Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

You Don't Fool Me!

27. Oktober 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Queen grubunun son beraber çıkardıkları albümden parça, Türkçe çevirisi “beni aldatamazsın”. Albüm çalışmaları sırasında Freddy Mercury ölümcül hastalığa yakalanmış son günlerini yaşıyordu ve albüm piyasaya çıktığında dayanamadı vefat etti. Asrın vebası A.I.D.S. hastalığına yakalanan Mercury şarkısında kendiyle hesaplaşıyor, sözlerinde ağır bir özeleştiri var çünkü hastalanmasının tek sebebi nefsine kapılıp bilerek yaptığı vahim hataları! >>link


Gelelim konuya;


Geçtiğimiz Çarşamba, Cluj maçının ertesi günü facebook’ta sevgili Enderin yazısına denk geldim, buyurun hep beraber okuyalım;


“Arkadaşlar Dün akşam Maçın 1-1 Bitmesi hepimizi çok üzmüştür. Fakat beni sonuçtan daha fazla üzen şey ise seyircilerimizin bu alınan sonuçlarda hatasının çok daha fazla olduğu gerçeğidir. Evet seyirci dedim Çünkü artık taraftar değil seyirciler çoğunlukta Hepimiz kendimize öz eleştiri yapalım Bizler stat da görevimizi yerine getiriyor muyuz?


HEPİNİZE SORUYORUM TARAFTAR MI OLMALIYIZ SEYİRCİMİ ?

TARAFTAR KİMDİR ve TARAFTARIN GÖREVİ NEDİR ? görüşlerinizi almak istiyorum

Ben taraftar olmak istiyorum çünkü Taraftarın Maç Sonucunu Değiştirebilecek En Etkili Silah Olduğunu Biliyorum Taraftarın Görevine Gelince

1- Taraftar Canını dişine takarak takımını tezahüratlarla coşturan kişidir

3- Taraftar Armasını sevip korsana karşı olan kişidir.

4- Taraftar Arma sevgisini her sevginin üstünde tutan kişidir.

5- Taraftar Çoluk çocuğuna GALATASARAY sevgisini anlatıp aşılayan Kişidir.

Arkadaşlar dün Güney Tribününde Takıma destek vermeye çalışan arkadaşlarıma teşekkür ederken Dünkü performans GÜNEY TRİBÜNÜNE YAKIŞMADI inşallah diger maçlarda taraftar gerçek destegini gösterir”


Çok samimi ve yürekten yazılmış bir özeleştiri! Ender yılların tribüncüsüdür aşa yukarı aynı yaşıtız, örnek gösterilecek Galatasaraylı, tribünde azalan gerçek “ağabey.”


Yazıda iki önemli soru var “TARAFTAR KİMDİR ve TARAFTARIN GÖREVİ NEDİR?”


Sırf bu iki sorunun üzerine kitap yazılır hatta ansiklopedi çıkar. Taraftar kimdir, görevi nedir konusuna girmek istemiyorum çünkü 5 Ocak 2009 tarihinden bu yana blogda sırf bu konu üzerine yüzlerce yazım var, vakti olan arar bulur okur.


Ben şuan için Galatasaray tribünü hakkında kendi kanaatime göre bir durum tespiti yapmak istiyorum. Yazdıklarım hoşunuza gider ya da gitmez orası sizin takdirine kalmış.


2001 yılında kurulan ultrAslan oluşumunun amacı, o yıllarda başarılardan şımarmış maç seçen Galatasaray taraftarlarını eski günlerde olduğu gibi coşturmak tek çatı altında toplamak ve insanlara Galatasarayı yakından yaşama misyonunu üstlendi.


Üniversitelerde başlayan hareket kısa sürede  yurtiçi ve yurtdışına yayıldı. 2003 yılında uA tescilli marka oldu ve bu markayı maddi sıkıntılar çeken Galatasaray kulübüne bedelsiz devir etti. İlk başta her şey mükemmel gidiyordu, ultrAslan Türkiye’de organize tribün desteğini ve ULTRA hareketini başlatan ilk oluşumdur, maalesef günümüzde bundan eser kalmadı.


2002/2003 sezonunda Kadıköy’de oynanan Fenerbahçe maçı sonrası çıkan olaylardan dolayı polis derneği basılıp birçok kişiyi tutuklayınca uA içinde ilk kırılmalar başladı. Akabinde yaşanan Yürüyedur olayı Galatasaray tribününü ikiye bölmüştür. Rahmetli Alpaslan Dikmen gösterdiği büyük gayretler ve iyi niyetiyle vefatına kadar küsler arasında köprü oluşturarak tribün içinde huzuru sağlamıştı.


Alpaslan’ın vefatından sonra Galatasaray tribünü hızlı şekilde düşüşe geçti. Öyle ki, bazıları onun vefatını fırsat bilip eski husumetleri ortaya çıkardı bu yüzden birçok damardan tribüncü küstü ya da bu kişiler tarafından uzaklaştırıldı. Hele 2010 senesi ASY’de oynanan son Fenerbahçe derbisinde bizzat tribünün ileri gelenleri tarafından yapılan karaborsa vurgunu Galatasaray tribününe sıkılan son kurşun oldu!


Yıllarca yaşanan vahim olaylara daha fazla katlanamayan uA’ya bağlı “KARŞI, SultanS, Ölümüne, HELL, Parçalı” gibi önemli alt gruplar kendilerini fesih ettiler, bu gruplar uA’nın kalbi, beyniydi!


