Dias Como Estos
Hiç bitmesin, sonsuza kadar sürsün istediğin günler vardır.
Bir deplasman mesela.
O gece uyku tutmaz sabahı iple çekersin.
Vakit yaklaşır, bir ufak çocuğun annesini gördüğünde kucağına koştuğu gibi koşarsın buluşma noktasına.
Sana ailenden yakın Tayfanın hasreti, hâlbuki daha birkaç gün önce beraberdiniz.
Kaldırım kenarında sırayla dizilmiş otobüsler, kapasite üzeri dolmuş ölümü göze alarak yola koyulurlar.
Düşmanın şehrine taşlanma merasimiyle girilir, üniformalı piçler, coplarını avuçlarının içine vurarak seni sabırsızlıkla bekler.
Saatlerce aç susuz beklemeler, önemli değil yeter ki Arma yalnız kalmasın.
Nihayet itiş, kakış cop darbeleri eşliliğinde girersin stada ve başlarsın avazın çıktığı kadar bağırmaya;
BİZLER INANDIK SİZDE İNANIN……
Maç biter, saatlerce bekleyişten sonra esir gibi dışarı bırakılırsın, polis eşliğinde düşman şehri terk edersin.
Karnın hala aç, susuzluktan dilin damağın kurumuş, bağırmaktan sesin kısılmış, işte o an.
Bu günün hiç bitmesini istersin…..
ULTRA PER SEMPRE !
endüstriyel futbola Karşı TRİBÜN KÜLTÜRÜ!
Belki şuan endüstriyel futbola karşı verilecek en güzel tepki tribüncülerin tamamen salon sporlarına yönelmesi olabilir!
Dün oynanan Efes Pilsen müsabakası dikkate alınması gereken somut örnek!

Futbola verilecek destek yoğunlukla A2 takıma. Profesyonel takımı ise sade deplasmanlar ile sınırlı tutmalı, naçizane fikrim.
Türk tribünleri böyle asil bir duruş gösterebilir mi?
GÖSTERMELİDİR!
KAHROLSUN endüstriyel futbol ve uşakları!
You Don't Fool Me!
Queen grubunun son beraber çıkardıkları albümden parça, Türkçe çevirisi “beni aldatamazsın”. Albüm çalışmaları sırasında Freddy Mercury ölümcül hastalığa yakalanmış son günlerini yaşıyordu ve albüm piyasaya çıktığında dayanamadı vefat etti. Asrın vebası A.I.D.S. hastalığına yakalanan Mercury şarkısında kendiyle hesaplaşıyor, sözlerinde ağır bir özeleştiri var çünkü hastalanmasının tek sebebi nefsine kapılıp bilerek yaptığı vahim hataları! >>link
Gelelim konuya;
Geçtiğimiz Çarşamba, Cluj maçının ertesi günü facebook’ta sevgili Enderin yazısına denk geldim, buyurun hep beraber okuyalım;
“Arkadaşlar Dün akşam Maçın 1-1 Bitmesi hepimizi çok üzmüştür. Fakat beni sonuçtan daha fazla üzen şey ise seyircilerimizin bu alınan sonuçlarda hatasının çok daha fazla olduğu gerçeğidir. Evet seyirci dedim Çünkü artık taraftar değil seyirciler çoğunlukta Hepimiz kendimize öz eleştiri yapalım Bizler stat da görevimizi yerine getiriyor muyuz?
HEPİNİZE SORUYORUM TARAFTAR MI OLMALIYIZ SEYİRCİMİ ?
TARAFTAR KİMDİR ve TARAFTARIN GÖREVİ NEDİR ? görüşlerinizi almak istiyorum
Ben taraftar olmak istiyorum çünkü Taraftarın Maç Sonucunu Değiştirebilecek En Etkili Silah Olduğunu Biliyorum Taraftarın Görevine Gelince
1- Taraftar Canını dişine takarak takımını tezahüratlarla coşturan kişidir
3- Taraftar Armasını sevip korsana karşı olan kişidir.
