Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

Here I Come

30. Mai 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

 

Weiterlesen

Olmadı

29. Mai 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Euro2016 İtalya’ya verileceğine kesin gözüyle bakıyordum, açıkçası Fransa benim hesabımda yoktu. Türkiye’nin her ihtimale karşı diğer ülkelerde önce bu turnuva düzenlendiğinden dolayı şansı yüksek olduğunun kanısındaydım, bir puanla kaybetmemiz sade formalite, Fransa’nın kazanması malum. Hadi siyasetti, lobiydi, şuydu, buydu bir kenara koyalım, gerçekten hakettikmi? İnanın çok üzüldüm,Euro2016 Türkiye’de düzenlenmesi AB’ye girmekten daha çok önem taşıyordu. Oradan gelecek paralar direk yatırımlara dönüşecekti, ülkemiz müthiş bir kalkınma hamlesi yapacaktı. Maalesef olmadı, birileri istemedi, o birilerinin başını biz Türkler çekiyoruz(!)

Euro 2016

Evet, baş sorumlu bizleriz. Güzel tanıtım yaptık, bir şans istedik, gelecek bizim dedik ama o tanıtım videosu sade “wishful thinking”. Ya tutarsa hayalleriyle yaşıyoruz, tutmadı ne yazık ki, çünkü samimi olmadığını onlar bizden daha iyi biliyorlardı yemediler. Türk futbolunda son haftalar yaşananlara dönüp bakarsak, bizim ülkemizde dünyanın üçüncü büyük spor organizasyonun düzenlenmesi için ortam hazır değil. Doğru, biz Türklerin müthiş futbol tutkusu var, yalnız biz gerçek futbolsever değiliz. Sade kenardan seyredip eğleniyoruz, gerçek tutkuyu ne yaşayabiliyoruz, nede yaşatabiliyoruz. 26 yıl sonra Anadolu’dan bir Şampiyon çıkardık kimsenin umurunda değil, bunu bile dünkü tanıtımda kullanamadık, eğer kullanılsaydı üç sene şampiyonluk sözü verenler kızardı. Fransızlar multikültürel toplum olduklarını vurguladılar, bizler derbi sonrası Leo Franco’yu şaibelikle suçladık. Yetmedi Amerika kampı süreci içinde yaptığımız ilk hazırlık karşılaşması öncesi milli marşımızı okuyan, geçen sene Türkiye’yi Eurovizyon şarkı yarışmasında temsil etmiş, yerli halkın değimiyle“Gurbetçi” hanımefendinin fizik yapısı ve şivesiyle alay edildi.


Bir arkadaş bloğunda, “Hakan Şükür, Nihat Kahveci vb. oyuncuları UEFA’nın kollarına sokmalıyız” diye yazmış. Hoş, yeri geldiğinde Hakan Şükür’e irtica damgası vuranlar yaptığı somut eleştirilere tahammül edemeyenler buna yol verirmi? İtalyanlar Fatih Terim’i ön plana çıkarırken,”o milli takımın başında kaldığı sürece benim takımım değil” diyenlerin kol gezdiği ülkede Euro2016 gibi önemli bir turnuvanın düzenlenmesini beklemek, Noel babayı beklemekten farkı yok. Türk Futbolunu yanlış kişiler yönetiyor, örneğin basketboldan gelen Lütfü Arıboğan. Katılıyor ve işportacı zihniyetiyle futbolu pazarlayan Mahmut Özgener’i de ekliyorum. 1996-2002 yılları arasında müthiş bir kuşak yakalamıştık, büyük başarılar kazandılar ama maalesef biz onlardan bile faydalanamadık. Şimdi neden UEFA’ya sokamadığımıza hayıflananlar şahsen bana samimi gelmiyor.