Tüm ümitler yeni stada kalmıştı ama beklenen olmadı. Derbi maçlarında yapılan koreografiler dışında ve hala istisnasız destek verenlerin büyük çabalarına rağmen Galatasaray tribünü şuadan itibaren maalesef sıfırı tüketmeye başlamıştır!


Kimse Kayseri Spor maçındaki performansa aldanmasın takım 3:0 önde götürürken tribünün coşkusu bana hiç samimi gelmedi! Tam tersini önceki maçlarda gördük, örneğin Cluja karşı. Birde son zamanlarda moda olmuş skor ne olursa olsun millet 80. Dakikada stadı terk ediyor!  Bu nasıl taraftarlık anlayışı çözemedim, sportmenliğe yakışmayan sahada ter döken “SPORCULARA!” yapılan en büyük saygısızlıktır! Sakın İstanbul trafiğiymiş, vesaitmiş, metroya yetişeceğim gibi bahanelerle sığınmasın kimse!


Yalnız, bunca olumsuzluklara rağmen gerçekleri görmek için resminin bütününe bakmalıyız. Önce şunu herkes iyi bilmeli, İstanbul’un üç büyük kulübünün tribünleri, istisnalar dâhil, tümü evrenseldir! Bizzat Galatasaray semt takımı olmadığı için dünyanın her yerinde taraftarı vardır, Fenerbahçe ve semt kulübü Beşiktaş içinde aynısı geçerli.

Evrensel tribünlerin kitlesinin tutukları kulüple özdeşleşmeleri tamamen futbol takımlarının elde ettiği başarılara dayalı, istisnaları tenzih ediyorum tabiî ki ama genelde durum bundan ibaret ve kulaktan dolma laf olsun diye takım tutma geleneği ile de ilgili. Türk tribün kültürünün en büyük sorunlarından biride budur!


Galatasaray tribününün geneline bakınca sorun tamamen İstanbul kaynaklı duruyor! Ama burada bir parantez açmalıyız. Mesela basketbol maçlarında ortaya koyulan tribün performansı mükemmel ötesi, ultrAslanın diğer temsilcileri de üstüne koyarak yurtiçi ve yurtdışında muhteşem tribün performansları görüyoruz. Örneğin İzmir’de oynanan Lazio maçı, Erzurum’da süper kupa finali. Şampiyonlar ligi karşılaşmasında ultrAslan-Avrupa’nın üç bin(3000) taraftarla Old Trafford stadını skora rağmen 90 dakika inletmesi, tüm bunlar ultrAslan için artı. Ama gel gelelim İstanbul’da bilakis futbol maçlarında ortaya koyulan performans içler acısı!


Sade yeni stada bağlamamak lazım,  bu durum ASY’nin son yıllarında, yukarıda saydığım sebeplerden dolayı başlamıştı.


Madalyonun diğer yüzü daha vahim! Başta İstanbul’un üç büyük kulüpleri olmak üzere Türkiye’de değişen taraftar profili! TFF, kulüp yöneticileri ve medya son 12 yıldır taraftar profilini değiştirmek için büyük çaba gösteriyorlar ve bence başardılar. Fakat şuan ki durumu başarı olarak görüyorlarsa fena halde yanılıyorlar çünkü Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de yerleşmiş bir futbol kültürü yok. Maalesef bu gidişle birkaç yıl sonra Türkiye’de klasik futbol seyircisi de kalmayacak!


Şuan GS, FB, BJK tribünlerinin yüzde %90’ı sade hoş vakit geçirmek için gelen variyete seyircisi. Yani, ha sinemaya gitmiş ya da futbol maçına onlar için fark etmiyor yeter ki eğlence olsun. Variyete seyircisi futbolun ruhundan anlamaz, saha içinde sporcuyla empati kuramaz. Sabri ile alay eder ama topu görse bomba sanıp polis çağırır.

Evet, sevgili dostlarım madalyonun iki yüzünü elimden geldiği kadar kaleme döktüm. Amacım ahkâm kesmek değil. Ömrünün yarısını statlarda geçirmiş, tribünlere organlarını vermiş siz, Galatasaray’ın sayın “tribün büyükleri! “ Sakın kendinizi kandırmaya kalkmayın Galatasaray tribünü KÖTÜ! Düzeltmek için önce oturup “biz nerde hata yaptık” diyerek kendinizi sorgulamalısınız. Neden insanlar küstü ya da küstürdünüz? Bu sorulara mutlaka cevap bulmalısınız, hata sizde olmasa bile eski dostlarınızı geri kazanmalısınız!


Kibirliğin hiç lüzumu yok! Başka seçeneğiniz de kalmadı, semtlerden çoluk çocuğu toplamakla bu iş yürümez, değirmeni taşıma suyla döndürmeye benzer bir yerden sonra tükenirsiniz ve şuan o noktadasınız, çünkü stada gelen o variyete seyirci sizi tüketmek üzere!

 

Dost acı söyler….


Yazıyı şarkının son satırlarıyla bitirelim;


You dont fool me

You dont have to say dont mind

You dont have to teach me things I know

Sooner or later youll be playing by her rules

fool you, rule you, shell take you

And break you..


Beni kandıramazsın

Haberim yoktu diyemezsin

Sakın bana bildiğim şeyleri öğretemeye kalkma

Er ve geç ona boyun eğeceksin  

Seni aptallaştıracak, sana hükmedecek

Ve sana sahip olup mahvedecek!

Werbung
Diesen Post teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: