Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

Münferit#22

20. April 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Romanı baştan takip etmek isteyenler buradan >>> Münferit, Bir Ultras Romanı

 

Gaza Şeridi Vol.3


Tam anlamıyla bir kaos ortamı oluşmuştu.


Yinede bu durum hoşuna gitmiyordu.


Etrafta oluşan kargaşa çok şeffaftı, hayret hala kimse onu fark etmemişti, belki görünmez adam olmuştu? Kafası karışıktı ve tüm bu karmaşadan çıkıp lokantaya ulaşmak için bir yol arıyordu.


Öte yanda lokantanın içi savaş alanına dönmüştü, yıllardır onca olaylara göğüs geren, hasar almadan atlatan küçük lokanta perişan haldeydi. Bir köşesinde yumruk yumruğa kavga edenler, diğer yanda grekoromen sitili güreş yapanlar. Daha birkaç dakika önce maça gelen güzel kadınlar, beyefendi erkekler çocuklarla dolu lokanta şimdi yerini havada uçan tekmelere, yumruklara, masaların üstünden uçan suratı parçalanmış Ultralara bırakmıştı.


P. masaya çıkmış üzerine gelenlere tekme yağdırıyordu.


D. ise aynı 19. Yüzyıldaki zarif boksörler gibi dövüşüyordu. Vuruşları akıl doluydu, sol yumruğunla gardını alıyor, sağ yumruğunla şuursuzca saldıran rakiplerini perişan ediyordu.


G. her zamanki gibi suratı kanlı maskeye dönüşmüştü. O diğerleri gibi değildi, kavgaya balıklama dalıyordu. Bu dövüş tarzından dolayı çok hasar alsa da bir kere olsun yılmıyordu.


A. lokanta sahipleriyle dalaşıyordu, kavgaya karışan aşçıyı bir tekmeyle yere sermişti.


O, ise bu kan kırmızı öğlen sonrası etrafta şiddetle devam eden kavgadan biraz uzakta evlerin kenarından yürüyerek kimsenin dikkatini çekmeden lokantaya doğru ilerliyordu. Tam o sırada polisin karşı saldıra geçmesiyle birlikte geri çekilen Br….ia Ultraları onu da içlerine alıp kaçmaya başladılar. Neye döndüğünü anlayamadı, ayakları yerden kesilmiş Br…ia ultraların tam ortasında istikameti belli olmayan bir yöne koşuyorlardı. Etrafı gözleri yaşartıcı gaz bombalarından kararmış, çatışmada burunları kırılmış, yüzleri yara içinde yaratıklarla çevriliydi. Ah o göz yaşartıcı bomba yok mu, 20.07.2001 çatışmalarında da kullanmışlardı. Hâlbuki onlarda biliyorlar, hepimiz bir gün bu pis gaz yüzünden akciğer kanseri olacağız. Öyle sinsi bir gaz ki, önce boğazın düğümleniyor sonra gözlerini yakıp beynini karartıyor. Sanki birisi limon sıkar gibi tüm vücudunu sıkıp suyunu çıkarıyor. Ayaklarını hissetmiyorsun, sonra zihnin bulanıp bayılıyorsun. Bu yöntem polislerin işlerini kolaylaştırıyor, akbabalar leşlerin üzerine çullanır gibi yerde yatanlara çullanıyorlar.