Fakat pes etmek yok,2016 olmadı neden 2018 Dünya Kupası olmasın? Şimdiden kolları sıvayalım, ilk başta futbola bakış açımızı ve kafa yapımızı değiştirelim. Hatta 2018 dünya kupasını Azerbaycan ile ortak düzenleyelim. Biz, önce kendimizden saydıklarımızla, bizi gerçekten sevenlerle kenetlenelim, istikbal oralarda. Bu Coğrafyada bize fazla ekmek yok, üstelik hala “Hasta Adam” gözüyle bakıyorlar, haklılarda(!)


Dipnot; Bugünden itibaren “ultras-istanbul blog” resmen FSE(Football Supporters Europe) üyesi.

Weiterlesen

Taraftar Nasıl Etkisiz Bırakılır? #2

25. Mai 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Neden Taraftar etkisiz bırakılmak istenir diye soruyorsunuz kendinize, o kadar çok sebepler sayabilirim ki, ama sade yazmakla okumakla bitmiyor, anlamak ve reaksiyon gösterilmeli. Mesela “Ortega” gibi >>> link


Futbolseverlerin duygularını, hislerini paraya dönüştürmek isteyenler her türlü yolu deniyorlar. Bunların arasında en etkilileri Kulüp Yönetimleri ve emniyet güçlerinin uyguladıkları baskılar. Emniyet güçlerinin uyguladıkları baskılar tamamen mevcut yasaları koruma yönünde, lakin onlarda sivil hayatlarında mutlaka bir kulübe gönül vermiştirler. Ama aralarında öyleleri var ki, ne zaman üzerlerine üniformalarını geçirseler ruh halleri değişiyor, hepsi kana susamış canavara dönüşüyorlar. Bu tür mahluklara en çok yeni oluşturulan “çevik kuvvet” adlı toplum polisleri arasında rastlıyoruz.. Onların bu davranışları, statlarda özgürce coşkusunu yaşamak isteyen taraftarları çileden çıkarıyor. Adeta “Devlet güçleri-Halk” arasında husumete neden oluyor, mutlaka buna karşı bir önlem alınmalı(!) 

pergliultras.jpg

Futbol ticaretinde yeni yapılanmaya gidilerek kusursuz yürümesi için siyaset mekanizmalarını da devreye sokarak yeni yasalar oluşturuldu. Öyle yasalar ki, örneğin bir futbol müsabakası izlemeye giden sıradan vatandaş otomatikman terörist statüsüne giriyor. Altında yatan ne olabilir ve futbol maçına gidenler niçin bu kadar tehlikeli? Maksat spor üzerinde daha çok para kazanmak için pop kültürünün bir parçası yapmamı? Müsabakaların başlangıç saatlerini değiştirerek, haftanın 7 gününe yaymanın amacı ne olabilir? İnsanları sosyal hayatlarından kopartıp televizyonun kölesi olmasını istiyorlar?


“UEFA 1992 yılında Şampiyonlar Ligini devreye soktuğunda, futbol kulüplerine yeni gelir kapısı açtı. Futbol yayın haklarını büyük paralarla televizyon kurumlarına pazarlayarak yeni kulüplere yeni maddi kaynak oluşturuldu. Aynı yöntem yerel liglerde uygulanmaya başlandı ve büyük paralara yayın hakları satıldı. Yayıncı kuruluşları boş durmadı tabii, kulüplere aktardıkları paraları kendi istekleri doğrultusunda harcamaları yönde direterek, kendi kurallarını koydular. Futbolu televizyonun tüketim ürünü haline getirerek salt oyun olmasından çıkardılar ve böyle kalması içinde ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar, gerekirse gündemi değiştirebiliyorlar.”


Cevaplardan biri bumudur?