4- Taraftar Arma sevgisini her sevginin üstünde tutan kişidir.
5- Taraftar Çoluk çocuğuna GALATASARAY sevgisini anlatıp aşılayan Kişidir.
Arkadaşlar dün Güney Tribününde Takıma destek vermeye çalışan arkadaşlarıma teşekkür ederken Dünkü performans GÜNEY TRİBÜNÜNE YAKIŞMADI inşallah diger maçlarda taraftar gerçek destegini gösterir”
Çok samimi ve yürekten yazılmış bir özeleştiri! Ender yılların tribüncüsüdür aşa yukarı aynı yaşıtız, örnek gösterilecek Galatasaraylı, tribünde azalan gerçek “ağabey.”
Yazıda iki önemli soru var “TARAFTAR KİMDİR ve TARAFTARIN GÖREVİ NEDİR?”
Sırf bu iki sorunun üzerine kitap yazılır hatta ansiklopedi çıkar. Taraftar kimdir, görevi nedir konusuna girmek istemiyorum çünkü 5 Ocak 2009 tarihinden bu yana blogda sırf bu konu üzerine yüzlerce yazım var, vakti olan arar bulur okur.
Ben şuan için Galatasaray tribünü hakkında kendi kanaatime göre bir durum tespiti yapmak istiyorum. Yazdıklarım hoşunuza gider ya da gitmez orası sizin takdirine kalmış.
2001 yılında kurulan ultrAslan oluşumunun amacı, o yıllarda başarılardan şımarmış maç seçen Galatasaray taraftarlarını eski günlerde olduğu gibi coşturmak tek çatı altında toplamak ve insanlara Galatasarayı yakından yaşama misyonunu üstlendi.
Üniversitelerde başlayan hareket kısa sürede yurtiçi ve yurtdışına yayıldı. 2003 yılında uA tescilli marka oldu ve bu markayı maddi sıkıntılar çeken Galatasaray kulübüne bedelsiz devir etti. İlk başta her şey mükemmel gidiyordu, ultrAslan Türkiye’de organize tribün desteğini ve ULTRA hareketini başlatan ilk oluşumdur, maalesef günümüzde bundan eser kalmadı.
2002/2003 sezonunda Kadıköy’de oynanan Fenerbahçe maçı sonrası çıkan olaylardan dolayı polis derneği basılıp birçok kişiyi tutuklayınca uA içinde ilk kırılmalar başladı. Akabinde yaşanan Yürüyedur olayı Galatasaray tribününü ikiye bölmüştür. Rahmetli Alpaslan Dikmen gösterdiği büyük gayretler ve iyi niyetiyle vefatına kadar küsler arasında köprü oluşturarak tribün içinde huzuru sağlamıştı.
Alpaslan’ın vefatından sonra Galatasaray tribünü hızlı şekilde düşüşe geçti. Öyle ki, bazıları onun vefatını fırsat bilip eski husumetleri ortaya çıkardı bu yüzden birçok damardan tribüncü küstü ya da bu kişiler tarafından uzaklaştırıldı. Hele 2010 senesi ASY’de oynanan son Fenerbahçe derbisinde bizzat tribünün ileri gelenleri tarafından yapılan karaborsa vurgunu Galatasaray tribününe sıkılan son kurşun oldu!
Yıllarca yaşanan vahim olaylara daha fazla katlanamayan uA’ya bağlı “KARŞI, SultanS, Ölümüne, HELL, Parçalı” gibi önemli alt gruplar kendilerini fesih ettiler, bu gruplar uA’nın kalbi, beyniydi!
Tüm ümitler yeni stada kalmıştı ama beklenen olmadı. Derbi maçlarında yapılan koreografiler dışında ve hala istisnasız destek verenlerin büyük çabalarına rağmen Galatasaray tribünü şuadan itibaren maalesef sıfırı tüketmeye başlamıştır!