Kaçan sürüye hazırlıksız yakalanmıştı, sel sularına kapılmışçasına sürükleniyordu. Ayakları yere değmeden metrelerce bir başkasının ayağı üzerinde koşuyordu ve onu taşıyan cop darbelerinden kaçmaya uğraşıyordu. Bu kaderin ironik bir oyunu olmalıydı, önce kendi tayfası saldırırken düşman grubunun içindeydi, şimdide onlarla birlikte polislerin karşı saldırısından kaçıyordu, her iki taraf sahneyi güzel paylaşmışlardı. Bir ara durup polislerle çatıştılar, nede olsa Mentalita Ultra, polis ortak düşman. Ama artık ayakta duracak dermanı kalmamıştı, bir yandan gazın etkisi diğer yandan uykusuz geçirdiği gecenin yorgunluğunu hissetmeye başlamıştı. Yan sokağa kaçan birine sarılıp peşinden gitti, tam o sırada bir el onu sırtından tutup mahalledeki evlerin içine attı. İçerisi leş gibi sidik kokuyordu, yerden doğruldu karşısında duran yüz tanıdık geliyordu, hatırladı yarım saat önce onu kendilerinden sanıp selamlayan Br..ia’lı Ultraydı;

“Burada saklan” diye bağırdı.


“Burası benim evim, polisler gidene kadar durabilirsin bol şans yoldaş, sonra tribünde görüşürüz.”


Durup birkaç dakika dinlenmeye karar verdi, gözleri gazdan yanıyordu. Ama odanın loş ışığı gözlerine iyi geldi, etrafa kolaçan etmeye başladı. Eski bir binaydı, zamanında stat yapılırken yıkımdan kurtulmuştu. Odanın uzun bir koridoru vardı, duvardan rutubet akıyordu, yerler çöple doluydu. Etrafı keşfederken yerdeki gazetelerden biri kıpırdamaya başladı, sesin geldiği yöne doğru cebinden çakmağını çıkarıp yaktı. Aniden parlayan ışıktan korkan lağım fareleri gazetenin altında fırlayıp kaçtılar, burası gerçekten bir bok çukuruydu.


Diğer tarafta polis lokantayı basıp kavgaya son verdi, ultralar savaş esiri gibi dışarıya çıkarıldılar. Dışarıda süren çatışmada artık bitmişti. Lokanta içinde tutuklananları gören emniyet müdürü polislere dönüp, “gördünüz mü beyler, size twingonun içindeki üç kişi şüphemi çekti dememiş miydim? Bakın, 1, 2, 3”


Lokantada kavgaya karışan 40 kişi tutuklanıp polis araçlarına götürüldü. Onlar için bu futbol sezonu sona ermişti, uzun süre statlara giremeyeceklerdi.


Oda bu bok çukurundan çıkıp tren istasyonun yolunu tutu, maça bakamayacaktı ama maç kimin umurunda ki?.....devam edecek.

Weiterlesen

ÖRNEK!

18. April 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Hafta sonu Almanya ikinci liginde St.Pauli – Hansa Rostock arasında, her iki takım açısından önemli derbi müsabakası var. Ne yazık ki emniyet güçleri tarafından yine misafir seyirci yasağı verildi. Tüm çabalara rağmen St.Pauli kulübü Rostock taraftarlarına bilet satması YASAK! Yasağın nedeni Rostocklu holiganların şehre gelmesini engelleyip çıkacak muhtemel olayları önlemek.

IMG_09371-480x360.jpg

Rostock taraftarları verilen karara tepkilerini koymak için hafta sonu polis baskısına karşı bir protesto yürüyüşü düzenleyecekler. St. Pauli taraftarları da buna karşılık bir dayanışma eylemi yapacaklarını açıkladılar. ULTRAS St.Pauli hafta sonu oynanacak derbide maçta takımına organize destek vermeme ve maçı stadın önünde toplanıp radyodan dinleme kararı aldı. Yaptıkları açıklamada şöyle diyorlar;


“Verilen karara karşı Pazar günü stada organize destek olmayacak. Bu tür müsabakalar geleceğe yönelik büyük tehlike oluşturuyor ve böyle maçların taraftarlar açısından hiçbir kıymeti yoktur! Karara tepki vermek isteyenler Pazar günü güney tribünün önündeki meydana gelsin. Hansa’yı üçüncü lige yollayacağımıza ve takımımız birinci lige çıkma yarışını son ana kadar kovalayacağına inanıyoruz. Bizim dışarıda vereceğimiz mücadele yasaklara karşıdır, ileri senelerde de rahatlıkla hiçbir baskı olmadan takımımızın peşinden gitmek için çaba göstereceğiz.”

Kaynak: >>> link


Evet, hafta sonu bir dünya derbisi oynanacak GALATASARAY-Fenerbahçe. Ve yine misafir seyirci gelemeyecek, çünkü yasak.


Peki, yasaklara yönelik taraftar gruplarından şimdiye kadar gelen tepki?


Cevap: 0 (SIFIR!)


Aslında St.Pauli ve Hansa Rostock taraftarları kötü örnek oluşturuyor…

 

RAKİP TARAFTARIN GELMESİ YASAKLANAN DERBİLER, ASLA DERBİ SAYILMAZ !!!

 

 

             KAHROLSUN endüstriyel futbola hizmet edenler !

Weiterlesen

Münferit#21

17. April 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Gazze şeridi Vol.2


Henüz öğlen saat 12.00’di bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Tanrı bugünü özel olarak seçmiş kentin üzerinde kara bulutları biriktirip gökyüzünü yarmış yere taş yağdırıyordu. Bir diğer tarafta gerçekten taşlar havada uçuşuyordu, Br..cia Ultraları ile Fl…..a Ultraları arasında sert bir meydan muharebesi başlamıştı.

O ise tüm bu olanlardan habersiz düşman şehrin sokaklarında dolaşıyordu, bir yolunu bulup arkadaşlarının beklediği lokantaya ulaşmalıydı.

                                                     ***

Meydanın ortasında süren çatışmanın sesleri lokantanın içine kadar duyuluyordu, hatta fırlatılan taşlardan bazıları kapıya kadar ulaşmıştı. Tayfanın fazla beklemekten canı sıkılmıştı, taşların hesabını sormak için bir an dışarı çıkıp kapışmak istiyorlardı ama onu bekleyeceklerini söz vermişlerdi bir kere.


Lokantanın içine sessizlik çöktü, fırtına öncesi sessizlik.


                                                     ***                                                                  

Düşman Ultralarına iyice yaklaşmıştı tam arkalarında duruyordu, arada sade 20 metre mesafe vardı. Gördüklerine biraz şaşırdı, arka cepheden bakınca onlardan bir farkları yoktu, birbirlerine çok benziyorlardı. Hepsi polis barikatının önüne asker gibi dizilmiş, ellerinde kemerler, sopalar, levyelerle,  her an karşı tarafla sıcak temasa geçmeye hazır bekliyorlardı. Kimileri militana benziyordu, kimileri ellerinde çapalarla tarladan dönen çiftçilere. Bazıları yüzlerini takım renklerini içeren atkılarıyla kapamıştı, bazıları ise polarlarının kapüşonlarını çekmiş hep bir ağızdan rakibe karşı aşağılayıcı tezahüratlar bağırıyordu. Bu arada polis barikatını zorlayarak heyecanla bekledikleri çatışmanın bir an başlaması için zemin arıyorlardı.


“Demek bunlar Br….ia Ultraları” diye mırıldandı. Şu an kendini düşman cephesinin içine bırakılan ajan gibi hissediyordu. Omuzlarını geriye doğru attı, bu kavgaya hazırlık değildi paltosu üzerine biriken yağmuru silkti sadece. Biraz endişeliydi, her an Br…ia Ultralarından tanınıp saldırıya uğrayabilirdi, ama beklediğinden farklı bir şey oldu, içlerinden birisi onu kuzey tribünden sandı. Yumruğunu sıktı ve selam verip gülümseyerek yanından geçti. Vakit geçirmeden oda yumruğunu kaldırıp selamını aldı. “siktir et, ortama biraz ayak uydurmam hiç fena olmaz nede olsa düşmanın içine girdim farkına varsalar gebertirler” dedi içinden

                                                                    ***

Tanrı gökyüzünü ortadan yarmış birbirini yiyen sürüyü seyrediyordu. Yukardan bakınca polisler iki tarafın ortasında kalmış ezilen lastik topa benziyorlardı. Etrafları canına susamış, kudurmuş canavarlarla çevriliydi. Ama lastik barikat fazla dayanmayacak birazdan yıkılacaktı.


Burada ise gökyüzü kan kırmızıya boyanmış ürkütücüydü. Güneş yinede zorla kara bulutların arasından etrafa ışık saçıyordu.


Karşıda ise güneş zindan karanlığını andırıyordu, yırtılmış sarkan perdenin gölgesi gibi. İkisi de aynı güneşti, peşinden sürüklediği ölüm saçan güneş.

                                                      ***

Stadın etrafında ağaçlar vardı, hepsinin yaprakları dökülmüştü. Buz gibi yağan yağmurdan donup kalan yaratıklara benziyorlardı, polisin sıktığı biber gazı, vurduğu coplardan çıkan acı çığlıkları çaresiz halde seyrederken ağlıyorlardı. Gökyüzüne çevrili çıplak dalları vahşetin bir an sona ermesi için ellerini açmış sanki Tanrıya dua eder gibiydiler. Biraz ileride bir çayır vardı, 10 sene önce yine bu çayırın üzerinde adam adama dövüşmüşlerdi şimdi kader onları yine aynı çayırın üzerinde bir araya getirmişti.

                                                       ***

Durum tuhafına gitti, elini kolunu sallaya, sallaya düşmanın arasından rahatlıkla geçerek arkadaşlarının bulunduğu lokantaya yürüyüp gitmesi, hiç ama hiç hoşuna gitmiyordu. Bu kadar kolay olmamalıydı kötü bir şaka gibiydi. Normalde her attığı adıma dikkat etmeliydi ama şuan sıradan bir turist gibiydi ve kimsenin ilgisini çekmiyordu. O arada çatışma tüm şiddetiyle devam ediyordu.

                                                       ***

Diğerleri artık fazla sabır edemediler, lokantada beklemenin bir anlamı kalmamıştı, çölde susuzluktan kıvrananların vaha görmüş gibi daldılar sürünün içine. Dışarıda Br…ia ile Fi…..na Ultraları çoktan sıcak temasa geçmişlerdi, sırayla bir o taraf saldırıp geri çekiliyor, bir bu taraf saldırıp geri çekiliyordu tam ortalarında da polisler devreye girerek cümbüşe renk katıyorlardı.


“orospu çocuğu Fi…salılar,”


“ piç br….ialılar, gebereceksiniz”


P.  sabırsızlıkla o ana kadar içinde biriktirdiği kin ve nefreti lokantanın önünde duran sandalyeyi kapıp br…cialıların üzerine fırlatarak dışa vurdu, rahatlatıcı bir boşalma gibiydi. Fırlatığı sandalye kafaların üzerinde uçarak pencereye çapıp parçalandı. Oysa pencere yıllar önce başkentten ders vermeye gelen faşistlerin kâğıt bombalarına, Molotof kokteyllerine dayanmıştı. Etrafa saçılan cam parçaları masaların üzerinde duran yemeklerin içine kadar savruldu. Olayla alakası olmayan masum seyirciler korkudan dışarıya fırladılar, bu yaptıkları en büyük hataydı çünkü tam felaketin ortasına düşeceklerdi.


Ve beklenen oldu, lokantadan dışarıya kaçan kalabalık bir anda polislerin ilgisini o yöne odakladı. Panik halinde canını kurtarmak isteyen insanları saldırıya geçen Ultra sanan polisler ellerinde ne kadar gaz bombası varsa kaçanların üstüne sıktılar. Bunu fırsat bilen Ultralar polisin başka yöne odaklanıp bıraktığı boşluğu iyi değerlendirdi, nihayet saatlerce bekledikleri sıcak teması gerçekleştirdiler….devam edecek.

Weiterlesen

Bugün Günlerden GALATASARAY!

16. April 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

fuck the system

                                             NO fans, ULTRAS !

Weiterlesen

15 April 1989, Hillsborough

15. April 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

We don't forget ! Mentalita ULTRAS#14 You'll Never Walk Alone

HillsboroughDisast_1380793c.jpg

                                                                     R.I.P. !

Weiterlesen

Bugün Günlerden GALATASARAY!

13. April 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

alpaslan_dikmen.jpg

Ve bugün bir kez daha anladık, yerin asla dolmayacak ALPASLAN DİKMEN!

 

 

Weiterlesen

Once Upon A Time

12. April 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Bundan 10 yıl öncesi Galatasaray tribünü gerçek “Mentalite Ultras” felsefesini benimsemiş, gerekirse her şeyi göze alıp tribünü için mücadele veren, hiçbir baskılara boyun eğmeyen hatta kora kor savaşan bir yapısı vardı. 2002 yılında ilk kez çıkan deplasman yasaklarına en sert tepkiyi veren ve sonunda ortadan kaldıran tribündü!

 


 

 

 

Şimdimi?


Şimdi tribünü tiyatroya çevirdiler.


Boşuna kendinizi yormayın “SİZ ASLA ULTRA OLAMAZSINIZ!”


Kızmayın, gelin ufak bir test yapalım;


Tüm Ultraların ortak üç düşmanı vardır, polis, yöneticiler, medya siz ise bu üçüyle ensest ilişkiler içindesiniz.

Gerçek Ultralar Florya’ya gitmeden önce İstinye yolunu tutar gerekirse TFF binasını basar içini darmaduman eder. Siz bunu yapamazsınız, zaten yapmakta istemiyorsunuz çünkü devlet yanlısı oluşumsunuz, sakın I.R.R. ya da GialloBlu vb. grupları örnek almayan onlar ne kadar sağcı olsalar da sisteme, devlete karşıydılar, tüm Ultralar gibi!


Ultra olmak 7/24 antagonizm demektir, siz her gün, her saat devlete, düzene isyan edebilirimsiniz? Siz huzur ve refah içinde yaşamak istiyorsunuz, kanunlara uyan örnek vatandaşlarsınız. Her Pazar cici formalarınızı giyip stada maç seyretmeye gidiyorsunuz, eyvallah. Ultralar stada maç seyretmeye gelmezler, onlar önce rakipleriyle kendi aralarında bir maç yapar, yetmedi stadın içinde iki tur polisle atalar.


Soruyorum, siz bu yazdıklarıma ne kadar yakınsınız ya da neresindesiniz? Abartmıyorum, daha fazlasını da yazabilirim bunlar gerçek Ultranın hayatından bir kısım! Tribünde tezahürat söylemekle, koreografiler yapmakla Ultra olunmuyor. Gerçi Türkiye’de bu tarz tribün çok az belki hiç yok.


“Biz Ultras felsefesini benimsiyoruz” demekle olmuyor beyler, bana ya da başkalarına kızmakla bir yere varamazsınız. Önce benimsediğiniz felsefenin hakkını verin ama siz stat yasağı alacağız diye sesinizi çıkarmaktan korkuyorsunuz.


ALIN ULAN! Ne olmuş dünyanın sonu değil, BU TRİBÜN İÇİN HALA HAPİS YATANLAR VAR, onlarda anne kuzusu, onlarında ailesi, çocukları var, onlarda insan!

Weiterlesen

Yasaklar Devam Ediyor!

11. April 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Maalesef Galatasaray taraftarı Cumartesi günü Dolmabahçe stadında oynanacak arsız yöneticilerin uydurduğu play off maçına gidemeyecek! Bu yasak sade Galatasaray taraftarına yönelik değil ilk grupta oynayan tüm takım taraftarları için geçerli!


Son zamanlarda tüm Avrupa liglerinde deplasman yasakları moda oldu, hele Almanya’da öyle bir hale geldi ki bir St.Pauli taraftarının Franfurt maçında attığı konfeti yumağı açılmayıp yanlışlıkla oyuncunun kafasına isabet edince 50.000 € para cezasına çarptırıldı. Ama bu sade şâhısa verilen cezayla sınırlı kalmadı ligde neredeyse bütün maçlar riskli kategorisine sokularak kulüplerin deplasmana taraftar götürmesi süresiz yasaklandı.


Benzer uygulamaları uzun süredir Türkiye’de görüyoruz, hele 3 Temmuzdan sonra taraftarlara yönelik yaptırımlar akıl almaz hale geldi. Şikenin faturası tribüncülere kesildi, yıllardır aldatıldıkları yetmedi olaylara özgürce tepki vermeleri de yasaklandı! İnsanların özgürce fikirlerini ifade edemeyen bir ülke faşist bir ülkedir!


Esas olayları körükleyenler yıllardır futbolu kendilerine oyuncak eden yöneticilerdir. İşin içine birde televizyon girince futbol iyice çirkin boyutlara geldi, şu an Avrupa’nın 5 büyük liginin toplam borcu 80 Milyar€ avroya ulaştı, bunun tek sorumluları yayıncı kuruluşlar, bahis lobisi ve şuursuzca paraları şımarık oyuncuların kursağına atan basiretsiz yöneticilerdir.


Futbol basit ama ciddi oyundur!


Futbol her şeyden önce SPORDUR!


Futbol ASLA pavyon eğlencesine benzemez!


Futbolun tek eğlence yönü rakip taraftarlar arasında geçen, bazen sözlü, bazen şiddetli mevzulardır!


Gelin son olaylara bir göz atalım, iki örnek;


1. Geçen sezon oynanan Galatasaray-Fenerbahçe müsabakasında sahaya atılan rakı şişesi localardan atılmıştır! ASLA Kuzey alt tribünde duran grup atmamıştır. Atmadıklarına dahi kalıbımı basarım çünkü onlar bilinçli taraftar, kaleciye şişe atmazlar ama gerekirse sahaya iner hal hatırını sorarlar!


2. Son oynanan derbi de Fatih Terim ve Hasan Şaşın başına maddeler atıldı, bu yüzden ikisi de ağır yara aldı. Atanlar kim? Atanlar tam benchin arkasında oturanlar, yani stadın en lüks, en pahalı yeri sahayı tam ortadan gören bölge, V.I.P. ve basın tribünün hemen altı, taraftar gruplarının durduğu tribünden ışık yılları uzakta! Atanlar, sözde “modern futbol” adı altında kulüplere maddi gelir getirecek paralı, üst düzey, “kültürlü insanlar.”


 Dikkat! Deplasman yasaklarının altında yatan gerçek Tribüncüleri yıldırıp tamamen statlardan uzaklaştırmaktır!


Ama siz sakın tepki vermeyin, kamiller rakibinizi coplarken “vur vur” diye tempo tutun, kendi canınız yanınca çarşaf, çarşaf bildiriler yayınlayın!

Weiterlesen

Tek Bir İhtimal Var, Metafiziksel İhtilal

9. April 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Almanya’ya 1972 yılında geldik, aylardan sonbahardı. Yeni çevreye ayak uydurmam, kolay arkadaş bulmam için babam beni kaldığımız kasabanın futbol kulübüne yazdırdı. 9 yaşındaydım ve çevrede tek Türk çocuğuydum hepsi almandı. Allah var yabancılık çekmedim beni iyi karşıladılar ve çabuk arkadaş olduk. Hocamızın bize ilk öğrettiği “RAKİBİNİZE SAYGILI OLUN, ASLA KİMSEYİ KÜÇÜMSEMEYİN!” Bunu her çıkacağımız maç öncesi de tekrarlardı.