Belki değildir, peki neden taraftarlar hiç beklemedikleri zamanda polis tarafından provoke ediliyorlar?  Bursaspor maçı öncesinde ASY stadı önünde çıkan olayları nasıl açıklayabiliriz? Niçin deplasmana gelen rakip otobüsü, kameralar eşliğinde fanatik Galatasaray taraftarlarının en yoğun olduğu bölgeden geçirildi? Bunun gibi ve benim başıma gelen birçok örnek sayabilirim, fakat nafile. Hayretle izliyorum ve üzülüyorum, hala Türk futbolseverlerin futbola naif bakışları gün geçtikçe garip haller alıyor. Artık futbolun endüstriyelleşmesini o kadar kabullenmişler ki, bundan başkasını düşünemiyorlar, sanki derin bir komanın içine düşmüşler.


Woodrow Wilson yaşasaydı onlarla gurur duyardı, ne alakası var şimdi?


Devam edecek…..

 

Weiterlesen

Yalnız Aşkı Vardır Aşık Olanın

23. Mai 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Ve kaybetmek daha zor bulamamaktan....

 

Logo_Galatasaray.jpg

 

Çık gel bir kez daha çıkıntılardan

Çık gel bir kez daha bozguna uğrat....

Weiterlesen

ŞAMPİYONLAR LİGİ FİNALİ INTER - BAYERN MÜNİH 2:0

23. Mai 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Dün oynanan Şampiyonlar Ligi finali bu sezonun iki gerçek şampiyonu arasında geçti.Ve ikisi de bu sezon kendi ülkelerinde kazanmadık kupa bırakmadılar.Inter,Milito’nun golleriyle kulübüne üçüncü kupayı kazandırdı. Mourinho maçtan sonra Alman SAT1 televizyon kanalına seneye Real Madrid’e kesin gideceğini açıkladı. Eto’o yine boş geçmedi, geçen sezon Barselona ile üç kupayı kazanmıştı, bu sezon Inter’de aynısını tekrarladı.


İki kulübün taraftarları da finale damgalarını vurarak muhteşem koreografiler sergilediler. Inter taraftarları 15.000 bin küçük bayraklar,15.000 bin karton ve birde dev bayrağı dört TIR’la Santiago Bernabeu stadına taşımışlar, RESPECT!

inter

bayern

Weiterlesen

Taraftar Nasıl Etkisiz Bırakılır? #1

22. Mai 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Futbolun 1990’lı yılların başlarında dünya çapında bir sanayiye dönüşmesi taraftarları da etkisi altına almıştır. Maalesef Futbolu pazarlamanın yeni modeli içinde damardan Taraftarlara, Tribün kovalayanlara yer yok(!) Bunun altında yatan birçok nedenler var. Damardan taraftarlar kulüplerini karşılıksız sever, iyi günde kötü günde her zaman kulübünün yanındadır. Tribüncüler tüketici değildir, onlar gerekirse takımının renkleri için canını verir. Ne yazık ki gün geçtikçe hepsi kayboldu, futbolun endüstriyelleşmesi yeni bir kitleyi ortaya çıkardı “MÜŞTERİ”. Artık geçmişte olduğu gibi ateşli taraftarın yaptığı deplasmanlar, tezahüratlar, pankartlar vb. etkinlikler göz ardı ediliyor. Her sezon yeni çıkan model formadan satın almalı, mobil telefonu değiştirip kulübün anlaştığı sponsora geçmeli, bahisleri kulübün anlaştığı şirketin sitesinden oynanmalı, kulübe ait şifreli televizyon kanalına abone olmalı, her sezon şişirilmiş yabancı transferleri havaalanında karşılamalı. Tüm bu saydıklarımı yapanlar artık gerçek taraftar sayılıyor, binlerce kilometre Deplasman kovalamışsın, hiçbir tane amatör branşı kaçırmamışsın, gerektiğinde kulübün renklerini savunmak için alayına gitmişsin kimsenin umurunda değil. Üretici değil tüketici olmalısın çünkü yeni milenyumun, yeni taraftarlık zihniyeti senden bunu istiyor.