Kimse Kayseri Spor maçındaki performansa aldanmasın takım 3:0 önde götürürken tribünün coşkusu bana hiç samimi gelmedi! Tam tersini önceki maçlarda gördük, örneğin Cluja karşı. Birde son zamanlarda moda olmuş skor ne olursa olsun millet 80. Dakikada stadı terk ediyor! Bu nasıl taraftarlık anlayışı çözemedim, sportmenliğe yakışmayan sahada ter döken “SPORCULARA!” yapılan en büyük saygısızlıktır! Sakın İstanbul trafiğiymiş, vesaitmiş, metroya yetişeceğim gibi bahanelerle sığınmasın kimse!
Yalnız, bunca olumsuzluklara rağmen gerçekleri görmek için resminin bütününe bakmalıyız. Önce şunu herkes iyi bilmeli, İstanbul’un üç büyük kulübünün tribünleri, istisnalar dâhil, tümü evrenseldir! Bizzat Galatasaray semt takımı olmadığı için dünyanın her yerinde taraftarı vardır, Fenerbahçe ve semt kulübü Beşiktaş içinde aynısı geçerli.
Evrensel tribünlerin kitlesinin tutukları kulüple özdeşleşmeleri tamamen futbol takımlarının elde ettiği başarılara dayalı, istisnaları tenzih ediyorum tabiî ki ama genelde durum bundan ibaret ve kulaktan dolma laf olsun diye takım tutma geleneği ile de ilgili. Türk tribün kültürünün en büyük sorunlarından biride budur!
Galatasaray tribününün geneline bakınca sorun tamamen İstanbul kaynaklı duruyor! Ama burada bir parantez açmalıyız. Mesela basketbol maçlarında ortaya koyulan tribün performansı mükemmel ötesi, ultrAslanın diğer temsilcileri de üstüne koyarak yurtiçi ve yurtdışında muhteşem tribün performansları görüyoruz. Örneğin İzmir’de oynanan Lazio maçı, Erzurum’da süper kupa finali. Şampiyonlar ligi karşılaşmasında ultrAslan-Avrupa’nın üç bin(3000) taraftarla Old Trafford stadını skora rağmen 90 dakika inletmesi, tüm bunlar ultrAslan için artı. Ama gel gelelim İstanbul’da bilakis futbol maçlarında ortaya koyulan performans içler acısı!
Sade yeni stada bağlamamak lazım, bu durum ASY’nin son yıllarında, yukarıda saydığım sebeplerden dolayı başlamıştı.
Madalyonun diğer yüzü daha vahim! Başta İstanbul’un üç büyük kulüpleri olmak üzere Türkiye’de değişen taraftar profili! TFF, kulüp yöneticileri ve medya son 12 yıldır taraftar profilini değiştirmek için büyük çaba gösteriyorlar ve bence başardılar. Fakat şuan ki durumu başarı olarak görüyorlarsa fena halde yanılıyorlar çünkü Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de yerleşmiş bir futbol kültürü yok. Maalesef bu gidişle birkaç yıl sonra Türkiye’de klasik futbol seyircisi de kalmayacak!
Şuan GS, FB, BJK tribünlerinin yüzde %90’ı sade hoş vakit geçirmek için gelen variyete seyircisi. Yani, ha sinemaya gitmiş ya da futbol maçına onlar için fark etmiyor yeter ki eğlence olsun. Variyete seyircisi futbolun ruhundan anlamaz, saha içinde sporcuyla empati kuramaz. Sabri ile alay eder ama topu görse bomba sanıp polis çağırır.
Evet, sevgili dostlarım madalyonun iki yüzünü elimden geldiği kadar kaleme döktüm. Amacım ahkâm kesmek değil. Ömrünün yarısını statlarda geçirmiş, tribünlere organlarını vermiş siz, Galatasaray’ın sayın “tribün büyükleri! “ Sakın kendinizi kandırmaya kalkmayın Galatasaray tribünü KÖTÜ! Düzeltmek için önce oturup “biz nerde hata yaptık” diyerek kendinizi sorgulamalısınız. Neden insanlar küstü ya da küstürdünüz? Bu sorulara mutlaka cevap bulmalısınız, hata sizde olmasa bile eski dostlarınızı geri kazanmalısınız!