 

Uzun yıllar futbol oynadım tam 27 yıl, 1989’da 25 Arkadaş bir araya gelip kaldığımız kasabada bir Türk kulübü kurduk, adı F.C. Gençler Birliği B. ev.  Aynı Ali Sami Yen ve arkadaşlarının 107 sene önce lise sıralarının aralarında yaşadığı heyecanı bizde yaşadık. Kurduğumuz kulüp Galatasaray kadar milyonların tutkusu olmadı ama hala 23 yıl dimdik ayakta faaliyet veriyor, nice yıllara. Yeri geldi ben o kulüpte oyunculukta yaptım, yöneticilikte. Sponsor bulmak için çalmadığımız kapı kalmadı hatta bazen kapı, kapı dolaşır para toplardık. 1996/97 sezonunda en alt kümden bir üstte şampiyon olup yükseldiğimizde o günün parasıyla 200.000 bin Deutsch Mark harcamışız. İlk kez endüstriyel futbolla o zaman tanıştım.

 

Oynadığımız her müsabaka milli maç havasında geçerdi, ligde Alman takımlarının yanı sıra İtalyan, Yunan, Arap, o zamanın adıyla Yugoslav, İspanyol takımlarda vardı. Çoğu maç karakolda ya da hastanede biterdi ama biz hiçbir zaman birbirimize olan saygımızı kaybetmedik, düşene tekme atmadık!

 

Şimdi ben bunları neden anlatıyorum?

 

Dün Muslera penaltıyı kullandıktan hemen sonra facebook’a şöyle bir şey yazdım “AYIP!!! KÜME DÜŞEN TAKIMLA BÖYLE DALGA GEÇİLMEZ” yazdıklarımın hala arkasındayım, isteyen profilime bakar saati dakikası hepsi yazıyor hesabını siz yapın. Maç bittikten sonra bir televizyon kanalında Fenerbahçeli bir yorumcu benzerini söylemiş, ben seyretmedim. Hayatta bakmam, seyrettiğim maçın yorumunu çevremdeki insanlarla paylaşırım, benim gördüklerim geçerlidir bazı cahiller gibi kanal, kanal dolaşıp yorum kovalamam, çünkü ben “FUTBOL VE SPOR EĞİTİMİ ALDIM!” Bazıları gibi futbolla, tribünden, televizyondan ya da play stationdan tanışan, sidik yarışı yapanlardan değilim. Ve ben takım tutmuyorum, iyi bir Galatasaraylı olmaya çaba gösteriyorum.

 

Bana göre Musleranın attığı gol hiç yakışmadı! Fatih Terim benim idolümdür, onu zamanında canlı seyredenlerdenim. Dün bu konuya getirdiği yoruma sade saygı duyuyorum, maalesef onunla aynı fikirde değilim. Dün Musleranın penaltı kullanışına benden önce itiraz eden iki erkek evladım oldu, ikisi de Galatasaraylı. Gururlandım, meğer Eşimle düzgün insanlar yetiştirmişiz, her şeyden önemli olanı da budur. Rahmetli Mahsuni Şerifin dediği gibi “Ne İngiliz koydum, nede Almanya, Dostum, İnsan kalmak dile kolaydır” Farklı değiliz biz normaliz, esas siz farklısınız. Tanınmaz hale geldiniz gittikçe dünyadan kendinizi soyutluyorsunuz.

 

Dün Musleranın attığı penaltıyı başkalarının geçmişte aynısını yaptığını savunanlar şikeci aziz yıldırımın mahkemede işlediği suçu başka kulüpleri suçlayarak örtmeye çalıştığına gücenmesin, çünkü ondan bir farkınız kalmadı. Etrafa bakıyorum herkes kılıf uydurma yarışına girmiş, ezeli rakibimizle sidik yarıştıracağımıza eşit sayıda bir yerde toplanıp kafa, kafa yapalım? Sahi, siz şiddete karşıydınız unuttum. Bir başka şairde şöyle demiş;


Tek bir ihtimal var metafiziksel ihtilal

Ölüme giden atardamar ne kadar insan ömrü var

Kobay edilen tüm insanlar zehire reklam olacaklar

Kahramanlığıysa kahpeler yazacaklar! link

 

Çok doğru söylemiş Ceza, şu yaşadıklarımıza çuk diye oturmuş, hepiniz zehire reklam olan birer kobaysınız!