karkif.jpg

Karşı çıkıldığında bahaneler hazır,”kulüp menfaatleri” ya da “kulübün borcu var gelir kaynağı lazım”.Bu kelimelerle yıllardır insanların beyinlerini yıkadılar. Tamam, hepsini kabul ediyorum, madem kulüp menfaatleri de neden her sezon milyonları sokağa döküp satın alınan oyuncuları, bir sene sonra tuhaf bahanelerle, üstelik oyuncuları töhmet altına sokacak şekilde suçlayıp. Diğer yandan mükâfatlandırır gibi büyük tazminatlar ödeyerek takımdan gönderiliyorlar? Bunları dile getirdiğimizde Galatasaray düşmanı oluyoruz. Ultra’yız ya öcü gözüyle bakıyor bazıları, işin acı yanı kendimizden saydığımız Arkadaşlarımız tarafından bile dışlanıyoruz. Hâlbuki Manifesto’ya göz atın hepsi açıkça belirtilmiş ve sanıldığı gibi Ultra’lar endüstriyel futbolu yok etmek için kimseye savaş açmış değiller(!)


Manifestonun başında şöyle bir yazı var;


Artık tüm taraftarların UEFA, FİFA, TV kuruluşları ve ulusal lig federasyonları arasında neler olduğunu anlaması gerekmektedir. Futbolu yönetenlerin amacı, her ülkenin en büyük kulüplerinden meydana gelen bir Avrupa ligi oluşturmaktır. Böyle bir yapılanma, TV yayın hakları ve tamamen dolu statlar sayesinde bu gruba çok büyük bir para girdisi sağlayacaktır. Küçük takımlarsa, statları küçük olduğu ve TV ’ye seyirci çekecek potansiyelleri olmadığı için bu ligin dışında bırakılacaktır.

Sürekli artmakta olan TV izleyicisi ile stadyumlardaki azalan seyirci arasındaki rekabet gün geçtikçe azalarak stadyumdaki taraftarı kulvar dışında bırakacaktır! Birkaç yıl sonra oyun sahası bile sponsorlarla işgal edilecek ve reklamların görünmesine engel olur diye tribünlere pankart asmak yasaklanacaktır.

Taraftarların yanlarında büyük bayrak, pankart ve meşale gibi şeyleri getirmesi engellemek için tribünlerde binlerce görevli olacak ve bu yaptırımlar en küçük taraftar olayını abartarak manşetten veren büyük medya kuruluşlarının desteğiyle olacaktır. Ayrıca yine birkaç yıl sonra takım formalarımız tıpkı Formula 1 arabaları gibi sponsorların reklamlarıyla dolacaktır. Senaryo hazır ve uygulama başladı: ılımlı, uslu taraftar! Artık Ultrasa yer yok. Tüm taraftarların oturarak maç seyretmesi gerektiğini söyleyen bir UEFA bildirisi var.

Sinema ve tiyatro seyreder gibi maç seyreden, tezahürat yapmayan taraftar istiyorlar. Takımlarımızın bizler için bir din, bir inanç olduğunu anlayamıyorlar. Takım armalarını kollarımıza döv meletip formalarını giyerek biz şehirlerimizi temsil ediyoruz. Bu yapay fabrika futboluna karşı, sadece bir kereliğine de olsa, tüm curvalar (kale arkaları) birleşmelidir!


Yukarıda yazanların hepsi aşağı yukarı gerçekleşti. Görüldüğü gibi artık “Tribün kültürüne”  yer yok, işte bu yüzden dünya’da tüm Ultra’lar futbolun değişimine karşı mücadele ediyorlar. Tribün Kültürünün ne olduğunu önceden bahsetmiştim  Tribün Kültürü Nedir ? . Yeni oluşan futbol ticaret zihniyetinin amacı oyunu güzelleştirmek değil, onlar milyarlarca insanı gönül verdiği oyun üzerinden sömürmek istiyorlar. Dünya halkının %80’i müptela olduğu futbola harcadığı para 2008 yılında 350 milyar Sterline ulaştı ve bu meblağ her yıl bir kat daha çoğalıyor. Futbol kulüplerini şirketleştirerek kirli sermayelere muhtaç bırakanlar, ileri yıllarda bu büyük paraları bulamayan küçük kulüplerin kaybolmasına neden oldu, Porthmouth bunun somut örneği. Karşılıksız kulüplerine gönül vermiş damardan taraftarlar, aynı nesli tüketilen Kızılderilileri toplumdan dışlayıp özel bölgelere yerleştirildiği gibi, modern statlar inşa ederek haritadan silecekler.