Kibirliğin hiç lüzumu yok! Başka seçeneğiniz de kalmadı, semtlerden çoluk çocuğu toplamakla bu iş yürümez, değirmeni taşıma suyla döndürmeye benzer bir yerden sonra tükenirsiniz ve şuan o noktadasınız, çünkü stada gelen o variyete seyirci sizi tüketmek üzere!
Dost acı söyler….
Yazıyı şarkının son satırlarıyla bitirelim;
You dont fool me
You dont have to say dont mind
You dont have to teach me things I know
Sooner or later youll be playing by her rules
fool you, rule you, shell take you
And break you..
Beni kandıramazsın
Haberim yoktu diyemezsin
Sakın bana bildiğim şeyleri öğretemeye kalkma
Er ve geç ona boyun eğeceksin
Seni aptallaştıracak, sana hükmedecek
Ve sana sahip olup mahvedecek!
Bugün Günlerden GALATASARAY
MOST BELOVED
BAŞKA GALATASARAY YOK !
Elektronik Bilet
Hadi gözünüz aydın(sizin, benim değil) yakında nur topu gibi e-biletiniz olacak. Futbolu yönetenler sizi düşünmüşler birde İngiliz patentli CCTV(mobese) güvenlik sistemi kuruyorlar stat çevresine. HAYIR! Zeki Müren sizi göremeyecek ama devlet baba donunuza kadar inebilir!
Şşşşşş…. Susun, sakın ses çıkarmayın önümüz bayram sürüden ayrılan kurban gidebilir alim Allah…
Şu olanları gördüğümde ironi yapmak bile gelmiyor içimden, kusmak istiyorum. Yahu onca olaya rağmen hala nasıl rahat duruyorsunuz? Deplasman yasaklarına ses çıkarmadınız, bilet fiyatları uçtu gitti umurunuzda değil, cezalı maçlara hala kadınlar çocuklar rezaleti devam ediyor(gerçi Cluj maçında tribüne sade bayanlar alınsaydı daha iyi atmosfer oluştururdu) şimdide elektronik bilet zımbırtısı çıkaracaklar. Bu sene İstanbul’da düzenlenen uluslar arası taraftar kongresinde son gün bu konuyu enine boyuna tartışmıştık, katılanlar hatırlarlar.
Yetkililer güvenliğimizden endişeliymişler, biz kendimizi savunuruz, zahmet etmeseydiniz? HAYIR! UEFA kriterleriymiş vay, vay, vay. Hoş, UEFA şikeye sıfır tolerans dedi sizler şikeciler için gece vakti kanunları değiştirdiniz. Şu gece yarısı yasa değiştirme operasyonları bağımlılık yapmış olmalı geçenlerde Maslağı Şişliden alıp Sarıyere bağladılar, güzelim İstanbullun bir avuç ormanını aç kurtlara peşkeş çekmek için, ağaoğluna hemşo kıyağı.
Neyse konuya geri dönelim. Benzer sistemi Almanya’ya getirmek istiyorlar ama başta kulüplerin çoğu bu uygulamaya karşı çıktı. İlginç, karşı çıkmayıp futbol federasyonuna destek veren azınlık kulüpler arasında St.Pauli bulunuyor! Ve hiç beklemediğimiz kulüpler örnek davranış gösteriyorlar, bunlardan biri VFL Wolfsburg >>>link yayınladıkları açıklamada, Alman futbol federasyonu “Güvenli Statlar” adı altında gerçekleştirmek istediği güvenlik sisteminin yasalara aykırı olduğunu vurguluyorlar.
Peki, Türkiye’de durum ne?
Kulüplerin hepsi TFF’nin arkasında, taraftar susmuş kaderine razı. Uygulamanın insan haklarını ihlal ettiği kimseyi rahatsız etmiyor, zaten Türkiye’de insan hakları olmadığından o açıdan sıkıntı yok. Hadi insan haklarını önemsemiyorsunuz, masraflar kimden çıkacak haberiniz varmı? Büyük kısmını kulüpler ödeyecek, malum kulüplerde bilet fiyatlarının üstüne koyacak, nerden baksanız tahminen %10-20 zam.
Neden hala susuyorsunuz? Artık öyle hale geldiniz ki tüm reflekslerinizi kaybettiniz, hatta tribünde takımınıza destek bile veremiyorsunuz!
Tribün kültürü ranta battığı, Bedri Baykam’dan futbol yorumcusu, Nihat Doğandan teknik direktör olduğu ülkede böyle şeyler artık normal. Hele birde Cluj maçında saha zemininin görüntü kirliği yaptığından dolayı Galatasarayı eleştirine geri zekâlılar var ki, bu şerefsizlere küfür etmek farz oldu!
Bugün Günlerden GALATASARAY
YA SEN, YA HİÇ!
Başka GALATASARAY YOK!
Hamam Böcekleri!
Yine çıktılar ortaya, amaçları ısrarla Galatasaray’ı kendi pisliklerine ortak etmek. Galatasaray’ın 3 Temmuz 2011’de patlak veren şike skandalında temiz çıkması hala birilerini fena halde rahatsız ediyor. Galatasaray’ı örnek alıp yaptıkları pisliklerden arınarak topluma örnek olacakları yerde kendilerine benzetmeye çalışıyorlar.
Klasik ala Turka zihniyeti, “ biz kirli isek onları da kirletelim”
Pisliğin içinde sade domuzlar ve hamam böcekleri rahat eder, hamam böceği gibi ömür boyu ezik gezmeye mahkûmsunuz.
Kulübünü dolandırıp tff başkanı olan, kulüp başkanı ve yöneticileri şike yaptığı tescillenmiş hala serbest dolaştığı ülkede ahlak aramak biraz tuhafa kaçıyor, kendimi biraz Peter Griffin gibi hissetmeye başladım.
but where are those good ol' fasioned values
on which we used to rely >>link
Çarkıfelek
Ultra Sankt Pauli oluşumu çarkıfelek tifosu ile Alman Futbol Federasyonuna şahane gönderme yapmış;

Pankartın üstünde yazan sözlerin açılımı “Fick dich DFB” Türkçesi “seni sikiyim DFB”(Alman Futbol Federasyonu)
Bizim numunelik orospu kurumu tff’ye de benzer gönderme dileğiyle!
Büyümek İçin Küçülmeli!
Türk futbolunun geleceğini sağlama almak isteniliyorsa önce küçülmeli, şu anki durum devam ettiği sürece birkaç yıl sonra Türkiye’de futbol bitecek!
Türk futbolu büyük paralarla ayakta tutulmaya çalışılıyor bunu uzun vade yapmak mümkün değil zaten şu anda yapanlar Araplar ama onların futbol kültürü yok üstelik dünyanın en zenginleri çıldırmışlar parayı nereye harcayacaklarını bilimiyorlar.
Avrupa’da olan standardı büyük paralar harcamakla yakalamak imkânsız çünkü orada asırlardır oturmuş bir spor kültürü var ve hayatlarının önemli parçası, futbol tabana iyice yayılmış.
Türkiye’de futbol spor olmaktan çoktan çıktı bir ticaret olarak görülüyor bundan dolayı da futbol ile alakası olmayan kim varsa yatırım yaparak kendine rant sağlıyor.
Son milli takım aday kadrosu bunun kanıtı. Kadro sade üç büyük İstanbul kulübü ve yurtdışında oynayan futbolcularla kurulu Anadolu’dan bir kişi yok. Tamamen sportif amaçtan çıkmış sırf futbola para akıtan yatırımcıları memnun etmeye yönelik.
Öyle ki tam bir tüketim ortamı hâkim. Türk futbolunun altyapısına yatırım yaparak kaynakları çoğaltmak yerine yurtdışında doğmuş orada futbol eğitimi almış oyuncuları ülkeye getirerek var olan kaynaklar yağmalanıp tüketiliyor.
Yayın haklarına ödenen para ülke gerçekleri göze alındığında tamamen abartılı ve overrated. Hem, kimse kalkıp bu paraların kaynağı nerden geliyor diye sormuyor. Cesaret edip soramazda! Çünkü sorduğu takdirde terörist diye yaka paça içeri atılır!
Türkiye’de üç büyük kulübün yaptığı transferler iki şeye yarar; birincisi yayıncı kuruluşa diğeri de kombine satmaya!
Malum, Türk futbolunu yönetenlerde, kulüpler yıldız transferler yapsın ki yayıncı kuruluş malını iyi pazarlasın zihniyeti hâkim. Birde son 10 yılda türeyen sosyete futbol sevdalılarını tatmin etmeliler, yoksa kimse kombine almaz. Öyle bir ortam yarattılar ki, insanlara “boş verin futbol oynamayı gelin kombine alın” diyorlar.
Ortaya çıkan tabloda içler acısı, bir yanda kadroya giremeyen tribünde oturduğu yerden yılda 4 milyon avro kazanan Baroş, Viera vb. futbolcular. Diğer yanda borç batağında boğulan kulüpler. 14. Lois döneminin Fransa’sında bu kadar israflık yoktu.
Şu gerçeği herkes kabul etmeli, spor kültürü, futbol ekolü olmayan ülkeye büyük paralarla yıldız oyuncu transfer etmek sermayeyi kediye yüklemeye benzer. FC Barcelona takımını alın Türkiye birinci ligine koyun üç beş maç sonra adamlar dağılır. İşte bu yüzden Türkiye’ye gelen yabancı futbolcuların çoğundan verim alınamıyor. Hagi gibi istisnalarda kaideleri bozmuyor maalesef.
Türk futbolunu bu karanlıktan çıkarmak için radikal kararlar alınmalı.
İlk önce 3 Temmuz 2011 de patlayan şike davası sonuçlandırıp suçluların cezası kesilmeli.
Birinci ligde top koşturan profesyonel futbolculara maaş sınırı getirilmeli, atıyorum yılda en fazla 1 milyon TL. Astronomik rakamlar kazanan yerli yabancı futbolcuların gelirleri indirilmeli, kabul etmeyenlerin kontratları fesih edip kapı önüne koymalı. İnanın zararın neresinden dönerseniz kardır!
Varsın yabancılar gelmesin, varsın sosyete seyirciler statlardan çekilsin zaten bize kulübünü her koşulda destekleyen sadık Tribüncüler lazım.
Kendini süper yıldız sanan yerli oyuncular kendilerine daha fazla para verecek yurtdışında kulüp arasınlar, hem böylece lejyoner sayısı da artar Türk futbolu bundan faydalanır. Tabi şu anki performanslarıyla kulüp bulabilirlerse!
Yabancı sınırı şartlı olarak kalkmalı! Transfer edilecek yabancı oyuncular 25 yaşını geçmeyecek ve aktüel A milli takım oyuncusu olacak!
TFF devletinde yardımıyla Amatör futbola büyük yatırımlar yapıp futbolu tabana yani halka yaymalı. Okullarda zorunlu ders olmalı. İnsanları futbol oynamaya, spor yapmaya teşvik etmeli.
Tabi bu radikal kararlardan sonra kulüplerimiz kolayca Avrupa kupalarına katılmayacak, katılsalar dahi başarılı olamayacaklar. Milli takım belki uzun yıllar uluslar arası turnuvalara gidemeyecek, varsın gitmesin. Galatasaray’ın UEFA kupasını kazanma serüveni 1984 senesinde Jupp Derwall’in gelmesiyle başladı 2000’de sonuçlandı, tam 16 yıl. Çöküşü ise bir yıl sürmedi! 1996 senesinde ilk defa bir Futbol Avrupa Şampiyonasına katıldık, dünya kupasına katılma süremiz 46 yıl sürmüştü.
Türk futbolu ayakta kalması için küçülmeli hatta gerekirse yok edilip yeniden yapılmalı!