 

Bakın o adamlar şike yaptıklarını bildikleri halde topu tüfeği birleşti ortalığı sulandırıp yaptıkları pislikleri örttüler. Hatırlayın daha geçen hafta bir yöneticileri, A. Kığılı, çıkıp ısmarlama yaptı, “Ne yapıp edin son maçı kendi sahamızda Galatasaray’la oynayalım”, çekilen fikstüre bir göz atın.

 

Biz ise ilk başta sağlam bir duruş gösterdik ama maalesef kimse arkasında duramadı, bizde topumuz tüfeğimiz bir olup bu kahpe düzene karşı çıkabilirdik, her şey irade ve karakter meselesi! Biz hala suçlular ile aynı havayı soluyor, suça ortak oluyoruz sesimiz soluğumuz kesildi. Evvelsi günde yazdım, tek amacımız şampiyon olup Avrupa’ya gitmekse şayet, lanet olsun böyle şampiyonluk! Böyle sahte düzenin içinde dünya’da tüm kupaları toplasak ne kıymeti var ki?

 

Ben de Avrupa’ya katılmamızı istiyorum ama kupa için değil. Tek dileğim bir gün Brügge ve Paris Ultraları ile karşılaşıp açık hesabımızı kapatmak, sade bunun için yaşıyorum kupaları onların olsun....

Weiterlesen

GAME OVER!

8. April 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

game_over.jpg

Tiyatro ligi bugün bitiyor, Galatasaray yenilse dahi birinci, play off mof filan hepsi hikâye. Şunu belirtmekte fayda var, hala şikeye karışan kulüplere ceza kesilmediğinden dolayı play off maçlarının ilk başlama düdüğü çaldığı andan itibaren FIFA ve UEFA tarafından ağır yaptırımlar uygulanacak!

 

Ama bu kimsenin umurunda değil, millet sırf sanal âlemde atıp tutuyor. Tartışmak güzeldir de esas önemli olan icraat! Tabi icraat için cesaret lazım, oda sizde olmadığına göre yaşadığınız süre koyun sürüsü gibi çobanın peşinden yürümek zorundasınız.

 

Hem, bu yalancı, sahtekâr, şerefsiz, düzenbaz, para için kendini satanların liginde birinci gelmenin ne gibi kıymeti olabilir?

 

Tek amacımız tüm bu olanlara rağmen ne yapıp edip Avrupa’ya gitmek, büyük paralar kazanmak mı?

 

Bu zihniyet bizi şikecilerin seviyesine indirmiyor mu?


 

Hani GALATASARAY spor ve eğitimin yuvasıydı?

 

Kurucumuz Ali Sami Yenin gösterdiği hedef “Türk olmayan takımları yenmek”.

 

İyide hadi yendiğinde elin oğlu “siz şike yaptınız” derse ne cevap vereceğiz?  “Hayır, bizim suçumuz yok, onlar yaptı” diyemeyiz!  Çünkü biz, bildiğimiz halde sırf kendi menfaatlerimizi göz önünde tutarak her şeye razı geldik ve suça ortak olduk!

 

Sırf birilerinin maddi kaybını kurtarmak için Türk futbolu ateşe atıldı “The Show Must Go On”. Yarın yayıncı kuruluş stüdyolarında şenlik var, eğer bizden birisi katılırsa üzülerek söylüyorum benim gözümde o adi ŞEREFSİZLERDEN bir farkı yoktur!

 

                               SADE GALATASARAY !

Weiterlesen
<< < 1 2 3 > >>