Manifesto buna da çözüm getirmiş;


Gerçek taraftar bu kuralları benimsemelidir:

1) oyuncu alışverişi sadece sezon öncesi olmalı, lig devam ederken değil.
2) gol sevinci yaşam özgürlüğüdür: gol sevincine müdahale edilmemelidir.
3) tüm maçlar aynı gün, aynı saatte oynanmalı.
4) yabancı sınırlaması getirilmeli, altyapıdan gelen gençlerin önü kesilmemeli.
5) kendi kulübüyle sözleşme imzaladıktan sonra daha fazla para teklif edilince başka bir kulübe gitmek isteyen futbolcuya bir yıl futboldan men cezası verilmeli.
6) bir kulüp başkanının, başkan veya yönetici olarak başka bir kulüpte aktif görevler alması engellenmeli.
7) eski şampiyon kulüpler kupası formatına dönülmeli: ülkesinde hiç şampiyon olmamış bir takım şampiyonlar ligi ne katılıp kazanabiliyor.
8) forma numaraları 1 den 11 e kadar olmalı.
9) kulüplerin deplasman taraftarları için ayrılan biletleri turizm acentelerine vermeleri yasaklanmalı.
10) futbol kulüpleri her sene aynı formayla mücadele etmeli.
11) forma arkalarına isim yazılmamalı.


Profesyonel futbol yüzyıldan fazla var, zaten bu gerçeği kimse inkâr etmiyor. Elbette kulüpler bünyelerinde bulundurduğu profesyonel oyuncuların maaşını ödemek için gelir kaynakları üretmek zorundalar. Manifestonun koyduğu kurallar sade bir öneri ve kısaca şunu demek istiyor “Bu işi adam gibi yapın, suyunu çıkarmayın !”


Devam edecek…

 

Weiterlesen

Taffarel Brezilya Kadrosunda

21. Mai 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Brezilya Teknik Direktörü Dunga Güney Afrika’da düzenlenecek dünya kupası finalleri için kadrosunu Tafferel ile güçlendirdi. Dunga’nın yardımcısı Jorginho gibi Taffarel’de 1994 yılında ABD’ de dördüncü kez dünya kupasını kazanan Brezilya Milli takım kadrosunda bulunuyordu. Finalde İtalyan Massaro’nun penaltısını kurtaran ve kupa zaferinde önemli pay sahibi olan Taffarel, Breziya milli takımının dünya kupasında karşılaşacağı rakiplerini takip edecek.

taffarel4

Görevinin sade gözlemcilik ile sınırlı kalacağını sanmıyorum, Dunga onu oyunculara mentor olarak kullanacaktır. Bilindiği gibi Taffarel 1998-2001 yılları arasında Galatasaray’da oynamış, UEFA kupasını kazanmamızda büyük payı var. Thierry Henry’in kafa topunu çıkarması hala akıllarımızdan çıkmadı, yeni görevinde başarılar Taffi.

Weiterlesen

Aklımızda Kalanlar

20. Mai 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

 

                                GALATASARAY-ISTANBUL - Atletico Madrid

 

gs-1

gs-2

 

 

 


                                   Adana Demirspor - AC Livorno

 

ads-1.jpeg

ads-2.jpeg

 

 

 

                                          100 Jahre Borussia Dortmund

 

100-Jahre-Borussia-Dortmund

 

 

 

                                                            YOUNG BOYS BERN

 

yb-1

yb-2

 

 

                                                                   Werder Bremen

werder-1

werder-2

 

 

                                         Love United Hate Glazer !

 

loveunitedhateglazer 353716

 

 

 

                                       Crvena - Zvezda(Sırbistan)

 

crevena

 

 

                                                  PSG

 

psg-1

psg-2

 

                              

                                                    Mısır - Cezayir

 

yahia.jpg

 

                    

                                           Ist geblieben !

 

50plus1.jpg

                                               Robert Enke (REST IN PEACE)


Robert_Enke.jpg

 

 

                                    LIBERTA PER GLI ULTRAS !

 

akhisaristanbul202

kenanv

 

                        

                                  ÖZHAN CANAYDIN (REST IN PEACE)

 

canaydin

 

                   

                                              ULTRAS KÖLN

 

checkpointstadion-copy-1

mungersdorf

 

                       

 

                              NO AL CALCIO MODERNO !

 

logo 2 schw

roma-2.jpg

 


 


 


Weiterlesen

Aftermath

19. Mai 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Bursaspor Şampiyon olarak Türk futbolunda ikinci devrimi gerçekleşti. Tabii ki Trabzonspor Anadolu’dan çıkan ilk şampiyon, fakat o yıllarda futbol şimdi olduğu gibi sanayileşmemişti. İstanbullun üç büyük kulübü Avrupa transfer piyasasında pek söz sahibi değildi ve henüz Zagreb’den öteye geçememiştiler. Onlar şimdiki kadar olmasa da yine bugün olduğu gibi paralarını savuruyor, Türkiye’nin en yetenekli oyuncularını kendi bünyelerinde topluyorlardı. Yalnız Türkiye birinci ligi Trabzonsporun şampiyon olduğu sezon 18.yılana girmişti ve Anadolu’dan ilk şampiyonu çıkardı.

Bursaspor 26 yıl sonra Anadolu’dan şampiyon çıkan ikinci kulüp. Bu süre esnasında dünya’da ve Türkiye’de futbol muazzam gelişti ve büyük ekonomik güç haline geldi, işte böyle bir ortamda Bursasporun şampiyonluğu daha önem kazanıyor. Minimal bir bütçeyle Bursaspor imkânsız sayılan, başarıya giden yolun sade maddi güçte gören üç büyük İstanbul kulüplerine ne kadar çok yanıldıklarını kanıtladılar. Bursasporun şampiyonluğu diğer anlamda “endüstriyel futbolun” suratında patlayan şamar oldu(!)


Türk Futbolunda ilk devrimi kuşkusuz 17 Mayıs 2000 tarihinde UEFA kupasını kazanarak Galatasaray yapmıştır. Uluslararası alınan başarı Tük futbolunu çağ atlattı, ne yazık ki Türk futbolunun başında olanlar bunu iyi değerlendiremediler. Aynı Bursaspor’da olduğu gibi, Galatasaray’ın aldığı bu büyük başarı Avrupa’da büyük yankı yarattı ve o güne kadar Avrupa kulüplerinin futbolda artık başarıların büyük paralar harcayarak oluşmadığını gösterdi. 17 Mayıs UEFA kupa finalinin Arsenal kadrosu dünya yıldızlarıyla doluydu, büyük paralarla alınmıştılar. Aralarında Henry, Vieira gibi Dünya kupasını kazanmış oyuncular vardı, diğer yandan üst düzey Uluslar arası tecrübeye sahip Kanu, Sukar, Overmars vb. futbolcularda bulunuyordu. Galatasaray’ın mütevazı kurulmuş kadrosunda sade Hagi, Popescu ve Tafferel gibi yaşları ilerlemiş dünya yıldızları vardı. Ama esas dikkat çeken bu yaşlı yıldızların etrafı çoğu Galatasaray’ın alt yapısında yetişmiş, yerli genç oyuncularla donatılmış olmasıydı. Uzun zamandır planlı ve bilinçli şekilde yürütülen bu proje mutlaka bir gün meyve vereceği biliniyordu.


Galatasaray’ın UEFA kupasını ve ardından Süper Kupayı kazanarak istikrarını sürdürmesi, Avrupalıları şapkalarını önüne koyup düşünmeye zorladı. Belki bu başarı Avrupa’da Türkiye’de olduğu gibi devrim etkisi yaratmadı, çünkü geçmişte bir Ajax örneği vardı. Fakat Ajax nede olsa Avrupa’nın ileri gelmiş ülkesi Hollanda kulübüydü ve kendi aralarında normal karşılanıyordu. Galatasaray üçüncü dünya ülkesi olarak görülen Türk kulübüydü, işte bu gerçek Avrupalıların kafalarının dank ettiği an oldu. O tarihten sonra Arsenal ve birçok Avrupa’nın büyük kulüpleri Galatasaray’ın elde ettiği bu başarıdan ders çıkardılar. Meğerse futbolda illa büyük paralar harcayıp, büyük başarılar kazanılacağın garantisi olmadığını anladılar ve kavramlarını değiştirdiler. Akıllıca planlanmış, biraz sabır isteyen ama uzun süre istikrarı getiren iyi organize olmuş takımlar oluşturdular. Onlar şunu da hiç göz ardı etmediler, Galatasaray’ın mütevazı kadrosu tesadüfen UEFA kupasını kazanmamıştı. Mükemmelle yakın futbol oynuyorlardı, coşku ve hırs vardı ve Avrupalı futbolseverlerde büyük beğeni toplamıştı.


2000 yılından sonra Avrupa’da “endüstriyel futbolda” önemli değişim yaşandı, ne hikmetse hala Türkiye Spor kamuoyu bunun farkına varamadı. Futbolun ticaretini yapanlar, oyunun futbolla alakası olmayan ticari markaları ön plana çıkartıp yeni formata dönüştürülmesi gelecek için pek ümit verici olmadığını anladılar. İki top yapabilen becerikli oyuncuların piyasa değerlerini astronomik rakamlara getirip pazarlamaları. Ve onların üzerinden elde edilen Merchandising gelirleriyle, taraftarlar arasında yaratılan suni heyecanın kısa sürmesi bazı futbol kulüplerini büyük maddi krizlerin içine sürüklediği ortaya çıktı. Yaratılan suni heyecan gerçek futbolseverleri futboldan uzaklaştırmış yeni müşteri profili oluşturdu. Dolayısıyla bu yeni kitle bir süre sonra vaat edilen başarıların gelmemesiyle hayal kırıklığına uğramış ve büyük sıkıntılara sebep vermiştir.16 Mayıs akşamı Fenerbahçe stadında yaşananlar, bu suni ortamı yaratanların mağdurlarıdır. İşte bu yüzden Fenerbahçe kulübüne zamanında Galatasaray’a olduğu gibi aynı ceza kesilmelidir. Ki, insanları boş yere kandıranların aklı başına gelsin.


Galatasaray’ın UEFA kupa zaferinden Avrupalılar önemli dersler çıkardılar ve başarıyla uyguluyorlar, daha yeni meyvelerini vermeye başladı. Gerçi hala Real Madrid eski alışkanlığından vazgeçmedi, ama bu sezon harcadığı 250 milyon Avronun karşılığını alamadığı ortada. Türkiye Galatasaray’ın Avrupa başarısından maalesef ders çıkaramadı, lakin biz bile farkına varamadık. Başka şeyler oldu, Galatasaray’ın başarısı bazılarını o kadar çok rahatsız etti ki, o günden itibaren bu başarıdan önemli ders çıkaracakları yerine aşağıladılar, kendi taraftarlarını avutmak için kitleler arası düşmanlık yarattılar. Hoş, son yaşanan hezimetleri ortada dururken hala alışkanlıklarından vazgeçmemiş minareye kılıf uydurmanın yollarını arıyorlar.


