradan geçen bir teyze “kırın şunun kollarını bacaklarını, rahat batıyor bunlara diye ünlemiş. yıllar önce “yapmayın onlar daha çocuk!” diyen teyzeler bugün “kırın kollarını bacaklarını” diye, ağzından salyalar saçarak polise akıl veriyor. çünkü ona göre rahat, aldığı 700 lira maaşla ayın sonunu zor görmek, yeri geldiğinde faturalardan yakınmak, belediyeden gelen yardıma şükretmek ve sadaka verenlere duacı olmaktan ibaret. hak arama, hakkını isteme, zalimliğe boyun eğmeme, zulme isyan etme, vb. istekleri, arzuları yok. her ay 700 lira hesaba yatıyor mu, aile hekimine gidip düzenli kullandığı kolesterol ilacını yazdırabiliyor mu onun için kafi. ama ya peki vicdan neden yok oldu? önceden garip gurebayı gözeten teyzeler, bu ülkenin vicdanları ne zaman alpay erdem’in teyzelerinden bile daha korkunç bir hale geldi? ne zaman teyzeler “kırın şunun kolunu bacağını” diyen gaddarlar oldu?
bu ülkenin vicdanı gitti. onu kaybettiler, o kadar ayrıştık ki artık, cinsine cinsiyetine, ırkına, milliyetine bakmaksızın mazlumu savunan, garibe arka çıkan teyzeler kan ister oldu. kapısına gelen dilenciye evine alıp yemek veren teyzeler, dilenciyi linç eder oldu. sadaka kültürü içine sokulan teyzeler, kendilerine yardım edenlere kaşı çıkanları (!) ısırmaya koşullandı.
ben de alpay erdem kadar korkardım teyzelerden. bahçesine top kaçırdığımız zaman evlere dağıldığımız bir teyze vardı zamanında mahallemizde, deli teyze derdik ona. bir gün top oynarken düşüp de baldırımı boydan boya yardığımda evinden koşup gelen ilk o teyze olmuştu. bacağıma anne şefkati ile bakım yapmış, silip temizlemiş, karnımı doyurmuş, sonra elimden tutup beni anneme teslim etmişti. o gün deli teyzenin (!) yerinde, “kırın şunun kolunu bacağını” diyen teyze olsaydı… iyi ki olmamış.
inşallah bir gün bu ülkenin vicdanını yok edenlerden bunun hesabı sorulur....(kaynak;link
Futbol Şiddettir, Futbol Holiganlıktır, Futbol “ADAM BIÇAKLAMAKTIR!”
Dün bir Fenerbahçeli genç maçtan sonra bıçaklanarak rahmete kavuştu. Açık konuşuyum acımıyorum! Acıyanlarda, darılmasınlar benim gözümde samimi değiller!
Sen maçtan önce N.K.F.V.A.S. naraları at sonra böyle olaylarda yaslara bürün. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu derler adama.
Hele çarşaf, çarşaf taziye bildirileri yayınlayanlar önce kendi renktaşlarına tahammül etmeyi öğrensinler ve o kişilere kalleşçe sürüyle saldırmaktan vazgeçsinler. Sonra istedikleri kadar ezeli rakiplerine ağıt yakabilirler!
Tribüncü adam yaptığı her şeyin bilincindedir, bu yolda ölüm olduğunu bilir, kimse kimseyi zorla bu yola itmemiştir. Yalnız, dün gibi münferit olayları tribün grupları ve camialarına yıkmak yanlış olur!
Şiddet futbolun doğasında olan temel unsur, bunu inkar edenlerle de oturup futbol tartışmak boşa zaman kaybı. Delikanlı tribüncü bıçak kullanmaz, bileğine güvenir. Madem kavga edeceksiniz adam gibi kavga edin anneler ağlamasın!
Geçmişte bıçaklar üzerine birkaç satır karalamıştım;
Mentalita ULTRAS#18 Vincenzo Spagnolo Cinayeti Vol.1
Mentalita ULTRAS#19 Vincenzo Spagnolo Cinayeti Vol.2
Mentalita ULTRAS#20 Kahraman Spagna
There's a little bit of Tupac in all of us.
Kimse verdiğin mücadeleyi önemsemez sade sorun çıkardığın zaman göze batarsın!
Esas zor olan, kimse seni sevmediğini bilmene rağmen yılmadan mücadeleni devam ettirmen!
İsrail’de Düzeni Değiştiren Kulüp, HAPOEL KATAMON!
Hapoel Katamon, bugüne kadar kimsenin duymadığı İsrail Kudüs kentinde bir futbol kulübü. Bu kulüp geçtiğimiz hafta İsrail profesyonel ligine yükselerek ülkede şartları altüst etti.
Bize göre futbol kulüplerinin üst liglere çıkması yada düşmesi olağan üstü bir olay değil ama Hapoel Katamon bildiğimiz sıradan futbol kulüplerine benzemiyor, onlar diğerlerinden çok farklı.
Ülkede kapitalist kodamanların alışkanlık haline getirdiği, iç çamaşırı değiştirir gibi kulüp satın alarak başarısız olduklarında kenara atmalarına tahammül edemeyen Kudüslü futbolseverler, 6 sene önce bir araya gelerek Hapoel Katamon kulübünü kurup İsrail’de endüstriyel futbolun çehresini değiştirdiler.
Şu günlerde Hapoel Katamon kulübünün 420 sahibi 6 yıllık emeklerinin meyvelerini topluyor. En büyük güçleri diğerlerinden farklı olmaları. Bu güç gizli bir şey değil, hepimiz biliyoruz, farkındayız maalesef umursamıyoruz!
Onlar diğerleri gibi ırkçı değil, siyah beyaz, Müslüman Hristiyan. Filistinli, Arap, İsrailli herkese kucak açmış dostça, kardeşçe huzur içinde bir arada geçinip gidiyorlar.
Genç Hapoel Katamon taraftarları
Esas özeliklerini kulüp başkanı Omri Sheinfeld anlatıyor; “Kulübümüzün sistemi diğerlerine benzemez bizde bazı şeyler farklı işler. Takım kadrosunda bulunanların çoğu taraftarımız. Bir yandan sahada ter dökerken diğer yandan kulübü yönetme adına büyük bir sorumluluk üstleniyorlar.”
Kulübün yıllık üyelik bedeli 1000 NİS(200€) bütçesi de 2 milyon NİS.
Hapoel Katamon general menajeri ve aynı zamanda kulüp kurucularından Uri Sheradsky’e göre oluşturdukları taraftar-yönetici-oyuncu ortak işbirliği modeli mevcut hastalanmış endüstriyel futbol sistemini tedavi etmeye yönelik en etkili panzehir!
Sheradsky şöyle devam ediyor; ”Ülkede çok az iş adamı futbol kulüplerine yatırım yapıyor. Yapanlarda futbolun dışından gelen tuhaf kişiler ve güvenilir değil. Bizim oluşturduğumuz sistemde futbolla içi içe yaşayan, halkın içinden gelen yüzlerce futbolsever yatırım yapıyor.”
Bu yeni modelde kulüp kültürü sınır tanımadan bağımsızca kendiliğinden gelişiyor. Öte yandan futbolun daha çok erkeklere yönelik demografik yapısını değiştirmeyi de hedeflemişler. 13 yaş altı herkese maçlara giriş ücretsiz bu uygulamayla Hapoel Kataman İsrail’de en çok ailelerin futbol maçlarına gittiği kulüp ve ülkede tek kadın takımına sahipler.
Malum, dini inançlarına sadık olan Kudüs gibi şehirde müsabakalar hafta sonu oynanmamasına kulüp yönetimi büyük önem veriyor!
Katamon kulübü sahipleri arasında, genç ve A-takımında oynayan Müslüman Araplar var.
Son olarak kulüp başkanı Sheinfeld önemli bir konunun altını çiziyor; “Kudüs’te bir sürü barış programı uygulandı hala devam ediyor, fakat bu öyle bir şey değil. Burada farklı insanlar bir araya gelip futbol için bir şeyler yapmaya çabalıyorlar.”
Saatlerce futbol üzerine çene çalmak illaki futbolu çok bilmek anlamına gelmiyor. Tribünde hoplayıp zıplamak futbolun eğlence yönü. Esas önemli olan futbolu iç içe yaşayıp, futbolun gelişmesi için bir şeyler yapmak!
Dilan Alp, Carlo Guilliani A.C.A.B.!
Geçtiğimiz 1 Mayıs gösterilerinde çevik kuvvetin ateşlediği gaz bombasından dolayı kafa tası kırılan Dilan Alp’in verilmiş sadakası vardı. Allah göstermesin sonu 2001 senesinde Cenova’da kalleşçe polis kurşununa kurban giden Carlo Gulliano gibi olabilirdi! >>> Mentalita ULTRAS#27 Cenova 20/07/2001
Şu görüntüleri seyrettikten sonra çok merak ediyorum, bir çevik kuvvet elamanı nasıl bir psikolojiye sahiptir?
Kuşkusuz her mesleğin özelliği var, hayatta para kazanmak zor malum hiç bir iş sanıldığı gibi kolay değil. Hepsini kabul ederim de, konu üzerine kafa patlattığımda bazı şeyler mantığıma ters geliyor.
Bir çevik kuvvet elemanı düşünün, mutlu yuvası var iyi bir aile babası, eşiyle dostuyla hoş zaman geçiren sıradan insan. Bu “İNSAN(!)” üniformasını giydiği andan itibaren canavara dönüşüyor! dr. Jekyll mr. Hyde misali. Diğer mesleklerde profesyonel deyip geçeriz fakat bu durum profesyonellikle açıklamak mümkün değil!
Aslında diğer polislerle pek sorun yok, cinayet masası, narkotik, organize, trafik bunları tenzih ediyorum. Esas problem halka kasıtlı işkence yapması için özel eğitilen çevik kuvvet!
İlginçtir, bu özel birlik dünyanın her yerinde insanlara yaklaşım şekli aynı ve diğer bir ilginç yanı çevreyi korumakla meşgul olacakları yerde çoğu kez bizzat olay çıkması için zemin yaratıyorlar!
Bkz: Stuttgart 21 >>> link
Bkz; Real Madrid-GALATASARAY >>> link
Bkz; Türkiye U14 Futbol Şampiyonası >>>> link
Diğer polisler halkı güvenliği için çalışırken çevik kuvvet ise devlet tarafından aldığı destekle, sağ/sol hiçbir fraksiyon ayırt etmeden, mevcut iktidarı gelecek her türlü muhalefete karşı korumakla görevli! Benzer birlikler geçmişte de görüldü, örneğin nazi dönemindeki SS yada Saddam’ın özel korumaları.
Benim gözümde çevik kuvvet bir tür kontrgerillaya. Halkın demokratik haklarını kullanmasını engellemekle görevli, neo-liberal sistemin bekçileri!
Zaten parlamento içi siyaset faşist neo-liberal sistemin kuklası değil mi?
2012/2013 Champion GALATASARAY-ISTANBUL!
SWEDEN
DANMARK
AUSTRIA
NETHERLANDS
ENGLAND (LONDON)

GERMANY (DÜSSELDORF)