Biz Galatasaraylılar da Avrupa zaferimizden ders çıkaramadık, gün geçtikçe rakiplerimize benziyoruz. Şimdi gülüp eğleniyoruz düştükleri durumlara, Allah göstermesin bu gidişle onlardan kötü olabiliriz(!) Bir Galatasaraylı olarak önümüzdeki sezon tekrar özümüze dönüp iyi organize olmuş, camianın büyüklüğünün farkında, taraftarların beklentisinin bilincinde olan. Formanın ağırlığını üzerinde hisseden, işini ciddiye alan, sorumluluktan kaçmayan oyuncularla kurulu bir takım ümit ediyorum. Son icraatlar bu yönde oluşacağının sinyalini veriyor, tabii biz taraftarlara çok iş düşüyor. Yıldız transfer hayallerini bir kenara bırakarak, Bursasporun başarısından önemli dersler çıkarmalıyız. Unutmayalım 2001/2002 ve 2005/2006 sezonlarında şampiyon olduğumuz kadrolarda büyük yıldızlar yoktu şimdi olduğu gibi. Onlar Galatasaray’ın büyüklüğünün farkındaydılar ve büyük fedakarlıklar yaparak bizi mutlu ettiler(!)

Weiterlesen

19 Mayıs 2007 vs. 16 Mayıs 2010 !

18. Mai 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Aşağıda gördüğünüz görüntüler üç sene önce Ali Sami Yen stadında yaşanan vahim olaylar.Çıkış sebeplerinin detayına girmeyeceğim,herkesin malumatı var.Olaylarda yüzlerce insan yaralandı,onlarca insan aylarca hapis yattı.Aralarında toplumun her kesiminden insanlar bulunuyordu,çoğu bu yüzden tribünü bir daha dönmeksizin terk etti,bazılarının Aile hayatı ve iş düzeni bozuldu.19+mayıs+2007+galatasaray+fenerbahçe+maçı

19+mayıs+2007+galatasaray+fenerbahçe

 

Bu görüntüler iki gün önce Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu stadından.

152055-4


 

taraftar-boyle-kahroldu--1
taraftar-boyle-kahroldu-2

Fenerbahçe ve Trabzonspor arasında oynanan ligin son müsabakası, Fenerbahçe’ye mutlak galibiyet lazım. Müsabakanın uzatma bölümlerinde bir yanlış anons yapılıyor, Bursa’da maçın 2:2 olarak anons edildikten sonra Fenerbahçe taraftarları Şampiyon olduklarından emin, bitiş düdüğüyle sevinçten sahaya atlıyorlar. Tam 10 dakika sürüyor kutlamaları. Hata düzeltiliyor fakat ondan sonra büyük olaylar cereyan ediyor. Öfkeden Stadı yakan, koltuklarını kıran ve birçok yerine maddi zarar veren Fenerbahçe taraftarları hızını alamıyor stat dışında polisle çatışmaya girerek birçok dükkânları tarumar ediyorlar.


Üç yıl önce ASY’ de yaşanan olaylardan sonra TFF Türk futbolunda miladi ceza kesti ve Galatasaray’ın sahasını tam 5 maç kapattı(!) Bunun peşinde gelen kulübün maddi zararları cabası. Bir Galatasaray Taraftarı olarak TFF’yi göreve davet ediyor ve mutlaka zamanında Galatasaray’a uyguladığı miladi adaletti Fenerbahçe içinde uygulamasını istiyorum.


Buradan tüm Galatasaraylılara sesleniyorum,lütfen bu konunun mutlaka takipçisi olalım,peşini bırakmayalım !!!

 


Weiterlesen
1 2 3 > >>